BU Yaşayan Elemental ona aynı anda buz gibi ve Alev’li gözlerle baktı.
Ama cevap vermedi.
Çünkü ne diyebilirdi ki?
Tüm bu süre boyunca, BU İlkel Kaos’un sakin figürü, sanki çocukların tartışmasını izliyormuş gibi ikisi arasında gidip, geldi.
“BU En Genç o ufacık Mutlağ’ı öldürdü...“
Sesi ölçülü ve düşünceli geldi.
“Kendisi Mutlağ’ı Kavramadan önce.“
Duraksadı.
“Ama Küçük Dokumacılar’a benzer herhangi bir Mutlağ’ı Çökertme kabiliyetine sahip olup, olmadığına gelince...“
Değişen yüz hatları kesinliğe benzer bir şeye yerleşti.
“Henüz orada değil.“
...!
Bu sözler ağırdı!
BU Yaşayan Duygusal Ânında BU İlkel Kaos’a döndü.
Bedeni arkasından yukarı kaydı, kolları boyut farkları göz önüne alındığında, imkansız olması gereken bir kucaklamayla devasa formunu sardı. Sırlarını paylaşan bir komplocunun samimiyetiyle kulağına fısıldadı.
“Koca adam, ne öğrendin? Bizimle paylaşabilir misin?“
Sesi merak ve bilgiye açlık çekiyordu.
BU İlkel Kaos, BU Yaşayan Duygusal’ın eylemlerinden rahatsız olmadı.
Sadece ellerini salladı.
Ve bir sonraki anda, üzerlerinde devasa bir illüzyon ekranı belirdi.
BU İlkel Yargı Agora’sı içindeki uzak bir Palestra’da meydana gelen olayları oynattı.
BU Dokumacılar’ı ve Osmont’u gösterdi.
Osmont’u... Onlara atan bir Kalp sunarken, gösterdi!
Sahne mükemmel bir netlikte oynadı. BU Dokumacılar’ın Grimoire ve Kalbe uzanması. Öforiler’i. Çığlıklar’ı. Çöküşler’i.
BU İlkel Kaos’un ifadesi konuşurken, Sonsuz Obsidiyen Kaos Dokumalar’ı ile kabardı.
“Eğer BU En Genc’in elinden erken bir Çöküş’le karşılaşmak istemiyorsanız... Şimdilik Kalb’ini rahat bırakın.“
Ses’i uyarı barındırıyordu.
“İlk Dil’i bir sebepten dolayı Kavrayabil’di.“
Değişen yüz hatları karardı.
“BU Dokumacılar’ın o sebebi yoktu. Ve aynısını yapmaya çalıştılar.“
Tonuna küçümseme girdi.
“Sayısız Kader’i ve Yol’u okudular. Ve yine de ne olacağını bilemeyecek kadar aptallar mıydı?“
Başını iki yana salladı.
“Herhangi bir Mutlağ’ın düşmesi israftır ama...“
BU İlkel Kaos’un gözlerinde görkemli ve şanlı bir ifade parladı!
“Kaos şimdi yükseliyor ve üstünlük kazanıyor. Tüm bu süre boyunca Paradoks ve Varoluş üstünlük ararken.“
Gülümsemesi Engin ve Korkunç bir şeye dönüştü.
“İlk Mutlağ’ın Çöküş’üyle... Hmmm.“
Kendi kendine, etraflarındaki Varoluş’u Düzensizlik’le titreten bir memnuniyetle mırıldandı.
Duygusal ve Elemental, gözlerini illüzyon ekranında oynayan olaylardan alamadılar!
Aynı zamanda ve hatta aslında aynı yerde.
Alfheimr’ın farklı bir Bölgesi’nde.
Varoluş’ta görkemli bir şekilde asılı duran yüzen adalardan dökülen parlak şelalelerin olduğu huzurlu bir Alan’da. Adalar’ın kendisi, yumuşak bir iç ışıkla parlayan Kristalleşmiş saf Mana’dan oluşuyordu.
Şelaleler Alfheimr’ın sürekli değişen Gökyüzü’nün Âurora ışığını yakalıyor, sisi asla solmayan Varoluşsal Gökkuşaklar’ına boyayan Sayısız Reng’e kırıyordu.
Bir şelalenin üzerinde, BU Yaşayan Köken’in figürü oturuyordu.
