Bu, zihnine cevaplar talep eden bir Ağırlık’la baskı yapan Ağır bir soruydu. Bir Mutlak Her Şey, Temeller’i yeterince Ağır’sa, bir Yarım-Adım Mutlağ’ı tam Mutlak statüsüne yükseltebilirdi. Medeniyet Otoritesi’nin tek bir Kaynağ’a Sıkıştırılmış Zirvesi’ydi.
Peki ya bir Sonsuz Her Şey?
Bu soruyu keşfetmek, içinde neyin değiştiğini ve hedeflerini ilerletmek için bunu nasıl kullanabileceğini anlamak istiyordu. Soru zihninde yanıp, tutuşuyordu!
Ancak görünüşe göre ona keşfetme ve sorma şansı verilmeyecekti.
Çünkü Varoluş’unda ilk kez irkilmiş görünen BU Bölünmemiş Olan, Bazuman...
Artık irkilmiyordu.
Bir Milyon Göz’ü olan devasa Varoluş, dehşet uyandıran bir heyecanla dans etmeye başladı; Kaçabilen bir avın meydan okuması sanki içinde İlkel bir şeyi uyandırmış gibi Formu değişiyor ve genişliyordu. Kızıl gözlerinden neşe saçılıyordu. Testere dişli çenelerinden beklenti sızıyordu. Eonlar’dan beri ilk defa ilginç bir şey bulmuştu.
Avlaması gerçekten eğlenceli olabilecek bir şey.
Formu’nun üzerindeki pek çok göz, yoğunlaşmış bir ışıkla parlamaya başladı ve ardından bu ışığı, BU İlk Kayıtsızlığ’a geldiğinden beri karşılaştığı Her Şey’i Aşan bir Hız’la Noah’a doğru hücum eden Obsidyen parlaklığında ışınlara Farklılaştırdılar.
>>Saldırı Analiz’i.>>
>>Tanım: Farklılaşmamış Yok Oluş Işınlar’ı.>>
>>Bu ışınlar aynı anda hem Derinlik hem de Farklılaşmamanın Işığ’ını taşır.>
>>Bunlar tarafından vurulmak, Mutlağ’ın altındaki her şey için Ân’ında Yok Oluştur.>>
>>Sonsuz doğan, Farklılaşmama Yön’üne karşı bir Direnç sağlayabilir.>>
>>Bir veya iki patlamadan sağ çıkabilirsin.>>
>>Sürekli bir bombardımandan sağ çıkamayacaksın.>>
>>Tavsiye: Vurulma.>>
...!
İstemler tehditkardı; İyimserliğe veya kurnazlığa hiç yer bırakmıyordu.
Noah oyalanmadı.
Sonsuzluklar’ını bir kez daha alevlendirdi, Varoluş’unun içinde yanan Mavi-Altın ışığı etrafındaki Proto-Madde’ye doğru dışarı saldı. Tanımsız Madde, onun Sonsuzluğ’una beklemediği bir hevesle karşılık verdi; Sanki dönüştüğü şeyin bir parçası olmak istiyormuş gibi çalkalanıyor ve etrafında toplanıyordu.
Formu’nun etrafında, onu buraya taşıyandan daha yoğun ve daha şiddetli bir Proto-Madde fırtınası patlak verdi. Ona doğru hücum eden Obsidyen ışık ışınları bu fırtınaya çarptı ve bozuldu.
Noah, sessizce Sonsuzluklar’ına yön verdi ve Proto-Madde fırtınası sadece ortaya çıkmakla kalmayıp, hareket etmeye başladı. Varoluş’u, bizzat fırtınaların arttırdığı bir Hız’la BU Bölünmemiş Olan’dan uzağa fırlayan Mavi-Altın bir ışık parıltısına dönüştü; O’nu BU İlk Kayıtsızlığ’ın derinliklerine, daha önce hiç av kaybetmemiş ve açıkçası buna şimdi başlamaya da niyeti olmayan bir Yaratık’tan uzağa taşıyordu!
Kaçmak asla kötü bir şey değildi.
Özellikle de seni çökertmeye çalışan düşman, şu anda başa çıkabileceğin her şeyin Fersah Fersah üzerindeyse.
Arkasında, Bazuman’ın heyecan dolu çığlığı Tanımsız Enginlik’te yankılandı ve Noah peşine düşmeye başladığını hissedebiliyordu. Milyonlar’ca gözü yörüngesini takip etti. Sayısız Ağzı beklentiyle açıldı. Tüm Varoluş’u ava odaklandı!
Ama Noah’ın, Bazuman’ın Farklılaşmamış hâle getiremeyeceği bir şeyi vardı.
Tek başına hayatta kalmak zaten yeterince çetindi.
Tehlikeler ve fırsatlarla dolu bir yerde bir çözüm bulmalı, BU İlkel Paradoks’u bulmalı ya da Gözlemlenebilir Varoluş Çatlağı’na giden kendi Yol’unu bulmalıydı!
Proto-Madde fırtınası onu ileriye, arkasındaki dehşetten uzağa ve ileride her ne bekliyorsa ona doğru taşıdı!
BU İlk Kayıtsızlık’ta güvenli yön yoktu.
Ama bazı yönler diğerlerinden daha az tehlikeliydi.
