Yukarı Çık

Gün doğmadan Altair uyandı. Avlulu evde nöbetçiler hariç kimse uyanık değildi. Evin kuzey tarafında bulunan ağacın, dibine gömdüğü Gognog general ailesinin yüzüğünü aldı. Yüzüğe baktıktan sonra gülümseyerek "Vay Gümüş, sen ne şeker bit itsin öyle." diye mırıldandı. Daha sonra da atına atlayarak madenleri teftiş etmek için, yola koyuldu. geçen 6 saatin ardından madene varmıştı. Madendekiler Altair'i görünce şaşırdılar. Altair madem sorumlusunu Nowde'yi yanına çağırdı.


"Efendim iyileşmişsiniz. Çok mutlu oldum."


"Geçelim bu faslı Nowde. Durumlar nasıl? Sanki köleler az terlemiş gibi az mı çalışıyorlar yoksa. Günde 14 saat çalışacaklar demedim mi!"


"14 saat çalışıyorlar efendim. Lakin bu aralar köle sayımızda azalmalar oldu. Kahya Chengiz'e söyledik fakat sizin sağlığınızla ilgilendiği için pek ilgilenmedi."


"Ne oldu bu köleler lan! Ne kadar eksik?"


"Efendim bildiğiniz üzere her hafta birini azat ederek Papatya hanım götürüyor. Bir de iş kazaları oluyor malum. Özellikle de demir eritme bölümünde. Yaşlılar 30 kg demir külçeleri yukarından kazana atarken bazen dengelerini kaybedip kendileri de erimiş demir kazanına düşüyor. On yaşındaki kölelerde madende bazen zehirli gazlar çıkması sonucu ciğerleri iflas ediyor ve ölüyorlar."


"Ya bana böyle ufak ayrıntılarla gelme. Anladık insan gücü zayıf kalıyor. Zaten insan köleler için başka şeyler düşünüyorum. Günde ne kadar üretim var?"


"Efendim günde 1 tane zırh, 3 tane mızrak, 5 tane de kılıç üretebiliyoruz. Lakin köle yetersizliğinden kılıç üretimi şu an 3."

"Ney?! Üç mü?! 5-3=2, 2×30=60. Yani ben ayda 60 kılıç zarara mı giriyorum. Seni lanet olası! Bu durumu düzelt hemen! Gerekirse 15-16 saat çalıştır ama bu durumu düzelt!"


"Emredersiniz efendim."


"Bu arada Liss'in civcivlerine bir güvercin yolla. Ona burada olduğumu ve gelmesini söyle."

"Emredersiniz efendim."


"Ha! Bir de ot nerede?"


"Ot? Anlayamadım efendim."


"Lan hepsi de aynı tepkiyi veriyor. Papatya nerede?"


"Efendim o, dün azat edilen köleyi götürdü."


Altair, anlamıştı. Papatya, köleyi götürüyorsa, Orkente götürüyordu. Orklara ziyafet için... Zaten orayı denetlemek için oraya da gidecekti.


"Tamam ben gidiyorum. Üretimi artır!"


Altair, Nowde'ye bir kez daha ikaz ederek, atını dört nala sürmeye başladı. Orkent, madene yarın günlük mesafedeydi. Atı hızlı kullanırsa 8 saate düşürebilirdi.


----------------------


9 saat sonra Altair, Orkente vardı. Gördüğüne inanamıştı. Şehir bir ay öncenin neredeyse iki katıydı. Kapıda, Altair'in yapılmasını istediği zırhlarla döşenmiş dört tane ork vardı.


Altair orkları görünce gülümsedi. Gerçekten güçlü duruyorlardı. Eyi eyi... Bunlardan 50 tane olsa 250 kişilik insan birliğini, dozer gibi biçer.


Orklar Altair'i görünce domuz gibi sesler çıkararak "Altair efendi hoşgeldi." diyerek kapıya güçlü yumruk attı. Ardından kapı açılarak, Altair içeri girdi. Bu orklara hala kelime sonuna ek ekleyebilecek zeka gelmemiş. Osman nasıl çıktı bunların arasından acaba.


Şehre girdiğinde ise Altair bir kez daha şaşırdı. "Resmen şehrin nüfusu iki katına çıkmış. Nasıl besliyor la bu manyak bunları... Kesin benden insan ödülünü artırmamı isteyecek..."


Altair etrafı gezerken, kuzu çevirme gibi bir demire bağlanmış insanı gördü. İnsan hâlâ canlıydı. Orklara onu yememeleri için yalvarıyordu. Altair, insana baktı. Yaşlı bir amcaydı. 60larındaydı. "İyi iyi yaşlıları getiriyorlar."


Ardından Papatya'yı gördü. Papatya, Cüce Tosk ile oturmuş, muhabbet ediyordu. Tosk, Altair'i görünce hemen ayağa kalktı ve "Efendi Altair!" dedi. Sesinde şaşkınlık ve mutluluk vardı. Hemen Papatya da Tosk'un baktığı yöne dönerek Altair'a baktı. İkisi de hızlı adımlarla Altair'in yanına gelerek selam verdi.


