MANGA-TR
Bölüm 179
‹
Bölüm...
›
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 179

Yeni Nesil
Yazar: Raban Grup: Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.444

Bölüm 179 - Yeni Nesil
Çeviri: Raban
 
Odadan çıktıktan sonra Sunny’nin Effie ile Kai’yi bulması biraz zaman aldı. İkisi lonca binasının yemekhanesinde oturmuş, laflıyorlardı.
 
Cassie ortalıkta görünmüyordu. Caster’ın ise ikinci kata çıkan merdivenlerden kendisini izlediğini fark etti.
 
’Cassie benden mi kaçıyor?’
 
Biraz hayal kırıklığıyla, şehirde tanıştığı ikilinin yanındaki sandalyeye yığıldı. İkisine de ters ters baktı.
 
“Ne o, siz tanışıyor musunuz?“
 
Kai gülümsedi.
 
“Avcı Athena’yı kim tanımaz? Daha önce… şey… birkaç kez yolumuz kesişti.“
 
Bahsi geçen karşılaşmanın içeriğini kurcalamamaya karar veren Sunny iç çekti.
 
“Senin şu tuhaf Kusurundan haberi var mı peki?“
 
Yakışıklı genç birkaç kez boş boş gözlerini kırpıştırdı, sonra şaşkınlıkla cevap verdi:
 
“Biliyordur herhâlde? Bu sakladığım bir şey değil ki.“
 
Harika. Bütün dünya kusurlarını sır gibi saklarken en mühim zaaflarını önüne gelene anlatmaktan azıcık bile çekinmeyen bu iki numuneyle karşılaşmış olmasına inanamıyordu.
 
…Gerçi Kai’ninki gibi bir Kusuru olsaydı muhtemelen kendisi de buna pek kafaya takmazdı.
 
’Şanslı p*ç.’
 
Artık rol yapmanın anlamı kalmadığından dolayı doğrudan sordu:
 
“Peki… Orada yalan söyleyen oldu mu?“
 
Effie sırıttı.
 
“Vay, demek Gece’yi bu yüzden peşine taktın. Bence biraz fazla paranoyaksın, ne dersin, sence de öyle değil mi?“
 
Sunny o soruyu duymazdan gelmeyi çok isterdi. Ama ne yazık ki kendi Kusuru, Kai’ninkine kıyasla çok daha kısıtlayıcıydı.
 
“Hiç de bi kere. Bence bir insan ne kadar paranoyak olmalıysa ben de tam olarak o kadar paranoyağım. Yani aşırı derecede, evet.“
 
Bunu söyledikten sonra cevap bekleyerek yakışıklı okçuya baktı. Kai birkaç saniye duraksadı.
 
“Hayır, kimse tek bir yalan bile söylemedi. Arkadaşların son derece dürüst insanlar, Sunny.“
 
’Ah, zavallı minik kuzucuk…’
 
Bu saflık karşısında ne diyeceğini bilemeyen Sunny başını iki yana salladı. Ardından sesini alçaltarak sordu:
 
“Caster bile mi?“
 
Kai başıyla onayladı.
 
“Evet, o da yalan söylemedi.“
 
Bu da ne demekti şimdi… Yoksa Sunny yanılıyor muydu? Caster gerçekten de dürüst ve onurlu biri miydi yani? Ona duyduğu bu güvensizlik yersiz miydi?
 
Ne düşüneceğini bilemeyen Sunny bir süre sustu, sonra Effie’ye döndü.
 
“Neph’le bir hafta sonra tekrar konuşmak üzere anlaştık. O zamana kadar seni benimlesin.“
 
Avcı kadın kıkırdadı.
 
“Ooo. Sağ ol ufaklık, içimi rahatlattın.“
 
Sunny yüzünü buruşturdu.
 
“Hiç merak etme. Sana göre biraz ufak olabilirim ama sen bir de oda arkadaşımı gör…“
 
O sırada Kai de içeceğinde boğuluyordu. Oda arkadaşının bahsi geçince zavallının yüzü soldu. Bunun üzerine bir şey hatırlayan Sunny, sırtını sıvazlayıp konuştu:
 
“Neyse, yardımın için sağ ol. Anlaştığımız işi de hallettik. Belki bir gün tekrar karşılaşırız.“
 
Bu herifi zerre kadar özlemeyecekti. Sunny zaten öyle aman aman yakışıklı biri değildi. Ama Kai’nin yanında bayağı çir… eee… ortalama… evet, ortalama bir yakışıklılığı vardı, yok hayır… ortalamanın birazcık daha üstündeydi, aynen öyleydi.
 
Yakışıklı okçu birkaç saniye ona baktıktan sonra zoraki bir gülümsemeyle konuştu:
 
“Seni tanımak güzeldi Sunny. Seninle vakit geçirmenin… şey, nasıl desem… unutulmaz bir deneyim olduğunu içtenlikle söyleyebilirim.“
 
Ardından Effie’ye acırcasına bir bakış atarak kalkıp gitti.
 
İkisi baş başa kaldı.
 
Avcı kadın bezgin bir ifadeyle etrafına bakındı, sonra sakince sordu:
 
“Ee? Ne zaman gidiyoruz?“
 
Sunny hiç duraksamadı.
 
“Hemen. Açıkçası harabelere dönmek için sabırsızlanıyorum. Burası benim… uhh… içimi ürpertiyor.“
 
Effie ona tuhaf bir bakış attıktan sonra omuz silkti.
 
“Tabii, sorun yok. Şu korkunç yerden çıkıp o kadim, lanetli harabelere saklanalım. En azından orada kendimizi güvende hissederiz, değil mi?“
 
 
***
 
 
Bir süre sonra Karanlık Şehrin dar sokaklarında dikkatle ilerliyorlardı. Sunny harabelerde gündüz vakti dolaşmaya alışık değildi; doğal olarak biraz gergindi.
 
Neyse ki ikisi de deneyimli avcılardı ve uyum içinde hareket ediyorlardı. Sunny, Effie’yle eski uyumunu hiç zorlanmadan yakalamıştı. Son görüşmelerinin üzerinden hiç de üç ay geçmiş gibi değillerdi. Üç koca ay. İşin doğrusu, bundan epey keyif alıyordu.
 
Bir ara, başına buyruk avcı kadın ona dönüp sordu:
 
“Şaka bir yana, Sunny. Nasıl hayatta kaldın?“
 
Sunny ona ters ters baktıktan sonra omuz silkti.
 
“Nasıl olacak? Gölgelerde saklanmak benim olayım biliyorsun. Gündüzleri uyudum, geceleri avlandım. Avımı dikkatle izledim, sonra zayıf noktalarına saldırdım. Öldürebileceğimden emin olmadığım bir şeye denk geldiğimdeyse hemen tüydüm.“
 
Effie bir süre düşündükten sonra konuştu:
 
“Biliyor musun? Değişmişsin. Artık gerçek bir avcıya benziyorsun… İnsana o hissiyatı veriyorsun yani.“
 
Sunny sırıttı.
 
“O kadar da olacak. Benim diyen avcının yapabileceğinden çok daha fazla Kâbus Yaratığı avladım.“
 
Effie alaycı bir gülümsemeyle sordu:
 
“Bak sen… Kaç tane?“
 
Aslında güzel bir soruydu. Sunny cevap vermeden önce bir süre düşündü.
 
“Sanırım, altmış civarı… Evet, altmıştan fazla değildir.“
 
Labirent’te öldürdüğü o korkunç yaratıklarla birlikte, toplam sayı yüzü çoktan geçmişti.
 
Effie gözlerini kırpıştırdı. Ona bakarken yüzü ciddileşmişti. Yalnızca üç ayda bu kadar av… İnanılmaz bir sayıydı.
 
Hatta bu düpedüz delilikti. Gerçek dünyada, Uyanmış Kâbus Yaratıklarının Uyuyanlar için fazla güçlü olduğu herkesçe bilinirdi. Bir tanesini öldürmeyi başarsan çevrendekilerin saygısını kazanırdın. On tanesini öldürsen haberlere çıkardın, şöhretin yayılırdı.
 
Sunny dünyaya döndüğünde yüz tanesini öldürdüğünü, üstelik bunların çoğunu Düşmüş rütbesindeki dehşetvari yaratıklarla dolu lanetli bir şehrin harabelerinde avladığını söylese, başarısının haberi bir anda bütün dünyaya yayılırdı. Eşsiz bir dahi, bir neslin umudu, geleceğin savaşçısı olarak anılırdı.
 
…Oysa Karanlık Şehir’de onun gibi onlarca kişi vardı. Üstelik birçoğunun başarıları Sunny’ninkileri bile geride bırakıyordu. Hem de açık ara. Effie çoktan birkaç yüz yaratık avlamıştı. Dış yerleşimde onun kadar başarılı birkaç avcı daha vardı… Gerçi Jubei’nin ölümüyle sayıları bir kişi azalmıştı.
 
Parlak Şato’da ise Gunlaug’un kendisi, beş yardımcısı ve Ordu’nun Yol Bulucuları vardı. Bunlara çok sayıda deneyimli Avcıyı ve savaşta ne kadar usta olduklarını vücutlarındaki sayısız yara iziyle kanıtlayan bir avuç Muhafızı da eklemek gerekirdi. Hepsi, Uyuyanların asla erişemeyeceği düşünülen bir seviyeye ulaşmıştı.
 
Unutulmuş Kıyı gerçekten de… ilginç bir yerdi.
 
Nephis bir şekilde başarır da bu insanlardan yalnızca birkaçını bile gerçek dünyaya döndürebilirse, dünya ne kadar değişirdi? O güne dek imkânsız sayılan başka şeylere de farklı gözle bakılmaya başlanır mıydı?
 
Büyü ona bu yüzden mi Değişen Yıldız adını vermişti? Neph’in yazgısında yalnızca değişim yaratmak değil de başka değişimlere sebep olmak da mı vardı?
 
Sunny bu düşüncelere dalmış bir halde, lanetli harabelerin arasında yürüyordu. Çok geçmeden katedralin tanıdık silueti göründü.
 
Katedrale bakınca birden içi ürperdi.
 
Bunca zaman nasıl hayatta kaldığını Effie’ye anlatırken elbette ki doğruyu söylemişti.
 
Ama bu süreç boyunca ölümle nasıl burun buruna geldiğinden hiç söz etmemişti.
 
Katedrale ilk gelişini ve ardından başına gelenleri hatırlamayı hiç ama hiç istemiyordu…
 
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi