Yukarı Çık




7   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   9 

"Sözlerle sarf edilen şey gerçek değildir. Eğer bri şeyin gerçek olması ve onun hisseidlmesini istiyorsan o zaman yaşatacaksın. Yaşamak bu yüzden önemli Koen. Eğer sen bri şeyi yaşatmak istiyorsan yaşamak zorundasın. Bir şeylerin sadece sözlerden ibaret olmadığını bilmelerini istiyorsan bunu yapmak zorundasın. Savgi ve nefrette böyle bir şey. Sadece sözlerde bulunan nefret gerçek değildir. Sadece sözlerle sarf edilen sevgi gerçek değildir. " Jeniske bunları söylerken büyük masadaki parşömenleir karıştırıyordu. Koen oturduğu yerden çadırı inceliyordu. Başbaşa yemek yemişlerdi. bir tahta benzeyen taştan oyulmuş yer vardı. Köşede tek kişilik yatak ve bir yemek masası. Yer bomboştu. Oturduğu sandalyeden Jeniske'nin ne aradığını anlamaya çalışırken sormuştu ona. "Ne yapmay açalışıyorsun?" diye. Jeniske ona cevap vermekle meşgulken bir yandan hala o dağınıklık içinde bir şeyler arıyordu. Zırhı çıkınca üstünde simsiyah sallanan bir cübbe kalmıştı. Ince beyaz gömleğinin rengi artık gri ve saçları yağlıydı. Gözleri yorgundu.
"Peki Jeniske nefret ve sevgiyi nasıl sözlerin ötesine bir eyleme çevirmek istiyorsun?" Jeniske bu soruyu bekliyor gibi dönmüştü. "Nefret ve sevgi aynı şeydir Koen. Ikiside uç noktalarda zehirli duygulardır. Eğer birisi ağır basarsa siyah ya da beyaz olmak zorunda kalırsın. Ben ikisinide dengede tutmak istiyorum. Gücü sağlayan şey bunlardır. Gücün dengede olmasını sağlayan şeylerdir. " dedi. Koen onun bir felsefeci gibi konuşmasını hayranlıkla izliyordu. Tıpkı alimler gibi konuşuyor veher kelimesi net şekilde dudaklarından dökülüyordu. "Sen bu nefreti ve sevgiyi nasıl dengede tutuyorsun?" demişti. Jeniske bulduğu kağıda baktı ve onu özenle boşattığı yere açtı. "Buraya gel görmeni istediğim bir şey var!" demişti. Koen oturduğu sandalyeden kalkıp yanına doğru yürüdü. Bir harita idi masada açılı olan. Derinin üzerine dövülerek işlemiş eski bir harita. Hisar'in haritacılarının çizdiğinden bambaşka bir harita idi. Dar boğaz denilen bir yer vardı. Haritanın en üstünde ise. "Sen ve ben daha bu dünyada var olmamışken bu dar boğazın ötesinde bir öykü anlatılırmış. Bir Beyaz Gelincik ve Kara Kurt öyküsü. Rahom ve Bir Ung Prensinden söz eidlirmiş. Rahom'un öyküsünü bilir misin?" demişti. Dar boğazın ötesi bilinmeyen bir dünya idi. Koen başını iki yana salladı. "Daha önce duymadım." dedi. Jeniske elini haritaya sürdü ve yanında duran adama baktı. "Bu haritayı oraları gören bir kaşiş çizmiş. Ve bir öyküden söz etmiş. Saf sevgi ve saf nefret. " Keon gzöleir büyülenmiş gibi kocaman açılmış ona bakıyordu. "Rahom sevginin ve nefretin ne demek olduğunu bilmeyen insanlardan uzakta yaşayan bir bilge imiş. Kara Kurt ise saf nefreti içinde taşıyan bir savaşçı imiş. İşgal ettiği topraklarda yaşayan tek bir canlı bırakmayacak kadar güçlü bir yarı tanrı imiş. Rahomla yolları kesişip onu gördüğünde nefretini söndüren bir güzellik ile karşılaştığını anlamış. Ona öyle saf aşık olmuş ki nefretini dengeleyen bu kişinin dünyada en güçlü ve büyük kişi olmasını