Yukarı Çık




182   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   184 

           


183.Bölüm: 35.Kısım – 73. Şeytan Kral (2)
-------------------------------------------------------------------------

Yoo Joonghyuk’un tek taraflı açıklamasının etkisi çok büyüktü.

   “Neden kafana göre karar veriyorsun?”

Jung Heewon, Yoo Joonghyuk açıklamayı bırakıp kaybolur kaybolmaz ilk bağıran oldu.

   “Üç gün sonra yola çıkıyoruz! O zamana kadar sıralamanızı yükseltin! Bunu deyip gidiyor, biz de öylece oturup dinleyecek miyiz?”

   “Bunu benimle konuşurken söylemeliydi.”

   “…Dokja-ssi, öyle mi istiyordun?”

   “Yok.”

Jung Heewon hâlâ oldukça ateşliydi.

   “Yine de,” dedim, “Yoo Joonghyuk’un dediğini yaparsanız hayatta kalma olasılığınız daha yüksek.”

   “Dokja-ssi, kimin tarafındasın sen?”

   “Şey…”

Uzakta duran Yoo Joonghyuk’a göz attım, omuz silkip gülümsedim.

   “Öncelikle, hepinizi görmek güzel. Bu üçüncü dirilişim.”

Yoo Joonghyuk’un sözleriyle donup kalan insanlar mahcup bir şekilde gülümsedi. Lee Gilyoung ve Shin Yoosung bacaklarıma yapışırken, Lee Hyunsung biraz kasvetli bir ifadeyle başını salladı.

   “Dirilişin için tebrikler. İlk kez olmadığını bilsem de sanırım asla alışamayacağım.”

   “Alışırsan üzülürüm. Önce bir toparlanalım.”

Yoo Joonghyuk’un tek taraflı olarak ilettiği sözler şunlardı:

   – İki takım olacak. Benim takımım ve Kim Dokja’nın takımı. Her takıma dört kişi yerleştirilecek.

   – Benim takımım Lee Hyunsung, Gong Pildu, Lee Jihye ve Lee Seolhwa’dan oluşacak.

   – Kim Dokja’nın takımı Jung Heewon, Shin Yoosung, Lee Gilyoung ve Yoo Sangah olacak.

Nihayetinde düzen, şimdiye kadarki ana ekibe benziyordu. Yani senaryolara birlikte katıldığım yoldaşlarla onuncu senaryoya meydan okuyacaktım. Belki bana karşı düşünceliydi, belki de onun için daha rahattı. Yoo Joonghyuk’un kişiliğini düşününce ikinci ihtimal daha yüksekti.

Listede kimsenin büyük bir itirazı yoktu ama Lee Hyunsung biraz buruktu.

   “Dokja-ssi’nin takımında olmak istiyordum…”

   “Hepimiz birlikte gidiyoruz, takımların önemi yok.”

   “…Tamam.”

Hafifçe omzuna vurup diğerlerine döndüm.

İlk göz göze geldiğim kişi Yoo Sangah’dı. O kadar şey yaşanmıştı ki, göz göze gelmek bile tuhaf hissettirdi.

Bir an sonra Jung Heewon yan tarafımı dürttü.

   “Ne var? Çin elbisesiyle jartiyer giymesini mi istiyorsun?”

   “…Hâlâ onun hakkında mı konuşuyorsun?”

   “Çok şok ediciydi. Adını ‘Kim Dokja’nın Jartiyer Olayı’ koyduk. Bu arada, ölsem de giymem.”

   “Giymeni de istemiyorum zaten.”

Bu sırada Lee Jihye elini kaldırdı.

   “Yüksek performansı yüzünden giymeye hazırım! Hem de SSS derece!”

   “Saçmalamayı kes.”

   “Performansı iyiyse ben de giyerim.”

   “Hyunsung-ssi, neden…”

   “Askerler ekipmana aldırmaz.”

Askerî ruhunu yanlış yerde kullandığını söylemek üzereydim ki bir mesaj geldi.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, jartiyeri yapan takımyıldızının bir erkek olduğunu söylüyor.]

Şaka mı bu? Kahretsin. Hem de bir takımyıldızı?

   [Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi, gülümsüyor ve onu bir gün davet edeceğini söylüyor.]

Düşününce bu durumun sorumlusu Persephone’ydi. Yeraltı Dünyası’na dönersem onunla mutlaka tartışacaktım.

