Bölüm...
Action,Adventure,Demons,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Monster,Novel,Romance,Vampires,War

Bölüm 5575

Takip Ediyoruz!
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 10 dk Kelime: 2.503

>>Lanthe Kallias.>>


Ianthe Kallias, gençliğinden beri bedeninde bir “Gözlemlenebilir Varoluş”un yükünü taşıyordu ve bu savaşa kadar bunun bir anlamı olduğuna inanmıştı.


Altın Uçsuzluğ’un Boyut’u, hayatı boyunca Altın rengindeydi. Şimdi ise Mavi ve ters bir Hâl almıştı; Sonsuzluk Nehirler’i sel gibi akıyordu ve bu selin altında işgalcilerin Panteonlar’ı, Ovalar, Saraylar, kvrımlar ve aç geometrik şekiller üzerinde serbestçe duruyor, Kanunlar’ını hiç kimseye itaat etmemiş olan Toprağ’a dayatıyorlardı!


Niyetler’i, hava durumu gibi önlerinden geliyordu. Halkından Yüzler’ce Varoluş, çıplak bedenleri ve somutlaşmış ağırlıklarıyla savunma hattını tutuyordu ve hat yanlış yöne doğru kayıyordu.


Yumruğunu, bir Sonsuz Yaşam Formu’nun alçalan pençesine sapladı ve pençenin Kanun’unun, ağırlığı onu ezip yok etmeden önce Kemikler’ine kazınmaya çalıştığını hissetti!


ÇAT!


Yanında, yaşlı Peleus sendeledi; Üç Niyet aynı anda omuzlarına baskı uyguluyordu. Onun arkasında, ikizler daralan bir çember içinde sırt sırta savaşıyorlardı. Nereye bakarsa baksın, halkı adım adım, inatla geri çekiliyordu ve Lanthe, bütün gün içinde yuttuğu korkunun boğazına kadar yükseldiğini hissetti. Kendisi için değil. Hepsi için duyduğu korku!


İstilacılar bedenleri nehirlerin suyu harcadığı gibi harcıyordu ve halkının elinde sadece doğdukları bedenler vardı.


Sonra... O uğultu geldi. Ağır ve anlaşılmaz bir uğultu!


Oradaydı işte, her şeyin altında, o kadar eski tek bir uzun Nota ki, kulakları duymadan önce bedeni onu tanıdı ve bedeninin tepkisi dehşetti!


Savaş cephesinin her yerinde, Binler’ce Varoluş aynı anda başlarını kaldırdı.


Çatışma hattının çok yukarısında, bir kalp atışı öncesine kadar hiçbir şeyin olmadığı yerde, şimdi bir şey süzülüyordu.


Devasa bir şeydi. Bir İnsan şekline sahipti ve Koyu Kırmızım’sı-Altın rengindeydi; Deri’si üzerinde yanan Yıldız Mâvi’si renkli spiraller ve noktalı çizgilerle işaretlenmişti, soluk kemik şeritleriyle süslenmişti, pelerin giymiş ve boynuzluydu; Başının üstünde ise yavaşça dönen Kân’dan yapılmış bir Tâç, damlamadan süzülüyordu!


Vücudunun her tarafında, Kân akıntıları Sonsuz kesişen döngüler halinde kıvrılıyordu; Aynı şekil tekrar tekrar, bundan sonra asla unutamayacağı bir Sembol şeklindeydi. 


Bunun ne olduğunu söyleyemezdi. O savaş alanında kimse söyleyemezdi. Anlamak mümkün değildi!


Onun Âura’sı üzerine baskı uyguluyordu ve Lanthe’nin dizleri neredeyse çöküyordu. Bu şey savaşta onların tarafına gelmişti; Ağırlığ’ının sadece öne, işgalcilere doğru düştüğünü hissedebiliyordu ama yine de elleri titriyordu.


Bu, Varoluş’un İlk Çâğ’ından Kalma, Çağlar’ın Dokumalar’ının Ötesi’nde Kâdim bir şeyin yanında durmanın verdiği dehşetti ve kendine bunun bir kurtuluş olduğunu söylese de bu dehşet azalmıyordu!


Sonsuz Yaşam Formlar’ı onu gerçekten kabul ettiler.


Dizilişleri çoktan durmuştu. Sonsuzluk Nehirler’i akışlarının ortasında duraksamıştı. Günü cellat olarak geçirmiş Varoluşlar artık Gümüş rengi Varoluş’ta hareketsizce asılı kalmışlardı ve Lanthe, Senozoik ağırlığı taşıyan Yaratıklar’ın gözle görülür şekilde titremeye başladığını izlemişti.


