“Areh, Chinatsu-chan? Bu kadar geç saate mi kaldın?“
Girişte Chinatsu-chan’a çarptım ve rol yapmaya çalıştım.
Chinatsu-chan bana savunmasız bir şaşkınlık ifadesiyle baktı, belki de orada kimsenin olmadığını düşünüyordu.
Kulüp etkinliklerinin zamanı gelmişti ve günün yarısı geçmişti; eğer eve gidenler kulübünde olsaydınız, şimdiye kadar eve gitmiş olurdunuz. Bu girişte sadece iki kişi vardı, ben ve o.
“Sa-Sano-kun!?“
Genellikle biraz sivri olan sarkık gözleri, mükemmel bir şekilde yuvarlaktı. Chinatsu-chan’ın bu nadir ifadesini görmek bile kalbimin hızla çarpmasına yetti.
Açık kırmızı saçları omuzlarına kadar uzanıyordu. Pürüzsüz, çift katmanlı bir yüzü, düz bir burnu ve dolgun, nemli dudakları vardı. Okul üniformasının altından görünen büyük göğüsleri vardı, ama yine de orantılı bir vücuda sahipti. Kesinlikle güzel bir kızdı.
Osako ona nasıl böyle kötü davranmaya cüret etti? Bir bakıma etkilendim.
“Ne oldu? Bir işin mi vardı?“
Benim umursamaz tavrımdan şüphelenmiş gibi görünmedi. Aynen öyle. Sanırım şu anda bunu yapacak gücü yok.
“Hayır, birşey yok.“
Beklendiği gibi, anlamlı hiçbir söz söylenmedi.
Neden rastgele bir yalan söylesin ki? O kadar sakar ve dobra biriydi ki, yalan söyleceği aklına hiç gelmemişti.
“Yoksa Osako’yla ilgili yine bir sorun mu oldu?“
Bilmiyormuş gibi yaptım ama meselenin özüne hemen vardım.
“Nasıl?“
Şuraba sahnesine şahit olduğumdan habersiz olan Chinatsu-chan, bunu duyunca çok şaşırdı. Onun şaşkınlıkla çırpınmasını izlerken, gevşek dudaklarımın sıkılaşmasını engellemekte zorlandım.
(Ç/N: Şuraba: Katliam Sahnesi)
“Bunun farkındayım. Ortaokuldan beri arkadaşız, değil mi? Dahası, ...“
Gözlerini işaret ettim.
“Gözleriniz şişmiş.“
~~~!?
Chinatsu-san aceleyle arkasını döndü. Ama artık saklamak için çok geçti.
“Eğer konuşmak istersen dinleyebilirim.“
Nazik sözlerimin ve ifadelerimin farkındaydı. Bana gizlice bakışlar atan Chinatsu-chan, gardını indirmiş gibiydi.
“...Olur.“
Ardından başıyla onaylayıcı bir hareket yaptı.
*****
Burada Masataka Sano, yani ben ve Chinatsu Sugito arasındaki ilişkiyi açıklamam gerekecek.
Chinatsu-chan ile ortaokulda sınıf arkadaşı olunca tanıştık.
O, güçlü iradesi ve badem şeklindeki gözleriyle büyüleyici, güzel bir kızdı. Ergenlik çağındaydım ve karşı cinse ilgi duymaya başlamıştım; Chinatsu Sugito adındaki kıza da merak duymaya başlamıştım.
“Ne bakıyorsun? Bana dik dik bakmayı bırakabilir misin?“
Ama o her zamanki gibi temkinli davranıyordu.
Ona bakan her erkeği susturmak için sert sözler kullanırdı. Ama bu, kızlarla ilişkilerinde tavrını yumuşatacağı anlamına gelmiyordu.
Agresif tavrı nedeniyle Chinatsu-chan ile iyi geçinen çok az insan vardı. Doğrusunu söylemek gerekirse, bazen ondan hoşlanılmıyordu.
“Hey, Kentaro! Kendine gel!“
“Bekle, Chinatsu. Anlıyorum, beni çekiştirme.“
Ancak bir istisna vardı.
