Bölüm 467

Çeviri: Sansanson
89.Kısım – Büyük Kıyamet (1)
[■■’un yaklaşıyor.]
Sistem mesajı kulağıma fısıldadı. Son birkaç gündür kulaklarımda yankılanıp duruyordu.
“Görünüşe göre pek fazla zaman kalmadı.”
“Evet.”
Annem ve ben bir masanın etrafında karşılıklı oturmuş, birlikte çay içiyorduk. [Endüstri Kompleksi]’nin kabul odasına kurulmuş ekran panelini izliyorduk.
– Amerika kıtası yok edildi! Dış Tanrıların bir sonraki hedefi ne?
– Kuzeydoğu Asya’da acil tahliye emri çıkarıldı!
– Nebulalar Dünyayı terk etti. “Kaçacak hiçbir yer kalmadı.”
Haber programının gösterdiği son yer Kore Yarımadası’ydı. Dünyanın dört bir yanından gelen mülteciler, tüm yarımadanın şu anda bile gürültülü bir şekilde çalkanmasını sağlıyordu.
Buraya gelerek neyi umduklarını çok iyi biliyordum.
[Bir sonraki Büyük Kıyamet Senaryosu konumu Kuzeydoğu Asya.]
[Büyük Kıyamet Senaryosu’nun başlamasına 6 gün, 8 saat ve 24 dakika kaldı.]
Ekranın içindeki annem, [Endüstri Kompleksi]’nin temsilcisi olarak benim yerime bir duyuru yapıyordu.
– [Endüstri Kompleksi] yeni vatandaşları kabul etmeyi durdurmayacak. Ancak...
Annem acı acı gülümsedi ve konuştu. “İzlemesi oldukça utanç verici, değil mi?”
“Ama sana çok yakışıyor. Gerçekten bir Devlet Başkanı gibisin.”
Tüm dürüstlüğümle, [Endüstri Kompleksi]’nin şu anki sahibinin ben değil, annem olduğunu düşünmekte hiçbir sakınca yoktu. Buranın vatandaşları ne olursa olsun beni dinlemektense onu dinlemeyi tercih ederlerdi.
“Ayrılmadan önce Seul sakinlerine en azından bir kez yüzünü göstermelisin, oğlum. Senden gelecek basit bir selamlama bile onlar için büyük bir güç kaynağı olacaktır.”
Kesinlikle, muhabirlerin [Endüstri Kompleksi]’nin dışından sorularını haykırmak için megafon kullandıklarını duyabiliyordum.
– Kurtuluşun Şeytan Kralı-nim!! Döndüğünüz doğru mu?
– Kurtuluşun Şeytan Kralı-nim! Lütfen Kıyameti durdurma planınızı bize söyleyin!
...Planım, öyle mi.
Tıpkı annem gibi acı acı gülümsedim. “Eğer maskotun görevi buysa, peki o zaman.”
Sessizce çaylarımızı yudumladık.
Gökyüzü karanlık ve kasvetliydi. O kadar kasvetliydi ki, durduk yere gökten bir yıldırım düşüp Yarımadayı ikiye bölerse hiç şaşırtıcı olmazdı.
“Çok huzurlu, değil mi?”
“Sanırım öyle, anne.”
Yine de bu tür şeyleri söyledik.
Fincanın içindeki çay yaprağı hafifçe titredi. Ne kadar keyifli bir çay saatiydi. Anne ve oğul olarak 30 küsur yıllık ilişkimizde bu bir ilk olacaktı.
Çok yaşamak istediğim bu olay, ancak her şeyin yıkımı tam da önümüzdeyken gelip kapımızı çalmıştı.
Annem bana hiçbir şey sormadı. Bundan sonra ne yapacağıma, bu hikâyenin sonunda ne elde edeceğime dair tek bir şey bile sormadı. Yine de onun yapısının böyle olduğunu biliyordum.
“Peki, ben artık yoluma gideyim.”
“Göksel Rüzgâr Tanrısı seni arıyordu. Yola çıkmadan önce, lütfen onunla konuştuğundan emin ol.”
...Pungbaek mi? O herif neden yine beni arıyordu ki?
Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’ndaki o nahoş olayı hatırlamadan edemedim. Son Senaryo’dan hemen önce yine nezaketsizce bir şey yapmayı mı düşünüyordu? Başımı hafifçe salladım ve odadan çıktım.