istemiş. Ve içinde gizlediği tutkuyu dışarı çıkartması için Dar Boğazın ötesinde büyük bir maceraya atılmışlar. Ne olursa olasun ona dünyayı öğretecek ve sevginin anlamını bulacaklardı. Rahom ve ikisi kanlı savaşlara girmiş ve nefretlerini arttırıp tanrılara kadar nefretleri uznamış. İkiside çok güçlü ve yenilmezmiş. Ama asıl onları sonsuza dek bir arada tutan ve bu gücü sağlayan şeyin nefret olmadığını sadece tanrılar görmüş. Rahom ve Savaşçı birbirleirne öyle aşıklarmış ki bu aşk ikisininde içindeki nefreti dengeleyecek ve birer yaratık olmaktan kurtaracak kadar güçlü imiş. Rahom'u görenler onun saf güzelliğine hayran kalırken savaşçıyı görenle ronun acımasız gücüne hayran kalıyormuş. Birisi siyah birisi beyazmış. Ve ikisi bir araya geldiklerinde siyah ve beyazın dengesi ile gittikleir yere ölümle beraber özgürlük getiriyorlarmış. Savaştıkları kişiler saf nefretin tohumları olmay abaşlamış ve bir gün bu savaşı sonsuza dek kazandıklarında tanrılar ikisine öyle hayran kalmış ki onlara ölümsüzlükle beraber yanlarında bir saray verip göklere davet etmişler. Dünyada göremeyecekleri serveti ve gücü sunmuşlar. Fakat birisi iyiliği birisi kötülüğ yaşatmaya çalışacakmış. Fakat onlar kabul etmemiş. insanların bzileirn dünyasında kalıp burada gece ve gündüzün dengesi olmak istemişler. Prenslikleri, sarayları reddeip sevgilerini büyütmek istemişler. Tanrılar yine hayran kalmış. İkisinin gücü dengede tutmak için bir arada kalma arzusuna hayran kalıp onlara huzurlu ve birlikte uzun bir hayat vermişler. Ve bu masal öyle büyümüş ki bu haritayı çizen keşiş bu masalı buraya getirmiş. Dağlara kadar taşımış öyküyü. Gücün dengede olması gerektiğini ve bunun sadece siyah ve beyazın nefret ve sevgiyle yani ikisini bir arada tutan aşkla bir araya gelmeis ile mümkün olacağını anlatmış. Bu keşiş bu masalı kimse unutmasın diye bu haritadan kapyalar yapıp arkasına yazmış. Çünkü ona Dar boğazın ardından bu öyküyü taşıması için bu masalın unutulmaması için bir görev verilmiş." dedi ve haritayı çevirip arkasında ki antik yazıyı gözterdi. Keon hayranlıkla yazıya bakıyordu. "Onların dengesini sağlayan şey aşk mı olmuş yani?" dedi. Jeniske başını salladı. "Sevgi ve nefret çok güçlüdür. Ama tek başına bir insanı öldürebilir. Binlerce insanı felakete sürükleyebilir. Fakat ikisinin bir arada olması mucizeler yaratıp tanrıların bile kıskanacağı bir dünya yaratmayı sağlar." Keon bunu duyunca ona döndü. "Peki tanrılar kıskanıp onları yok etmek istememiş mi? Ayrı koymak ve bu dengenin iki fani için uygun olmadığını söylemmemişler mi?" dedi. Jeniske gülümsedi. Ona doğru bir adım attı. "Tanrılar insanları onlara hizmet etsin diye yaratmadı Koen. Bu dünya üzerinde var olan enerjiyi dengede tutmaları için yarattı. Ve bunu başaranı ödüllendirmek isterler. Hisar bunu başaracağını söyledi. Fakat yüz yıllardır güç dengesini kendi elinde toplama çabasına girdi. Her krallığın altında yatan güç bir kişinin kontrol edemeyeceği kadar büyük. Tıpkı benim bu dağı kontrol edemeyeceğim gibi. " demişti. Koen ona bakıp kalmıştı. "Peki senin tarafın ne Jeniske? Nefret