Bölüm 125
Kasvetle örtülmüş geniş taht odasına ağır bir hava çöktü. Bir dizi yaşlı adam ve kadın başları önlerinde eğik adeta tanrılarına tapınırmış gibi saygılıydı. Arkalarında ki pencereden sırtlarına düşen ışık bile odada ki boğucu atmosferi yok etmedi.
Biraz uzakta, ışığın ulaşmadığı gölgede bir çift delici mavi göz kalabalığı taradı. Kimse görmese bile omurgalarında bir ürperti aniden ortaya çıktı. Bazılarının bacakları yumuşadı ve nefesleri hızlandı.
Bir yılanın göz hapsine alınmış gibi her an tehlikede hissediyorlardı. Baskı inanılmazdı, öylesine korkutucuydu ki herhangi bir şeye umut beslemek istemiyorlardı.
Gölgelerin arasında ki delici mavi gözler mavi yıldızlar gibi ışık saçtı. Derinliklerinde ki soğukluk ve küçümsemeyi görmemek imkansızdı. Otoriter ve baskın gözlere dikkatli bakılacak olursa içinde hüzün ve yorgunluk görüle bilirdi.
Bu hikayesi olan bir kadının gözleriydi. Acımasız ve vicdansız hayatın ona biçtiği kader onu bu noktaya getirmişti.
Kalabalığın arkasında ki ışık hafif hareket etti ve odada ki gölge yok oldu. O anda büyüleyici bir figür ortaya çıktı.
Tanrım! Ne kadar güzel bir kadındı bu.
Kısa siyah saçları omuzuna dökülmüştü eşsiz güzel yüzü bir sanat eseri gibiydi. Parlak ve canlı çatık kaşları eşsiz güzelliğe sahip gözlerinin kısılmış görünmesini sağladı. Ufak bir burnu mor rujla boyanmış tatlı dudakları vardı. Oval yüzü ufak çıkıntılı çenesi ve dudakları aralanınca görünen inci gibi sıralanmış beyaz dişleriyle muhteşem bir güzellikti.
Uzun boynunu süsleyen kan kırmızısı lotus çiçeği mücevherin ortasında bir safir taşı vardı. Bu takı bu ihtişamlı güzelliğin bir simgesi gibiydi.
Yaklaşık bir yetmiş beş boylarında olan güzellik herhangi bir şekilde rakipsizdi. Yer yüzünde kimse onun kadar güzel olamazmış gibiydi. Öylesine güzeldi ki kutsallığını vurgulamak için etrafında hafif beyaz bir parıltı bile vardı.
Nefes kesiciydi fakat vücudunun her santiminde yalnızlık ve öfke ağır bir ölüm hissi vardı.
Ne yazık ki kimse onun güzelliğini taktir edecek kadar uzun süre yüzüne bakamadı. Kimse onunla eşit şartlarda konuşamadı. Bu hüzünlü güzelliğin hayatı yalnızlıkla geçti.
Güzel kadının ismi Fleda Zelong, Mevcut Ruh Salonunun çağdaş Kutsal Lordu. Bütün Ruh Kıtasının tapınılan lideri.
Kalabalığa delici mavi gözlerle bakarken yavaşça ağzını açtı.
“Kılıç Birliği’nin durumu nedir?“ diye sordu. Sesi soğuk ve ağırdı fakat tonu öylesine güzeldi ki insanlara korkutucu bir müzik hissi veriyordu.
Bir kaç kişi yutkundu. “Kutsal Lord Tacı Altında. Kılıç Birliğini emrettiğiniz gibi yok ettik lakin ağdan kaçan bazı balıklar var.“ dedi. Aynı anda yutkundu üstüne aniden çöken aura bacaklarını titretti.
“İşe yaramaz!“ dedi Fleda küçümseyen küstah sesi bir zil gibi salonda çaldı.
“Kutsal Lord Tacı Altında... Söz veriyorum ağdan kaçan balığı bulup avlayacağım.“ dedi yaşlı adam aceleyle merhamet diledi. Fleda küçümseyerek homurdandı ama baskısını geri çekti.
“Köklerini kesmeden geri gelirsen cezasını çekersin...“ dedikten sonra kalabalığa göz attı ve başka bir yaşlı adamın üstünde bakışları durdu.