Orada beni bekleyen biri vardı.
[Ve işte buradayız. Bir şekilde buraya kadar gelmeyi başardın, Kim Dokja.]
Bir Yüce Dokkaebi olduktan sonra eskisine göre çok daha iyi görünen Bihyung’dan başkası değildi bu. Beyaz kaplan kürkünden yapılmış uzun palto ona gerçekten çok yakışmıştı.
Alaycı bir ses tonuyla konuştum. “Gerçekten beni mi bekliyordun?”
[Annenle kavuşmanız Abonelerin arasında oldukça popüler bir Hikâye. Bu yüzden akışı kesmeye kıyamadım.]
Bihyung omuzlarını silkti ve konuştu.
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı gözyaşlarını siliyor.]
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası bir mendil uzatırken söyleniyor.]
Demek bu piç bunu da yayınlıyormuş.
[Ve böylece. Son Senaryo kelimenin tam anlamıyla kapıda.]
“Biliyorum.”
[Ne kadar da güvenilirsin. Eminim bunu zaten biliyorsun ama Son Senaryo…]
“Bihyung.”
Bihyung konuşmayı kesti ve bana baktı.
“Neden bizi seçtin?”
Bihyung’un gözlerinde hafif bir dalgalanma yayıldı.
Gözlerinin önünde beliren Senaryo penceresinde ne yazılı olduğunu zaten biliyordum.
+
<Ana Senaryo #98 – Aday Oylaması>
Kategori: Ana
Zorluk: ???
Temizleme koşulu: Lütfen Tek Bir Hikâye için son adayı seç.
Süre sınırı: –
Ödül: ???
Başarısızlık: Ölüm
+
<Yıldız Akışı>’nın Senaryoları yalnızca Takımyıldızları ve Enkarnasyonlar için değil, Dokkaebiler gibi hikâye anlatıcıları için de geçerliydi. Ve tüm Senaryoların sonunu belirleyecek olan ‘Aday Oylaması’, tüm Dokkaebiler için inanılmaz derecede önemli bir Senaryoydu. Kendi varlıklarını ortaya koymaları gereken bir Senaryoydu.
Ve böyle bir Senaryoda Bihyung bizi seçmişti.
[Yüce Dokkaebi Bihyung şu anda oyunu <Kim Dokja’nın Şirketi>’nden yana kullandı.]
Bu herifle ilk karşılaştığımda bir futbol topundan daha büyük değildi.
Kanaldaki Abone sayısını artırmak uğruna insanları katleden gerçek bir Dokkaebiydi ve anında dehşet verici Senaryolar seri üretime sokuyordu.
Yarattığımız Hikâyeleri yutarak büyüyen o Dokkaebi, sonunda insansı bir varlığa dönüşmüştü. Bir insan kadar uzundu, bir insan gibi giyiniyordu ve bir insanın ifadelerini sergiliyordu.
Tam da o Dokkaebi, konuşurken benzer bir göz hizasından bana bakıyordu.
[Benimle bir sözleşme imzala. O zaman seni Dokkaebi Kralı yapacağım.]
“…?”
[O İhtiyozorun ağzının içindeyken bana böyle demiştin.]
Gerçekten de geçmişte böyle bir şey söylemiştim. “Dur bir dakika, yoksa o saçmalığa inanarak mı bizi seçtin? Kazanma şansımız çok düşük, biliyorsun.”
[Artık öyle değil. Yaptığın şeyin ne kadar büyük bir olay olduğundan hâlâ haberin yok sanırım.]
Bihyung bakışlarını pencereden dışarı kaydırdı.
[Endüstri Kompleksi]’nin meydanı, Papirüs’e karşı yapılan savaşta bizimle birlikte savaşan Takımyıldızlarıyla doluydu.
Kara Alev Ejderhası, Uriel’in altında bir yastık gibi sıkışmış hâlde duruyordu. Persephone ve Hades hazırlanan bir masada sessizce çay yudumluyorlardı. Büyük Bilge ise Göğü Yaran Kılıç Azizi’nden çubuk benzeri bir sigara ödünç almış, dumanını tüttürmekle meşguldü.
Gerçek zamanlı olarak açılan Yıldız Akışı yayınlarını izliyorlardı.
– ‘12 Nebula’nın adının geçtiği yepyeni bir liste <Yıldız Akışı>’nın dedikoducuları arasında dolaşıyor...
– Masal sınıfı Takımyıldızlarının bir kısmı <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin pekâlâ en güçlü 3. Nebula olabileceğini tahmin ediyor…
...En güçlü üçüncü, öyle mi. Görünüşe göre son savaştan yayılan dalgalar düşündüğümden daha büyüktü. Cömert değerlendirme için minnettardım ama yine de gardımızı indirmek için çok erkendi. Çünkü Aday Oylaması savaşı henüz bitmemişti.
Ancak Bihyung’un düşünceleri benimkilerden biraz farklı görünüyordu.
[Bir süre daha sorun olmayacağını düşünüyorum. <Papirüs>’ü yeneli iki gün oldu. O zamandan beri başka bir Nebula <Kim Dokja’nın Şirketi>’ne Nebulalar arası savaş talebinde bulundu mu?]
“…Hayır. Hiç kimse.”
「Aday Oylaması savaşları sırasında büyük bir zafer elde eden bir Nebula, ‘Tek Bir Hikâye’ olarak seçilme konusunda çok daha yüksek şansa sahip olacaktır.」
Tek bir savaşın en güçlü ‘üçüncü’ konuma tırmanmamıza yardımcı olması gibi, diğer Nebulalar da Nebulalar arası savaşa katılabilir ve sıralamayı değiştirebilirdi. Bu yüzden, savaş ilanları veya yakında gerçekleşecek bir savaşın duyurularının şu ana kadar üzerimize yağması gerekiyordu.
Ancak, bırakın bir ilanı, tek bir Nebula bile bizi kışkırtmaya çalışmamıştı. Dünya gezegeni şaşırtıcı derecede huzurluydu.
“Ama neden? Hikâyemiz o kadar şok edici olamaz.”
[Çünkü sizi kendi hâlinize bıraksalar bile yok olacaksınız.]
Kalbimin bir anda soğuduğunu hissettim. Takımyıldızlarının panellerinde oynatılan görüntüleri görebiliyordum.
[Takımyıldızları Dünya’yı öylece terk edemeyeceğinizi biliyorlar.]
‘Aday Oylaması savaşları’ndan ayrı olarak Dünya, Büyük Kıyamet dizilimine girmişti. Kuzey Amerika kıtası zaten artık yoktu ve sırada Kuzeydoğu Asya vardı.
Orijinal hikâyenin Son Senaryosu’nda, Dış Tanrılar ve diğer dünyaların hükümdarları da bu dünyayı işgal etmeye başlamıştı.
[Unutulmuş Adalar yükselmeye devam ediyor!]
「Dünya çizgisinin sonunda, unutulmuş varlıkların erozyonu başlayacak.」
Orijinal hikâyede, nebulaların burada benimle birlikte savaşması gerekiyordu. Ama şimdi nebulalar farklı bir seçim yapmıştı.
Dünyayı terk edin ve <Kim Dokja’nın Şirketi>’ni ortadan kaldırın.
Bu, ‘Son Senaryo’ öncesinde nebulaların aldığı karardı.
“Şu orospu çocukları...”
[Nebulaların bir kısmı kararınla alay ediyor.]
Bunun olası en kötü durum olduğunu söyleyebilirdiniz.
Daha da kötüsü, bu dünyaya doluşan Dış Tanrılar, orijinal hikâyeden bildiklerimden farklıydı.
Bir süre önce N’Gai Ormanı’nda karşılaştığım 999. regresyon turunun Uriel’ini hatırladım.
「Büyük Kıyamet Senaryosu başladığında, Kralların saldırıları başlayacak.」
Tahminlerim doğruysa, yakında başlayacak olan Büyük Kıyamet için ortaya çıkan Krallar, 999. regresyon turunda ‘Sonuç’a tanıklık eden varlıklar olmalıydı. Ve <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin onlara karşı dövüşmesi gerekiyordu.
“Kralları kim çağırdı? Senin Büron muydu?”
[Sana hiçbir bilgi veremem. Ama...]
Bihyung kararlı bir duruş sergileyen bir ifade takındı ve söylemek istediği şeyi bitirdi.
