Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance

Bölüm 57

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.837


Blair başını hafifçe kaldırdığında Herdin’in sırtını görebildi.
Üzerinde ince bir sabahlık vardı; belli ki az önce banyodan çıkmıştı.
Şöminenin önünde durmuş, ateşe yeni odunlar atıyordu. Islak saçlarının arasına tutunmuş su damlaları alevlerin ışığında parıldıyordu.
Odunların iyice tutuştuğundan emin olduktan sonra Herdin yeniden yatağa yöneldi. Blair hemen gözlerini kapatıp uyuyormuş gibi yaptı. İçindeki bir ses, bunu yapması gerektiğini söylüyordu.
Sessizce yaklaşan ayak sesleri yatağın kenarında durdu. Göz kapaklarının üzerine bir gölge düştü. Ardından yatağın yanı hafifçe çöktü.
Her gece onu yatağa hapseden o tanıdık ağırlık...
Blair, birazdan onu uyandıracağını düşünerek istemsizce gerildi.
Fakat uzun bir süre geçtiği hâlde Herdin en ufak bir hareket etmedi.
Blair usulca gözlerini araladığında onun yüzünü gördü.
Herdin kıpırtısız uzanıyor, gözleri kapalı bir şekilde uyuyordu.
Bu manzara Blair’e fazlasıyla yabancı gelmişti.
Normalde ona doyuncaya kadar sarılır, Blair yorgunluktan bayılır gibi uykuya dalmadan asla gözlerini kapatmazdı. Sabah olduğundaysa her zamanki gibi Blair’den önce uyanmış olurdu.
Bu yüzden şimdi hiçbir şey istemeden, yalnızca sessizce yanında uzanıyor oluşu ona tuhaf geliyordu.
Bundan elde edeceği hiçbir çıkar yoktu.
Sadece...
Onun yanında olmak için buradaydı.
Birden aklına, kendi haksızlığını kanıtlamak istercesine şömineyi bizzat yaktığı gece geldi.
O gece de...
Herdin tek bir an olsun yanından ayrılmamıştı.
Hep böyleydi.
Onun kayıtsızlığı yüzünden defalarca incinip sırtını döndüğü anda...
Herdin yeniden çıkıp geliyor, bütün yaralarını bir kez daha kanatıyordu.
Tam ona en çok ihtiyaç duyduğu anda...
Tam kalbinin en zayıf olduğu anda...
O fırsatı hiç kaçırmıyordu.
Blair, farkında bile olmadan titreyen bedeninin bir süre önce durulduğunu hissetti.
İçinden acı bir kahkaha yükseldi.
Bunu inkâr edemezdi.
Yanında nöbet tutar gibi duran bu adam sayesinde titremesi dinmişti.
Ve...
Belki de beni öldüren adam buydu.
Yakında yine beni terk edecek olan adam...
Ne kadar düşüncesizce nazik oluşundan nefret ediyorum.
Bu nezaketinin yalnızca gelip geçen bir ilkbahar rüzgârı olduğunu bile bile beni hâlâ etkileyebilmesinden nefret ediyorum.
Geçmişe, adeta bir mucizeyle geri döndüğünde kendi kendine yemin etmişti.
Bir daha onu asla sevmeyecekti.
Ama...
Şimdi korkmaya başlamıştı.
Sana ne kadar daha nefret edebilirim?
                                   ~~~
Güneş tamamen battığında Wesley, Baldwin Markiliği malikânesinin yan kapısından sessizce çıktı.
Defalarca etrafını kontrol ederek ana yola ulaştı ve kiralık bir faytonu durdurdu.
En ufak ayrıntıyı bile ihmal etmeyecek kadar temkinliydi.
“Kulübe.“
Avdan beri ilk kez dışarı çıkıyordu.
Birkaç gün önce Blair ortadan kaybolunca av yarıda kesilmişti.
Gerçekte neler yaşandığını bilmeyen Ivan ise Blair’in yalnızca ormanda kaybolduğunu sanmış ve bu duruma fazlasıyla canı sıkılmıştı.
Herdin ise Blair’i bulabilmek için delicesine bütün ormanı altüst ederken Wesley de kiraladığı adamın izini sürmüş ve onu ortadan kaldırmıştı.
Artık işin içinde olduğuna dair hiçbir kanıt kalmamıştı.
Parayı Rachel’dan ödünç almıştı, evet.