“Öne çık Yaşlı Bitki Kralı.“ dedi Fleda’nın soğuk sesi hiç değişmedi.
Yaşlı adam öne çıktı ve saygıyla eğilip “Kutsal Lord Tacı Altında. Emrettiğiniz görev yerine getirildi, demirci birliği sıkı sıkıya Ruh Salonumuzu takip edecek.“ dedi. Fleda memnun bir şekilde başını salladı fakat yüzünde herhangi bir değişim yoktu.
“Sen ve heyetin ödüllerinizi alacaksınız. Çekile bilirsiniz.“ dedi Fleda aynı tonunu koruyarak.
“Teşekkürler Kutsal Lord Tacı Altında.“ dedikten sonra bir kaç kişi salondan ayrıldı. Fleda’nın gözleri dört kişilik başka bir grubun üstüne düştü.
“Element Birliğinin durumu nedir?“ diye sordu Kutsal Lord Fleda.
“Kutsal Lord Tacı Altında. Element Birliğinde Su ve Rüzgar fakülteleri siz Kutsal lord Tacı Altındaya hizmet etmeye gönüllü. Ateş Elementi ve Toprak Elementi Fakülteleri çekimser, Yıldırım Fakültesi ise geleneklerin uygulanmasını istedi.“ dedi yaşlı adam.
Fleda başını salladı ne şaşırmış ne sevinmiş ne de öfkelenmişti.
“Ruh Akademisinin elitlerini Element Birliğine götürün. Geleneklere göre meydan okumalarına izin verin. Elit Sınıfa söyle, bu rekabeti kaybederlerse hepsini bir yıllığına ölüm vadisine sürerim!“ Flada’nın soğuk sesi ve tehdidi herkesin yutkunmasına sebep oldu.
“Emredersiniz Kutsal Lord Tacı Altında...“ dedikten sonra Flada herkesin ayrılmasını emretti.
Taht odasında kimse kalmayınca Flada’nın soğuk yüzünde bir yorgunluk ifadesi belirdi.
Yavaşça tahta yaslandı ve pencerenin dışında ki ışığa baktı. Elini kaldırıp boynunda ki kan kırmızısı lotus çiçeğine dokundu. “Öğretmen neredesin ? Seni çok özledim, bana küçük bir kardeş buldun mu? Söz verdiğim gibi evlenmeye hazırım. Yalnız olmak çok zor öğretmen, söylediğin gibi mutlu olabilir miyim ? Beni tekrar eskisi gibi masum görür müsün ? Elimde çok fazla masumun hayatı var...“ Flada’nın sesi yavaş yavaş boğuldu. Delici mavi gözünün kenarından bir damla göz yaşı yanağından süzüldü.
Derin bir kederle gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı.
Tekrar gözlerini açtığında az önce ki çelişkili ruh halinden eser bile kalmamıştı.
Derin bir nefes alıp ayağa kalktı. “Umarım sözünü tutarsın Öğretmen... Yoksa bu dünyayı kendimle birlikte yok ederim!“ dedi ve yürüyüp taht odasından zarif adımlarla çıktı.
....
Ay Işığı Ekaterinanın penceresinden içeri süzüldü. Ekaterina nefes nefese odanın tavanına bakarken kendisini yorgun hissetti. Göz ucuyla yanında ki Kai’e bakınca gözlerinde gizli bir hassasiyet belirdi.
Kai yüzünde memnun bir gülümseme ile uzandı. Kendisini çok rahat ve tazelenmiş hissediyordu.
“Sen bir piçsin!“ Ekaterina, Kai’nin tatmin olmuş gülümsemesini görünce küfretmeden edemedi. Kai’nin gülümsemesi daha da büyüdü. “İltifat için teşekkür ederim.“ dedi.
Ekaterina dişlerini sıktı öfkeli bir yüzle.“ Ne zaman yüzün duvar kadar kalın oldu!?“ diye öfkeyle sorguladı.
Kai omuz silkip “ Ağlamayana meme yok.“ dedi sonra duraksadı Ekaterinanın dolgun göğüslerine baktı ve “Meme demişken...“ dedi.
