Yukarı Çık

Chengiz, Lissandra'nın teklifini kabul edip çadırdan çıktıktan sonra Lissandra'nın yüzünde ürkütücü bir gülümseme vardı. "O or*spudan sonunda kurtulacağım!" diye mırıldandı ve görünmez olarak gözden kayboldu.


Askerler, prensesinde gelmesiyle artık savaşmaya hazırlardı. Hepsinin moreli yüksekti. Sonuçta yanlarında bir kahraman vardı. Kahraman demek iyi bir eğitmen demekti. Üstelik prensesin babası tarafından verilen epik canavarı da hatırı sayılır güçteydi. Saldırı gece baskınıyla olacaktı. Ani ve bitirici bir saldırı olacaktı.


Gece olduğunda tüm askerler kitaplarını çağırmış bekliyordu. Prensesin komutuyla canavarlarını çağırıp köye baskın düzenleyeceklerdi. Lakin asıl saldırmak istedikleri yer köyün hemen arkasında olan derin mağaraydı. Genel karargah oraydı. İçeride İsyancıların lideri Hanse olmalıydı. Söylentilere göre onunda bir epik seviye canavarı vardı. Hanse eski bir kraliyet askeri olduğundan dövüşmeyi de iyi biliyordu.


Altair çalıların arasında gizlenmiş köyü izlerken yanına prenses geldi.

"A... Altair... Sana bir şey söyleyeceğim."


Altair içinden "Bir şey söylemek için bu anımı seçtin lan! Birazdan baskın yapacağız, kızdaki derde bak!" diye geçirse de "Tabi prensesim söyleyin. Ben sizi her zaman dinlerim." dedi.


"Şey... Ben karar verdim." dedi prenses.


İnşallah saldırmaktan vazgeçmemiştir diye dua ediyordu Altair. Fakat yüzünde en uyak bir mimik oynaması yoktu.

"Neye prenses?"


"Seninle evlenme. Sen beni herkesten çok seviyorsun. Bu yüzden bende seninle olmak için prenseslik makamımdan, askeri rütbemden, kraliyet ailesi üyeliğinden vazgeçerek burada seninle yaşayacağım." dedi İsnelya. Sesi mutluydu. Gözleri gülüyordu. Altair ise ilk cümleyle beraber çok mutlu olmuşken, İsnelya'nın konuşması ilerledikçe mutluluk yerini büyük bir kedere bıraktı. Şaşkınlıktan ve planlarının an itibariyle suya düşmesinin şokundan ne diyeceğini ne yapacağını bilmiyordu. Öyle bir andaydı ki şu an en büyük ekonomik kaynağı olan isyancıları bitirmek için saldırı yapmayı bekliyorlardı. Altair sanki yaptığı yanlış yatırımdan dolayı iflasın eşiğine gelmiş bir iş adamı gibiydi.


İsnelya, Altair'in şokta olduğunu görünce mutlu olmuştu. "Onunla evleneceğimi duyunca mutluluktan şoka girdi. Canım benim ya!" diye düşündü ve askerlere saldırı emrini verdi.


Askerler anında canavarlarını çıkarak köye saldırıya geçti. Kısa süre sonra köy yangın yerine dönmüştü. Bir yandan canavarlar birbirleriyle dövüşürken diğer yandan sahipleri birbirleriyle dövüşüyordu. Altair şokun etkisinden daha çıkamamışken bir de köyün yavaş yavaş yanmaya başladığını görünce, gözleri doldu. En son böyle bir acıyı sırat koridorunda 1000 altın kaybederek yaşamıştı. Güçlü olmalıydı. Bu işten en az zararla kurtulması gerekiyordu. Lakin prensesin söyledi sözler hala kulağında yankılanıyordu. Kendini toparlamaya çalışsa da kendine gülen gözlerle bakan prenses buna izin vermiyordu. Derken arkalarında bir gölge belirdi.


Altair kendine geldiğinde ağrıyan başının izin verdiğince etrafa bakındı. Duvarlardan bir mağaranın yada ona benzer bir şeyin içinde olduğunu fark etti. Elleri bağlıydı. Hemen yanında kendi gibi bir kazığa bağlanmış prensesi gördü. Olayı anlamaya çalışıyordu lakin herşey bulanıktı. Hatırladığı son şey prensesin makamından vazgeçmesiyle ilgili sözlerdi.


"Demek uyandın. Bay kahraman. Kişkişkiş."


Altair gülüşü duyunca şaşırdı. "Yetek?! Yaşıyor musun la sen? Gümüş yememiş miydi seni?"


"Yetek mi o kim?"


Adam mağaranın karanlığından çıkınca Altair onu Yetek olmadığını gördü. "Bir an Gümüş midesi yerine yüreğini dinleyip adamı saldı sandım ama Midesinin sesinin çok gür olduğunu unutmuşum."