[Son nefesimi verene kadar hikâyemi sizinle anlatacağım.]
***
“Eğer katılmak istemiyorsanız, şimdi ayrılmanızda bir sakınca yok.”
Komik bir şekilde, yoldaşlarıma söylediğim ilk şey bu oldu.
“Bir sonraki Senaryo, şimdiye kadar geçirdiğimiz diğer tüm savaşlardan kıyaslanamayacak kadar dehşet verici. Henüz çok geç değil. Aranızdan herhangi biri Nebuladan ayrılmak istiyorsa, o zaman...”
Birkaçı sanki sıkıcı bir Pazar ayinini dinliyorlarmış gibi esnemeye başladı. Ama bu aşikârdı. Tam karşımda duran bu insanlar buraya kadar gelmek için hayati tehlike arz eden onlarca olayı birlikte atlatmışlardı. Onlar için şu ya da bu olayda ölmenin bir farkı yoktu. Ayrılmak isteselerdi, bunu zaten yaparlardı. Ben de bunu biliyordum.
Yine de aşikâr olan soruyu sormamın nedeni...
“Affedersiniz.”
...Çünkü gerçekten ayrılmak isteyen biri vardı.
“Ben bu seferlik kenarda kalmak istiyorum.”
Ve bu kişi Han Myungoh’tan başkası değildi. Bunu beklemiyor değildim.
Devam etti. “Nebulayı tamamen terk edeceğimi söylemiyorum. Ancak son bir kez ziyaret etmek istediğim bir yer var.”
Yanındaki Lee Jihye hoşnutsuz bir şekilde karşılık verdi. “Off, ahjussi, neden doğrudan ayrılmıyorsun ki? Zaten pek bir faydan dokunmuyor. Dövüş başladığında götüne ateş düşmüş gibi kaçacaksın, değil mi?”
“…Böyle olabilirim ama Şeytan Diyarı’nda Kont olduğum o parlak günlerimde...”
Normalde o cümledeki ‘Şeytan Diyarı’ ve ‘Kont’ kelimelerinin yerine ‘Mino Soft Müdürü’ gelmeliydi.
Birbirlerine laf yetiştirmelerini izlemek yüzümde acı bir gülümsemeye yol açtı. Aslında Han Myungoh’un nereye gitmek istediğini biliyordum.
“Reenkarnatörler Adası’nın eskiden bulunduğu yere gitmeyi mi düşünüyorsun?”
Sorum Han Myungoh’un ifadesinin gözle görülür şekilde sertleşmesine neden oldu.
Devam ettim. “Bölge mühürlenmiş olsa bile Kıyamet Ejderhası ve ‘Tarif Edilemez Mesafe’nin artçı etkileri hâlâ orada duruyor. O yer hâlâ oldukça tehlikeli olacaktır.”
“Yine de gidip bir bakmak istiyorum.”
Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın gerçekleştiği Reenkarnatörler Adası. Şimdi bile, ölü yıldızların ve Dış Tanrıların cesetleri karanlık boyutun yakınlarında amaçsızca yüzüyor olmalıydı. Gemiye binmeyi başaramayan ve bu süreçte öldürülen varlıklar.
...Belki de Şeytan Kral ‘Asmodeus’ da onların arasındaydı.
“O çocuk bu dünyada kazandığım tek şey.”
Han Myungoh’un gözlerinde kararlılık ışığı parlıyordu.
Büyük Savaş sonrasında, bizimle birlikte ana Senaryolara kararlılıkla katılmıştı. Kariyerinde ilerlemek uğruna projeleri astlarından çaldığı zamanlara kıyasla kıyaslanamayacak kadar çok çalışıyordu.
Ve emeğinin meyvesini de tatmayı başarmıştı – küçük de olsa Dev Hikâyeden bir pay kazanmış ve hatta bu süreçte yararlı birkaç Yıldız Kalıntısı bile edinmişti.
Bütün bunlar kızını aramasına yardımcı olmak içindi.
Şu anki hâli Reenkarnatörler Adası etrafında dolaşan kaosun artçı etkilerine birkaç gün dayanabilirdi.
“Lütfen orada dikkatli ol.”
Han Myungoh başını salladı, hazırlıklarını bitirdi ve ayağa kalktı. Buraya gelmeden önce zaten kararını vermiş gibi görünüyordu. Yoldaşlarımın hepsi ona şans diledi.
‘Tek Bir Hikâye’ Senaryosunu almamış olmanız, otomatik olarak ‘Tek Bir Hikâye’nizin olmayacağı anlamına gelmezdi – o herkes için vardı. Tıpkı herkesin kendi ■■’unu aramak için bir yolculuğa çıkabilmesi gibi.
Portaldan içeri adım atarken korkudan titremesini izledim ve bir şeyler düşünmeye başladım.
[■■’un yaklaşıyor.]
‘Sonuç’unuzun nerede olabileceğine karar veren <Yıldız Akışı> değildi.
Arkamı döndüğümde Yoldaşlarım beni bekliyordu.
“Toplantıya devam edeceğim.”
***
[Büyük Kıyamet Senaryosu’nun başlamasına 11 saat 8 dakika kaldı.]
Büyük Kıyamet’e sadece yarım gün kadar kalmıştı. Eğer bu kıyamet olayına dayanmayı başarırsak Son Senaryo’ya girebilecektik.
Bu arada orijinal hikâyedeki tüm bilgileri gözden geçirdim ve sadece Kore Yarımadası’nda değil, gezegenin geri kalanında da bulunan yararlı tüm kalan Yıldız Kalıntıları ve Yeteneklerin edinilmesini talep ettim. Yoldaşlarım talebimi kolayca onayladılar.
Han Sooyoung sordu. “Peki sen ne yapacaksın?”
Tıpkı onların olduğu gibi, elbette benim de yapacak bir şeyim vardı. Örneğin, bu dik kafalı piçle birlikte yeni bir ölümcül hamle düşünmek gibi.
“Şimdiye kadar anlamış olmalısın. Büyük Kıyamet’e karşı savaşmamızın tek bir yolu var,” dedi Yoo Joonghyuk, [Kara Göksel Şeytan Kılıcı]’nın keskin kenarlarını parlaklaştırırken.
Uriel, Kara Alev Ejderhası, Büyük Bilge ve diğer Takımyıldızları bize yardım edeceklerine söz vermişlerdi ama her zaman onlara güvenemezdik.
‘Gizemli Entrikacı’yı hariç tutsak bile, ortaya çıkacak dört Kral seviyesinde Dış Tanrı daha vardı. Hepsi aynı anda saldırmaya karar verirse Büyük Bilge ve Yeraltı Dünyasının Kralı gibi Mit sınıfı Takımyıldızları bizimle olsa bile kazanamazdık.
Ancak geri savaşmak için kullanabileceğimiz bir yöntemimiz vardı.
「Sonsuz Cehennem Manzarası.」
1863. regresyon turunun ödülü, ‘Gizemli Entrikacı’ aracılığıyla kazandığım Mit sınıfı Hikâye. Bu Hikâye ile Yoo Joonghyuk’un anılarını yeniden canlandırabilir, o da o anı sahnesini benimle paylaşarak 1863. tur gücünü uyandırıp kullanabilirdi.
Tek sorun...
[Okuma başarısız oldu!]
[Şu anda okuyabileceğin en yüksek Yoo Joonghyuk regresyon turu 978’dir.]
[Hikâye Sonsuz Cehennem Manzarası eleştirel gözlerle sana bakıyor.]
...Okuma becerimle ilgili bir şeyler yanlış gitmişti.
[Okuma başarısız oldu!]
[Şu anda okuyabileceğin en yüksek Yoo Joonghyuk regresyon turu 778’dir.]
[Hikâye Sonsuz Cehennem Manzarası, disleksin olup olmadığını merak ediyor.]
Ve şimdi, Hikâye bile benimle dalga geçmeye başlıyordu.
Bu durum birkaç gündür devam ediyordu ve artık buna dayanamayan Yoo Joonghyuk sonunda patladı. “Ne kadar zavallıca. Bütün hayatın boyunca kitap okuduğunu söylememiş miydin?”
“...Bütün hayatım boyunca değil. Her neyse, bu farklı türde bir sorun.”
Benim de bir fikrim yoktu. Neden bu durum şimdi yaşanıyordu?
“Eğer bu sorun devam ederse, Hikâyeyi bana devretsen iyi olur. Kendim kullanırsam daha basit olur.”
“Eğer yapabilseydim çoktan sana verirdim.”
Bunu ‘Gizemli Entrikacı’ya zaten sormuştum. Ama beni görmezden gelmişti.
“O zaman geçen seferki o Ele Geçirme yeteneğini kullan. Eğer onu Hikâyeyle birlikte kullanırsan, senkronizasyon oranın büyük ölçüde artacaktır.”
Burada [Bilge Okuyucunun Bakış Açısı]’ndan bahsediyor olmalıydı.
“Eğer yapabilirsem ona bel bağlamamayı tercih ederim.”
Kesinlikle, [Bilge Okuyucunun Bakış Açısı]’nı etkinleştirmek Hikâyeyi kullanmayı çok daha basit hâle getirirdi. Bu Yeteneğin etkisi bir Sponsorun bir Enkarnasyonun kontrolünü ele geçirmesine benzerdi. Ancak...
“O Yeteneği kullanmak Enkarnasyon bedenimi savunmasız bırakıyor. Bu yüzden mümkünse ona başvurmadan kazanmak en iyisi.”
“Gülünç. Bu her gün antrenmanını aksatmanın sonucu.”
“...Herkesin senin gibi saçma bir dereceye kadar antrenman yapabileceğini mi sanıyorsun gerçekten?”
Yoo Joonghyuk başka bir şey söylemeden tekrar Hikâyeye odaklanmadan önce kısa bir süre bana dik dik baktı.
Muhtemelen gerçeği zaten biliyordu – [Bilge Okuyucunun Bakış Açısı]’na bel bağlama konusundaki isteksizliğimin nedeninin aslında başka bir şey olduğunu.
「Bir süredir [Bilge Okuyucunun Bakış Açısı] Kim Dokja’nın komutlarını dinlemeyi bırakmıştı.」
Sadece bu da değil, Yetenek en istemediğim anda etkinleşir ve insanların zihinlerini okumaya başlardı. Böyle bir şeyin neden yaşandığından emin değildim.
Birinin kafasının içine bakmaya çok alışmış olmam mümkündü. Gerçek sözlerini dinlemektense zihinlerindeki güzelce dizilmiş cümleleri okumaya çok fazla alışmışım.
[Okuma başarısız oldu.]
Belki de aniden okuma yeteneğimi kaybetmem kaçınılmaz bir sonuçtu.
“Düzgünce odaklan, Kim Dokja.”
Yoo Joonghyuk’un fırçasını duyduktan sonra Hikâyeyi yeniden etkinleştirdim. Nefesimi yavaşlattım ve düşüncelerimi topladım.
[Hikâye Sonsuz Cehennem Manzarası, hikâye anlatımına başladı!]
Yoo Joonghyuk hakkında bildiğim tüm bilgileri unutmalıydım.
Ona dair hiçbir şey bilmiyordum.
Bu adam benim için tamamen bir yabancıydı.
Yoo Joonghyuk çıldırmış bir psikopat değildi, aşılmaz derecede inatçı bir aptal da değildi.
Böyle düşündüğümde, kafamın içi biraz olsun temizleniyor gibi hissettim.
Doğru, oradan başlamalıydım. Tıpkı ‘Hayatta Kalma Yolları’nı ilk kez okuduğum o anki gibi.
Tzzzzzz!
Tam o sırada garip bir şey meydana geldi.
[Okuma denemen sırasında bir sorun oluştu!]
Aniden Yoo Joonghyuk’un benzi son derece soldu. “Kim Dokja! Seni aptal, ne yaptın sen...!”
Gözlerinin içindeki ışık kaybolurken bunlar onun son sözleri oldu.
Şaşkınlığa uğradım ve aceleyle ona sordum. “Hey, iyi misin??”
Cevap yoktu.
[Karakter Yoo Joonghyuk’un benlikleri çarpışıyor!]
Benlikleri... çarpışıyor mu??
Daha da endişelenerek şu anki durumunu doğrulamaya çalıştım ama sonra...
[Karakter Listesi etkinleştirilemedi.]
Arkasından beliren metin, çok uzun zaman önce duyduğum bir cümleydi.
[Geçerli kişi bir karakter değildir.]
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.