“PİÇ! DUR!“ Ekaterina öfkeyle küfretti. Kai’nin enerji merkezine yerleştirdiği yıldırım sürekli enerji akışını bozarken direnme gücüne sahip değildi. Kai tarafından utanç verici pozisyonlara sokulurken bile direnemedi.
“Haha...“ Kai küstah bir kahkaha attı, aynı anda eliyle Ekaterina’nın göğsünü kavrayıp okşadı.
“Ağzın kötü ama vücudun çok dürüst.“ dedi.
Ekaterina öfkeyle Kai’e baktı. “Piç! Sen bir canavarsın!“ diye bağırdı.
“Yakışıklı bir canavar.“ Kai utanmadan düzeltti. Ekaterina Kai’e baktı ve dişlerini sıktı. Sonra ki an Kai tarafından acımasızca altına alındı. Elleriyle Kai’nin göğsünü itmeye çalıştı, başını kenara çevirip odanın diğer tarafına baktı. Eylemleri Kai’i görmek istemiyormuş gibiydi fakat Kai Sanat Niyetini kavradıktan sonra öyle bir kutsallık kazanmıştı ki Ekaterina yüzüne bakarsa oyunculuğa devam edemezdi.
“Dur! Bu sefer... Bu sefer direnmeyeceğim ama...“ Ekaterina aniden bir şey düşünüp söyledi. Kai afalladı ve duraksadı.
“Ne istiyorsun?“ diye sordu.
“5 Yıldır gerçek yüzünü görmedim. Görmek istiyorum.“ dedi Ekaterina biraz utandı ve yanakları kızardı. Anıları beş yıl öncesine geri döndü ve kalp atışları hızlandı.
“Yüce gökler... O çok yakışıklı...“ diye zihninde bağırdı.
Kai’nin ilk düşüncesi hemen reddetmekti. Gerçek yüzünü mühürlemek için Ekaterina dahil bir kaç kişi özel bir teknik kullandı. Bu mesele şaka değil, gerçek görünümü öylesine büyüleyiciydi ki insanlar bir yana hayvanları bile çıldırta bilirdi. Kesinlikle güzel olmaktan öte tehlikeliydi, bir nevi saldırı yöntemi olduğu bile söylene bilir.
“En son gördüğünde olanları unuttun mu?“ diye sordu Kai. İsteksiz hissetse de gerçek görünüşü göstererek Ekaterinayı etkileye bileceğini düşündü ama bu bir çeşit hile gibiydi.
Kalpten gelen bir arzu değil aksine hayvani bir iç güdüyü uyandırmak gibiydi.
Ekaterina ise dişlerini sıktı ve memnuniyetsiz göründü ayrıca çok utandı. Beş yıl önce Kai’i gördükten sonra onu hapsetmek ve sonsuza kadar yanında tutmak istedi.
“Unut gitsin.“ Ekaterina bir süre sessiz kaldıktan sonra isteğinden vazgeçti. Kai omuz silkti ve Ekaterinanın uzun ince bacaklarını tuttu ve ayırdı. Ona yaklaşırken Ekaterina hafif titredi, gözlerini sıkıca kapattı ve bir kaç saniye sonra çığlık atmamak için dudaklarını ısırdı. Narin parmakları yatak örtüsünü kavradı ve sıktı.
Hissettiği tatmin ve coşku kelimelerle tarif edilemezdi.
Zaman geçti, şafakla birlikte Kai banyodan çıktı ve yüzünde bir gülümseme ile yatakta bitkin ve terli Ekaterina’ya baktı. Kaşları çatık, yorgun görünüyordu lakin yanakları pembe güzelliği başka bir boyuta taşınmış gibiydi.
Kai eserinden çok memnundu. Eğer Ekaterina gücünü kontrol edebilse onu tüketmesi imkansız olurdu fakat şimdi sadece fiziksel gücü vardı. Bu da Kai için engel değildi.
“Ağzın çok kötü olsa da vücudun çok iş birlikçi.“ diye mırıldandı. Ekaterina zaten uyanıktı, Kai’nin sözlerini duyunca kulaklarına kadar kızardı. Kai konuştuktan hemen sonra ayrıldı.
Aziz Oğulun konutunda beş dakika sonra Padme’nin odasından bir çığlık ardından memnun bir inilti yükseldi.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.