Ama Rachel kendi suç ortaklığını itiraf etmediği sürece o parayı geri istemesi mümkün değildi.
Herdin de ondan şüphelense bile yalnızca sezgilerine dayanarak ceza veremezdi.
Hem sonuçta o Blair denen kadıncağıza hiçbir şey olmamıştı.
Sapasağlam kurtulmuştu.
Demek ki mesele kapanmış sayılırdı.
Bunu böyle düşününce içi rahatladı.
Son birkaç gündür Herdin’in peşine düşeceği korkusuyla malikâneye kapanıp kalmasının şimdi dönüp bakınca ne kadar gülünç olduğunu düşündü.
Yine de bütün bu plan için harcadığı para içini acıtıyordu.
O parayı masaya sürseydim şimdiye kadar kat kat fazlasını kazanmış olurdum...
Dudaklarını şapırdatarak söylenirken fayton kulübün önünde durdu.
Boş ver.
Bu gece kazanırım.
Kaybettiklerimin fazlasını geri alırım.
Kulübün kapısına geldiğinde hiçbir dayanağı olmayan tuhaf bir özgüven içini doldurdu.
Bu gece kesinlikle kazanacaktı.
Büyük beklentiler içinde her zamanki gibi içeri girdi.
“Vay canına! Wesley Baldwin değil mi bu? Günlerdir ortalarda yoksun.“
“Biz de seni ölüm döşeğinde sanıyorduk.“
Her zamanki kumar arkadaşları kahkahalar eşliğinde onu karşıladı.
Bir süre boş sohbetler edildi.
Ardından her zamanki gibi masada ona yer açıldı ve oyun başladı.
Wesley kartlarını eline aldı.
İlk eline bakar bakmaz gözleri büyüdü.
Fena değil...
Belki de gerçekten bu gece şansı dönecekti.
Kalbi heyecandan hızla çarpmaya başladı.
Garip olan şuydu ki...
Kötü kart çektiği zamanlardan bile daha fazla gerilmişti.
Ter içinde son kartını çekti.
Kartı görür görmez yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.
Bu...
Kaybetmesi neredeyse imkânsız bir eldi.
Kalbindeki heyecanı bastırmaya çalışarak kartlarını açacakken—
Arkasından masanın üzerine bir gölge düştü.
“Merhaba, Wesley.“
Herdin’in sesini duyan Wesley’in yüzündeki bütün kan çekildi.
“Derler ya... Köpek pislik yemekten vazgeçmez diye.“
“Demek sen de kumardan vazgeçememişsin.“
Panik içinde ayağa fırlayıp kaçmaya çalıştı.
Ama Herdin buna izin vermedi.
Saçlarından yakaladığı gibi başını bütün gücüyle oyun masasının üzerine vurdu.
“Ahhh!“
Kulüpte bulunan diğer insanlar bu korkunç manzarayı görür görmez can havliyle kaçıştı.
Herdin Wesley’in başını birkaç kez daha masaya çarptıktan sonra Wesley sonunda direnmeyi bıraktı.
İnleyerek hareketsiz kaldı.
Herdin eğilip alçak bir sesle konuştu.
“Beni görür görmez kaçmaya çalıştın.“
“Bunun bir anlamı olduğunu düşünmemem zor.“
“Çünkü ilk günden beri bana suçluymuşum gibi davranıyorsun!“
“Durmadan üzerime geliyorsun!“
Av sırasında takındığı o sahte kibarlıktan eser kalmamıştı.
Ama doğrusu...
Herdin bu hâlini çok daha katlanılabilir buluyordu.
Çocukluğunda onun acısıyla eğlenmiş birinin şimdi büyüyünce saygılı görünmeye çalışması...
İşte asıl mide bulandırıcı olan buydu.
Herdin Wesley’in başını zorla kendisine çevirdi.
“Çünkü suçlu sensin.“
Masmavi alevleri andıran bakışları parladı.
Wesley’in içindeki ilkel korku o baskı karşısında bir anlığına geri çekildi.
Ama yalnızca bir anlığına.
“Ne yani?“
“Elinde benim yaptığıma dair bir kanıt mı var?“
Herdin, suçu neredeyse kendi üzerine atan Wesley’e soğuk gözlerle baktı.
Wesley bütün gücüyle debelenerek bağırdı.