"İyileşmiş olmanıza sevindim efendim."


"Aynen efendim. Şuan çok mutluyum."


"Eyvallah. Tosk maden durumları nasıl? Efendim, size bir iyi bir de kötü haberim var."


"Kötü mü?! De bakalım?!"


"Demir miktarı tahminimizden az çıktı. Birde üstüne orklara zırh ve silah yapmak çok miktarda demir kaybına sebep oluyor. Civara bakınmaya başlayacağız."


Altair'in gözleri Tosk'a ölümcül ölümcül bakıyordu. Yavaşça elini belinde ki hançere götürüyordu.


"İyi haber ne peki?!" Sesi soğuk ve huzursuzdu.


"Benim demir sandığım yerler Platinmiş. Maden tam bir platin yığını. Her yerden platin çıkıyor. Bir de madenin kuzey bölümünde bulunan canavarınız Casandra'nın önceden yaşadığı yerin duvarları, zümrüt kaynıyor."


Altair'in anında modu değişmişti. "Zümrüt mü? Hahaha. Kaç para eder acaba?"


"Efendim, zümrütü satacak mıyız?"


"Ya ne yapacağız Tosk? Dürüp dürüp... Tövbe tövbe..."


"O zaman platinleri nasıl işleyeceğiz? İşemeden mi satacağız?"


"Platinle zümrüt ne alaka?"


"Efendim platin demir gibi bir maden değil. Onu eritmek için çok yüksek sıcaklıklara ihtiyacamız var. Onu da zümrütleri yakarak elde edebiliriz."


"Ney! Sen... Para... Zümrüt... Biliyor musun?"


Tosk, Altair'üm tuhaf tavırlarını anlamaya çalışda da bir şey çıkaramamıştı.


"Özür dilerim efendim. Lakin ben anlamadım."


Altair şoktan bir an kendini kurtarıp "Lan bir zümrüt kaç para biliyor musun? Başka bir çözüm bul! Doğal gaz yok mu? Belediye nerede!? Nerde bu devlet?! Devlet bize bahğmiii!" dedi.


Tosk ilk iki cümleden başkasını yine anlamamıştı. Bir daha anlamadım dememek için ilk iki cümleyi cevaplamaya karar verdi.

"Efendim zümrüt pahalı. Lakin işlenmiş bir platin kadar değil... Platin zırhtan ve silahtan yapılma bir ordu, yenilmez sayılır. Üstelik demir silahlara nazaran platin silahların fiyatı en az yirmi kat pahalıdır. Bu yüzden hiç bir devlet özel birlikleri hariç kimseye platin silah vermez. O kadar güçlü ateş için en azından eşsiz bir ateş tipi canavara ihtiyacımız var. Öyle bir canavarı yakalamak içinde platinden zırhlara ve silahlara sahip bir orduya."


Altair derin bir nefes aldı. Kriz anında soğuk kanlı olması gerekiyordu. "Peki bir külçe platin yapmak için ne kadar zümrüt gerek?"


"Tahminlerime göre saf bir platin külçe için 200 gr falan. Tabi normal ateşle de desteklersek yoksa 300-400 gramı da bulabilir."


"Yuh! Ne platinmiş aq."


"Platin bu efendim. En güçlü ikinci sert ve dayanıklı metal."


"Hadi diyelim ürettik. Kime satacağız peki? Devletler kolay kolay almaz diyorsun!"


"Maceracılara, Güçlü ailelere, elit askeri birliklere satarız efendim. Alıcı bulmak kolay. Üstelik orkları da platin zırhlar ve baltalarla donatırsak güçleri üç kat daha artar."


"Diyorsun?! Üç kat diyorsun?! Yani 50 vs 750 diyorsun?! Peki madem o zaman ikna oldum." dedikten sonra şeytani bir kahkaha attı. "Bu arada şehri bir aydır görmüyorum. Nüfus neredeyse iki katına çıkmış. Bunlar da tavşandan beter çiftleşiyor ha! Birde aralara yeşiller karışmış."


Papatya kıkırdayarak konuştu. "Hayır efendim. Orklar insanlar gibiler. 9 aylık bir süreçleri var."


"Eee o zaman bu nüfus da ne?"


"On gün önce Koxxer yeşil ork beyliği şehrin surlarına dayandı. 70 kişilik yeşil orklarla şehre saldırdılar. Tabi taş surları geçecek bir aletleri yoktu. Bu yüzden beş altı ork kaybettikten sonra geri çekildiler. Osamq bey de 43 zırhlı orklarla karşı taarruza geçti. Üç gün hiç haber alamadık. Sonra Osamq bey yanında tüm Koxxer beyliğiyle geldi. Koxxer beyini yenip, tüm beyliği kendine itaatine almış. Onları da şehre taşıyarak tamamen kontrolü altına aldı."


Altair şaşırmıştı. Osman'ı fazla küçümsediğine karar verdi. "Osman'a bak sen! Osman gitmiş, Osman Gazi gelmiş."




Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.




55   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   57 

DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • Seriyle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • Seriyi çeviren gruplar harici site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.



  • 55   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   57