"Kişkişkiş. Ne saçmalıyor bu kahraman? Reis! Bu kahraman bozuntusu uyandı. Kişkişkiş."


"Bu coğrafyanın çok ciddi bir gen sıkıntısı var. Bildiğin evrimi tamamlayamamışsınız lan! At, eşek arası kalmış orada bir kaç gen."


"Sen bana ne demeye çalışıyorsun?"


"Tamam Horsen. Uzatma."


"Bu at ağızlının adı Horsen mi? Adın ağzına uymuş valla."


"Hanse reis, bırak şuna kim olduğumu gösterim."


"Tamam dedim! Sakin ol Horsen. O seninle uğraşarak dikkatinin dağılmasını sağlamaya çalışıyor."


Bu esnada prenses acı dolu iniltiler eşliğinde uyanmaya başlamıştı. Kendine geldiğinde büyük bir çığlık attı. Bir nevi patik atak geçirdiği ortadaydı.


"Sonunda prenseste uyandı. Kişkişkiş."


"Altair ve prenses İsnelya, artık benim tutsaklarımsınız. Eğer krallık istediğimi vermezse ikinizde öleceksiniz."


Prenses daha şoktan çıkamamıştı. "Morhre dışarı çık! Beni buradan kurtar!" diye bağırdı. Fakat dışarı çıkan bir canavar yoktu. Hatta kitap dahi açılmamıştı.


"Kişkişkiş. Boynunuzda Rones taşları astık. Yani canavarlarınızı çağıramazsınız. Kişkişkiş."


Prenses bir kaç kez daha denemişti fakat sonuç hüsrandı. Artık bağırmak yerine ağlıyordu.


"Şimdi konuşalım. Sizden öğrenmek istediğimiz bildiler var." dedi Hanse.


"Şu at ağızlı gülmesin. Ben her şeyi anlatırım. Bu ne ya! Bir de mağarada yankı yapıyor. Çinliler görse elini öper. Böyle işkenceyi biz nasıl düşünemedik diye."


"Güzel! Direnmeden konuşan insanı severim. Kahraman olunca bizi uğraştıracaksın sanmıştım ama yanılmışım."


Bu esnada Casandra Zihinsel olarak Altair'a bağlandı ve " Efendim isterseniz sizi kurtarabiliriz." dedi.


Altair şaşırmıştı. Kendi boynunda da Rones taşı asılıydı. Kendisininde canavar çağıramıyor olması gerekiyordu. "Benim boynumda da rones taşı var. Nasıl çıkacaksınız ki!"


Casandra güldü. "Efendim sizin kitabınız Gökkuşağı kitabı böyle ucuz büyüler size etki etmez. Dahası iki tane rün taşı bağlı. Birde ben eşsiz seviyeyim. Bu taş epik seviyeye kadar etkili."


Altair sırıtı ve "Bekleyin." dedi. Hemen ardından ürkek bir yüz takınarak "Lütfen sorun ve söyleyeyim? Ben asılda kahraman sayılmam."


"Hahaha. Güzel! Öncelikle size yerimizi kim söyledi?"


"Şey... Biraz garip şekilde öğrendim. Bir gün şehirde alış veriş yaparken bir papaz kılıklı adam bana bir kağıt uzattı ve kaçtı."

"Buna inanmamı bekliyorsun!"


"Beklemiyorum ama böyle oldu. Yoksa ben nereden öğreneceğim ya!"


Hanse ilk başta inanmasa da aklına bir şey gelmişti. Ticaret yaptıkları Orkent. Onları 100 altın dolandırdıkları için, bilgiyi sızdırma ihtimalleri yüksekti. Onu da kahraman demen bu adama vermeleri mantıklıydı. Peki ama neden dün gece baskın olacağını da söylemişlerdi ki? Tabi ya bu sayede isyancıların, onlara minnet borcu olmuştu. Hem saldırmalarını sağlayarak güç gösterdiler. Hem de onları koruyarak bir ticaretlerini korudular. Bir taşla iki kuş vurdular. Orkent'in başında kim varsa gerçekten zekiydi. Şimdi bu işi nasıl değerlendirmeliydi. Sonuçta ellerinde prenses vardı. Bu büyük bir fırsattı.

"Prensesi özel bir odaya götürün. Ona iyi bakılsın." dedi Hanse.


İsyancılardan iki kişi prensesi alıp götürdükten sonra Hanse isyancılara moral olması için Altair'i öldürmeye karar verdi. Sonuçta o bir kahramandı. Onun ölmesi kesinlikle moral olacaktı. Bu gece tüm isyancıları toplayıp eğlence verecek ve Altair'i herkesin önünde öldürmeye karar verdi.



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.




63   Önceki Bölüm 

DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • Seriyle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • Seriyi çeviren gruplar harici site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.



  • 63   Önceki Bölüm