Yukarı Çık




4810   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 4811: Alfheimr’da Bir Buluşma! II


Gözleri tehlikeli bir ışıkla yanarken, sordu, sanki uzun süredir görmediği bir arkadaşıyla önemsiz meseleler hakkında dedikodu yapıyormuş gibi davranırken, gülümsemesi yüzünü hiç terk etmiyordu.


Ve yine de Köken, kale boyunca akan Sıvı Mana Şelaleler’ini dondurabilecek bir sesle konuşurken, Duygusal’a açık bir tiksintiyle baktı.


“Kiminle ilişki kurduğum seni hiç ilgilendirmez.“


...!


Duygusal daha da parlak bir şekilde gülümserken, sözleri buz gibiydi.


Bir kez daha ellerini Köken’in etrafına dolayarak, daha da yaklaştı, sayısız Kaotik Duygu’nun Ağırlığ’ını taşıyan bir nefesle kulağına fısıldamak için eğildi.


“Osmont nasıl? O da... BU Yaratık kadar görkemli mi? Gemiyi terk etmene neden olan şey bu mu?“


Fısıltı’sı Manik bir yoğunluk barındırıyordu.


“Onunla tanışmak için... Kendimden geçiyordum, biliyorsun. Bizi tanıştırabilir misin?“


Kavrayış’ı hafifçe sıkılaştı.


“İyileri önce seçmek gibi bir huyun var hep ve geri kalanımız onlarla ancak daha sonra tanışabiliyor...“


...!


Sözleri Manik Duygular’la doluydu, Köken sakince Duygusal’ın Eller’ini vücudundan çekti ve ciddi bir İlk Açlığ’ın yanında durmak için hareket ederken, arasına mesafe koydu.


Bakışları ağır kaldı, Duygusal’a ve ardından yukarıdaki BU İlksel Kaos ve BU Yaşayan Elemental’e baktı.


“Ne istiyorsun?“


Ne istiyorlardı?


Ya da bu durumda, Duygusal ne istiyordu, çünkü bir şekilde, her zaman olduğu gibi, Kaotik müdahalesiyle işleri ilerletiyordu.


“Ben ne mi istiyorum? Oh, Varoluş’ta pek çok şey istiyorum. O kadar çok ki. Sadece İstiyorum...!“


Sözlerini bitiremeden Duygusal durdu.


Şu anda, BU İlksel Kaos yanlarına indi.


Ondan, her şeyi ve herkesi kesip, atan eşsiz bir Güç Hava’sı yayıldı.


Hatta sanki... Şaklabanlıkların yeter, gerçek bir Güç burada dercesine Duygusal’ın üzerine bastırdı.


...!


Duygusal’ın bakışları titredi, gözleri aşağılanmayla parladı ama Kaos şu anda o kadar ciddi görünüyordu ki, o bile çizgiyi Aşamaz’dı!


Çünkü Sınırlar’ı yıkmayı ve oynamayı ne kadar sevse de, BU İlksel Kaos hâlâ BU Dörtlü’den biriydi!


Hepsi Mutlaklar’dı ama BU İlksel Kaos muhtemelen Tek Bir Düşünce ile onu ve Elemental’i ezebilirdi.


Hatta Düşünceye bile gerek yoktu. 


Kesinlikle aynı kategoride değillerdi.


Şu anda Kaos yürüdü ve görünürdeki sakinliğinin arkasında hesaplama derinlikleri barındıran huzurlu bir bakışla Köken ve Açlığ’a baktı.


“Sanki o kritik anda, Ginnungagap’ta tekrar bir aradaymışız gibi.“


Sesi neredeyse samimi görünen bir Nostalji taşıyordu.


“Ne kadar eşsiz.“


Duraksadı.


“Ama ne istediğime gelince... Aslında her zamankiyle aynı.“


Değişen yüz hatları neredeyse nazik bir şeye yerleşti.


