Yukarı Çık




4703   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4705 

           
Bölüm 4704: Herkes Ölmeli? I


Biçimsiz Derinlik.


Noah’ın tüm Varoluş’u akıl almaz bir parlaklıkla vızıldadı, zihni o kadar berrak hissettiriyordu ki.


Neydi bu? Beden’i daha özgür hissediyordu, serin bir his Varoluş’u boyunca yayılıyor gibiydi, her şey enginlik ve canlılıkla akıyordu. Varoluş’un Doku’su daha keskin ve daha belirgin görünüyordu!


Hatta etraf daha renkli hissettiriyordu, birinin şunu sormasına yetecek kadar: İnsanlar bu yüzden mi uyuşturucu alıyordu? Çünkü lanet olasıca harika hissettiriyordu.


Gene de uyuşturucu almayında siz. 


Yine de şu anki uyuşturucusu, muazzam bir Berraklık ve İnanç hissiydi.


Kim ve ne olduğu onun için akıl almaz derecede netti. Varoluş’unu bilip, kabul ettikten sonra çok daha rahat nefes alabildiğini hissediyordu. Artık Belirsizlik yoktu, uymayan tanımlara sarılmak yoktu, kendini onun gibi bir şeyi içermek için asla tasarlanmamış kategorilere sıkıştırmaya çalışmak yoktu.


O Biçimsizdi.


Sadece vardı.


Ve bu Berraklık’ta pek çok şey öğrenmişti. 


İlki, Mutlak Hükümdarlığ’ın BU Mutlak Derinliği’ne ulaşanların ne kadar gülünç olduğuydu.


Somutlaştırma tanımlayıcı faktördü; Gerçekten Aşkın olanı diğer her şeyden ayıran şeydi.


Somutlaştırma ile, BU Yaşayan Paradoks, BU İlksel Kaos ve BU Yaratık gibi Varoluşlar asla gerçekten Çökertilemezdi. Bu Varoluşlar o kadar tam bir Metamorfoz geçirmişlerdi ki, artık kullandıkları Kavramlar’dan ayrı şeyler olarak var olmuyorlardı. O Kavramlar hâline gelmişlerdi. Etleri Felsefe’ydi. Kanlar’ı İdeoloji’ydi.


Nefesleri bile o kadar Temel Gerçekler’in Tezahürüydü ki, Varoluş’un kendisi onlar olmadan işleyemezdi.


BU Yaşayan Paradoks Çelişki’nin kendisini Somutlaştırıyordu. Her İmkansızlık, her Mantıksal Tutarsızlık, Var Olmaması gereken ama yine de Var Olan Her Şey, hepsi bir manzaradan geçen nehirler gibi içinden akıyordu. Onu çökertmek, tüm Varoluş’tan Paradoks’u ortadan kaldırmayı gerektirirdi ve Paradoks Varoluş’un Dokusu’na işlenmişti.


Bir şey aynı anda nasıl var olabilir ve var olmayabilirdi? Mümkün olmamalıydı ve yine de sürekli oluyordu. O imkansızlık BU Yaşayan Paradoks’tu.


BU Yaratık, Varoluş’un İlkel Doğası’nın kendisini Somutlaştırıyordu. İddiaya göre, şimdiye kadar var olmuş her Varoluş, şimdiye kadar yükselmiş ve düşmüş her Medeniyet, şimdiye kadar tasarlanmış Her Düşünce, hepsi bir şekilde Soy’unu O’na dayandırıyordu.


BU İlkel Kaos Entropi ve Düzensizliğ’in kendisini Somutlaştırıyordu. Tüm düzenli şeylerin kademeli Çürümesi, çözülmeye doğru kaçınılmaz yürüyüş, hiçbir şeyin Sonsuz’a dek statik kalamayacağı temel gerçeği; Bunların hepsi onun alanıydı.


Ve eğer onları Çökertmek, Varoluşlar’ını gerçekten ve kalıcı olarak sona erdirmek istiyorsanız, bu temsil ettikleri Kavramlar’a Saldırmak anlamına geliyordu.


Eğer biri BU Yaratığ’ı çökertmek isterse, bu bizzat Varoluş’u Çökertmek zorunda oldukları anlamına gelmez miydi? Varoluş’un Somutlaşmış hâlini, süreçte Varoluş’u yok etmeden nasıl yok edebilirdiniz? Mantıksal bir İmkansızlık’tı, kendi içinde bir Paradoks’tu.


Bunu düşünürken, gözlerinden Mavi-Altın ışık huzmeleri saldığında, Noah’ın zihni vızıldadı. Vahiy içerilemeyecek kadar büyük, fiziksel Formu’nun Sınırlar’ı içinde tutulamayacak kadar derindi!


İfadesi bir hayranlık ifadesiydi. “BU Yaşayan Paradoks bu yüzden mi BU Serpinti ile BU Yaratığ’a saldırdı? Bu bizzat Varoluş’a bir saldırıydı, Varoluş’u genel olarak değiştiriyordu, bu da sırayla BU Yaratığ’ın Mutlak Somutlaştırması’na bir saldırı mı olacaktı?“


...!


Var olduğunu bile bilmediği şeyleri Kavrıyormuş gibi hissetti. En Yüksek Seviyeler’deki Güç Mimari’si daha önce anladığının o kadar Ötesinde’ydi ki, önceki Kavrayışlar’ını kıyaslandığında, çocukça gösteriyordu.


BU Serpinti sadece yıkım uğruna yıkım değildi. Geleneksel Saldırılar’ın Asla Yapamayacağ’ı bir şekilde BU Yaratığ’ı yaralamak için tasarlanmış, Varoluş Kavram’ına karşı cerrahi bir saldırıydı.


Dahice.


Korkunç, felaket ve sonuçları açısından tamamen canavarca ama yine de dahice!


O sırada, bu görkemli aydınlanmanın ortasında Varoluş’u vızıldamaya devam ederken ve bir dönüşüm sürerken, BU Gizemli Eon konuştu.


“Seni çok sert yargılamış olabilirim.“


Tonunda bir aciliyet ve şaşırtı yoktu, sadece gözlemlediği bir şeyin sakin kabulü vardı.


“İlk konuştuğumuzda, seni tamamen reddettim ve söylemeliyim ki hayal kırıklığına bile uğradım. Çok derin sulara tökezleyen başka bir acemi, diye düşündüm. Yüzmeyi öğrenmeden boğulacak başka biri.“ Durakladı, koyu renkli gözleri yenilenen bir düşünceyle üzerine yerleşti. “Ama görünüşe göre potansiyelin var.“


“Potansiyel. Sonunda İlk Dil’in en çok temsil ettiği şey buydu. Şu anda olduğundan Daha Fazla’sı Olma Kapasite’si. Seni daha önce bir acemi olarak görüyordum, içine girdiği Derinlikler’i Anlamayan biri. Şimdi biraz daha fazlası olarak düşünülmelisin. Belki bastonlu kör bir adam. Hala göremeyen ama en azından her engele takılmadan Yol’unu hissedebilen.“


Koyu renkli gözlerinde bir şeyler titreşti.


“İnanc’ın sözlerimle sarsılmadı. Yani bir şekilde yeterli sayılabilirsin.“


Dudakları neredeyse bir gülümsemeye kıvrıldı.


“Ama şunu anla, Ölçek Kıran. Eğer kendini BU Yaratık veya BU İlksel Kaos kadar derin ve güçlü olduğunu iddia edersen, kendini tıpkı onlar gibi meydan okumalara da açmış olursun. Kendini senden çok daha büyük Varoluşlar’ı Tüketen oyunlarda bir Oyuncu olarak ilan ediyorsun. Kendini benim gibi birinden gelecek bir meydan okumaya açıyorsun.“


Neredeyse gülümseme daha tehlikeli bir şeye dönüştü.


“Ya şu anda sana meydan okumak isteseydim? Güc’ün beni durdurabilir miydi?“


GÜM!


İfadesi baştan sona sakin kaldı, o tehlikeli gülümseme dudaklarının kenarlarında oynarken bile huzurlu ve sakindi.


Sözlerine karşılık, Noah gözlerini kapattı ve aslında derin bir nefes aldı, sanki Varoluş’u ilk kez yeni keşfedilmiş bir şekilde kokluyormuş gibiydi! 


Varoluş şimdi farklı kokuyordu. Duyular’ına karşı farklı hissettiriyordu. Her şey daha keskin, daha temiz, daha belirgindi. O nefesin onu tamamen doldurmasına izin verdi, yeni anlayışının serin Berraklığ’ının Varoluş’unun her Lif’ine yayılmasına izin verdi.


Ve gözleri açıldığında, Sınırsız bir Tiranlık hissi yayarken, hafifçe gülümsüyor gibi görünen buyurgan bir bakış barındırıyorlardı.


“Şu anda bana meydan okursan, kaybetsem bile çoktan kazanmış olurum.“ Sesi sabitti, sakindi, tamamen korkusuzdu. “Şunu kesin ve görkemli bir şekilde söyleyebilirim: Sen bile, BU Gizemli Eon, tarafından Çökertilmek’ten korktuğum biri değilsin.“


...!


Oh.


Siktir, bunu söylemek iyi hissettirdi.


Sözler doğal olarak, tereddüt etmeden, dönüşümünden önce onlara eşlik edecek olan dikkatli hesaplama olmadan çıkmıştı. Çünkü doğruydular!


Ondan korkmuyordu. Çöküş’ten korkmuyordu. Şu anda, dönüştüğü şeyi keşfederken, kendi Hayal Güc’ünün Sınırlamalar’ı dışında hiçbir şeyden korkmuyordu.


Şu anda yapmak istediği o kadar çok şey vardı ki. Denemek istediği o kadar çok şey! BU Varoluşsal Tavan? Kesinlikle siktirip, gidebilirdi.


Varoluş’u Mutlak Hükümdarlığ’ın BU Biçimsiz Derinliği’ne uyum sağlarken, derin değişiklikler BU Infiniverse ve Ruination’a bile yayılıyordu. Bağlı bedenleri dönüşümünün dalgalarını deneyimliyordu ve yapılacak çok şey, keşfedilecek çok şey, neye dönüştüğü hakkında anlaşılacak çok şey vardı.


Ama önce, hâlâ BU Gizemli Eon vardı.


Ve ondan hâlâ kazanılacak şeyler olabilirdi. Bu buluşma zaten ilk beklentilerinin ötesinde verimli geçmişti. Bilgi aramaya gelmiş ve bunun yerine bizzat Varoluş’unu Yeniden Tanımlayan bir dönüşüme tökezlemişti. Bu konuşmayı sürdürürse, başka neler elde edebilirdi?


Bu yüzden ona sakin bir bakışla baktı ve sözlerinden sonra Eon pozisyonundan kalktı.


...!


Oh?

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

4703   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4705