Yani, en azından öyle olmasını umuyordu!
Gözlemlenebilir Varoluş Çatlağ’ı yakınlarındaki BU İlk Kayıtsızlığ’ın başka bir bölgesinde.
BU İlkel Paradoks, kaşları çatık bir ifadeyle çalkalanan Proto-Madde Enginliğ’inin ortasında duruyordu; Gözleri, sanki Hissedilmeyi Reddeden bir şeyi hissetmeye çalışıyormuş gibi kapalıydı. Daha Düşük Varoluşlar’ı Aşındıracak olan sürekli Farklılaşmama baskısına rağmen Obsidyen Formu kusursuz bir şekilde tanımlı kalıyordu; Paradoks Hak’kının sahibi olarak sahip olduğu doğası, istikrarı bir Kavram olarak Reddeden bir yerde bir İstikrar Balon’u Yaratıyor’du.
Etrafında Proto-Madde, sanki onun Paradoksal Varoluş’u Farklılaşmamış olmayı imkansız kılıyormuş gibi Dokunuyor ve Bükülüyordu. Tanımsız Madde, onun bu Madde’nin bir parçası mı yoksa ondan ayrı mı olduğuna, buraya ait olup, olmadığına karar veremiyor gibiydi ve bu kafa karışıklığı onu koruyordu.
Ancak aradığını bulamayınca, başını salladı ve yorgunlukla iç geçirdi.
En Genc’i buraya getirmişti.
Ve şimdi İlk Dil’i taşıyan Varoluş, BU İlkel Paradoks’un öngörmesi ve engellemesi gereken Proto-Madde fırtınaları tarafından sürüklenip, götürülmüştü. Görünüşe göre Enfeksiyon onu beklediğinden daha fazla ele geçiriyordu.
Elini kaldırdı ve önündeki Alan’a vurdu; Tanımlanmamış Boşluk’ta Gözlemlenebilir Varoluş Çatlağ’ı ile hiçbir ilgisi olmayan bir çatlak açıldı. Bu, tamamen başka bir şeydi; Normal Mekansal ilişkileri Aşan, aralarındaki Mesafe ne olursa olsun Varoluş boyunca iki noktayı birbirine bağlayan eşsiz bir Otorite’yle titreşen yanılsamalı bir ekrana dönüşen bir iletişim yöntemiydi.
Saniyeler sonra bu ekranda bir görüntü oluştu.
Ortaya çıkan Varoluş Çok Renk’li Alevler’le sarmalanmıştı; Beden’i, aynı anda Her Renk’te yanan Varoluş Ateşler’iyle tamamen ıslanmıştı. Bunlar Tüketen Alevler değil, sadece Var Olan Alevler’di; Form verilmiş Saf Varoluş’un Görsel Tezahür’ü idi. Tüm figürü tam olarak Gözlemlenemiyordu çünkü onu Gözlemlemek Tanım gerektirirdi ve bu Varoluş, Tanım’ın kendisine dayatılan bir şeyden ziyade giymeyi seçen Seviye’de Var Oluyordu.
O, Vücut Bulmuş Mevcudiyet’ti!
O, BU Yaratık’tı.
BU İlkel Paradoks bu Varoluş’a baktı ve bir girizgah ya da nezaket gösterisine bile gerek duymadan doğrudan konuştu.
“Şu anda tesadüfen BU İlk Kayıtsızlık’ta mısın? Yerli birinin yardımına ihtiyacım olabilir.“
...!
Bu sözler üzerine, yanılsamalı ekrandaki figür, BU İlkel Paradoks’a görülemeyen ama kesinlikle hissedilebilen gözlerle baktı. Yanıt verdiğinde, sesi ekrandan yankılanıyormuş gibi görünen ve etraftaki Proto-Madde’nin çılgınca çalkalanmasına, ardından da saygıyla durulmasına neden olan bir rezonansla gürledi; Sanki bu ses yatıştırıcıydı ve sadece var olmakla bile kabul görmeyi talep ediyordu.
“Oranın yerlisi olmadığımı biliyorsun.“
BU İlkel Paradoks elini geçiştirircesine salladı.
“Evet, evet, sürekli Alfheimr’dan bahsedip, duruyorsun. Ama burada zor durumdayım çünkü birini kaybettim ve onu oldukça hızlı bulmam gerekiyor.“
...!
BU İlkel Paradoks tüm bunları söylerken, ifadesi sakindi.
Varoluş Alevler’iyle çevrili figür, yanılsamalı ekranda Metanet’li ve Görkemli kalmaya devam etti; Mevcudiyet’i, iletişim kanalına öylesine bir Ağırlık’la baskı yapıyordu ki, bu uzak İzdüşüm bile ezici hissettiriyordu.
“Oldukça uzun bir süredir kendini Varoluş’tan ve diğer her şeyden aktif olarak maskeliyorsun.“
BU Yaratığ’ın sesi suçlamadan ziyade bir gözlem barındırıyordu.
“Benim bile etrafında kim olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Sadece DİL’İN FISILDAYICISI’NIN seçkinliğini öğrenebildim.“
Çok Renk’li alevler merak olabilecek bir şeyle titreşti.
“Kaybettiğin Varoluş bu mu?“
...!
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.