“Bir seçim istiyorum.“[Not: Çevirmen kardeş sanki Bu Kaos kötü dediğinizi duyar gibiyim. Değil. İnanın bana.]


Köken’i daha yakından incelerken, başını yana eğdi.


“Sana yakından bakana kadar bunu beklemiyordum ama... BU En Genç’e ulaşabilirsin, değil mi?“


Gülümsemesi Duygusal’ı bile hareketsiz kılacak bir şeye dönüştü.


“Onu buraya çağırma seçimini sana vermek istiyorum. Bir konuşmanın vaktinin çoktan geçtiğini hissediyorum.“


BOOM!


BU Yaşayan Köken ve BU İlk Açlığ’ın bakışları ağırlaştı.


Bir konuşma mı?


Kimse buna inanmazdı. 





Noah, Ağırlık’lı olarak Lochagoslar’ın ikamet ettiği Orta Şehir, Meso Polis’teki Ousia olarak bilinen yere girerken, artık Büyük Boyut’lu çok iyi bir köpek gibi görünen büyütülmüş Skoll’un üzerinde oturuyordu.


Ousia, Ontolojik bir Terim olup, Aristoteles bu Terim’i Töz, Varolan, Varolma, Form, Öz ve Mahiyet şeklinde kullanmıştır.


Günümüze dönecek olursak, Ousia, Varoluşçular’ın etrafında toplandığı büyük bir Alan’dı ve Varoluş’un kendisiyle kaynaşmış Kadim bir Yapı’ya benziyordu.


Canlı taş sütunlar, Âlem’in nefes alışıyla değişen Yapay Gökyüzü’ne doğru yükseliyordu. Kavramsal Çiçekler’in bahçeleri, Varolan ve Oluş hakkındaki gerçeklerden bahseden Desenler’de açıyordu. Sıvı Varoluş Havuzlar’ı görüntüleri değil Özler’i yansıtıyor, içlerine bakanlara yüzey formlarının altında gerçekten ne olduklarına dair Ânlık görüntüler gösteriyordu.


Şu anda Noah, Çok Renk’li Kutsal bitkilerle çevrili küçük bir dağın tepesinde oturan peri benzeri bir Varoluş’un figürüne bakıyordu.


Ousia’yı çevreleyen bunun gibi birçok dağ vardı; Burada Doğa’ya ve Varoluş’a o kadar uyumlu Varoluşlar olan pek çok Varoluş’çu gelişim yapıyordu ki, az önce gerçekleşen savaş için BU Palestra’ya bile gitmemişlerdi.


Fraksiyonlar’ın politikalarını veya meydan okumaların dramasını umursamıyorlardı. Sadece Var Oluyor, Varoluş’un kendisine dair anlayışlarını geliştiriyorlardı.


Ama işte buradaydı... BU Gizemli Eon’un Mürit’i.


Nyx.


Daha önce gördüğü görüntüden biraz farklıydı ama... Huzurluydu; Formu Ete Kemiğ’e ve Amac’a bürünmüş alacakaranlıktan oluşuyordu. Teni, Güneş’in Yıldızlar’ın hüküm sürdüğü o eşik Alan’ı, Gece ve Gündüz arasındaki Ân’ın rengini taşıyordu.


Saçları dans etmeyi öğrenen gölgeler gibi akıyordu, aynı anda hem karanlık hem de ışıltılıydı. Kanatları şu anda geri çekilmiş, sanki hiç var olmamışlar gibi sırtına katlanmıştı ama ortaya çıkacakları Alanlar Potansiyel’le parıldıyordu.


Bakışları katı ve değişmezdi, sanki gerçekten çevredeki Varoluş ile karışmaya, gelişim noktasını çevreleyen Kutsal Bitkiler, Kavramsal Çiçekler ve Sıvı Varoluş Havuzlar’ı ile bir olmaya çalışıyordu.


Usta’sı, bu Varoluş’un BU Yaratığ’ın bir hayranı olduğunu, Varoluş’un kendisini Putlaştıran ve özellikle onun alanına daha yakın olmak için BU İlkel Yargı Agorası’na seyahat eden biri olduğunu söylemişti.


