Yukarı Çık




9.8   Önceki Bölüm 

           
Okula döndüğümde dışarısı çoktan zifiri karanlık olmuştu.

Avlu boyunca uzanan dış koridor, Tsuwabuki Festivali için hazırlık yapan öğrencilerle dolup taşıyordu.

Kalabalıktan kaçınmak için ışıklandırılmamış avlunun içinden geçtim ve okul binasına doğru başımı kaldırdım. Avluyu çevreleyen sınıfların pencereleri parlak bir şekilde ışıldıyordu.

—İşte o festival öncesi heyecanı.

Toyohashi’de yaz başında büyük bir gece pazarı kurulurdu. Gün batımından hemen önceki yemek tezgahlarının henüz kurulduğu o zaman dilimini hep sevmişimdir.

Küçükken erkenden evden çıkalım diye aileme nasıl ısrar ettiğimi hatırlıyorum.

İçimde kabaran o anlamsız neşeyi bastırmak istercesine “Bu hiç bana göre değil“ diye mırıldandım.

Kendini kaptırmanın bedelini ödeyen taraf her zaman ben olurdum. Bir festivalin spot ışıkları asıl kahramana aittir.

Batı binasının en ucundaki kulüp odasının kapısını açtığımda, Başkan sessizce bir sandalyede oturuyordu.

Masanın üzerinde tamamlanmış kulüp dergileri istiflenmişti. Ben yokken hepsini bitirmiş olmalıydı.

“Geldin demek. Komari-chan nasıl?“

“Biraz kestirdikten sonra çok daha iyi görünüyordu. Tsukinoki-senpai hâlâ telafi dersinde mi?“

“Koto şurada.“

Kulüp odasının köşesinde, Tsukinoki-senpai dizlerini kendine çekmiş, bir sandalyede büzülmüş oturuyordu.

Bu kadının “açma-kapama“ düğmesi şaşırtıcı derecede keskindi. Gerçi vaktinin %99’unda o düğme “açık“ konumunda takılı kalırdı.

“Şey, senpai, iyi misiniz?“

“Komari-chan bir yerini falan incitmedi, değil mi?“

Gözlüklerinin arkasından bana zayıf bir bakış fırlattı.

“Hayır, tamamen iyi. Konuki-sensei de yanında, o yüzden endişelenecek bir şey yok.“

“Anlıyorum... Eğer yanındaki okul hemşiresiyse sorun yok demektir...“

Tsukinoki-senpai kendi kendini ikna etmeye çalışır gibi mırıldandı, sonra yüzünü dizlerine gömdü.

“...Biz sadece, biz gittikten sonra bile, Komari okula gelmekten zevk almaya devam etsin istemiştik. Edebiyat Kulübü’nün onun için ait olduğu bir yer haline gelmesini umuyorduk, bu yüzden onu uzaktan izlemeye karar verdik.“

“Bunu daha önce de söylemiştiniz. Komari’nin güçlenmesini istediğinizi.“

Tıpkı geride kalanlar gibi, gidenler de endişeleniyordu.

“Belki de... Komari-chan onu kendimizden uzaklaştırdığımızı düşünüyordur? Eğer onunla düzgünce konuşsaydım—“

“Bunu öneren bendim. Senin suçun değil, Koto.“

Bunu söyledikten sonra Başkan, Tsukinoki-senpai’nin yanına çömeldi.

Tsukinoki-senpai hâlâ başı eğik bir halde elini uzattı, Başkan Tamaki de onun elini nazikçe tuttu.

Önümdeki bu sahneyi izlerken, nedense aklıma bir anlığına Komari’nin görüntüsü geldi.

“Komari’nin gerçekten ne düşündüğünü bilmiyorum ama ikinize kırgın olduğunu sanmıyorum.“

Birinin kalbinden geçenleri, özellikle de bir kızın kalbindekileri asla tam olarak bilemezsiniz. Komari ile epey vakit geçirmiş olmama rağmen, onun kafasının içinde neler olup bittiğini pek anlamış sayılmam.

Yine de—

“O, sizin düşündüğünüzden daha güçlü biri.“

O materyal yığını. Her bir santimi kaplayan yapışkanlı notlar. O küçük, yuvarlak el yazısıyla alınmış notlar… Komari’nin verdiği emek zihnime kazınmıştı.

