Bu soru sorulsaydı, Noah Çöküş Bölgesi’nde dışarıda oturup, Varoluş’un titremeye başladığını görürken, Varoluş’un Kutsal Bal Şarabı’ndan yudumladığını etkili bir şekilde söyleyebilirdi.
Ve titreme benzersizdi çünkü yeterli Güc’e sahip birinin Varoluş’u titreştirdiğinde ortaya çıkan bir etki bile değildi.
Sanki bir şey başlatılmıştı ve Varoluş da buna karşılık olarak hazırlanıyormuş gibi titriyordu. Bunu en iyi şöyle açıklayabilirdi: Birinin size bir bıçak veya silah doğrulttuğunu görmek ve bedeninizin buna hazırlanması, herhangi bir şekilde savunmak için gerilmesi gibi.
Bu, BU Dokuma Tezgâhı’nın ve bu Silah Varoluş genelinde ne yapacaksa onun aktivasyonu olmalıydı.
BU Dokuma Tezgâhı’nın içinde.
Duygusal’ın Medeniyet Otoritesi’nin çalkantılı dalgalarıyla dolu bir Bölge’de, BU Yaşayan Duygusal bir dans sergilerken, vecd dolu bir ifadeye sahipti.
Hareketleri manyakça ve her yerdeydi, uzuvları Anatomi’ye meydan okuyan yönlere Bükülürken, formu Neşe ve Keder, Öfke ve Sevgi Hâller’i arasında gidip, geliyordu. Döndü, sıçradı ve sadece tekrar kalkmak için yere çakıldı; Dansı Füziksel hâle gelmiş kaotik bir duygu senfonisiydi. Kahkahaları çığlıklarının yanında yankılandı, gülümsemesi imkansız derecede genişlerken bile gözyaşları düştü.
Ve dans ederken, aynı anda hem güzel hem de korkunç bir sesle şarkı söyledi.
“Ah sevgilim, mahkumum, Sonsuz Alev’im, Seni bağlayan zincirler yakında kırılacak ve hiçbir şey aynı kalmayacak! Bekledim, bekledim, bekledim O Sonsuz sürünen yıllar boyunca, Ve şimdi o an nihayet geliyor gözyaşlarımı silip süpürmen için!“
“Benimle dans et, benimle dans et, düşen gökyüzünde, Dokuma Tezgâh’ı her şeyi çözüyor ve biz asla ölmeyeceğiz! Aşkım, düşmanım, her Şey’im, Tüm’üm, Son perde indiğinde seni görmeyi bekleyemiyorum!“
HUMM!
Dansı bir kreşendoya ulaştı ve manyakça bir neşe yığını hâlinde çöktü, göğsü hıçkırık sınırındaki kahkahalarla inip, kalkıyordu.
“Yakında,“ diye fısıldadı Boş Varoluş’a. “Yakında, Yaratığ’ım. Yakında.“
BU Dokuma Tezgâh’ı içindeki BU Yaşayan Duygusal’ın Alan’ından uzakta, sonsuz Paradoks Deniz’ine yakın uzak bir bölgede, BU Yaşayan Paradoks şu anda dönmekte olan ve derin bir güç ışığı yayan canlı bir Küp’ün önünde duruyordu.
BU Yaşayan Paradoks, başardığı şeyi tefekkür ederken, muazzam bir beklenti bakışına sahipti.
Pek çok Varoluş’un yapamayacağı şeyi yapmıştı.
Aksiyom’u almış ve BU Dokuma Tezgâhı’nı onun etrafında oluşturmuştu.
Bu aslında İlkel Varoluş Aksiyom’u idi.
BU Yaratığ’ın mülkiyetinde olan bir şey.
Köken Aksiyomlar’ından biri ve bizzat Varoluş üzerinde Mutlak Otorite veriyordu. Sahib’i neyin gerçek neyin gerçek olmadığına karar verebilirdi.
Varoluş’un elinde bulundurması gereken korkunç bir Yapı’ydı; BU Yaşayan Paradoks, BU Yaratığ’ın Varoluş Karnı’nı oluşturmayı başarmasının nedeninin bir kısmının bu olduğundan emindi. İlkel Varoluş Aksiyom’u ile, BU Yaratık Karnı’nın var olduğuna karar verebilirdi ve var olurdu. Ölçülemeyecek Kadar Geniş Olduğ’una karar verebilirdi ve öyle olurdu. Aşılamaz Olduğ’una karar verebilirdi ve öyle olurdu.
Ve şimdi BU Yaşayan Paradoks, o aşırı dolu Karnı kesip, açmak ve aynı zamanda yeni bir şan çağı başlatmak için onu ve elindeki diğer araçları kullanacaktı.
“Audentis fortuna iuvat,“ diye konuştu bu sözlerin, basit bir anlamı vardı.
Talih cesurdan yanadır.
Ve vay canına, ne kadar da cesurdu.
BU Yaratığ’a karşı gelmek delilikti. Varoluş’a karşı savaşmayı düşünmek bir imkansızlıktı. Ve yine de ne olursa olsun yaptı.
Çünkü Varoluş’a ve BU Yaratığ’a karşı savaşırken, yalnız olmayı planlamıyordu. Varoluş’u Ters’ine Çevirecek ve alt üst edecekti. Var olan her şeyi Yozlaştıracak’tı. Gerçekten, o bile Serpinti’nin nihai sonucunu bilmiyordu.
O, sadece bir Reaksiyon’u başlatan veya Hızlandıran bir Enzim’e benziyordu. Biyolojik bir Katalizör olarak hareket ediyordu. Gelecek olana dair kaba bir fikri vardı ama sonuç onu bile şaşırtacaktı.
Varoluş’a karşı tek başına savaşmayacaktı.
Varoluş kendi kendine savaşacaktı.
Ve BU Yaratığ’ın küllerden doğan o engin manzarada pek çok, pek çok düşmanı olacaktı.
BU Yaşayan Paradoks, uzun, çok uzun zaman önce eski bir dostunun ona söylediği sözleri düşünüp, gülümsemeden edemezken, şu anda tefekkür halinde hissediyordu.
“Yükselen ve düşen tüm İmparatorluklar’la birlikte Tarih’in ve Geçmiş’in çağlarına dönüp, bak. Tüm bunlara dönüp, bak çünkü bu Tarih’te Geleceğ’i de görebilirsin.“
Böylesine görkemli sözler, kalıpların kendilerini tekrar ettiği anlamına geliyordu. Daha önce olanın tekrar olacağı. Kadim güçleri deviren aynı güçlerin mevcut olanları da devireceği. Geçmiş’i Anlama’nın Geleceğ’i anlamak olduğu, çünkü Varoluş tüm enginliğine rağmen tahmin edilebilir döngüleri takip ediyordu.
İmparatorluklar yükseldi. İmparatorluklar düştü. Güçler ortaya çıktı. Güçler parçalandı. Ve aradaki Kaos’un içinde yeni şeyler doğdu.
BU Yaşayan Paradoks sadece Döngü’yü hızlandırıyordu. Varoluş’u kaçınılmaz dönüşümüne doğru itiyordu ve o dönüşümde, enkazın üzerinde duran Varoluş olmaya niyetliydi.
Bu sözler zihninde çınlarken, BU Yaşayan Paradoks gözlerini kapattı, önündeki Küp daha hızlı ve daha hızlı dönmeye başladı ve ardından kör edici bir parlaklık ışığı saldı.
Işık, tüm bu Alan’a yayılırken ve tüm Dokuma Tezgâh’ı boyunca daha da hızlı yayılırken, kesinlikle her şeyi doldurdu.
Bir saldırı resmen başlatılırken, diğerlerine benzemeyen bir vızıltı filizlenmeye başladı. BU Dokuma Tezgâh’ı resmen etkinleştirildi. Ve bunun sonucunda, Serpinti gelecekti.
HOOOONG!
Varoluş genelinde son derece rahatsız edici ve ağır bir ses yankılandı, o kadar derin ve o kadar engin bir ton ki, Varoluş’un Temeller’inden kaynaklanıyor gibiydi. Bu kulakların düzgün duyabileceği bir ses değil, daha ziyade ruhların hissedebileceği bir titreşimdi. Boyutlar boyunca, Katlar boyunca, Gezgin Bölgeler boyunca, var olan her şey boyunca rezonansa girdi.
Başkalarının Algılayamayacağ’ı bir saldırı dışa doğru patladı. Mutlak Hükümdarlığ’ın BU Temel Derinliğ’i Varoluşlar’ının bile Anlayamayacağ’ı bir Saldırı, çünkü Normal Kavrayış’ı Aşan Prensipler’le işliyordu.
Hassas ve teknikti. Çağlar süren planlama ve sıkı çalışmanın hepsi aynı anda patlak veriyordu. Ve pek çoğu düşmeden önce ne olduğunu bile anlamayacaktı.
Bu, Bedenler’e veya Otoriteler’e karşı bir saldırı değildi.
Bu, bizzat Varoluş’a karşı bir saldırıydı.
Her şeyi bir arada tutan Aksiyomlar’a karşı.
Varoluş’a karşı.
Çöküş bölgesinde.
Noah, elindeki içki anında buharlaşıp, kaybolurken, elinin titrediğini hissetti.
Kendisinin bile Algılayamadığ’ı bir şey olmuştu. Şu anda, Varoluş’u sadece Algılama Kapasitesi’ne sahip olduğu şeyi görüyordu.
Sayısız Gigaparsek uzakta, herhangi bir ses duymadı.
Ama gördü.
Uzakta, Gigaparsek büyüklüğünde çok renkli alevli bir Mantar Bulut’unun filizlendiğini gördü. Mutlak bir Yıkım noktasından yükseldi, gövdesi yok edilmiş Varoluş sütunu ve şapkası yayılan bir Yıkım Kubbesi’ydi. İçindeki Renkler doğal Renkler değil, Varoluş’un çözüldüğü, İlkeler’in eridiği, Varoluş’un Dokusu’nun yakıldığı Renkler’di.
Mantar Bulut’u korkunç bir Hız’la genişledi, yolundaki Her Şey’i Yut’tu. Dokunduğ’u yerde, şeyler basitçe Son’a erdi. Sanki hiç olmamışlar gibi Son’a erdi.
Ve sonra Noah bunun tek olmadığını gözlemledi.
Etrafındaki her yönde, Gözlemlenebilir Varoluş ufku boyunca patlayan başka birden fazla alevli parlaklık noktasının patlak verdiğini gördü. Her biri kendi yok oluş Mantar Bulut’una dönüştü. Her biri Gigaparsekler’ce Alan’a Yıkım yaydı.
Hissedilen Güç ve Enginlik, daha önce deneyimlediği Her Şey’in Ötesinde’ydi.
Ve sonra, ondan sadece bir Gigaparsek uzakta, yeni bir ışık noktası belirdi.
En net ve en görünür Alevli Mantar Bulut’unun filizlenişi yıkıcı bir yakınlıkla patlak verdi. Patlama noktasındaki Varoluş, imkansız bir çekiçle vurulan cam gibi bozuldu ve çatladı. Çatlaklar Varoluş’un kendisine yayıldı, sanki Varoluş paramparça olmuş bir pencereymiş gibi merkez üssünden dışarı doğru örümcek ağı gibi yayıldı.
Noah gürültüyü duydu.
GÜM!
Bu Ses’i Aşan bir sesti. Titreşim’i Aşan bir titreşim. Ona öyle bir kuvvetle çarptı ki, Logos’unun yarısı Ânında Parçalandı, özenle inşa edilmiş Anlamlar Anlamsız Parçalar’a çözüldü.
Ve sonra ısı geldi.
Termal Yok Oluş’un kavurucu dalgaları ona Planck’tan Daha Hız’lı, Düşünce’den Daha Hız’lı Hücum Etti. Cildi yandı ve erimeye çalıştı. İlk şok dalgasından sağ kurtulan diğer birçok Logos şimdi bir güneşin önündeki buz gibi eriyip, gitti.
Her şey fazlasıyla netleşti.
Bu, normal yollarla hayatta kalınabilecek bir şey değildi.
Bu Geleneksel Otorite’yle savunulabilecek bir saldırı değildi.
Bu, Serpinti’ydi.
BU Serpinti.
Ve Ölçülemez derecede görkemli ve korkunçtu.
Olayların böylesine korkunç bir şekilde gelişmesi karşısında, Noah’ın figürü yaklaşan yıkıma karşı yiğitçe süzüldü. Sopa ellerinde belirdi, tüm Medeniyet’inin Otoritesi’yle Mavi-Altın parlıyordu. BU Sonsuz Sözcükler Grimoire’si yanında cisimleşti, Sayfalar’ı Yıkım’ın Kat Rüzgarlar’ında uçuşuyordu, Her Sayfa artık kullanılması gereken Bilgiler’i içeriyordu.
Tüm figürü heybetli ve meydan okuyan görünüyordu.
Cildi yanarken ve Logos’u erirken bile, sağlam duruyordu.
Varoluş etrafında çatlayıp, kırılırken bile, kaçmamıştı.
Filolojiler etrafında arka arkaya hızla filizlendi. Farklılaşmamış Mana Filoloji’si Varoluş’unu koruyucu bir anlamla sardı. Sürekli Hasat Filoloji’si yaklaşan Yıkım’dan Güç çekmeye başladı. Hileler Mimar’ın Filoloji’si, yakın Varoluş’un Kurallar’ını Yeniden Yazmaya başladı.
Yeni bir çağı karşılayan meydan okuyan bir İlkel İmparator gibi görünüyordu.
Ve uludu.
Korkuyla değil ve umutsuzlukla değil.
Meydan okumayla.
“GEL!“
Yıkım dalgası nihayet ona ulaşırken, sesi Çöken Bölge boyunca taşındı.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.