mi? Sevgi mi?" dedi. Jeniske gülümsedi. "Nefret Keon. Ben bu dünya ve bu insanlardan onların aptallıklarından nefret ettim. Onların anlayışsızlığından, hor görmelerinden nefret ettim hep. Üç yüz yıl öncede nefret ettim. Şimdide nefret ediyorum." dedi. Koen ona biraz daha yaklaşan Jeniske'nin gözleirne bakmak için başını kaldırmıştı. "Ben sevgi mi oluyorum?" dedi. Jeniske başını kaldırıp gülümsedi. "Saf ve masum sevgi senind oğand avar Koen. Bu kadar acımasız olmanın sebebi senin sevgini har görmeleri oldu. Sevdiğin insanlar için ölümü bile göze aldın. Sevdiğin insan senden uzaklaşınca kendini tatmin etmek için öldürmeyi seçtin. Sevgi de nefret kadar tehlikeli ve aslında onunla aynı tohumdan filizleniyor." demişti. Koen şaşkındı. Jeniske gittiği için koruyucu olduğu gerçeği aklına gelmişti. Başkalarının hayatlarının koruma çabasını düşündü. Ve bunun için can almak... "Biz bir arada olurska Keon bu dağın dengesini koruyup onu kullanıp gerçek dengeyi sağlayabiliriz. Dağ nefret ve korku dolu. Ben de nefret ve korku doluyum. Bu yüzden seni bekledim. Bu yüzden hiç bir şey yapmadan dönmeni bekledim. Çünkü beni durdurabilecekte harkete geçirebilecekte tek kişi sensin." demişti. Koen öylece kalmıştı. Bir eli ile masadan tutunuyordu. Burun buruna geldiği adama bakıp kalmıştı. "Tanrılar bu dengeyi kadın ve erkek arasında kurdu Jeniske. Ben sanmıyorum ki..." Jeniske onun dudaklarına bir santim uzaktı.
"Rahom bir erkekti. Ve savaşçı da öyle. Onları kabul ettiler Koen. Tanrılardan korkma. Onlara ibadet et ama korkma. Onlar bizleri birer ruh olarak görüyor. İnsanların koyduğu cinsiyetler içinde görmüyor. Onlar sadece bizi birer ruh olarak görüyor..." demişti. Koen dudaklarında hissettiği dudaklarla gözleirni kapatmıştı. Bu sıcaklık hep çok yakın gibiydi. Hep tanıdık gibiydi ama sanki yüz yıllar öncesine aitti. Gözlerini açtığında Jeniske ona bakıyordu. "Korkmana gerek yok Koen. Ben burada olacağım. Ve bir kez daha ölmene izin vermeyeceğim. Eğer yaralanırsan orada olup yaralarını kapatacağım. Ağlarsan göz yaşlarını silmek için orada olacağım. Lütfen benden uzak kalma. Ben seni yüz yıllarca tekrar görmek için bekledim. Beni kendinden uzaklaştırmandan korkuyorum ve bunu yapma." dedi. Koen adeta ruhunu gören adam abakıp kalmıştı. Nedensizce gözleir dolmuştu. Boğazına düğümlenen sözcükler vardı. "Sadece zaman ver..." demişti. Jeniske gülümsedi. "İstediğin kadar. Seni yüz yıllarca bekledim yine beklerim. Bu kurduğum savaş oyunu sadece seni tekrar kazanmak için. Ve ben bu savaşı kazandığımda seni tekrar kazanacağım. Bunca insana sadece sana tekrar ulaşmak için yardım ediyorum. Onlar sana giden yolun taşları Koen. Yüz yıllar önce bu taşlar yok olup gitti. Ama şimdi buna izin vermeyeceğim. Yarım kalmışlıkların hepsini tamamlayacağım. Herşeyi seni tekrar gülümserken görmek için düzelteceğim. Sen benimle olursan ve bu yolda sana ulaşmama izin verirsen her şey daha güzel olacak." dedi. Koen ona şaşkınlıkla bakıyordu. Bu kadar çok sevilmek... Bu sevgiyi ona nasıl bin ateş unutturmuştu. Nasıl üç yüz yıl onun bu sevgiyi unutmasına neden