Yukarı Çık




4664   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4666 

           
Bölüm 4665: Sürpriz? II


Derinlikler, En Erken Katlar’ın parçalarını barındırıyordu.


Noah daha önce bu yere daldığında, bir dizi şey bulmuştu ama Son Seviye’nin böyle bir şeyi barındırdığını görünce, Planck Hız’ından Faha Hız’lı hareket ederek, duvarın sonunda belirdi.


Kadim bir Otorite’yle nabız gibi atan çok renkli bir duvarın sonunda, duvarın kendisine çekiliyormuş gibi görünen İnsan’sı bir Varoluş vardı. Çok renkli zincirler bedeninin çeşitli noktalarına saplanmış, topraktan besin çeken kökler gibi bu duvara geri bağlanıyordu. Her Zincir kendi Frekans’ı, kendi rengi, kendi korkunç amacıyla titreşiyordu.


İpler’i kesilmiş ama çerçevesi asılı kalmış bir kukla gibi başı öne düşmüş ve bedeni gevşek bir şekilde asılı dururken, onu bağlayan duvarlarda ve zincirlerde Varoluş’un BU Medeniyet Otoritesi’nin soluk bir parıltısı hissedilebiliyordu.


Mutlak Hükümdarlığ’ın BU Orta Derinliği’ndeki bir Varoluş’un ağırlığı ondan patlarken, Noah’ın gözleri enginlik ve parlaklıkla alevlendi.


Gözlerini tamamen açtı ve şaşırtıcı bir şekilde “Kırılamaz olanı Kır“ anlamına gelen bir Logos salan parlak bir Mavi-Altın ışık parlaması yaydı.


HUMM!


Bu Varoluş’u aşağı bağlayan Varoluş Zincirler’i, yere bile çarpmadan Hiçliğ’e karışan çok renkli parçalardan oluşan bir çağlayan halinde birbiri ardına parçalandı. Her zincir, Varoluş’un kendisinin protesto ederek, haykırması gibi bir sesle koptu ama Noah’ın Otorite’si Mutlak’tı ve emri İnkar Edilemez’di.


Noah, daha sonra düşmek üzere olan bu Varoluş’un yanında belirdi ve ellerini omuzlarına koyarak, Adam’ıb yavaşça zincirlendiği yerden bu yerin merkezine doğru taşımaya başladı.


Sanki mağaranın kendisi o kadim zincirlerin kırılmasına tepki veriyormuş gibi, etraflarındaki boşluğa çok renkli parlaklık dalgaları yayıldı. Ve o hareket ederken, desteklediği Varoluş ona odaklanmadan önce gözlerini tamamen açmak için kırpıştırmaya başladı ve yüz hatlarında bir şok ve tanıma ifadesi filizlendi.


Sonra bu Varoluş zayıfça gülümsedi ve, “Haha, dostum, Varoluş’un akıl almaz Dokumalar’ında seni buraya ne getirdi?“ dedi.


...!


Noah, onu bu yerin merkezine indirirken, bu Varoluş’a geri baktı, uzun zaman önce Parlak bir Adam olarak tanıştığı bir Varoluş’un zayıflamış Beden’ine bakıyordu.


“Aynı şeyi sana sormam gerek, Anaximander,“ diye cevap verdi Noah, endişeyle karışık samimi bir merakla. “Tam olarak buraya nasıl geldin?“


...!


GÜM!


Evet, o Anaximander’di, En Erken Katlar’da tanıştığı Parlak Kat Sakin’i!


Figür’ü bazı noktalarda hayali bile göründüğü, sanki aynı anda hem burada hem de burada değilmiş gibi olduğu için Akıl Almaz Derece’de zayıf görünüyordu. Koyu renk saçları şimdi daha önce orada olmayan beyaz çizgilerle karışmıştı ve şu anda zayıflamış çerçevesinde gevşekçe asılı duran basit beyaz bir cübbeyle donanmıştı. Ama gözleri hâlâ o aynı parlaklığı, tek bir anda Sayısız Şey’i düşünüyor gibi görünen o ışıltıyı, Varoluş’unu tanımlayan o Sonsuz merak kıvılcımını barındırıyordu.


Noah ona baktı ve bu bir zamanlar canlı olan Varoluş’un düştüğü duruma başını iki yana salladı.


Anaximander iç çekerken, gülümsedi, gerinmeye ve hapishanesi olan mağaraya bakınmaya başladı.