Aynı zamanda Güç Seviyeler’ini Aşabilen, BU Orta Derinlik’te oturan ama Geleneksel Sınıflandırma’ya meydan okuyan Temeller aracılığıyla BU Temel Derinlik’te Güç tutan bir Varoluş’tu. 


Noah, ona sakince baktı.


Bu Varoluş gözlerini açtı ve ona bakarken, kırpıştırdı, daha sonra yakınlarda süzülen Glossikos’un Zarif Çehresi’ni gördü.


Hızla şaşkınlığa uğradı, ayağa kalktı ve Strategos’a duyduğu gerçek huşudan bahseden bir saygıyla başını salladı.


“Büyük Strategos, Glossikos’un naçizane şahsıma gelmesi onurunu neye borçluyum?“


Glossikos’a böyle bir soru sordu, Noah ise ona sakince bakarken ve herhangi bir tören maskesini kesip, atan bir doğrudanlıkla konuştu.


“BU Palestra’da az önce bir Mutlak düştü. Bu, gelip görmeni sağlayacak kadar ilgini çekmedi mi?“


Bu Varoluş Noah’a, şafaktan önceki sessiz Ân gibi bir sesle konuşurken, Felsefi kesinlik derinlikleri barındıran alacakaranlık gözleriyle sakince bakmaya geldi.


“Mutlaklar yükselir. Mutlaklar düşer. Bunun benimle hiçbir ilgisi yok, zira bu Varoluş’un Doğası’dır.“


Bu sözleri o kadar sakin bir kopuklukla söyledi ki, Noah ona bir Ân sessizce baktı, sonra Felsefi düşüncelere sabrı olmayan Pragmatik bir aciliyetle konuştu.


“Tamam. Ustan seni almam için beni gönderdi. Ve aslında şu anda vaktim yok, o yüzden bunu Hızlı’ca halledelim.“


Bu sözleri sakince söyledi çünkü Varoluş’u, Köken’e verdiği BU Quintessence Mührü’nün yakınında bir Mutlağ’ın Büyüklüğü’nü algıladı!


Mühür, onun ve Tor’un nerede olduğunu bilmesini sağladığı için kendisinin bir uzantısı gibiydi ve teorik olarak onunla birkaç şey yapabilirdi ama şu anda O’nun tanıdık, boğucu Âurası’nı hissetti...


BU İlkel Kaos’tan başkası değildi.


Yani Alfheimr içinde, BU Yaşayan Köken ve BU İlk Açlık şu ya da bu sebeple Kaos ile karşılaşıyordu. 


BU İlksel Kaos neden BU Yaratığ’ın evinde olsun ki?


Pek çok soru vardı ama her zaman olduğu gibi, Varoluş dilediği gibi hareket etmeye devam ediyordu.


Yapabileceği tek şey, dışarıdaki tüm o korkunç canavarlarla nasıl yol alabileceğini görmek için onunla birlikte hareket etmekti.


Nyx, Varoluş’u anlayan birinin sakin kesinliğiyle konuşurken, sözlerine kaşlarını kaldırdı.


“BU İlkel Yargı Agorası’ndan sadece bir Polemarch çıkabilir, o da iki Strategos’un anlaşması ve izniyle. Ve ben burayı çok faydalı buluyorum çünkü...“


Sözlerini bitiremeden, Noah Glossikos’a döndü ve rica etmekten ziyade uyum bekleyen bir Otorite’yle konuştu.


“Katkıların fazlası var elimde. Buradaki Nyx’e, Ul’moreth’e ve buradaki köpeğime onlara yeterli Rütbe’yi verecek kadarını transfer etmek istiyorum.“


...!



Not: Yeni Bir Terim hayırlı uğurlu olsun. İnfinite Mana ve Onun Terimler’i işte. Alıştık. 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

4810   Önceki Bölüm