olmuştu? Elini masadan çekip uzattı. Jeniske'nin saçlarına dokunmuştu. Yumuşak ve düz kuzguni saçları okşadı. "Sadece anlamam için zamna ver bana. Sana ve nefretine eş olmama için görmeme izin ver bir şeyleri. " demişti. Jeniske buruk bir gülümseme ile baktı. "Üç Tanrı Dağının alimleri birşeyleri anlamak için zamana değil hatırlmaya ihtiyaç olduğunu söyler Koen. Burada gördüğün bütün herşey sana bir şeyleri hatırlatacak. Seni yalnız bırakacağım. Sadece bir defa adımı söylemen yeterli. O zaman hemen yanında olacağım." demişti. Koen başını salladı. Jeniske tekrar haritaya bakmaya başlamıştı. Koen o saatten sonra konuşmamıştı. Biraz oturmuş ardından oturduğu yerd egözleri kapanmıştı. Gün bitiyor ve Koen yorgunca uyuyakalmıştı masanın başında. Kollarını birleştirmiş Jeniske'yi izlerken başını kollarına düşüp uyuyup kalmıştı. Bir ara gözleir aralandığında bir kadının sesini duymuştu. Bir kaç kişi daha vardı. Uyandığını belli etmeden dinlemeye başladı konuşanları.
"Haber alamayacaklar ve bir kişi daha gönderecekler. Buna ne kadar devam etmemiz gerekecek. Onun adamlarımızı öldürdüğünü gördüler. Buna göre şekillenecekler. Bize saldırmadan harekete geçmemiz gerek artık!" yabancı bir erkeğin sesiydi bu. Uyuyakaldığı yer artık masa değildi. Daha yumuşak ve sıcak bir yerdi. O tek kişilik kurulu yatakta yattığını düşündü.
"Olmaz! Bu dağa çıkacak kadar cesur değiller. Ve bizde inecek kadar henüz güçlü değiliz. Frange Krallığını riske atar ve bütün oyunu bozup destekçilerimizi kaybedebiliriz. "Kadın bunları söylemiş ve ardından sessizlik olmuştu. Ayak sesleri vardı etrafta. "Tilki Koen'in nasıl gaddar ve acımasız bir suikastçi olduğunu herkes bilir. Avını asla kaçırmayan ve asla kaybetmeyen. Onun bu avda başarısız olduğunu düşündükleirnden Hisar bir orduyu buraya gönderecek." dedi. Aynı erkek daha sert konuşuyor ve etrafta geziniyordu. "Biraz daha sakin olmalısın Aiken. Aceleci olursak bu planların hepsini bozar. Karga Lider senin planın ne? Neden sessizce sadece diniliyorsun?" Kadının sesi oldukça naif ve yatıştırıcıydı. "Aslında Aiken haklı. Buraya bir ordu gönderecekler. Ancak bu Frange ordusu olacak muhtemelen. O yüzden sadece bekleyip ilk hamlelerini yapma hakkını onlara vermeliyiz." Jeniske oldukça sakin konuşuyordu. Koen onların savaş planları hakkında konuştuğunu anlamıştı. Dinlemeye devam ediyordu. "Qufarg Krallığı henü zbizim tarafımıza gececek kadar hazır değil. Eğer Frange ordu göndermek zorunda kalırsa Qufarg'da göndermek zorunda kalacak. Bu durumda ilk yapmamız gereken orada işleri hızlandırmak." diye ekledi Jeniske. Koen Frange ile sınır krallık olan Qufarg 'ı anımsadı. İç siyaseti oldukça karışık durumdaydı. Kadın'ın sesi tekrar duyuldu. "Biliyorsunuz ki orada işler çok karışık durumda. Qufarg prensinin hastalığı ve annesinin yönetimde olması durumu ciddi anlamda zorlaştırıyor. Prensin iyileşmesi ve annesinin tahttan çekilmesi gerek. Ancak o zaman beni kral eli olarak dikkate alacak. Onu pençemin içine aldım. Fakat sürekli olarak hastalığı kötüye gidiyor. Annesinin onu zehirlediğini kanıtlayamaz isem. Qufarg ciddi bir