Yukarı Çık




13.3   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   14.1 

Nişancıdan saklanmam mantıklı değildi. Belki beni görmemişti. Hem ben de nişancı sayılırdım. Belki o beni vuramadan onu vurabilirdim. Saklanmaya devam ettiğim takdirde Cevdet ve Mert'in de ölmesi kaçınılmaz bir durumdu. Bir çözüm düşünmeye çalışsam da zihnim çalışmıyordu. Tamamen içgüdülerime güvenecektim. Yerde biraz süründüm ve başımı hızla çıkarıp çatılara bakındım. Her an kafama bir kurşun yiyecekmişim gibi hissediyordum. Kalbimin her atışı sanki sonuncusu olacakmış gibiydi.
Nişancıyı görmeyi başardım. Cevdetlerin olduğu yere doğru dönmüştü ve bütün dikkati de oradaydı. Başımı biraz daha kaldırıp aşağı baktım. Cevdet ve Mert çatışmaya girmişti ve bir süre boyunca açık hedef olacaklardı. Kahretsin!
Hızla tüfeğimi duvara yasladım. Tüfeğin ayaklarını kurmakla zaman kaybedemezdim. Ellerim titremesine rağmen nişan aldım ve bir an bile beklemeden ateş ettim. Tüfeğin sesi gökyüzünü yardığında adam uzandığı yerde yığıldı kaldı. Bir anlık şaşkınlığın ardından vurduğumu fark ettim. Yine de en ufak bir rahatlama dahi hissetmemiştim. Birçok açıdan başarısız olmuştum. Salih ölmüştü.
En azından aşağıdakilerin kurtulmasını sağlamalıydım. Hızla ayakları açtım ve aşağıya nişan aldım. Bu sefer her attığım kurşun hedefimi buluyordu. Sanki güdümlü gibiydiler, hedefleri takip ediyorlardı. Sonunda arabanın beklediği yere ulaştıklarında Derya onları aldı. Hızla arabaya bindiler ve uzaklaşmaya başladılar. 
Birkaç saniye içinde silah sesleri kesildi ve gece derin bir sessizliğe büründü. Dur bir saniye. Gittiler?
Sessizlikte duyulan tek ses uzaklaşan arabanın motorundan çıkan gürültüydü. "Nereye?" diye sordum telsizden. İçime anlık bir kuşku düştü. Beni bırakacaklarına dair ufak bir şüphe. 
Cevap yoktu. "Hey." diye ısrar ettim. Sesimi çok fazla yükseltmiyordum ama yine de telsizden duymamaları imkansızdı. Tanrı aşkına, az önce fısıltılarla haberleşiyorduk. 
Birkaç sessiz saniyenin ardından kaçmam gerektiğini fark ettim. Onlar beni bırakmış olsun veya olmasın, ölmek istemiyorsam kaçmalıydım. 
Çantamı ve tüfeği hızla topladım ve koşarak Salih'in yanına gittim. Hala ufak ufak hareket ediyordu ama yerde büyük bir kan birikintisi oluşmuştu. Bahar'ı bulduğum zamankinden çok daha fazla. Salih'i hafifçe çevirip gözlerine baktım. Gözleri hala açıktı ve bana bakıyordu, ne kadar acı çektiğini ve yorgun olduğunu görebiliyordum. Kurşun göğsüne isabet etmişti ve ağzı kan doluydu. Kendi kanında boğulmadığı için şanslı bile sayılırdı. Yapabileceğim tek şeyin acılarına son vermek olduğunu fark ettim. Bir elini tuttuğumda başını yapabildiği kadar salladı. Ne düşündüğümü anlamıştı ve onaylıyordu. Kendi hayatımı riske atmak anlamına gelse bile ona bıçak saplayacak değildim. Daha fazla acı çekmesi haksızlık olurdu. Tabancayı çektim ve "Huzur içinde yat." diye mırıldandım. 
Tetiğe bastığımda ilk defa gözlerimi kapatmıştım. Belki de yıllardır ilk defa. Gökyüzünde yayılan kurşunun sesi karanlığı yarıp geçmişti. Sanki yerimi belirten bir işaret fişeği gibiydi. Gözlerimi açtığımda başımı kafasından öte tarafa çevirmiştim. Yalnızca hareketsiz duran ayaklarını görebiliyordum. Ölmüştü. O an bir şeyi daha fark ettim. Ekip Salih'in bir şekilde öldüğünü fark etmişti. Belki benden bile önce. 
Bunun nasıl olduğunu bilmesem de bir şekilde beni burada bırakmalarında rol oynadığına emindim. Belki onu benim öldürdüğümü düşündüler, belki de yeterince başarılı biri olamadığımı. Önemli değildi, sonuçta terk edilmiştim ve buna inanamıyordum. Aklım almıyordu ve başıma bir ağrı saplanmıştı.
Ölmek istemiyorsam acele etmem gerekiyordu, Salih'in çantasını alamazdım belki ama içinden işime yarayacak birkaç malzemeyi alabilirdim. Yedek cephane gibi. 