Suyla sanki, evinden bir şeyle oynuyormuş gibi oynuyordu.
Ve burası onun eviydi.
O ve BU İlk Açlık Alfheimr’a daha yeni varmışlardı!
BU Serpinti’nin Çorak Topraklar’ı boyunca yolculuk üzücü olmuştu ama Köken Kaos’un içinden başkalarının bilmediği Yollar’ı biliyordu. BU Serpinti onları kabuslara dönüştürmeden çok önce bu rotalarda yürümüştü.
Tor arkasında durdu ve sırtını sakince izledi.
Kızıl-Obsidiyen gözleri, suyla oynayan ve bunca zaman sonra evde olmanın tadını çıkaran, BU Köken’i gözlemledi. İfadesi okunamazdı ama duruş şeklinde biraz... Korumacı bir şeyler vardı!
BU Yaşayan Köken şu anda bakışlarını kaldırdı.
Tor’a bakmak için döndü, saçı ve gözleri muhteşem Beyaz-Altın parlaklıkla parlıyordu. İçindeki Köken, sanki bu Âlem en eski Kızlar’ından birini tanıyormuş gibi Alfheimr’ın kendisiyle Rezonans’a giriyor gibiydi.
Onunla biraz zor bir ifadeyle konuşmaya başladı.
“Yapamam...“
Sözlerinin geri kalanını söyleyemeden, şok içinde yukarı baktı!
Tor da onunla birlikte yukarı baktı!
Alfheimr’ın Gökler’ini yırtan Obsidiyen-Altın ışık sütununu gördüler!
Köken hayrete düşmüştü.
Tor’un kafası karışmıştı.
Başını yana eğdi ve sesinde gerçek bir belirsizlikle dedi.
“O nedir?“
Köken, cevap verirken, ciddi bir ifadeye sahipti.
“O, bir Mutlağ’ın Çöküş’ünün işareti.“
Sesi, etrafındaki suyu durgunlaştıracak bir ağırlık taşıyordu.
Ya BU Yaşayan Paradoks’u ya BU İlkel Kaos’u ya da potansiyel olarak BU Yaratığ’ı düşünüyordu!
Bir Mutlak değildi, bu yüzden o İşaret’i tam olarak okuyamıyordu. Ama daha önce böyle bir manzara görmüştü. Çok zaman önce. Çoğunun unuttuğu çağlarda!
Tanıyabilirdi.
Merak etti.
Acaba hangi korkunç şey bir Mutlağ’ı Çökertmiş’ti?
Alfheimr’dan uzakta.
Kendi Varoluş Düşünceler’iyle tamamen farklı bir İlkel Âlem’de.
Jotunheim’ın içinde!
Alem acımasız ihtişamın harikalarıyla uzanıyordu. Sürekli Yıldırımlar’la çatırdıyan Gökyüzüne doğru yükselen siyah Buz Dağlar’ı vardı. Kat Büyüklüğ’ündeki Buzullar, hafızadan önce gelen şiddet tarafından oyulmuş manzaralar boyunca hareket ederken, inliyordu.
Ve bu Donmuş Çorak Topraklar’da, Varoluş’un görkemli Kaos Devler’i hareket ediyordu!
İmkansız Ölçek’te Varoluşlar, formları ete kemiğe bürünmüş Elementsel öfkeden oluşuyordu. Bazıları yüzlerce metre boyundaydı, ayak sesleri araziyi Yeniden Şekillendiren depremlere neden oluyordu. Diğerleri daha küçüktü, sadece dağ büyüklüğündeydi ama daha az korkutucu değillerdi.
Tenler’i Fırtınalar’ın ve Obsidiyen’iin rengindeydi. Gözleri Ölen Katlar’ın ışığıyla yanıyordu. Onlar Kaos’un vücut bulmuş haliydi, Farklılaşmadan Öncesinden beri var olan güçlerin torunlarıydı.
Çoğu, güçlü ama gerçek Derinlik Sınıflandırması’na geçmemiş BU-Öncesi Varoluşlar’dı.
Ama burada Derinlikler’ini oluşturmuş birkaç Yüz Varoluş da vardı.
BU Yüzey ve Orta Derinlikler’de ve Temel Derinlikler’de oturanlar!
Onlar, Jotunheim’ın Kaos Devleri’nin Elit’iydi!
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.