Yukarı Çık




13.2   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   13.4 

Hepimizin elinde çantalar vardı. Salih ve benimkiler nispeten daha hafif olmasına rağmen omzumuzda bir de keskin nişancı tüfeği taşıyorduk.
Çevrede cesetler vardı ve binalar sağlam olsa da her yer savaş alanı görünümündeydi.
Bir yerde durduk ve karşımızdaki manzaraya baktık. Az önce ölü olduğunu düşündüğüm İstanbul şimdi daha farklı görünüyordu, sanki ölü değildi de uykudaydı. Sessiz ve huzurlu bir uykuda.
"Nerede olduklarını nasıl biliyoruz?" diye sordum. Buralara gelip giden birileri olmazsa nerede olduklarını bilemezdik. Belki arayıcıların bazısı buraya geliyordu. Derya, Mert, Salih?
Cevdet yalnızca bir an bakmakla yetindi. Neden böyle yapıyordu? Cevap vermek o kadar zor muydu? 
Cevdet eliyle bir binayı gösterdi. "Bunun çatısına çıkacaksınız."
Eliyle depo benzeri küçük yerleşmeleri göstererek ekledi. "Şu üçüne bomba yerleştireceğiz, siz de bizi koruyacaksınız."
Çatısına çıkmamızı istediği bina en az on katlıydı. Hem Salih'in o kadar katı çıkması hem de o mesafeden aşağıdaki hedefleri vurmam imkansız görünüyordu. Yine de endişelerimi dile getirmedim. Bir şekilde altından kalkmamız gerekecekti.
Başımla onayladım ve dağıldık. Bölgelerine yaklaşırken nerede nöbetçiler olduğunu aklıma yazıyordum. Cevdetlerin kaçması hiç de kolay olmayacaktı. O sırada neden uzaktan patlatmadıklarını merak ettim, veya saatli bir bomba koymadıklarını. Böylece rahatça çıkabilirlerdi ve bize ihtiyaçları kalmazdı. Bakışlarımı çevirip Cevdet'e baktığımda çoktan uzaklaştığını gördüm. Sorsam da cevap vermezdi zaten.
Beş dakika sonra binanın yangın merdivenlerinden çıkmaya başladık. Salih bilekleri ağrımasına rağmen korkuluklara tutunarak kendi başına çıkıyordu. Merdivenler çok dar olduğu için çıkmasına yardım edemezdim, ama inerken büyük bir sorun olacaktı. Salih bu bilekle çok da hızlı gidemezdi. Çatışmaya gireceğimize adım gibi emindim ve bu hızla kaçmamız imkansızdı.
Yavaşça çıkmaya devam ediyorduk. Salih'in nasıl bir hayatı olduğunu merak ettim. Yani bu felaketten önce. Bir ailesi var mıydı, varsa onlara ne olmuştu? Muhtemelen askeri bir geçmişe sahipti, haliyle buradan kaçmamızın ne kadar zor olacağını o da biliyor olmalıydı. İmkansıza ne kadar yakın olduğunu.
Kendi yükünü bile zorlukla taşıyabildiğini fark ettim ve elindeki çantaya uzanıp aldım. İtiraz etmemişti. Yüküm biraz daha ağırlaşmıştı ama sorun değildi.
Sonunda çatıya çıkmayı başardığımızda hızla mevzilendik. Salih bana nerede ve nasıl durmam gerektiğini göstermişti. Konum aldığımızda ve silahlarımızı kurmayı tamamladığımızda aramızda neredeyse on metrelik mesafe vardı. İkimiz çatının diğer uçlarındaydık.
Salih telsizden bir kelime söyledi. Muhtemelen hazır olduğumuzu. Ben de çantadan telsizi çıkardım. "Hazır."
Cevdet önce Türkçe bir şey söyledikten sonra İngilizcesini tekrarladı. "İki silahlı görevli var, kapının önünde bekliyorlar."
"Evet." dedim.
"Kırmızı hırkalı olana nişan al, Mert arkalarından geçecek."
"Anlaşıldı." diye karşılık verdim. Kendimi bir tür askeri operasyonda hissediyordum, teknik olarak doğruydu da.
Rüzgarı hesaba katmam gerekecekti. Ayrıca hiç bu kadar uzun menzilli bir tüfek kullanmamıştım. Hava karanlık ve rüzgarlıydı. Bütün durumları değerlendirdiğimde başımı olumsuz anlamda istemsizce salladım. Tek kelimeyle imkansızdı.
Yine de nişan almış bir şekilde beklemeye başladım. Bu sırada Mert gizlice, neredeyse parmak uçlarında ilerleyerek deponun etrafından dolandı. Pencere benzeri bir yer bulmuştu ve oradan girmeyi deneyecekti. Silahlı adamlarla arasında en fazla iki metrelik mesafe vardı ve her an yakalanacakmış gibi hissediyordum. Parmağımı tetiğe dayadım ve nefesimi yavaşlattım. Fark edildiği an tetiğe basmam gerekecekti.