Başkan’ın yüzündeki ifade yumuşadı.

“...Evet. Ben de Komari-chan’a inanacağım.“

Bunu söylerken, nihayet başını kaldıran Tsukinoki-senpai’nin saçlarını şefkatle okşadı.

“Şey, peki şu Tsuwabuki Festivali hazırlıkları ne olacak...“

Festival şimdiden yarından sonraki gün gelip çatmıştı bile. Yarın Komari’nin araştırma sergisini bitirmemiz ve mekan kurulumunu da tamamlamamız gerekiyordu.

“O konuda... Nukumizu, üzgünüm. Yine.“

Başkan derin bir saygıyla eğildi.

“Ha? Neden özür diliyorsunuz? Lütfen, başınızı kaldırın.“

“Tsuwabuki Festivali hazırlıklarının hepsini size yıkmış oldum. Komari-chan’ın bayılması benim de suçum.“

Bu kimsenin suçu değildi. Komari her şeyi kendi seçimiyle yapıyordu. Bunu nasıl açıklayacağımı bilemezken, Başkan kararını vermiş bir şekilde başını kaldırdı.

“Sergi metninin geri kalanını ben halledeceğim. Komari-chan’ın bundan daha fazla kendini zorlamasına izin veremem.“

“Shintaro, bırak ben yapayım! Komari-chan’a destek olmak benim görevim!“

Bunu söyleyerek Tsukinoki-senpai yerinden fırladı.

...Komari ve her iki üst sınıfım da; hepsi her şeyi tek başlarına üstlenmeye çalışıyorlardı.

Üçü de birbirlerine fark ettiklerinden daha çok benziyorlardı. Bu düşünce beni bir nebze mutlu etti ve hafifçe başımı salladım.

“Bu seferlik, Komari’nin bu işi sonuna kadar bitirmesine izin verebilir miyiz?“

“...Komari-chan gerçekten bunu mu istiyor?“

“Evet. Kendi kararı.“

“Ama Komari-chan daha yeni bayıldı. Sence de bu kadarı fazla değil mi—“

“Yarın izin yapacak. Bu yüzden sadece bu gecelik, lütfen görmezden gelin.“

Odaya bir sessizlik çöktü. Bayıldıktan hemen sonra sabahlamak... İkisinin de hemen cevap verememesi çok doğaldı.

“...Bu bizim suçumuz mu?“

Sessizliği bozan Tsukinoki-senpai oldu.

“Kulüpten ayrılacağımız için mi? Yoksa—“

Doğrudan Başkan Tamaki’nin gözlerinin içine bakarak devam etti.

“Shintaro başkanlıktan ayrılacağı için mi? Komari-chan bu yüzden mi kendini bu kadar zorluyor?“

Önemli Not=(Burada Kulüpten ayrılmak yerine “Retiring“ yani emekli olacaklarını söylüyorlar ama bu kelime bana biraz garip geldiği için kulüpten ayrılacaklar olarak çevirdim eğer yanlışım varsa kusura bakmayın.)

“...Belki de öyledir. Ama Komari’nin gerçekten ne hissettiğini bilmiyorum.“

Başkan için olan aşk duyguları çoktan sona ermişti. Bu noktada artık hiçbir şey değişmezdi.

Öyle olsa bile, sadece sevdiği o kişiyi “eskiden sevdiği“ birine dönüştürebilmek için duygularının her damlasını sonuna kadar sağarak kendini zorluyordu.

Üçünün birlikte geçirdiği o günleri, o yeri doldurulamaz anları “anılara“ dönüştürebilmek için... Tıpkı benim gibi bir arka plan karakteri olan o kız, elinden gelen her şeyi ortaya koyuyordu.

Belki de bu sadece benim bencilce kuruntumdur. Ama öyle olsa bile, bunu kendi yöntemiyle yapmasına izin vermek istiyorum.

“O, gurur duyduğunuz alt sınıfınız, değil mi? Lütfen sadece ona güvenin.“

Tüm bu süreci sessizce dinleyen Başkan, sonunda pes ediyormuş gibi hafifçe omuz silkti.

“...Pekala. Bu seferlik yetki sende.“

Tsukinoki-senpai bir şeyler söyleyecek gibi oldu ama Başkan Tamaki nazikçe elini omzuna koyup yavaşça başını salladı.

“Şimdi, Nukumizu. Buradan sonra ne yapmalıyız?“

“Ha? Buradan sonra mı...?“

Yarın ders yoktu, tüm gün sadece festival hazırlıkları olacaktı. Yani yarın sabahtan itibaren nihayet sergi sınıfına erişimimiz olacak.

“Sabah yoklamasından sonra, hepimiz sergi mekanında buluşabilir miyiz? Yanami-san ve Yakishio ile ben bizzat konuşacağım.“

“Güzel. O zamana kadar herkes bireysel olarak yapabileceği işlere odaklansın. Senin de kendi görevlerin var, değil mi Nukumizu?“

“...Doğru.“

Doğru ya, Kaju şu sıralar muhtemelen tek başına devasa bir tatlı serisi hazırlıyordur.

Çok uzun süre ilgi görmediği için muhtemelen somurtuyordur. Festival bittikten sonra onu biraz şımartmam gerekecek...

*

Cuma günü, Tsuwabuki Festivali’nden önceki gün.

Saatimdeki dijital ekran tam 07:00’yi gösteriyordu.

Esnememi bastırarak batı binasının ikinci katındaki boş sınıfa göz gezdirdim.

Burası Edebiyat Kulübü’nün mekanı. Her ne kadar “boş sınıf“ dense de, seçmeli dersler ve telafi dersleri için düzenli olarak kullanılıyor; bu yüzden buraya birkaç kez gelmişliğim var.

Bu kadar erken gelmemin sebebi basitti.

Bir adım önde başlamak istedim. Sadece bu seferlik, ben de biraz havalı görünmek istedim.

Şafak vaktinde Komari, sergi metnini herkese göndermişti. 50.000 kelimeyi aşan devasa bir çalışma. 

Onu daha sonra okuyacaktım. Önce mekanı hazırlamam gerekiyordu.

Sıraları koridora on kereden fazla taşıdıktan sonra, nihayet sınıfın arka yarısını boşalttım. 

...Bu aslında epey yorucuymuş. Belimi ovuşturup bir sonraki sıraya uzandığımda, sıra aniden hafifleyiverdi.

“Nukkun, sana söylemiştim. Ağır işleri bana bırak.“

Yaz ortası gibi parlak, berrak bir ses. Yakishio, gövde gösterisi yaparcasına sırayı göğüs hizasına kadar zahmetsizce kaldırdı.

“Ha? Senin burada ne işin var Yakishio?“

“Ne demek ne işin var? Ben de bir Edebiyat Kulübü üyesiyim, unuttun mu? Bu sıra koridora çıkarılacak, değil mi?“

Hiç duraksamadan, Yakishio adımlarına canlılık katan o temposuyla sırayı koridora taşıdı.

“Ama mesajda hazırlıkların yoklamadan sonra başlayacağını söylemiştim.“

“Yana-chan’dan yine her şeyi tek başına halletmeye çalıştığını duydum Nukkun.“

Koridordan geri koştu ve iki sırayı dikey olarak üst üste koydu.

“Komari-chan fazla çalışmaktan bayıldı diye senin de aynısını yapman gerekmiyor.“

“Kendimi zorlamıyorum. Sadece elimden geldiğince çok iş halledeyim diye düşünmüştüm—“

“Başkalarından yardım almak da yapabileceğin şeylerden biridir, biliyorsun değil mi?“

Beyaz dişlerini göstererek gülümsedi ve üst üste binmiş sıraları sanki hiçbir ağırlıkları yokmuş gibi havaya kaldırdı.

“Bu tam olarak bir borç ödemek falan sayılmaz ama ben de sadece sana yardım etmek istedim.“

...Bahsettiği o “borç“, muhtemelen yaz sonunda yaşananlara bir göndermeydi.

“Olayların akışına kapılıp gittiğimde yapabildiğim ya da yapamadığım şeyler... Hâlâ emin değilim.

“Eğer yaz tatilinden bahsediyorsan, pek bir şey yapmadım. Gerçekten bunu bana bir borçmuş gibi görmene gerek yok.“

Yakishio tuttuğu sırayı nazikçe yere bıraktı.

“...Sen öyle diyorsun Nukkun ama o zamanlar gerçekten çok mutlu olmuştum, biliyor musun?“

Biraz ciddi bir ifadeyle gözlerimin içine bakarak kelimelerini tekrarladı.

“Beni gerçekten mutlu ettin.“

Yakishio’nun bakışları benimkilerle buluştu. O koyu renkli gözler beni adeta içine çekiyordu.

“...Teşekkürler. O zaman, bana yardım eder misin?“

“Tabii ki! Nukkun, bana çok daha fazla güvenmelisin!“

Bunu söylerken sırtıma öyle sert bir şamar indirdi ki canım yandı. Işıl ışıl bir gülümsemeyle, üst üste yığdığı sıraları hızla taşıyıp götürdü.

Onu taklit edip sıraları üst üste koymaya çalıştım ama anında vazgeçtim. Tahmin ettiğimden çok daha ağır bunlar.

“Aklıma gelmişken, az önce benden Yanami-san sayesinde haberin olduğunu söylemiştin, değil mi?“

“Evet. Dün Yana-chan herkese anlattı—“

Tam koridordan döndüğü sırada Yakishio cümlesini yarıda kesti.

Bakışlarını takip edince, Yanami’nin sınıf girişinde dikildiğini gördüm.

Yüzünde kendini beğenmiş bir sırıtışla marketten aldığı bir pirinç topunun (onigiri) paketini açıyordu.

“Ton balıklı mayonez insan zekasının zirvesidir. Bunu kim icat ettiyse kendisine ’Yanami Ödülü’nü takdim ediyorum.“

Aniden bir rüzgar esti ve Yanami’nin saçları güneş ışığını yakalayarak dalgalandı. Pirinç topunun plastik paketi bir çiçek yaprağı gibi yere süzüldü.

“Günaydın Yana-chan!“

Yakishio neşeyle yanına koşup ona beşlik çaktı.

“Günaydın Lemon-chan. Ve Nukumizu-kun, dilini mi yuttun yoksa çok mu şaşırdın?“

“Hayır, sadece şu çöpünü yerden al lütfen.“

“...Zaten birazdan alacaktım, tamam mı?“

Kendi kendine homurdanarak isteksizce paketi yerden aldı.

Böylece durum netleşmişti. Yakishio’ya haber veren gerçekten Yanami’ydi. Ama yine de—

“Yanami-san, bu sabah erkenden geleceğimi nereden biliyordun?“

“Kız kardeşin söyledi. Yani, dün olanlar hakkında bana hiçbir şey anlatmadın. Yardım edeyim dediğimde bile sadece ’iyiyim’ dedin. Benim de kardeşine sormaktan başka çarem kalmadı, di mi?“

Pirinç topundan koca bir ısırık alırken çıtır yosunun sesi yankılandı.

“Bir dakika, sen ve Kaju, ne ara birbirinize numaralarınızı verdiniz...?“

“Cimrilik etme. Biz de kulüp üyesiyiz sonuçta. Biz de en az senin kadar Komari-chan’ı önemsiyoruz. Değil mi Lemon-chan?“

Yanami sorumu geçiştirip ikinci pirinç topu’nun paketini açtı.

Amma da hızlı yiyor.

“Kesinlikle. Nukkun, çok mesafeli davranıyorsun.“

“Şey, tamam, bunun için ikinizden de özür dilerim. Ama cidden, Kaju ile ne ara numaralarınızı—“

“Nukumizu-kun, umarım bizi unutmamışsındır.“

Tanıdık bir ses araya girip sorumu bıçak gibi kesti.

Arkamı döndüğümde Tsukinoki-senpai ve Başkan yan yana duruyordu.

“Siz de mi bu kadar erken geldiniz?“

Başkan, Yanami’ye küçük bir el salladı.

“Bizi buraya çağıran Yanami-san oldu. Bütün spot ışıklarını tek başına çalmana izin veremezdik Nukumizu.“

Yanındaki Tsukinoki-senpai’nin gözlükleri keskin bir şekilde parladı.

“Şöyle bir düşününce, bu iş aslında bir doujin etkinliğine katılmak gibi bir şey, değil mi? Bir bakıma kendi uzmanlık alanımdasın diyebiliriz.“

“...Senpai, bu bir Edebiyat Kulübü sergisi, tamam mı? Tuhaf kitaplar falan çıkarmıyoruz.“

“Endişelenme. 18 yaşındayım, istesem o kitapları satabilirim.“

“Lütfen bunu mezuniyet sonrasına saklayın.“

Onun her zamanki gibi davrandığını görmek omuzlarımdaki yükü biraz olsun hafifletti.

“Nedir o yüzündeki sırıtış? Halime mi gülüyorsun?“

“Hayır, sadece... Beklediğimden daha iyi olduğunuzu görmek beni biraz rahatlattı.“

Tsukinoki-senpai yüzüne olgun bir gülümseme yerleştirdi.

“Seni endişelendirdiğim için üzgünüm. Shintaro ile dün gece uzun uzun konuşup her şeyi tatlıya bağladık. Sonuçta 18 yaşındayım.“

“...Koto. Seninle bir saniye konuşabilir miyiz?“

“Ne oldu Shintaro? Neden öyle korkunç bakıyorsun?“

“Sadece gel.“

Başkan, Tsukinoki-senpai’yi kolundan tutup koridora sürükledi. ...Dün gece her ne yaşandıysa, bilmek istemiyorum.

“Şey... her neyse, herkese teşekkürler. Gerçekten.“

Ben bunu söylerken Yakishio bana manalı bir göz kırptı.

“Nukkun, birini unutmadığına emin misin?“

Ha? Komari dışında kulüpteki herkes burada işte.

“Ah, demek hepiniz buradaydınız. Mitsuki-san, bu taraftan.“

Onun burada ne işi var? Asagumo-san, yanında Ayano ile sınıfa girdi. Ben şaşkın şaşkın bakarken Ayano o her zamanki dostane gülümsemesini sundu.

“Sana söylemiştim. Her zaman yardıma hazırım. Görünüşe göre yardım edebileceğimiz bir şeyler varmış.“

Ayano hafifçe başıyla onayladı ve Asagumo-san defterini açıp bana gösterdi.

“Lemon-san sergi taslağını benimle paylaştı. Okula yürürken hepsini okudum ve bir mizanpaj taslağı hazırladım.“

“Okuduğunu mu söylüyorsun... Ama o 50.000 kelimelik bir metin.“

Asagumo-san başıyla onayladı, alnı hafifçe parlıyordu.

“Evet. Derinden etkilendim. Yazarın içten düşünceleriyle dolu harika bir eser. Özellikle Soseki ve müridi arasındaki ilişkiyi benzersiz bir bakış açısıyla yeniden değerlendiren bölüm inanılmaz derecede ikna ediciydi—“

Asagumo-san’ın monoloğu uzayıp gitti. Yine de o taslak metin, neredeyse orta boy bir romanın yarısı kadardı.

Okumuş olması bir yana, bunu bir de yerleşim planına dökmüş olması...

Hafif kuşkulu bir şekilde defteri elime aldım.

“Okumayı kolaylaştırmak için her şeyi 8 adet poster kağıdına özetleyecek bir öneri hazırladım. Gazete mizanpajlarından ilham aldım ve kenarları çerçeveli bölümlere illüstrasyonlar ekleyerek çocuklar için de bir kısım ayırdım.“

“Gazeteleri mi baz aldın?“

“Evet. Bir ziyaretçinin bunların hepsini okumasına imkan yok. Fikir şu; başlıklar ve resimlerle genel bir izlenim edinecekler, sonra da ilgilerini çeken kısımları seçip okuyacaklar.“

Defterin sayfalarını çevirdikçe 8 posterin tamamı için kaba taslakları gördüm. Gerçekten de bir gazete sayfasını andırıyordu.

“Bir dakika, hangi makalenin nereye geleceğini bile mi planladın? Buraya gelirken mi?“

“Elbette. İçeriğin çoğunu zaten ezberledim.“

Asagumo-san bunu sanki çok doğal bir şeymiş gibi söyledi.

Daha yakından baktığımda, detaylı mizanpaj notlarının içine taslak metnin sayfa ve satır numaralarının bile eklendiğini fark ettim.

Asagumo-san’ın bu dudak uçuklatan yetkinliği karşısında öylece kalakalmışken, Yanami bir yandan karton kutudaki kahveli sütünden yudum alıyor, bir yandan da bana “nasıldı ama“ der gibi başparmağıyla işaret çakıyordu.

“Gördün mü? Biz her şeyi hallettik, o yüzden rahatla.“

Sanki bütün takdiri hak eden kendisiymiş gibi davranmasına ne demeli?

Ayano defteri işaret etti.

“Orijinal metin zaten bir gazete düzeni düşünülerek yazılmış. Bilişim odasından bir bilgisayar ödünç alıp gerçek bir mizanpaj üzerinde düzenlemeyi denemeyi düşünüyoruz.“

Eğer bu ikisi “hallederiz“ diyorsa, muhtemelen hallederler. Edebiyat Kulübü dışındaki Tsuwabuki öğrencilerine olan güvenim sandığından daha fazladır. Ama hala bir sorun var.

“Peki tüm bunları poster kağıdına aktaracak vaktimiz var mı? Başka hazırlık işlerimiz de var, biraz fazla gelebilir.“

“Onun için bir fikrim var. Deftere bakabilir miyim?“

Başkan koridordan dönüp defteri eline aldı. Arkasında duran Tsukinoki-senpai, hayran dolu bakışlarla onun sırtını süzüyordu.

Dışarıda garip bir şeyler yapmamışlardır, değil mi? Lütfen yapmadıklarını söyleyin...

“Verileri öğlene kadar teslim edersek, geniş formatlı yazıcıyla çıktı alabileceğimiz bir yer tanıyorum. Ayano-kun ve ben mizanpajı son teslim tarihinden önce bitirip baskıları bizzat gidip alacağız.“

Ayano onaylayarak başını salladı. ...Bir saniye, bu ikisi mi?

“Başkan ve Ayano... Siz birbirinizi tanıyor musunuz?“

“Aslında Ayano-kun ile ilk kez yüz yüze geliyorum. Gerçi kendisiyle daha dün gece tanıştırıldım.“

Dün gece mi?

O sırada Yakishio, telefonunu bana bir şeyler göstermek için uzattı.

“Dün gece Yana-chan iletişim kurabilmemiz için bir LINE grubu kurdu. Ben de Mitsuki ve Chiha-chan’ı davet ettim.“

“...Ben o grupta yokum.“

Somurttum. Yanami ise bana hiçbir şeyden anlamayan bir çocuğa bakar gibi bir bakış attı.

“Bak şimdi, Komari-chan da sen de her şeyi üzerinize alma eğilimindesiniz; bu yüzden size destek olmak için bu grubu kurduk. Komari-chan da grupta değil.“

Bunu anlıyorum ama yine de biraz koyuyor insana.

Başkan, resmi bir ifadeyle herkese göz gezdirdi.

“Sergi işini ben, Ayano-kun ve Asagumo-san üstleniyoruz. Nukumizu ve Koto, mekan düzenini ve hazırlıkları halledecek. Yanami-san ve Yakishio-san, sınıflarınızdaki görevlerden boş kaldığınız anlarda Nukumizu’ya destek olmanızı istiyorum. Herkes tamam mı?“

Yanami elini uzattı; Yakishio ve Asagumo-san da ellerini onun üzerine koydu.

“Hadi ama Nukumizu-kun, sen de.“

Yanami ısrarcı bir bakışla bana baktı. Tereddütle elimi o yığının üzerine koyduğumda Başkan sesini yükseltti.

“Pekala! Tsuwabuki Festivali’nden önceki bu son günde, haydi elimizden gelenin en iyisini yapalım!“

“Eveeeet!“ (x4)

“E-Evet...“

Geç kalmıştım. Utancımı gizlemeye çalışarak kendi içime büzüldüğüm sırada Yanami omzuyla bana çarptı.

“Ha? Ne oldu...?“

“Eee? Danışman Yanami-chan’ın bu muazzam çalışması hakkında ne düşünüyorsun bakalım?“

Doğru ya, o sözleşmeyi henüz iptal etmedim.

“O zaman, gelecek dönem için yenileyelim mi?“

“Evet. Seninle çalışmak için sabırsızlanıyorum.“

Yanami bir gülümsemeyle tekrar bana çarptı, sonra ağzının kenarında kalmış bir pirinç tanesini sildi.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

9.8   Önceki Bölüm