Bu kişi Kentaro Osako’ydu. Chinatsu-chan doğduğundan beri arkadaşlık kurmasına izin verdiği tek erkek Kentaro Osako’ydu.
Onun bu kadar kasvetli olmasına rağmen, sadece çocukluk arkadaşı olduğu için ondan bu kadar hoşlanmasına inanamadım... Dürüst olmak gerekirse, ilişkilerini ilk öğrendiğimde kıskanmıştım.
Ama aynı zamanda hâlâ bir şans olabileceğini de düşündüm.
Chinatsu Sugito ve Kentaro Osako çocukluk arkadaşlarıydı ama sevgili değillerdi.
“Beni yalnız bırakın. Yardımınıza ihtiyaç duymadan kendi başıma halledebilirim.“
“Hmph. O zaman yapamadığın zaman gelip bana ağlama, artık umurumda değil! dedi Osako’ya.“
Osako’ya çok özverili bir şekilde bakıyordu. Kontrolünü kaybetmeye başlamış gibi göründüğü için yanına yaklaştım.
“Hey, hey, Sugito-san, bir sorun mu var?“
“Hiçbir sorun yaşamıyorum.“
İlk başta bana soğuk davrandı.
Yine de yılmadım ve onunla konuşmaya devam ettim. Israrcı olmamaya çalıştım, ama eğer Osako’dan rahatsız olursa, her zaman onunla konuşurdum.
Sadece onunla konuşmakla kalmadım, aynı zamanda onun rahatça konuşabileceği kişi olmaya da çalıştım.
O sadece güzel bir kız değildi. Hem akademik hem de spor dallarında üstün başarı gösteren, olağanüstü güzel bir kızdı.
Ben de ona yetişmeye çalıştım. Ne sporda ne de akademik olarak çok iyi değildim, ama elimden gelenin en iyisini yaptım.
Sonra modaya uymaya çalıştım. Onun kadar iyi olduğumu söyleyemezdim ama olabildiğince iyi görünmek için çalıştım.
İşte böylece Chinatsu-chan’a aşık oldum ve yavaş yavaş daha iyi bir insan oldum.
“Sugito-san? Osako ile yine bir sorun mu oldu?“
“Beni dinle, Sano-kun! Kentaro sürekli bahaneler uyduruyor??“
Çabalarımın sonucu ortaokul üçüncü sınıfımın baharında ortaya çıktı.
Bundan sonra Chinatsu-chan ne zaman şikayet etmek istese bana söylerdi. Çok ketumdu, ama benim önümde ketumluğunu indirmeye başladı.
Elbette, sürekli Osako’dan bahsediyordu. Kıskançlığım bir türlü dinmiyordu.
Ama onunla arkadaş olmamda Osako’nun büyük payı vardı.
Onun sayesinde Chinatsu-chan beni karşı cinsten biri olarak görmedi. Bu yüzden onun erkek olan tek arkadaşı olabildim.
“Teşekkür ederim, Sano-kun. Ama sen de benimle aynı liseye gidiyorsun, değil mi? Bunu bir veda gibi gösterme.“
“Haha. Liseye gittiğinde bana şikayet etmekten çekinme. Seni günün 24 saati bekliyor olacağım, her an dinlemeye hazırım.“
“Mou~, Bu demek oluyor ki Kentaro ile sürekli kavga ettiğimi düşünüyorsun.“
“Sence öyle değilmi?“
“Hayır, bilmiyorum! Belki.“
Ortaokulu bitirdiğimde, Chinatsu-chan artık Osako’ya olan sevgisini benim önümde gizlemeye bile çalışmıyordu. Sanırım onu adıyla çağırdığımda gücenmeyecek kadar arkadaş canlısı olduğumu düşünüyordu.
Yıllar içinde kazandığım bu güven sayesinde, bu sefer de benimle görüşmeyi kabul etti.
O beni sadece tek erkek arkadaşı ve iyi bir danışman olarak görüyordu. Eğer öyleyse, mutluydum.
Bu güven sayesinde, danışmak amacıyla Chinatsu-chan ile kapalı bir karaoke odasında yalnız kalabildim.
Ç/N: Bastır Sano
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.