Boyut’ta süzülen figür asasını kaldırdı.


Asa’nın Tâç’lı ucunda tek bir Kan Damla’sı oluştu. Kıpkırmızı-Altın renginde, derinliklerinde Yıldız Mâvi’si bir ışık barındıran. Ufkun sabrını Aşan bir savaş cephesinin üzerinde, tek bir Damla!


Damla patladı.


HUUM!


Önündeki savaş cephesi artık bir yer olmaktan çıktı.


İstilacıların elinde tuttuğu her şey bir anda Kıpkırmızı-Altın rengine büründü; Sayısız Olay ufukları ovalarda çiçek açar gibi yayıldı; Işığ’ı, Kanunlar’ı ve Panteon Saraylar’ını, Lanthe’nin örnek niteliğindeki bedenini bir Kitab’ın arasına sıkıştırılmış bir yaprak gibi hissettiren bir kuvvetle kendi içlerine Bükerek, çekiyorlardı!


Uyuşuk uğultu bir kükremeye dönüştü ve Varoluş’un kenarlarını içe doğru Bükücü bir baskıya dönüştü; Ve bunun içinden, Sonsuz Yaşam Formlar’ının kaplar gibi çatladığını gördü; Biriktirdikleri Sonsuzluk şeritler halinde sızıyor, Bedenler’i Kırmızı’ya dönüşerek, parçalanıyordu!


BOOM!


Işık azaldığında, ovalar boyanmıştı. İstilacı ordunun öncü kuvvetlerinin durduğu harap zeminin üzerinde, Mâvi renkte parıldayan bir Kıpkırmızı-Altın tabakası uzanıyordu ve o Nehirler üzerinde gelen hiçbir şey üzerinde hareket etmiyordu. Nehirler’in kendisi de yok olmuştu. Serbest bırakılan Panteonlar yok olmuştu!


Yüzlerce yabancı Niyet’in yarattığı baskı ortadan kalkmıştı ve bu yokluğun yankısı, hepsinden daha gürültülüydü.


Altın Uçsuz Bucaksız’daki savaş bitmemişti. Lanthe, Ufkun Ötesi’nde, muazzam ve yılmaz bir şekilde hâlâ yaklaşmakta olan işgalin geri kalanını hissedebiliyordu.


Ama önündeki savaş alanı bitmişti.


Ve bunu tamamlayan Varoluş ne kovaladı, ne konuştu, ne de yere indi. Sadece kendi Kân’ının üzerinde, ihtişamlı ve telaşsız bir şekilde süzülüyordu; Kollar’ı yanlarında gevşekçe sarkmış, Tâc’ının başının üzerinde dönüp, durduğu ve Sonsuz Kân halkalarının etrafında kesişip, tekrar kesiştiği halde, her iki tarafın hayatta kalanları tarafından tüm uzunluğuyla görülmeye izin veriyordu; Sanki tanık olunmak, eserin kendisinin bir parçasıymış gibi.


Sonra, yavaşça ufka doğru döndü; Savaş’ın geri kalanı orada bekliyordu!


Lanthe dizlerinin üstünden kalktı ve izlemeye başladı.


Boyut’ta olup, bitenlere karşı yapılacak başka bir şey yoktu. Devasa, Kıpkırmızı-Altın Varoluş, temizlenmiş savaş cephesinden telaşsızca uzaklaştı; Başının üstünde Kan Tâc’ı dönüyordu ve gittiği yerde, savaş basitçe sona erdi.


Varoluş’un, Mâvi Nehirler’in aktığı ovaların doğusundaki yanan bölgelerin üzerinde durduğunu gördü. Asasını kaldırdı!


Ucunda bir Damla Kân oluştu; Yıldız Mâvi’si bir kalbin etrafını saran Kızıl-Altın. Lanthe bu sefer kendini hazırladı ama bu hazırlık hiçbir işe yaramadı.


BOOM!


Doğu, yerden Varoluş’a kadar Kıpkırmızı-Altın rengine büründü; Olay Ufuklar’ı işgalcilerin saflarında çiçek açtı ve o bölgedeki her bir Sonsuz Yaşam Formu çatladı, sızdı ve Kırmızı’ya dönüşerek, çöktü. Çoğu değil. Her biri!


Sonra Varoluş, ikizlerin evinin durduğu yer olan paramparça olmuş teraslara doğru güneye süzüldü ve aynısını tekrar yaptı. Tek bir Damla!


Sadece tek bir Damla Kân!


