Her ses bir Medeniyetin Son’uydu, bir Yol’un parçalanmasıydı, çağlar boyunca Güç Biriktirmiş bir Varoluş’un hak iddia edilmeyi bekleyen bir Hasat’tan başka bir şey olmamak üzere hiçliğe indirgenmesiydi.
Ve sonra Ok, gökyüzünde çabalayan Gal’Thûrak’ın gözlerinin önünde belirmek için son bir kez büküldü!
İblis Ruh’unun yedi gözü, çağlardır hissetmediği bir dehşet ve korkuyla kocaman açıldı; Yavaşlamadan meslektaşlarını az önce katleden Mavi-Altın bir okun onun için geldiğini fark ederken, Zincirler’i yanlarında işe yaramaz bir şekilde şakırdadı.
“LÜTFEN!“
Kükremesi umutsuz ve acıklıydı; Varoluş’unu başkalarına boyun eğdirerek, Geçirmiş birinin aniden Mutlak Güc’ün diğer ucunda kendini bulmasının sesiydi ve sesindeki dehşet o kadar ham ve o kadar gerçekti ki, Daha Düşük bir Varoluş’u merhamete getirebilirdi.
Noah Daha Düşük bir Varoluş değildi.
Ama bir sonraki anda, ok çoktan imzalanmış bir Ölüm Ferman“ının kaçınılmazlığıyla Gal’Thûrak’a doğru dalgalanırken, yolunda devasa bir Beyaz-Gri pençe belirdi!
BU Yaşayan Ruh, bu Anın Yavaşlamış Algısı’na bile meydan okuyan bir Hız’la hareket etti; Sayısız Uzvu’ndan biri kendisi ve astı arasındaki Mesafe boyunca uzanırken, bir diğerini daha... Eh, aslında, son takipçisini bu imkansız düşmana kaybetmeyi reddediyordu!
Pençe devasa ve korkunçtu; Hizmete zorlanırken, sessizce çığlık atan sıkıştırılmış Ruhlar’dan oluşuyordu ve her yöne Gri Enginlik patlamaları yayan bir kavrayışla oku yakaladı.
“RUHLAR FANİ SİLAHLAR’LA KOPARILAMAZ!“
BOOM!
Deklarasyon, BU Serpinti bir Varoluş’tan ziyade sadece bir Olasılıkken bile Kadim olan birinin ağırlığıyla Noah’ın Tezi’ne çarptı ve korkunç Tez’i taşıyan ok, iki Otorite hakimiyet için çekişirken, BU Yaşayan Ruh’un deforme olmuş ve ışıltılı pençesinde vızıldadı.
Ok durdu.
BU Yaşayan Ruh, daha önce gösterdiği her şeyin ötesinde bir öfkeyle; Hesaplanamayan kayıplardan ve affedilemeyen hakaretlerden söz eden bir hiddetle yanan gözlerle Noah’a baktı.
Ve sonra Noah’ın ötesine, kuvvetlerinin konuşlandığı kalenin çevresine baktı.
Hepsi ipleri kesilmiş kuklalar gibi yığılıp, kalmıştı.
Cetus. Dokunaçlı Dehşet. Sekiz Ara Derinlik Ruh’u. Otuz Altı Yüzey Derinlik Varoluş’u. Hepsi hareketsiz ve sessiz yatıyordu; Yollar’ı Parçalanmış ve Medeniyetler’i Çökmüş, geriye kendi haklarında bir zamanlar efsane olan Cesetler’den başka bir şey kalmamıştı.
Bir Ân sonra, o cesetler hareket etmeye başlamıştı.
Görünmez İpler’le çekiliyormuş gibi Noah’a doğru uçtular; Düştükleri yerden yükselip, Muspelheim’ın yanan Varoluş’u boyunca onları öldüren Varoluş’a doğru aktılar ve teker teker, durgun suya düşen taşlar gibi seslerle sırtına gömüldüler.
Her biri içine çekildikçe, Noah’ın Enginliğ’i ve Ağırlığ’ı Daha Yükseğ’e ve Daha Yükseğ’e patladı!
İlk ceset, bir Yüzey Derinlik Ruh’u, Öz’ünü O’nun Temel’ine ekledi.
İkinci, üçüncü ve dördüncüsü takip etti; Her biri daha parlak yanmasını sağladı.
Sırada BU Ara Derinlik Ruhlar’ı vardı; Birikmiş Otoriteler’i Varoluş’una etrafındaki Varoluş’un parıldamasını ve bozulmasını sağlayan bir güçle aktı.
Ve son olarak, Ruh Suyu Yol’u tek bir Ok’la parçalanan eski Temel Derinlik Varoluş’u Cetus sırtına battı ve Temel’ini, ondan önceki her şeyi bir ziyafetten önceki Aperatiflermiş gibi gösteren şekillerde Yükselt’ti!
Mavi-Altın Alevler Noah’ı, Absorbe ettiği her cesetle büyüyor gibi görünen bir Güç koronasında çevreledi ve onu, kolay tasvire meydan okuyan şekillerde görkemli ve zorba gösterdi. Tek bir darbede düzinelerce Medeniyet’i çökertmişti. Tek bir Darbe’de bir Temel Derinlik Varoluş’unu çökertmişti! Derinlikler’ini düşürmek için BU Kargaşa Aksiyomu’nun Parçası’nı kullanıyor olsa bile, saldırısını zaten kurulmuş bir Tez üzerine inşa etmiş olsa bile, başarısı sarsıcıydı!
Ne kadar korkunç bir harikaya dönüşmüştü!
Yapılması gerekeni yapmaktan dolayı suçluluk duymayı çoktan bırakmış birinin gündelik rahatlığıyla böylesine acımasız bir eylemi gerçekleştirdi ve ardından gelen ağır sessizlikte, kapsamlı ayrıntılarla birlikte önünde İstemler açıldı!
>>Yönetildiği gibi, bu Varoluş’la ilgili her şey, Temel’inizi ve Yol’unuzu yükseltmek için sizi Güçlendirmek için Yutulan Hasat’a dönüştürüldü. Çağlar boyunca Birikmiş Otorite’si, Okyanus Derinliğ’i ve Ruh Öz’ü İlkeler’i, Bağlantılar’ı, Bilgi’si ve Bizzat Varoluş’u, ilerlemeniz için Yakıt’a dönüştürüldü.>>
>>BU Mutlak Hükümdarlığ’ın Ara Derinliğ’i: 8.>>
>>8 Varoluş, 12 Moirai İplikler’i Parçası’ndan oluşan Optimum Ganimet’e dönüştürüldü.>>
>>Mevcut Moirai İplikler’i Parçası Sayısı: Önceki + 12. Ölüm mümkün olana kadar Tam Simülasyon.>>
>>BU Mutlak Hükümdarlığ’ın Yüzey Derinliğ’i: 36.>>
>>36 Varoluş’un hepsi, Temel’inizi ve Yol’unuzu Yükseltmek ve sizi Güçlendirmek Yutulan Hasat’a dönüştürüldü. Bireysel olarak pek bir şeyleri yoktu ama Niceliğ’in kendine has bir Niteliğ’i vardır.>>
>>Temel Durum’unuz: Yanıyor. Karşılaştırmalı Ağırlığ’ınız, Biçimsiz Derinliğ’iniz nedeniyle Yetenekler’inde tamamen doğru olmasa da, Ara Derinlikte’ki BU Yaratık ve BU Kadim Kaos’un Enginliğ’inin 70/100’üne Denk olacak şekilde yükseliyor. >>
>>Karşılaştırmalı Ağırlık: Yaklaşık 70/100.>>
...!
BOOM!
Noah, Muspelheim’ın yanan Gökler’inde, Ağırlığ’ı ve Enginliğ’i kendisine karşı çıkmaya cüret eden her şeye karşı bir savaş ilanı gibi etrafında böğüren heybetli bir İnsan’sı figür olarak süzüldü ve formunu saran Alevler’in arasından yanan gözlerle yukarıya, BU Yaşayan Ruh’a dik dik baktı.
O Alevler.
Onu çevreleyen o dalgalanan Mavi-Altın Primus Mana’sı Alevler’i, Yüz’ü yangın boyunca zar zor gözlemlenebilen Alevli bir Varoluş; Özellikler’i sadece Tüm Varoluş’unu saran dans eden Güç Diller’i arasındaki Parçalar halinde görülebilen bir Ateş, O’nu Hiddet ve Mutlak Otorite Varoluş’u gibi gösteriyordu.
Ondan yanan Ağırlık o kadar muazzamdı ki, Varoluş’un kendisi Varoluş’unun etrafında bükülüyor gibiydi; Varoluş Bozuluyor ve Muspelheim’ın Alevler’i, kendi Sonsuz Ateşler’inin asla eşleşmeyi umamayacağı kadar sıcak ve parlak yanan bir şeye hürmet ediyormuş gibi O’na doğru eğiliyordu.
Ve nefes aldığında, her nefes verişte burnundan ve ağzından hücum eden öfkeli Mavi-Altın Alevler görülebiliyordu; Sadece Fiziksel bir Form içinde tutulamayacak kadar yoğunlaşmış bir Güçten söz eden Ateşler’e sahipti!
Vahşi, semavi İnsan’sı bir canavar gibi görünüyordu; Varoluş soğumayı öğrenmeden önce var olan İlkel Ateşler’den sürünerek, çıkmış bir şey gibi ve burnundan ve ağzından dalgalanan Alevler o kadar çok ısı yayıyordu ki, gerçekten de sadece bu Alevler bile sadece yakınlarında bulunarak, herhangi bir BU Yüzey Derinlik Medeniyet’ini tamamen kavurup, küle çevirebilirdi!
Nefes alma eylemi bile bir tehdit hâline gelmişti!
Varoluş Gerçeğ’i bile bir Deklarasyon hâline gelmişti!
...!
Oh!
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.