Yaklaşık on beş saniye sonra hızla binaya girdim. Bu sefer yangın merdivenlerini kullanmayacaktım. Hayır, o kadar aptal değildim. Merdivenleri hızla inerken aşağıda büyük bir çatışmaya girmem gerekeceğini fark ettim. Kaybedeceğim bir savaşa doğru koşuyordum. 
Hemen çantamı yere bıraktım ve içinden iki tel çıkardım. Teli yandaki kapının kilidine sokup kurcalamaya başladım. İnşallah anahtar takılı değildir, İnşallah anahtar takılı değildir.
Dua ettiğim için mi bilinmez, delik boştu ve artık alışkanlık haline gelen kilit açma işini hemencecik yapabilmiştim. Eşyalarımla içeri girdikten hemen sonra kapıyı yavaşça kapattım. 
Nefes nefese kalmıştım ve kalbim göğsüme çarpıyordu. Bunu duymayacaklarını umuyordum. Merdivenlerden patır patır ayak sesleri duyuldu. Yaklaştılar, yaklaştılar. Sonunda yanımdan geçip üst kata doğru devam ettiler. Rahat bir nefes almıştım. Belki bir süre burada bile kalabilirdim. Hayır, hayır. Bu çok riskli olurdu. 
Bir kişi, iki kişi... Dört kişi geçip gittiğinde daha fazla gelen olmadığını fark ettim. Harekete geçeceksem hemen yapmalıydım çünkü az sonra bu kişiler aşağı inmeye başlayacaktı. Kapıyı açtım ve kelimenin tam anlamıyla aşağıya doğru fırladım. Basamakları hayatım boyunca hiç bu kadar hızlı inmemiştim. Yukarıdan duyulduğum bağrışmalardan ve ayak seslerinden belliydi. Önemli değildi, ne kadar hızlı olursam o kadar iyiydi. Aklıma gelince tekrar sinirlendim, Cevdet'lerin beni bıraktığına inanamıyordum! Kahretsin!
Binadan dışarı çıkana kadar neyse ki kimseyle karşılaşmadım, bu belki benim şansımdandı belki de karşıma çıkacak kişinin. Çünkü en ufak bir hareketlilik gördüğüm anda acımadan ateş edecektim. Artık bir dostum kaldığını sanmıyordum. Tek başımaydım. 
Kapıdan dışarıya adımımı attığım anda en az iki silah ateş etmeye başladı. Hızla eğilip en yakın sipere doğru koşmaya devam ettim. Aniden çıktığım ve yeterince hızlı olduğum için kurşunlar sağımdan solumdan geçiyor ve duvara çarpıyordu. Duvardan bir çitin arkasına siper aldığımda çatışmaya mecbur olduğumu fark ettim. Ne kadar çabuk biterse o kadar iyiydi, özellikle de binadaki dörtlü çıkmadan; onların en iyiler veya en hevesliler olduğunu tahmin ediyordum.
Çantayı kenara bıraktım ve kanımda artık oksijen yerine akmaya başlayan adrenalinin etkisiyle üst gövdemi çıkarıp ateş etmeye başladım. İlkinde kör atış yapmıştım ama diğerleri siper almaya bile gerek duymayan hedeflereydi. Muhtemelen benim koşarak kaçmaya devam edeceğimi düşündükleri için peşimden koşmaya başlamışlardı. Hayatlarındaki en büyük hatayı yapmışlardı, en büyük ve son hatalarını.
Sokağın ortasında duranı, duvarın dibinde duranı ve biraz ötede çalılıklardan henüz çıkmış olanı vurdum. Evet, kesinlikle hayatımdaki tüm şansı kullanmış olmalıydım. Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim. 
Birkaç dakika önceki 'kolay oldu' dediğim andan sonra neler yaşadığımı hatırladım ve çantayı aldığım gibi koşarak uzaklaşmaya başladım. Binadakilerin buraya varması çok uzun sürmeyecekti. Bir an önce izimi kaybettirmeliydim. Hızla bir ara sokağa girerken belimde sallanan telsizi fark ettim. Bir an aklımdan atmak geçse de atmayacaktım, boşta kalan parmağımla frekansını değiştirmekle yetindim. Artık tamamen yalnızdım. 
Bu bölgede çitler yoktu, uçsuz bucaksız şehir önümde uzanıyordu. İstanbul. 
Megakent İstanbul'daydım. Kimseye ihtiyacım yoktu. Cevdet'e, Aslan'a, herhangi birine. Beni feda eden, beni terk eden kimseye ihtiyacım yoktu.
[size=3][Bölüm Sonu][/size]


Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


13.3   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   14.1 




DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler butonu kullanılarak spoiler yazılabilir fakat buton kullanılmadan spoiler verenler uyarılmadan süresiz engellenecektir ve geri alınmayacaktır.,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.