tehlike olacak. Zindanlarında saklı gücü siz biliyorsunuz. " demişti. Jeniske derin bir iç çekti. "Durumu biliyorum Saisa. Ancak işleri hızlandırmak zorundayız. " dedi. Tavi'nin sesi duyuldu. "Prens ölürse işler daha da kolaylaşır. Saisa sen bir hekimsin. Onu sessizce öldürebilirsin. Prensin ölümünden kraliçe suçlanır ve iç kargaşada prens yanlısı adamların tahtı ele geçirip bizim tarafımızda durursa Hisar iç kargaşanın sonucu devrim olduğunu düşünecek. Ve senin onlara yazacağın durumu kontrol altına alıp yeni bir prensi tahta çıkaracağını söylersin. Bir kaç ay içinde bu problem ortadan kalkabilir. Fakat hala Hisar'in bu tarafa yaklaşmaması gerekiyor. Eğer buraya yeni bir denetimci yollarsa bu bizi zor duruma sokar." demişti. Bir süre sessizlik oldu. "Prensi öldüremem. Onu koruyacağıma söz verdim. " demişti Saisa. Yabancı erkeğin sesi yükselmişti. "Yapma ama . Bu sadece görev amaçlı bir işti. Sen bunun için eğitildin. İşin dengeyi sağlamak. Aptal bir hasta prens senin engelin olamaz." dedi. Saisa kaşları çatık duruyordu. Yatağa çok yakındı. Koen onun yürüdüğünü duyuyordu. "Bunu konuştuk. Prens ve ben bu işte ortağız. Onun özgür ordusu ve krallığı için girdim bu işe. Teklifiniz onun hayalleri ve isteklerini geriye itiyor. Onun yerine kraliçenin prensi zehirlediğini ortaya çıkarıp devrim yapmayı tercih ederim. Daha uzun ama prense verdiğiniz sözü tutmanızı sağlar değil mi?" demişti. "Saisa haklı. O bize ordusunu verirken bizde ona özgür krallığının sözünü verdik. Qufarg'ın iç kargaşasını önümüzdeki ay içinde çzömek zorundasın Saisa. Yoksa Tavi'nin planını uygulamak zorunda kalırız. Bir prens için bütün planı riske atamam. Ondan daha değerli savaşçılar ve korumamız gereken kişiler var." Jeniske bunları söyledikten sonra yatağa doğru çevirmişti başını. "Korumak istemenin nedenini analıyorum. Ancak biraz daha elini hızlı tutmazsan bu iş benden ve bizden çıkacak. Hisar'ın denetimci göndermesi riskini göze alamayacak kadar ilerledik." Tavi bunu eklerken oraya doğru yürümüştü. Saisa'nın düzensiz nefesini hissediyordu Koen. Sanki korku ve çaresizlik vardı. Onun yaydığı gergin enerji vucüduna akıyordu adeta. Midesine vurana ğrı ile birden öksürerek yatakta doğrulmuştu. Öksürükle beraber gelen kan ağzına bastığı elinin parmakları arasından fışkırmıştı. Boğuk öksürüğü devam ederken kadının sarı gözleirni görmüştü. Ona bakan ve bir şeyler söylerken müdahale etmeye çabalayan kanın dedikleir çok boğuktu.
"Biraz su..." demişti. Elini ağzından çekerken. Bu yaşanılan şeyin ne olduğunu bilmiyordu ama kalbi azıyordu adeta. Uzatılan suyu alıp içmek istediğinde ikinci öksürük ile acıyla kıvranmıştı. Kadının elini hızla iteklemişti. Suyu bırakıp iki büklüm olup başını yatağa dayayıp öksürürken kalbinin kadın dokundukça parçalandığını hissediyordu.
"Uzaklaş..." demişti nefesini toplayıp . Kadını uzak tutmak ister gibi elini ona doğrultmuştu. Bir süre öksürdü ve ardından boğazından ağzına süzülen ılıklık yatağa akmaya başladığında nefes alabilir hale gelmişti. Kan dizlerine ve yatağa akarken doğrulup nefes almak için dudaklarını aralamıştı.
"Koen?" demişti Jeniske oraya doğru yürürken. Koen kalbinin çok hızlı attığını hisseidyordu. Her şey olması gerektiğinden yavaştı sanki. İki kalbin atış sesini hissediyordu. Dudaklarını araladığında ellerini saçlarının arasına sokmuştu. Attığı çığlık o kadar keskindi ki kulakları sağır edecek gibiydi. Boğazını dolduran kanın tadını hissediyor ve çığlığı boğuluyordu adeta.
"Koen!" ağzına kapanan elle kalmıştı öylece. Nefesi kasilmiş herşey durmuştu sanki. Jeniske'nin sesi değildi bu. Bambaşka birisinin sesiydi. "Doğru değil!" ses devam ederken bulanık bir görüntü görüyordu. Yansımasına bakmak gibi gelmişti bu görüntü. Yaralı ve çıplak bir beden vardı karşısında. "Kalbin doğru yerde değil ve acıtıyor." demişti hırıtılı ses. Öylece kalmıştı. Nefesi kesildikçe daha kötü hissediyordu. "Kalbin doğru yerde değil ve bu acıtıyor." diye tekrar etmişti ses. "Kendine yalan söylemeye devam edersen daha kötü olacak herşey. Kabul et!" demişti ses. Göğsünde bir acı hissediyordu. Gözlerini göğsüne çevirince karşısındaki kişinin kirli elinin göğsüne girdiğini gördü. Öylece kalmıştı. Dudakları aralandı ve elin geri çekildiğini hissetmişti. "Hepsini öldürmen gerekiyor. Yoksa daha çok acıyacak." demişti. Sesin son söylediği şey o kadar dağınık gelmişti ki kulaklarına. Geriye doğru düştüğünü hissetmişti. Kalbi durmuş gibiydi. Herşey eski hızına dönmüş ve kadının panikle göğsüne baskı yaptığını hissediyordu. Gözleirnden sıcak ve ılık yaşların süzüldüğünü görüyordu. Duyuyordu kadının dediklerini. "Kalbi durdu!" diye bağırdığını duyuyor ve git gide se syankıda kaybolup görüntüler siliniyordu. Kalbinin durmadığını biliyordu. Attığını hissediyordu. Ağzını dolsuran kanın yoğun tadı midesini daha kötü yapıyordu. Kalbinin attığını söylemek istiyordu ama bedeni ona itaat etmiyor ve hareketsizde duruyordu. Gözlerini açmak istedi. Açılmıyordu. Ama her şeyi duyuyordu.
"Neler oluyor?" diye bağıran Jeniske'nin sesini duymuştu. Kadın panikle nefes laıp kalbine bastırmaya devam ediyordu. "Çantam!" demişti. Bir şeyler isterken emirler yağdırıyor ve durmuş olduğunu düşündüğü kalbi tekrar tekrar çalıştırmak için sertçe vuruyordu. Kaburgasını çatladığını hissediyordu. Ciğerleri inip kalkmıyordu. Nefessiz kaldığını hisseidyordu ancak ölüyormuş gibi değildi. Sadece onlara susmalarını ve uyuması gerektiğini söylemek istedi. Birden boğazına kadar giren parmaklarla kaslarını kasılıp gevşemesi ile ağzını dolsuran kanın midesindeki herşeyle çıktığını hissetti. Birisi zorla ciğerleirne hava üflüyordu. O anda beynind ebir ses duydu. "güm" ardından ses devam etti. "güm... güm..." bir tempo ile atarken ciğerleirnin yandığını hissetti. Başındaki o bulanıklık dağılıyor ve ciğerleirnin inip kalkarken çikardığı hırıltılı sesi duyuyordu. Gözlerini araladı. Çok yoğun bir ışık hissediyordu. Acıyla tekrar kapatmıştı. Uyumak istiyordu. Istedikleir gibi kalbi atmay abaşladığı için onu rahat bıraktıklarını düşündü. Bütün bedeni hissizleşmiş ve etraf sessizleşmişti. Uyumak için mükemmel fırsattı.



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


7   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   9 




DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler butonu kullanılarak spoiler yazılabilir fakat buton kullanılmadan spoiler verenler uyarılmadan süresiz engellenecektir ve geri alınmayacaktır.,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.