Bir yandan hedefimi gözetlerken diğer yandan Mert'i takip ediyordum. Pencereyle uğraşmaya başladı ama bir türlü beceremiyordu. "Hadi." diye mırıldandım kendi kendime. Sonunda açmayı başardığında kendisini içeri attı. O anda kırmızı hırkalı başını pencerenin olduğu yöne çevirdi. Sesini duymuştu. Yavaş adımlarla pencerenin olduğu yere doğru gitti. Kahretsin!
Telsizden "Mert'i gördü." diye uyardım. Sakin kalmaya çalışıyordum ve parmağım tetiğe yapışmıştı.
"Hayır." dedi Cevdet sakince. "Yalnızca açık bir pencere gördü."
Adam pencerenin yanına gitti, bir an etrafına bakındı ve sonra geri döndü. Kalbim ağzımda atıyordu ama Cevdet haklıydı. Adam bir şey görmemişti.
Geçen dakikalarda Mert ve Cevdet sürekli bir şeyler konuşuyordu. Anladığım kadarıyla Mert bombayı yerleştiriyor, Cevdet ise nasıl yapması gerektiğini söylüyordu. O sırada aklıma Aslan'la yaptığım son konuşma geldi. Onların evinde kalıyordum, Bahar'ın anne-babasının birbirlerini öldürdüğü o evde. Aslan ve Bahar'ın çocukluklarını geçirdiği fakat sonunda onlar için bir kabusa dönüşen bir evde. Bu nasıl bir tesadüftü?
Sonunda Mert pencereden çıktığında her şeyin planladığımız gibi gittiğini düşündüm. Cevdet de diğer iki binaya bomba yerleştirmişti ve hemen hemen aynı anda ortak noktada buluştular. 
"Başlıyoruz." dedi Cevdet. Az sonra patlama gerçekleşecekti ve sabah bizim yaşadığımızın benzeri bir kaos ortamı burada da yaşanacaktı. Ama bizimkinden daha farklı olacağına şüphem yoktu. Şu anda herkes uyuyordu. Hatta öyle ki, birkaç saatimiz olsa evlerinde yatan insanları birer birer, sessizce öldürebilirdik. 
"Üç... İki... Bir." 
Patlama sesini duyduğum anda kırmızı hırkalıya ateş ettim. Salih de benimle aynı anda tetiğe basmıştı ama o durmamıştı. Hızla yeni mermiyi namluya sürdü ve ateş etmeye devam etti. O anda hedefimi vuramadığımı fark ettim. Kahretsin!
Ben daha tüfeği çekemeden Salih ikisini de vurmuştu bile. Birkaç saniye içinde birçok silahlı insan dışarıya akın etti, bağrışmalar başladı ve yakındaki araba alarmları çalmaya başladı. Aniden binaların birinde büyük bir patlama daha yaşandı.
Koşuşturan insanların arasında silahlı olanlara nişan almak bir yana, herhangi birine bakmam bile mümkün değildi. Çok hızlı hareket ediyorlardı ve yetişemiyordum. 
Salih bir şey söyledikten hemen sonra Cevdet bana seslendi. "Linda, dürbününü ayarlayabildiğini biliyorsun değil mi?"
Bilmiyordum. Hedefleri daha geniş bir açıyla görebilecek şekilde dürbünü ayarladım. Şimdi nişan almak çok daha kolaydı. Salih'in bu kadar kolay vurmasına şaşmamak gerekiyordu. Sonunda gözüme silahlı birini kestirdim, nişan aldım ve tetiğe bastım. Her şeyi o kadar hızlı yapmıştım ki adam yere düştüğünde ben bile şaşırdım. 
Cevdet ve Mert de çatışmaya katılmıştı. Neredeyse arabanın yanındaydılar ve bu hiç de zor olmamıştı. Hatta aşırı kolay olmuştu. Bizim burada olmamıza neredeyse hiç ihtiyaç bile duymamışlardı. 
Aniden kulağıma yabancı bir keskin nişancı tüfeğinin sesini duydum. Benimkinden ve Salih'inkinden çok daha tiz ve gürültülüydü. Başımı kaldırıp sesin geldiği yönü anlamaya çalıştığımda başaramadım. Hızla Salih'e döndüm.
Gördüklerim şoka uğramama neden oldu. Salih yerde yatıyordu. O anda tüfek sesinin ne demek olduğunu anladım, hem de acı bir şekilde. Bizden başka bir keskin nişancı daha vardı, üstelik bize düşmandı. Salih'in ölmesi üzerine kafa yormadan hızla kendimi yere attım ve duvarın aralığına saklandım. Betonun beni koruyabileceğini düşünüyordum. Ya da en azından öyle inanıyordum. 
Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Kahretsin! Başka bir nişancı! Nasıl akıl edememiştik?!
[size=3][Devam etmek için Sonraki Bölüm'e tıklayın][/size]


Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


13.2   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   13.4 




DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler butonu kullanılarak spoiler yazılabilir fakat buton kullanılmadan spoiler verenler uyarılmadan süresiz engellenecektir ve geri alınmayacaktır.,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.