“Çok fazla şey oldu,“ dedi Anaximander, hem yorgunluk hem de garip bir kabulleniş hissi barındıran bir sesle. “Varoluş boyunca serilen Parçalar’ımdan birinin, tüm Varoluşlar arasından senin tarafından keşfedileceğini hiç beklemezdim.“


Bu sözler üzerine Noah’ın kaşları kalktı. “Varoluş’unun Parçalar’ından biri mi? Dışarıda daha pek çok Başkalar’ı mı var?“


Anaximander gülümsedi ve cevap vermeden önce başını iki yana salladı, “Katlar boyunca dağılmış ve BU Varoluşlar’ının bile bulmakta zorlanacağı yerlere gizlenmiş pek çok Başka Parçalar’ım var. Zamanla kaybolmuşlardı ya da şimdi bir Benliğ’im uyandığı için hepsi Kaynaklar’ına dönecekler.“


Durakladı ve Noah’a samimi bir pişmanlık barındıran özür dileyen bir ifadeyle bakarken, Anaximander’in gözlerine yavaşça bir ışık geri döndü.


“Çok uzun zaman önce beni çağırdığını duydum,“ dedi sessizce. “’Anaximander, gel!’ sözlerinin bizzat Varoluş Dokumalar’ında yankılandığını duydum. Bana ihtiyacın olduğunda yardımına gelemediğim için üzgünüm. Görünüşe göre beni BU Varoluşlar konusunda uyarmış olmana rağmen üzerime vazife olmayan işlere karıştım ve bedelini ödedim.“


...!


Noah, karşısında oturup, duyduğu her şeyi işlerken, sözleri ağırdı.


Yakınlarda, Malphas’ın figürü gülünç bir şekilde, sanki çökmüş Varoluş’un Parçalar’ını barındıran bir Kazı Derinliğ’inin Yüzüncü Seviyesi’nde değil de sıradan bir öğleden sonra ziyaretinde Efendisi’ne ve bir arkadaşına hizmet eden bir uşakmış gibi, aralarına Varoluş’un Kutsal Bal Şarab’ı olan ve sıvıyla parlayan gümüş kupaların olduğu altın bir tepsi indirdi.


Noah kupayı aldı ve karşısındaki Varoluş’a dikkatle bakarken, içti; Karşısındaki Varoluş da gülümsedi ve aynısını yaptıktan sonra Ruh’unun en derinliklerine ulaşıyor gibi görünen bir yorgunlukla konuştu.


“Her zaman meraklıydım,“ diye başladı Anaximander, açıkça hâlâ peşini bırakmayan olayları hatırlarken, gözleri uzaklara daldı. “Zihnim bir Bilim İnsan’ının Zihni ve etrafımdaki her şeyi her zaman sorguladım. BU Dokumacılar’ın bana Yol’u gösterme lütfunun karşılığını ödemek için, bana basit bir şey yapmam gerektiğini söylediler. Tek yapmam gereken bir yere gitmek ve onlara bir nesne teslim etmekti. Yeterince basit ve zararsız görünüyordu.“


...!


Durakladı ve devam etmeden önce Kutsal Bal Şarabı’ndan bir yudum daha aldı.


“Elbette, bu Nesne’nin onlara ait olmadığını bilmeliydim. Başkasına ait olduğunu bilmeliydim. Kimsenin bu eşyayı alma şansı yoktu çünkü yaklaşan her şeyi yok edecek Otoriteler tarafından korunuyordu. Ama benim Yol’um... Benim Yol’um böyle şeyleri Aşmak için Güc’e bile ihtiyaç duymuyordu.“


Anılar yüzeye çıktıkça, ifadesi daha sıkıntılı hâle geldi.


“İlk kez muazzam bir Direnç hissettim ve bu yüzden basitçe dedim ki... ’Bu yerde beni durdurabilecek hiçbir Firenç yok.’ Ve Nesne’nin önünde durduğumda ve kimsenin taşıyamayacağı kadar ağır göründüğünde, Basitçe ’Bu benim Taşıyabileceğim bir şey.’ dedim. Sahip olduğum Her Şey’i Yüketti ama lütfun karşılığını ödemek ve Varoluş’u incelemeye geri dönmek istedim. Bu yüzden Nesne’yi aldım ve BU Dokumacılar’a teslim ettim.“


Anaximander’in sesi fısıltının zar zor üzerine düştü.


“Aldığım nesne... BU Yaratığ’a aitti. Ve BU Dokumacılar ve Efendiler’i BU Yaşayan Paradoks... O’nu BU Yaratığ’ın BU Yüreği’ne karşı saldırmak için kullanacağı için gerçekten ağır bir şeydi.“


GÜM!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

4664   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4666