Muhtemelen Hayatta Kalma Yolları’nda böyle bir açıklama olurdu. Ve belki şu cümle de yer alırdı:
「Lee Hyunsung muhtemelen bilmiyordu. Bugün ona ne olacağını.」
“Hyunsung-ssi?”
“…Ah, hmm, bir an için uyuyakalmışım. Dokja-ssi, iyi dinlendin mi?”
“Evet, iyiyim. Bu arada, konuşuyordun. Nöbetçi subay…”
“Eh, gerçekten mi?”
“İkinci Sınıf Asker Lee Hyunsung hakkında bir şeyler…”
Lee Hyunsung’un yüzü kızardı.
“O-o... Sadece askerlik günlerimden kalan bir travmaydı.”
“Askerlik günleri mi? Subay değil miydin sen?”
“Şey… Onbaşıyken üçüncü birliğe transfer edildim.”
“Böyle durumların nadir olduğunu duymuştum. Orduya çok uygun olmalısın.”
Lee Hyunsung acı bir tebessüm etti.
Anlayabileceğim bir gülümsemeydi bu. İnsanlar nadiren orduyu sevdiği için oradadır; çoğu zaman başka hiçbir yere uyum sağlayamadıkları için kalırlar.
Şimdi, göle bir taş atıp dalgaların nasıl yayıldığını görme zamanıydı.
“Yine de, Lee Hyunsung-ssi burada olduğu için mutluyum.”
“Huh?”
“Lee Hyunsung-ssi önde durduğunda rahatlıyorum. Sanki biri beni koruyormuş gibi.”
“…Öyle mi?”
Lee Hyunsung hafifçe gülümsedi. Zayıf bir gülümseme olsa da kesinlikle iç rahatlatıcı bir gülümsemeydi.
Kısa bir vedalaşmanın ardından, Lee Hyunsung’dan ayrıldım.
Hayatta Kalma Yolları’nın orijinal üçüncü tur gelişiminde, Lee Hyunsung Gumho İstasyonu’ndaki insanları Cheoldoo Grubu’ndan koruyarak karakter evrimi yaşamıştı. Ama Jung Heewon bu fırsatı elinden almıştı.
Şimdi Yoo Sangah, Jung Heewon ve Lee Gilyoung bana yaklaşıyordu. Onlarla konuştum.
“Gördünüz mü? Benim yaptığımı yapın.”
“Evet. Şey… az çok gördük. Ama neden bunu yapmak zorundayız?”
Lee Hyunsung şu anda masum bir ifadeyle kalkanını siliyordu. Bilge Okuyucunun Bakış Açısı tam bir hileydi. En azından ’karakterler’ söz konusu olduğunda.
“Hyunsung-ssi’ye yardım etmek istiyorum. Son günlerde biraz keyifsiz görünüyor. Ona moral versek daha iyi hissetmez mi?”
Bunu Lee Hyunsung’un iyiliği için söyledim. Masum Yoo Sangah başını salladı.
“Bu, ‘övgü balinayı bile dans ettirir’ sözüne benziyor¹.”
“Benzer bir şey.”
“Anladım. Deneyeceğim!“
Yoo Sangah’ın aksine, Jung Heewon belirsiz bir ifadeye sahipti.
“Dokja-ssi.”
“Evet.”
“Dokja-ssi, sponsorun ‘Tek Gözlü Meitreya’ gibi bir şey değil, değil mi?”
“…O da ne?”
“Gung Ye²’yi bilmiyor musun?”
Laf çevirmeyi iyi beceriyordu. Bir an için Jung Heewon’un Hayatta Kalma Yolları’nın yazarı olabileceğini düşündüm.
“Öyle değil. Benim özel bir yeteneğim var. İnsanları iyi anlayan bir yetenek.”
“…Zaten söylemeyeceğin için ne olduğunu sormayacağım.”
“Teşekkür ederim.”
“Ama bunu hiç benim üzerimde kullandın mı?”
Az kalsın yüz ifademi belli edecektim. Neyse ki Jung Heewon’un Yalan Tespiti yoktu. Lee Gilyoung’a bakarak cevap verdim.
“Sadece erkekler üzerinde kullanıyorum.”
Heewon beni bir süre dikkatle süzdü, sonra hafifçe gülümsedi.
Yalan değildi. Jung Heewon’un düşüncelerini okumamıştım. Henüz.
“Her neyse, sizden bunu yapmanızı istiyorum. İlk olarak Jung Heewon-ssi, sonra Yoo Sangah, en son da Gilyoung. Lütfen sırayla gidip onunla konuşun.”
“ ‘Aslansın kaplansın yaparsın, Hyunsung-ssi’ye gerçekten güveniyorum!’ tarzı bir şey mi?”
“Lütfen o kadar abartma.”
“Off, gerçekten öleceğim galiba.”
Yine de yapmak zorundaydı. Bu planın başarılı olması için Lee Hyunsung’un ‘nitelik evrimine’ mutlaka ihtiyacımız vardı. Yoo Joonghyuk böyle davranacağını bilseydim bunu daha önce planlardım… ama sıkı çalışırsak bugün sonucu alabilirdik.
Aslında fena da gitmiyorlardı.
“Hyunsung-ssi gerçekten güvenilirsin. Tıpkı bir çam ağacı gibi.”
“Haha, teşekkür ederim Heewon-ssi. En sevdiğim şarkı ‘Yeşil Çam’dır.”
[Karakter ‘Lee Hyunsung’ gururlandı.]
“Onu sormamıştım.”
[Karakter ‘Lee Hyunsung’un yüzü asıldı.]
“Daha önce hiç Hyunsung-ssi kadar dürüst birini gördüğümü sanmıyorum.”
“Ahh...Hayır, bu doğru değil.”
[Karakter ‘Lee Hyunsung’, adalet üzerine düşünmeye başladı.]
“Hyunsung Hyung, en iyi kaslar seninkiler.”
“Millet, teşekkür ederim.”
[Karakter, Lee Hyunsung’un özgüveni arttı.]
Neyse ki Lee Hyunsung basit biriydi ve bu tür boş övgüler işe yaradı. Aynı konuşmayı birkaç kez tekrar ettikten sonra sistem mesajları değişmeye başladı.
[Karakter ‘Lee Hyunsung’, niteliğini geliştirmek için fırsat bekliyor.]
Tamam. Her şey sorunsuz ilerliyordu. Yoo Sangah biraz endişeli bir tonda sordu.
“Ama bence Hyunsung-ssi’ye biraz yüklenmiş olduk gibi…”
Yoo Sangah gerçekten iyi biriydi. Bu durumda bile başkalarının hislerini düşünüyordu. Ben böyle bir yeteneğe sahip değildim.
“Belki biraz. Ama gerekli. Dünyada, fazla yük taşıdıkça güçlenen insanlar var.”
“Evet, hyung.” Lee Gilyoung, Yoo Sangah’ın yanında yanıtladı. Başında, anten gibi duran küçük bir çift hamam böceği vardı.
“O noona, B1’de.”
“Teşekkürler.”
Lee Hyunsung tamamdı. Artık başkalarının gücünü çalma zamanıydı.
Tek başıma merdivenlerden yukarı çıktım. Vardığımd Toprak Sahibi İttifakı üyeleri beni karşıladı.
“Haha, bu kim? Kaçak kiracı değil mi bu?”
“…”
“Dün odasız hayatta kalmayı başardın öyle mi? Yoo Joonghyuk mu yardım etti sana?”
Onları görmezden gelerek yürümeye devam ettim. Toprak Sahibi İttifakı üyeleri korkmuş olduğumu düşündüklerinden konuşmaya devam ettiler.
“Yoo Joonghyuk’la yaşamak zor değil mi? Bizim ittifaka katıl. Pildu-ssi seni kabul edeceğini söyledi.”
Umursamadım ve her katta kalan yeşil bölgeleri saymaya devam ettim. Bir, iki, üç… Bu planın başarılı olması için tek bir tane bile kaçırmamalıydım.
“Elbette, iki kadını da beraberinde getirmen şartıyla.”
Şimdi 11 yeşil bölge kalmıştı. Dünkü senaryodan sonra sayı oldukça azalmıştı. Planı yürütmek için sınırda bir sayıydı.
“Hey, şimdi beni görmezden mi geliyorsun?“
“Dinliyorum. Ona düşüneceğimi söyle.”
İttifak üyeleri sözlerim üzerine birbirlerine bakıp kıkırdadılar. Şimdi böyle gülebilirlerdi.
Yürüyen merdivenden yukarı çıkıyordum ki, aniden bir kılıç boynuma dayandı. Neredeyse hiçbir şey hissetmemiştim… Başlangıçta bu kadar gizli hareket edebilen tek bir yetenek vardı.
[Hayalet Yürüyüşü.]
“Hayal kırıklığına uğrattın beni, ahjussi.”
Lee Jihye. Olağanüstü dövüş yeteneklerine sahip gururlu bir kız. Sadakat ve Savaş Dükü’nün onu seçmesi boşuna değildi.
“Ahjussi, onlarla anlaşma yaparsan o kadınların başına ne geleceğini bilmiyor musun?”
“Konuşmak mı? Özellikle beni bulmak için geldin yani.”
“Evet.”
Lee Jihye kılıcını indirdi. Lee Jihye’nin arkasından yürüdüm. B1’den girişteki turnikelere kadar ilerledik. Bir süre yürüdük.
“Ne konuşmak istiyordun?”
“Neden burada duruyorsun ki?”
“Ustam bana burayı savunmamı söyledi.”
“…Savunmak mı?”
“Bu yüzden geçmene izin veremem.“
Lee Jihye turnikeye dokundu ve elini boynuna götürdü.
Turnikenin ötesindeki geçide baktım. Yüzeye çıkan çıkış numaraları vardı. Ama hepsi yer üstüne çıkmıyordu.
O anda içimi uğursuz bir his kapladı.
…Yoo Joonghyuk… Yoksa gerçekten o yolu mu deniyordu?
Eğer Yoo Joonghyuk burayı korumak istiyorsa bunun tek bir nedeni vardı. Senaryo hâlâ devam ederken, Chungmuro’nun “gizli zindanına” gizlice saldırmaya çalışıyordu. Gizli zindan saldırısı. Kulağa hoş geliyordu. Aslında, ana karakterin güçlenmesi fena da olmazdı.
Sorun şu ki, bu zindan Yoo Joonghyuk’un üçüncü regresyonun sonuna kadar temizleyemediği bir yerdi.
Bu işi çabucak bitirmem gerekiyormuş gibi görünüyordu.
“Yardımına ihtiyacım var.”
“Yardımıma mı?”
“Bugün, Gong Pildu’nun ekibini paramparça edeceğim.”
“…Ciddi misin?”
Lee Jihye ne istediğimi anlamaya çalışıyormuş gibi bana baktı.
[Karakter ‘Lee Jihye’ üzerindeki anlayışın arttı.]
“Ahjussi yeterince güçlü değilsin. Onlardan kurtulamazsın.“
“Yardım etsen bile mi?” Lee Jihye’nin başı sanki gururu incinmiş gibi geriye doğru hareket etti. Bu gayet doğal bir tepkiydi. Lee Jihye, bu istasyona geldiği ilk gün Gong Pildu’ya meydan okumuştu. Sonra kaçmıştı. Eğer Yoo Joonghyuk onun hayatını kurtarmak için ortaya çıkmasaydı, şimdi ölü olurdu.
“Bir yöntemim var. Yardım edersen başarabilirim.“
“…Usta bana burada kalmamı söyledi.”
“Yardım etmezsen, buradakilerin çoğu ölecek.”
“İnsanlar her türlü ölecek.”
“Bunu Yoo Joonghyuk mu söyledi?” Lee Jihye’nin gözleri titredi.
“Dün konuştuğumuz çocuk öldü. Anlıyor musun?”
“…Biliyorum.”
“Belki o yaşayabilirdi. O zaman bugün bize gelip Yoo Joonghyuk hakkında bilgi vermek için koşuştururdu.”
“Şey…”
“Yoo Joonghyuk onu öldürdü. O’nu kurtarabilirdi.”
Konuşurken karmaşık duygular içindeydim. Fark ettim ki Yoo Joonghyuk’tan pek de farklı değildim. Metro, Gumho İstasyonu… Güvenliğim tehdit altındayken kurtarabileceğim insanları görmezden gelmiştim. Ama ikiyüzlüler makul sözler söyleyebilirdi.
“Metrodayken senin senaryonun videosunu gördüm.” Lee Jihye’nin küçük omuzları titredi.
“Hayatta kalmak için arkadaşını öldürdüğün bir videoydu.”
“…Dur.”
“Aslında bunu yapmak istememiştin.”
[Karakter ‘Lee Jihye’ oldukça rahatsız olmuş durumda.]
“Ne biliyorsun ki?”
“Ne mi biliyorum: hiçbir şey. Kendi kendime konuşuyordum sadece.”
“...”
“Ama madem konuşuyorum, şunu söylemek isterim: Eğer bugün yüz çevirirsen, hayatının geri kalanında pişman olacaksın. Kesinlikle.”
[Karakter ‘Lee Jihye’ derin bir kararsızlığa düştü.]
‘İnsan’ Lee Jihye’yi tanımıyordum ama ‘karakter’ Lee Jihye’yi çok iyi biliyordum. Bu kız gelecekte Yoo Joonghyuk’un sadık bir astı olacaktı. Ama o hikâye geleceğe aitti, şimdiye değil. Yoo Joonghyuk’un gücüne hayrandı ama özü itibarıyla Yoo Joonghyuk’tan farklıydı.
Birkaç dakika sonra Lee Jihye sonunda konuştu.
“Yardım edersem… insanlar yaşayabilir mi?”
“Herkes değil, ama bazıları hayatta kalır.”
“…Ne yapmam gerekiyor?”
“Bu akşam saat 7’de başlayacağım.”
Ona planı anlattım. Bu planın uygulanması için Lee Jihye’nin söylediğim şeyleri yapması gerekiyordu. Lee Jihye boş boş baktı ve ağzını açtı.
“Aklın başında mı? Bunu gerçekten yapacak mısın?”
“Evet.”
“…Dürüst olmak gerekirse, işe yarayacağını sanmıyorum. Baştan söyleyeyim, sanırım yardım edemem.”
“Seçim senin.“
Böyle söyledi ama Lee Jihye kesinlikle hareket edecekti. Sonuçta, Sadakat ve Savaş Dükü tarafından seçilmiş biriydi.
[Lee Jihye’nin sponsor takımyıldızı senden hoşlandı.]
[100 jeton sponsor olundu.]
Artık tüm hazırlıklar tamamlanmıştı.
*¹ Övgü balinayı bile dans ettirir: Övgünün en zorlu kişileri bile harekete geçirebileceğini ifade eden bir Kore atasözüdür.
*²Gung Ye, Kore tarihinde Geç Silla Dönemi’nin sonlarında yaşamış, Geç Goguryeo / Taebong adlı devleti kurmuş bir hükümdardır. Asıl olarak acımasız, paranoyak ve kendini “Maitreya (Mireuk) Buddha” ilan eden bir yönetici olarak tanınır. Tek gözlü olduğuna dair rivayetler olduğu için “Tek Gözlü Maitreya” motifi onunla ilişkilendirilir.
Çeviri: Sansanson Son Kontrol: Hono
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.