“İyilik olsun diye sana yardım eden birine böyle davranılır mı?“
“Rachel Sheldon.“
Herdin’in ağzından çıkan bu isimle birlikte Wesley’in bütün hareketleri durdu.
Herdin fırsatı kaçırmadı.
“Her şeyi anlattı.“
“Bunun senin planın olduğunu söyledi.“
Wesley’in midesine sanki bir taş oturdu.
Aynı anda Rachel’a karşı tarifsiz bir öfke kabardı.
Beni satmış demek...
“Hayır! Yalan söylüyor!“
“Bütün bunları bana yaptıran oydu!“
“Ben sadece onun söylediklerini yaptım!“
“...“
“Parayı da o verdi.“
“Blair... yani Düşes’ten nefret ettiğini, onu rezil etmek istediğini söyledi.“
“...“
“Bir düşün.“
“Ben böyle bir işi çevirecek parayı nereden bulabilirdim?“
Herdin uzun süre sessizce dinledikten sonra Wesley’i sertçe bir kenara itti.
“Anlaşılan Sheldon Malikânesi’ne gidip söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu öğrenmem gerekecek.“
“...Ne?“
Wesley dona kaldı.
Sheldon Malikânesi’ne mi gidecek?
“Sen...“
“Rachel’la daha konuşmadın mı?“
Herdin onun şaşkın yüzüne bakıp buz gibi gülümsedi.
“İşte bu yüzden her seferinde kaybediyorsun.“
“Daha doğruluğunu bile sorgulamadan tek cümleyle bütün kartlarını açıyorsun.“
“Üstelik yüz ifaden de düşündüğün her şeyi ele veriyor.“
“Lanet olsun!“
“Bana oyun oynadın!“
Hiddetle üzerine atılan Wesley’i Herdin tek hamlede yere serdi.
Wesley büyük bir gürültüyle yere yuvarlandı.
Herdin yukarıdan ona baktı.
“Soğukkanlılığını kaybetme.“
“Karıma el uzatıp yüzüme karşı yalan söyleyeceksin...“
“Sonra da benden dürüst davranmamı mı bekleyeceksin?“
“Sen...!“
“Kendini mağdur gibi göstermeye çalışma.“
Herdin iç cebinden küçük bir cam şişe çıkardı.
Şişeyi Wesley’in önüne fırlattı.
Cam büyük bir çıtırtıyla kırıldı.
İçindeki sıvı yere yayıldı.
Yoğun ve bayıltıcı derecede tatlı bir koku etrafa yayıldı.
Wesley’in gözleri titredi.
Şişenin içindeki...
Kaçıran adamın Blair’e zorla içirmeye çalıştığı ilaçtı.
“Başından beri kaçacak bir yolun yoktu.“
Herdin, Wesley’le birlikte kulübeye gittiği gün Blair’in bulunduğu yerde bu ilacı bulmuştu.
Çürümüş, terk edilmiş bir kulübede yepyeni duran tek bir şişe...
İlk bakışta bile şüphe çekiyordu.
İlacın izini sürmeleri emredilmişti.
Bu tür işlerde uzman olan Ruth için ilacı satın alan kişiyi bulmak çocuk oyuncağı olmuştu.
Herdin başından beri suçlunun Wesley olduğunu biliyordu.
Yine de itiraf ettirmesinin iki sebebi vardı.
Birincisi...
Suçunu kendi ağzıyla kabul etmesini sağlamak.
İkincisi ise...
“Az önce Blair’i şövalyelerden biriyle birlikte ormana girerken gördüm.“
Rachel Sheldon’ın bu yalanının da hesabını sormaktı.
Rachel, kaçırılan Blair’in başka bir adamla kaçtığını iddia etmişti.
Wesley Baldwin bu konuda üzerine düşeni kusursuzca yerine getirmişti.
Artık geriye yalnızca gevezelik eden dili kalmıştı.
Ve o dil...
Birazdan daha da çözülecekti.
“Uyu biraz.“
Herdin Wesley’in ensesinden yakaladı.
Başını son bir kez bütün gücüyle oyun masasına vurdu.
Wesley’in bedeni gevşeyerek bilincini kaybetti.
Herdin baygın hâlde yerde yatan Wesley’i bir et çuvalı gibi uzakta bekleyen şövalyelere fırlattı.
“Arabaya yükleyin.“
Sonra arkasını dönüp yürümeye başladı.
“Sırada diğer beyin var.“

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi