Yukarı Çık




12.4   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   13.2 

DOKUZUNCU BÖLÜM - ŞAFAK


     İçinde bulunduğum durumu fark ettiğim anda silahımı ateşe hazır hale getirdim ve koşarak en yakındaki çöp konteynerinin arkasına saklandım. Keskin nişancının nereden ateş ettiğini Adem'in vurulduğu yönü hesaplayarak bulmam gerekiyordu. Bu sırada Aslan da siper almıştı ve telsizden bağırarak komutlar yağdırıyordu.

Birkaç saniye sonra başımı hafifçe çıkardım ve çatılara bakınmaya başladım. Kalbim korkuyla çarpıyordu. Her an vurulacakmış gibi hissediyordum. Aniden iki bina ötedeki silüeti fark ettim. Keskin nişancının tüfeğini ve kapüşonunu rahatça görebiliyordum. İlk önce ondan kurtulmam gerekiyordu. Sanki bütün her şey buna bağlıymış gibi hissediyordum.
Saklandığım yerden hızla çıktım ve bir ilerideki siper yerine geçtim. Nişancının beni fark ettiğine emindim. İçimden 10'a kadar saydım. Bunun işe yaraması gerekiyordu.
Bir kez daha bütün gücümle koşmaya başladım. Ateş sesleri ve patlamalar kendimi aksiyon filminde gibi hissettiriyordu. Bir kez daha havayı yaran tüfeğin sesini duydum. Bu sırada bir metre arkamda asfalttan bir mermi sekti. Kıl payı kurtulmuştum.
Bir kamyonetin arkasına saklanmayı başardım. Nişancı benim onu hedeflediğimi fark etmiş miydi acaba, yoksa beni sinir bozucu bir böcek olarak mı görüyordu? Eğer bir böcek olduğumu düşünüyorsa gururum incinmezdi doğrusu. Hatta işime bile yarardı.
Sonunda kamyonetin arkasından fırlayıp nişancının olduğu binaya atıldım. Bu sırada tetiğe bassa da başka bir yere ateş etmişti. Beni artık hedef olarak görmüyordu. Hızla binaya girdim.
İçeride insanlar korku içindeydi. Beni gördüklerinde neye uğradıklarını şaşırdılar. İnsanların bu binada kaldıklarını gördüm. O kadar kalabalıktı ki ilerlemek için insanları iteklemem gerekmişti. Patlama sesleri daha kısık sesle duyulsa da tüfeğin sesini hala duyabiliyordum.
Merdivenleri koşar adım tırmandım. Tüfeğin ateş ettiğini her duyduğumda gözümde bir sahne beliriyordu. Sahnedeydim ve vuruluyordum.
Sonunda merdivenleri tırmanmayı bitirdiğimde nefes nefeseydim. Çatıya giden kapıyı açamadım. Tahmin ettiğim gibi kilitliydi. Anahtar bende olmadığına göre tek bir çarem vardı. Kilite nişan aldım ve eğer kurşun sekerse diye belirli bir uzaklığa geçtim. Üç, iki, bir.
Ateş ettikten hemen sonra kapıya tekme attım. Kaybedecek bir anım bile yoktu. Neyse ki kilidi vurmayı başarmıştım ve kapı açılmıştı. Kendimi hızla dışarı attığımda keskin nişancının henüz toparlanıp arkasına döndüğünü gördüm. Bir an dejavu yaşadım, bu anı daha önce de görmüştüm. Ama bu sefer aynı şey olmayacaktı. Tereddüt etmeksizin peş peşe üç defa tetiğe bastım.
Adam kanlar içinde yere yığıldığında içimde bir rahatlama hissi oluşmuştu. Bu his fazla uzun sürmedi. Aşağıda hala kaos yaşanıyordu. Çatının kenarına gidip aşağı bakındığımda neredeyse her yeri görebildiğimi fark ettim. Adam gerçekten çok iyi bir konum seçmişti. Şimdi bu avantajı benim kullanmam gerekiyordu. Kabancamı bırakıp keskin nişancı tüfeğini aldım ve aşağıda olup bitenleri inceledim.
Bizimkiler bütün güçleriyle savaşıyor gibiydi. Birçok ceset de vardı, nedense en ufak bir üzüntü bile duymadım. Sonra karşı taraftakileri gördüm. Onları ayırt etmek çok da zor değildi. Hepsi askeri üniforma mantığıyla kapüşonlu hırkalar giyinmişti. 
İçimden bir kez daha büyükbabamı hatırlayarak nişan aldım. Sonunda avcılık gerçekten bir işe yarıyordu. Her ne kadar hedefim insan olsa da.
Nefesimi bir anlığına tuttum ki nişanımı bozmasın. Tetiğe bastım ve tekrar nefes aldım. Hedefi vuramamıştım ama önemli değildi. Tekrar denedim. Kurşun hedefime isabet ettiğinde ve o yere yığıldığında fark ettim ki hiçbir şey hissetmedim. Çocuk oyuncağı gibiydi. Bas düğmeye ölsün.
Sayıları bizim muhafızlardan daha fazlaydı. Hepsini tek tek vurmaya başladım. Daha kaç mermim vardı bilmiyordum ama dördüncü kişiden sonra fark edildim. Buna rağmen yapabilecekleri bir şey olduğunu sanmıyordum. Bu mesafeden beni vuramazlardı.
Bir kişiyi daha öldürdüğümde aniden hareketlendiler ve birkaç saniye içinde geri çekilmeye başladılar. Onların açısından düşündüğümde, tahmin ettiklerinden çok daha fazla kayıp vermiş olmalıydılar.
Mermim belki bitmişti, bilmiyordum, ama ateş etmeyecektim. Geri çekiliyorlardı ve bu bir anlamda teslim olmak demekti. Savaşı kazanmıştık.
Rahat bir nefes alıp tüfeği kenara bıraktım ve duvara yaslandım. Şu sıralar nedense sürekli Tanrıyı düşünüyordum. Belki ölümle fazla içli dışlı olduğum içindi. Gerçekten var mıydı, varsa bunu nasıl bilebilirim gibi birçok soru her fırsatta zihnime doluşuyordu. Cevapsız sorular listesine onları da ekledim. Bir ara bu listeyi gözden geçirmem gerekecekti.
Bir süre dinlendikten sonra aşağıya indim. İnsanlar hala endişeli görünüyordu. Neler olduğunu bilmek istiyorlardı ve bunu bana bakışlarından bile anlayabiliyordum. Dışarı çıktığımda Aslan ve Cevdet'in Adem'in cesedi başında durduklarını gördüm. Diğer insanlar yalnızca Adem'e bakıp geçiyor, hiçbiri orada beklemiyordu. Belki o kadar da değerli olduğunu düşünmüyorlardı.
Kısa süre sonra herkesi toplamaya başladılar. Konuşma yapılacaktı ve konuşmacı da beklendiği üzere Aslan'dı.
Cevdet beni fark eder etmez yanıma geldi. Beni tebrik edeceği düşüncesiyle içimde hafif bir mutluluk parıldadı. Ama beklediğimin aksine Cevdet hiç de öyle bir ruh halinde değildi. Bu olaya bir zafer değil, kayıp olarak bakıyordu ve yüzünde çok sert bir ifade vardı.
Yanıma varır varmaz konuşmaya başladı. "Geri geleceklerini biliyorsun, değil mi?"
Bilmiyordum, buna rağmen başımı evet anlamında salladım.
"Güzel." dedi, bunun farkında olmam onu bir nebze olsun rahatlatmıştı. "Bu akşam sen de benimle geleceksin."
"Nereye?" diye sordum anlamayarak.
"Bize ne yaptıklarını fark ettin mi?" diye sordu. Bir an düşündüm.
"Baskın?"
"Linda, bütün cephanemizi, yiyecek stoğumuzu yok ettiler."
Bunu daha önce düşünememiştim. Patlayan yerler... Kahretsin.
"Biz de aynısını onlara yapacağız. Ama daha başarılı bir şekilde." dedi Cevdet. Derinden sesi ikna ediciydi, bakışları kararlıydı, rica eder gibi değil, emir verir gibiydi.
"Ne yapmamı istiyorsun?" diye sordum.
"Az önce yaptıklarını tekrar yapacaksın, üstelik yalnız da olmayacaksın."
Kararsızdım. Az önce yaptıklarımı kendimi ve bölgemi savunmak için yapmıştım. Ama Cevdet'in benden istediği şey, sanki... Sanki öldürdüğüm nişancı olmamı istiyordu, belki de ölmemi istiyordu.
"Yalnız olmayacaksın?" diye tekrarladım söylediğini. Bu işleri olumlu yönde değiştirebilirdi.
"Evet, iki nişancı. Salih ve sen nişancı olacaksınız."
"Bunu yapacak askerleriniz yok mu?" diye sordum ellerinde silah olan bir sürü insanı göstererek. 
"Onların asker olduğunu mu sanıyorsun?" dedi şaşırarak. Otomatik silah tutan bir genci göstererek, "Bu çocuğun tek avantajı neydi biliyor musun? Bilgisayar oyunu! Birçoğu hayatında ilk kez silah tutuyor ve tahmin edersin ki hiçbiri gerçekten de kullanmayı bilmiyor."
Sessiz geçen birkaç saniyenin ardından sakince devam etti. "En iyileri arayıcı yapıyoruz. Mücadele etmeyi bilenleri. Yani bu işi yapacak askerlerimiz yok."
Başımı sallayarak onayladım. Ne diyebilirdim ki? O da başını salladı ve arkasını dönüp gitti. Bu görevi kabul ettiğim anda üzerime bir ağırlık çökmüştü. Hem duygusal, hem de fiziksel olarak kendimi bitkin hissediyordum. Başım önüme eğik şekilde 'evime' doğru yürümeye başladım.
İnsanlar koşturuyor, yaralılara yardım ediyordu. Ölenlerin yakınları haykırarak ağlıyor, bir şeyler söylüyordu. Neyse ki hiçbirini anlamıyordum. Binaya gireceğim sırada Zeynep'le göz göze geldim. Umursamadım. İçeri girdim ve hızla merdivenleri çıktım.
Eve girer girmez ağlamaya başladım. Kendimi tutamıyordum. Oysa sabah ne hayallerle çıkmıştım. Yeni bir başlangıç, güzel bir gün. Gerçekten de harika bir gündü! Üstelik daha yeni başlamıştık!
İçimde barındırdığım öfke dışarı taşmaya başladı. Salona girdim ve eşyaları dağıtmaya başladım. Bağırıp çağırıyordum ama söylediğim şeyleri kulağım duymuyordu. Büyükbabama, Barni'ye, Sonia'ya, Rose'a...
O anda Rose'un trafik kazasında öldüğünü hatırladım ve büyük bir acı hissettim. Olduğum yerde kalakalmıştım. Yavaşça duvarın dibine oturdum ve sessizce ağlamaya başladım. Yapabileceğim tek şey buydu, ağlamak. Hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bile bile ağlamak.
[Devam etmek için Sonraki Bölüm'e tıklayın]


Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


12.4   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   13.2 




DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler butonu kullanılarak spoiler yazılabilir fakat buton kullanılmadan spoiler verenler uyarılmadan süresiz engellenecektir ve geri alınmayacaktır.,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.