Sonra yüksek geçitler. Bir Damla. Ardından Altın Okyanus’un kıyısı; İşgalcilerin en büyük kitlesinin, Panteonlar’ını Üst Üst’e Yığılmış Kanunlar’ın oluşturduğu bir kaleye topladığı yer. Lanthe, “Elbette burada daha fazlasına ihtiyaç duyacaktır!” diye düşündü.


Ve yine de...


Tek gereken bir Damla’ydı.


BOOM!


Bu Yaşam Formu’nun ne olduğunu bilmiyordu. Sahadaki hiç kimse ne olduğunu bilmiyordu!


Ama halkı, yağmur damlaları arasında alçak sesle ondan bahsetmeye başlamıştı bile ve yoktan bir isim oluşuyordu; Çünkü Varoluşlar bir şeye bir isim takmak zorundadır yoksa ona bakarken, çıldırırlardı. Taç onlara bu Kelime’yi verdi. Dördüncü bölgeye gelindiğinde, Lanthe yaşlı Peleus’un bunu mırıldandığını duydu ve kendisinin de bir süredir bunu düşündüğünü fark etti.


Taç’lı Olan Kan.


Bu görkemli bir İsim değildi. Sadece doğruydu!


Bölge bölge, Damla Damla, Tâçlı Olan Kan, Altın Uçsuzluğ’a yapılan istilayı ortadan kaldırdı. Bütün bu süreçte hiçbir Savaş yaşanmadı. Tek bir gülünç olay gerçekleşti: Her bir Sonsuz Yaşam Formu, temizlendi ve tamamen çöktü; Ta ki nehirler, onun görebildiği hiçbir Boyut’ta bir yere akmayana kadar ve son yabancı Niyet, parmaklar arasında sıkıştırılmış bir Lamba gibi Boyut’tan sönene kadar!


Ve sonra Altın Uçsuzluk tamamen temizlendi.


“...“


Üzerine ağır bir sessizlik çöktü.


Bu, Lanthe’nin sayabileceğinden daha uzun bir süredir yaşanan ilk gerçek sessizlikti. Akan Nehir yoktu. Kanunlar’ı yere sürtüp, duran Panteonlar yoktu. Ne onun ne de onların çığlıkları yoktu.


Sadece, Kıpkırmızı’ya boyanmış harap Altın ovaların üzerinde esen rüzgâr ve her şeyin enkazı içinde duran, Yüzler’ce, hatta Binler’ce Süper Güçlü Yaşam Formu, yavaşça başlarını kaldırıyordu.



Her biri başını yukarı kaldırdı.


Tâç’lı Olan Kan, Boyut’un ortasında süzülüyordu; Asa’sı elinde gevşek duruyordu, Kan Hâlkalar’ı bedeninin etrafında durmaksızın dönüyordu.


Sonra konuştu.


“Sizi ben yöneteceğim.“


BOOM!


Ses Kâdim ve gürdü; Aynı anda her yerdeydi, kulaklardan önce göğse ulaşıyordu. Lanthe irkildi ve gözlerini ayıramadı.


Bu bir rica gibi bile görünmüyordu!


O sözlerin içinde hiçbir yerde bir soru işareti yoktu. Varoluş bir teklifte bulunmuyordu. Boyut’un yere yağmur yağacağını söylediği gibi, onlara ne yapacağını söylüyordu!


“Asırlardır, düşmanların saldırılarına karşı savunma yapıyorsunuz,” dedi ses, yavaş ve engin bir tonda. “Asır üstüne asır, evlerinize saldırdılar; Asır üstüne Asır, çıplak bedenlerinizle savunma hatlarınızı korudunuz ve ölülerinizi defnettiniz, tekrar, tekrar ve tekrar. Artık yeter.”


Asa, tek bir kez, acele etmeden döndü.


“Ben, GERÇEK İnsan İmparator’u, size öncülük edeceğim.”


Bir duraklama oldu; Bu sırada Altın Uçsuz Bucaksızlığ’ın tamamı bir ipin ucunda asılı kalmış gibi görünüyordu.


“Beni takip edecek misiniz?”


HUUM!


Sözlerin altında, Kâdim ve muazzam bir uğultu yükseldi; Ardından gelen bunaltıcı sessizlik, Lanthe’nin hayatında karşılaştığı en ağır şeydi; Beden’inde taşıdığı Gözlemlenebilir Varoluş’tan bile daha ağırdı çünkü bu ağırlık ondan bir şey istiyordu!


Duygular’ı tek bir şekle bürünemiyordu.


Halkı hakkındaki sözleri kemiklerinde yankılandı. Çağlar boyunca ölmek. Ölüler’i tekrar tekrar gömmek!


O, annesiydi; Annesi’nin soyuydu; Yaşlı Peleus’un dört oğluydu; Ve şimdiye kadar gördüğü her Altın rengi tarla çamur ve Kan’a bulanmıştı!


O haklıydı!


Ve aynı zamanda, ondan korkuyordu. Derinden. Onları kurtarmadan önce onlardan hiçbir şey istememişti. Onları katleden Düşmanlar’ı, Sonsuz Yaşam Formlar’ı ordularını, bütün istilaları tek bir Damla Kan’la yok etmişti; Ve böylesi bir Güc’ün hiçbir şey için onların rızasına ihtiyacı yoktu ama yine de işte orada, onların cevabını bekliyordu.


Ama korkunun altında, hayranlığın altında başka bir şey daha vardı. Ve aslında oldukça basitti.


Yorgundu. Ölüm Döngüler’inden bıkmıştı.


Ve hiçbirinin anlayamadığı bu Korkutucu Varoluş onları korumuştu. Eğer bunu yapmaya devam edebilirse...


Lanthe Kallias, harap olmuş zeminde bir adım attı; Altın Uçsuzluk’ta harekete geçen ilk Varoluş’tu. Elini, gençliğinden beri taşıdığı yükün üzerine, göğsüne koydu ve sesini Boyut’a doğru yükseltti.


“Biz de geliyoruz!”


HUUM!


Bir krallık kadar büyük bir sessizlikte tek başına yankılanan bir sesdi o!


Ama ilk olan oydu. Ve onun düşündüğü gibi, onun gibi düşünen pek çok Varoluş vardı!


Yaşlı Peleus, ölenlerin yanından ayağa kalktı, elini göğsüne koydu ve bunu söyledi. İkizler de ellerini göğüslerine koyarak, birlikte ayağa kalktılar. Ardından, bütün gün yanında savaştığı birlik, sonra teraslardan kurtulanlar, sonra geçitlerden ve kıyıdan gelen sesler… Süper Güçlü Yaşam Formlar’ı, Egemenliğ’in Altın Genişliğ’i boyunca enkazın içinden birbiri ardına ayağa kalktılar, ellerini kalplerinin üzerine koyarak.


“Biz de takip ediyoruz!”


“Biz de takip ediyoruz!”


Bu, bir Fenomen Hâl’ine geldi!


Altın Uçsuz Bucaksızlık’taki herkes bunu söylerken, başlarını kaldırdı. Bazıları bunu, kollarında ailelerinin cesetlerini tutarken söyledi. Bazıları ise ayakta duramayacak kadar yaralı oldukları için diz çökmüş halde söyledi; Yüzler’inde acı belirmiş bir şekilde, İnşa Ettikler’i her şeyin yıkımına baktılar ve sonra tüm bunların Ötesi’ne, kendilerini yöneteceğine söz veren o korkunç Varoluş’a doğru başlarını kaldırdılar.


Sesleri yükseldi, birleşti ve yeniden yükseldi; Yüzler’ce ses, boşalmış ovalarda yankılanan tek bir ses haline geldi; Keder, Yorgunluk ve Umut, hepsi aynı iki kelimeyi haykırıyordu!


“SİZİ TAKİP EDİYORUZ!”


Taç’lı Kan’lı Varoluş tüm bunlara yukarıdan baktı; Tâç, başının üzerinde yavaşça dönüyordu.


Ve onlara son sözlerini söyledi.


“Sizi insanlığın ve güçlenmenin çağına doğru yönlendireceğim. Sizi katledenlerin... Gölgelerinizin önünde durmaktan bile korkacağı bir Çağ’a.”


...!


Bu sözler Lanthe’nin ve diğerlerinin içini yakıp kavurdu!


Her Şey’i Kaynıyordu. Bunu ifade etmenin daha nazik bir yolu yoktu. Çünkü intikamdan başka uyandırılacak daha iyi bir duygu ne olabilirdi ki? O kadar uzun süredir av konumundaydılar ki, ayakta kalmanın başka bir yolu olduğunu unutmuştu!


Onları katledenler, kendi gölgelerinden korkacaklardı!


...!


Lanthe başını geriye attı ve kükredi; Etrafında Altın Uçsuzluk da onunla birlikte kükredi. Yüzler’ce ses, harap olmuş toprağın üzerindeki Kupkırmızı rengi sarsacak bir coşkuyla aynı anda patladı; Bu ses, savaşın hiç olmadığı kadar gürültülüydü.


“SİZİ TAKİP EDİYORUZ!“


HUUM!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi