Medeniyetler genelinde bunun farklı biçimleri vardı.
Bazıları bunun gerekli olmadığını söylerdi. Şiddetin şiddet doğurduğunu söylerdi.
Ama gerçekten, bazen, vahşet gerekliydi.
Ve bazen, bir zorunluluktu.
Bir düşman inşa ettiğin her şeyi yok etmeye çalıştığında, cevap naziklik miydi? Bir yırtıcı halkın için geldiğinde, yanıt iyilik miydi? Birisi Zaman’ın Ötesi’nden, Varoluş’unu ve değer verdiğin herkesi neredeyse çökertecek bir merak saldırısı gönderdiğinde...
İtidal gerçekten Âhlaki Üstünlük müydü?
Noah, bu gerçekle uzun zaman önce barışmıştı. Gözlemlenebilir Varoluş acımasızdı.
Vahşet gerektiğinde kendini tutanlar, kendilerini ve sevdikleri herkesi Zaman’ın Sonsuz Dokumalar’ında toza dönmüş bulurlardı.
O, toza dönüştürülmeyecekti.
Ve bu yüzden, kendini tutmayacaktı.
Birlik Kalbi’nden aldığı her ısırıkta, bakışları asla Gilgamesh’ten ayrılmadı.
Kızıl-Altın kan çenesinden aşağı aktı. Birikmiş Otorite’nin ve Kadim ihtişamın tadı ağzını doldurdu. Eonlar boyunca inşa edilmiş bir Medeniyet’in Derinliğ’i, her Yutkunma’da Varoluş’una çözündü.
Ve tüm bunlar olurken, İlk Lider’in o Altın Gözler’i meydan okuyan bir şekilde kaldı.
Kırılmış olsa bile. Bağlanmış olsa bile. Kalb’inin tüketildiğini izliyor olsa bile.
Meydan okuyordu.
Noah, buna saygı duydu, zar zor.
Son lokmadan sonra konuştu.
“Belirli bir noktadan sonra, gerekli vahşetin sona erdirilmesi gerekir.“
Ses’i, az önce yol açtığı yıkımdan ziyade Felsefe’yi tartışıyormuş gibi ölçülü ve sakin geldi.
“Sana işkence edecek kadar acımasız olmayacağım.“[Not: Oğlum, daha ne kadar İlk Lider’e İşkence edeceksin ki? Önünde Medeniyet’ini Yedin. Dkdkd.]
Elinin tersiyle çenesindeki kanı sildi.
“Birlik Yol’unu Çökerttim. Medeniyet’inin Kalb’ini yiyorum. Derinliğ’in ve Büyüklüğ’ün azalmaya devam ediyor, çok yakında BU-Önce’si Seviyesi’ne düşeceksin.“
Gözleri önünde diz çökmüş figürü inceledi.
“Seni tamamen Yiyip, Bitirme’yi planlıyordum. Ama meraktan, sana bir seçim hakkı vereceğim.“
Tiranlık Taht’ında öne doğru eğildi.
“Görüyorsun ya, BU Dörtlü, özellikle BU İlkel Kaos, gizemli davranmayı ve seçimlerle oynamayı sever. Onların kim olduğuna dair birkaç yönü deneyimledim.“
Gülümsemesi hiç sıcaklık barındırmıyordu.
“Şu anda, sana bir seçim hakkı vereceğim.“
Duraksadı.
“Hayatım boyunca birçok Varoluş’u Çökerttim. Aldığım her hayatta, ne kadar Hız’lı veya Beyhude görünürse görünsün, diğer taraf için bunun tam bir kesinti ve karanlık olduğunu biliyorum. Oldukları her şeyin, olabilecekleri her şeyin, olmayı umdukları her şeyin sonu.“
Ses’i ağırlaştı.
“Tam bir karanlık mı istiyorsun? Yoksa teslim mi olacaksın?“
Kelimeler Varoluş’ta asılı kaldı.
“Eğer teslim olursan, seni BU Yaşayan Paradoks’un bile seni asla alamayacağı kaçınılmaz bir Hapishane’ye göndereceğim.“
...!
Noah, bunu Gilgamesh’e bakarken, sakince söyledi!
Görkemli ve seçkin bir Varoluş’tu. Medeniyet’inin tamamını Çökerttikten sonra, Noah zaten Gilgamesh gibi bir Temel Derinlik Varoluş’unun canlı Derinliğ’inden muazzam bir şekilde kazanmıştı.
Ama eğer böyle bir Varoluş’u kazanmaya ve kullanmaya devam edebilseydi...
Eğer BU Sonsuz Desmoterion’da Yollar’ını Yeniden Dövdürebilseydi...
Bu, daha da büyük bir ceza olurdu.
Beklerken İstemler’i uzak tuttu.
Ve İlk Lider’in yüzünde hâlâ meydan okuma vardı.
Ama o Altın gözlerde şimdi başka bir şey titriyordu.
Neredeyse... Netlik gibi görünen bir şey.
Sanki Kalb’inin Tüketilme’si, Eonlar’dır taşıdığı İllüzyonlar’ı Soyup, atmış gibiydi.
Gilgamesh, uzun bir an sessiz kaldı.
Sonra güldü.
Delilik veya çaresizlik kahkahası değildi. Varoluş’unun tamamı boyunca kendisine yapılan bir şakayı sonunda anlamış birinin kahkahasıydı bu.
“Görünüşe göre... Çok uzun zamandır başkalarının sancağı altındaymışım.“
Sesi birikmiş pişmanlığın ağırlığıyla geldi.
“Varoluş’un benim olduğunu sanıyordum. Gilgamesh olduğumu, İlk Lider, Ordular’ın Komutan’ı, Medeniyetler’in Fatih’i, Ad’ı Varoluş Boyunca Yankılanacak Varoluş olduğumu sanıyordum.“
Altın gözleri Noahınkiler’le doğrudan buluştu.
“Ama aslında hiç Liderlik etmiyordum, değil mi? Yönetiliyordum. Göremediğim İpler’le yönlendiriliyordum. Kabul etmeyi reddettiğim eller tarafından hareket ettiriliyordum.“
Başını yavaşça iki yana salladı.
“Görünüşe göre Paradoks’un sancağı altına girmeyi kabul ettiğim Ân kaybetmiştim.“
Kelimeler ağırlıkla indi.
“O seçim yapıldığı an, Yol’ım mühürlendi. Sonrasında savaştığım her savaş, iddia ettiğim her zafer, fethettiğim her Medeniyet... Hepsi, bir başkasının tasarısına hizmet ediyordu. Hepsi bu ana doğru inşa ediliyordu.“
Kahkahası tekrar geldi, acı ve net.
“Ne israf.“
...!
BOOM!
Kelimeler ağırdı!
Noah, hayatta kalmayı reddedip, sonu tercih eden bu Varoluş’a baktı. Tam bir karanlığı köleliğe tercih eden! Son Ânlar’ında, bunca zaman aslında ne olduğunu görecek netliği bulan!
Bir lider değil, liderlik ettiğine kendini ikna etmiş bir takipçi.
“Yani Çöküş’ü seçiyorsun.“
Noah’ın sesi yargılamadan geldi.
“Sonunda gerçekten benim olan bir karar vermeyi seçiyorum. Paradoks’un değil. BU Yaşayan Paradoks’un değil. BU Dokumacılar’ın değil. Benim.“
Altın gözleri meydan okumayı Aşan bir şeyle alevlendi.
“Eğer Gilgamesh olarak yaşayamıyorsam, Gilgamesh olarak öleceğim. İlk Lider. Sonunda kimseye diz çökmemiş olan.“
Onu bağlayan Mühürler’e rağmen omurgasını dikleştirdi. Eh, tüm bunları söyledi ama teknik olarak şu an diz çökmeye zorlanıyordu!
Noah, bu Varoluş’a uzun bir an baktı.
Pratik seçimi beklemişti. Gilgamesh’in hayatta kalmayı, gelecekteki kaçış olasılığını, tam bir Çöküş’ün Mutlak Kesinliğ’ine tercih etmesini beklemişti.
Ama İlk Lider onu şaşırtmıştı.
Sonunda, her zaman olmaya çalıştığı şey olmayı seçmişti.
Bir Lider.
Kendi seçimlerini yapan biri, bu seçim ölüm olsa bile.
Noah, Tiranlık Taht’ından kalktı.
“Sonunda, sana ait olan bir seçim yaptın. Ve bunun için, sana temiz bir Çöküş vereceğim. İşkence yok. Uzun süren bir acı yok. Sadece... Son.“
“Teşekkür ederim.“
Gilgamesh, gözlerini kapattı.
Noah’ın eli 27 Mührü’nün birleşik Otoritesi’yle alevlendi.
Gilgamesh, daha fazla bir şey söylemedi, zira şu anda bile Gülünç Derece’de görkemli görünüyordu.
...!
BOOM!
Noah’ın eli indi!
Parlak Mavi-Altın Alevler, normal şiddeti Aşan bir güçle avucundan patladı! Gilgamesh’in bağlı formunu tamamen Tükettiler! Yavaşça değil, acı verici bir şekilde değil, Ânında ve Mutlak olarak!
İlk Lider çığlık atmadı, sadece... Bitti.
Fetih ve komuta dolu Eonlar boyunca birikmiş Varoluş’u, bir kalp atışı süresinde Hiçliğ’e çöktü. Kalbi’nin tüketilmesiyle zaten azalmış olan Derinliğ’i, Noah’ın alevlerinde çözündü. Birlik Yol’u, zaten parçalanmış ve Yenip, Bitirilmişti, tamamen yok oldu.
Gilgamesh, İlk Lider, artık yoktu.
Dogma’ta Stoa’sı sessizliğe gömüldü.
Diz çöktüğü yerde, sadece kavrulmuş taş kaldı.
Kül bile değil.
Sadece... Yokluk.
Oh!
Not: Belki de Kurgu Boyunca en çok Harcanan Karakter buydu. Harbi Baya Üzüldüm. Adui, neden? Neden? Neden, Düşmanlar’a Sempati Duymamızı istiyorsun? Adui diyor ki: Oturup, ağlamanızı istiyorum diyor. 😅. Ama harbi çok üzüldüm. Baya Harcandı. Ama Ölüm’ü Görkemli bir şekilde oldu. Görüşürüz, İlk Lider.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.