   “Pekâlâ… Millet, sıralamanız ne? Devam etmek için ilk 10’da olmanız gerektiğini biliyorsunuz, değil mi?”

Ekip üyeleri sırayla cevap verdi. İlk konuşan Jung Heewon’du.

   “Dördüncüyüm. Sıralamayı büyükanne Lee Boksoon’dan aldım.”

   “Hyung, Shin Yoosung’la ben sekiz ve dokuzuncuyuz. Ah, ben Shin Yoosung’dan yukarıdayım!”

   “Beşinciyim. Gong Pildu-ssi da sıralamasını yükseltmeye gitti. Ayrıca Han Sooyoung-ssi de var.”

Han Sooyoung’u unutmuştum.

Yoo Sangah, düşüncelerimi okumuş gibi sordu.

   “Han Sooyoung listede yoktu. Onu geride mi bırakacaksın?”

   “Hayır. Onu da götüreceğim. Han Sooyoung oldukça işe yarar.”

   “…Anladım.”

Yoo Sangah, Han Sooyoung’un adını duyunca zayıf bir gülümseme takındı. Diğerleri onun İlk Havari olduğunu hâlâ bilmiyordu. Yoo Sangah yalan söylemeyi sevmezdi; bu yüzden Han Sooyoung’dan her bahsedildiğinde keyfi kaçıyordu.

Bu hikâyeyi anlatmak için ne zaman bir fırsat bulacağımı bilmiyordum.

Jung Heewon kenardan dinliyordu ve ağzını açtı.

   “Toplam 10 kişi girebiliyor. Han Sooyoung-ssi’yi nasıl götüreceksin ki?”

   “Normalde sadece 10 kişi girebilir. Ama gizli bir parça var. Kara Kale’de elde edilebilen eşyalar arasında ‘Altıncı Adam Kartı’ diye bir şey var. Bu sayede takım üyesi olmayanlar da bir sonraki senaryoya katılabiliyor.”

   “…Gizli parça ha. Söylemek istediğin başka bir şey var mı? Bence bir sonraki senaryonun ne hakkında olduğunu bilmemiz gerekiyor. Sen ve Yoo Joonghyuk hep kendi aranızda fısıldaşıyorsunuz.”

   “Fısıldaşıyor muyuz? Böyle söyleyince biraz rahatsız etti.”

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı’nın burnu kanıyor.]

Jung Heewon bana doğru gülümsedi.

   “O zaman lütfen anlat. Kim Dokja-ssi, Yoo Joonghyuk-ssi’den farklı olduğunu göster.”

Etrafıma baktım. Ekip üyeleri, büyükannelerinden masal dinlemeyi bekleyen torunlar gibi bana bakıyordu. Bir yayıncı olsaydım, ‘bir zamanlar yaşamış kudretli bir kişi’ hakkında kulağa hoş gelen bir hikâye anlatırdım. Ama ben Kim Dokja’ydım, Kim Jakga¹ değil.

   “Hiç ‘Şeytan Kral’ denilen bir varlık duydunuz mu?”

Şeytan Kral.

Beklenmedik kelimeler üzerine ekip üyeleri birbirine baktı.

   “Ne… şeytanların kralı falan mı? Öyle bir şey mi var?”

   “Ben biliyorum! Animelerde hep çıkıyor!”

Lee Gilyoung’un sözlerine başımı salladım.

   “Aşağı yukarı aynı.”

 Hayatta Kalma Yolları’nın kurgusundan biraz farklı olsa da ana fikir aynıydı.

   “Onuncu senaryo, Şeytan Kral’a karşı savaştığımız bir senaryo.”

Lee Hyunsung başını salladı.

   “Dokkaebiler, geri dönenler, dokunaçlı canavarlar… Evet, sırada bir Şeytan Kral’ın çıkması mantıklı.”

Dinleyen Lee Jihye sordu.

   “Şeytan Kral fazla güçlü değil midir? Şeytan Markisi bile çok üst seviyedeydi… Şeytan Kral onun yanında ne kadar güçlü olur acaba?”

Bir an düşündüm.

   “Bir takımyıldızı seviyesinde.”

Hayatta Kalma Yolları’nda Şeytan Krallar hakkında bir söz vardı. Onlar, yükselmemiş takımyıldızlarıydı. Kelimenin tam anlamıyla, dünyaya bağlı kalmış takımyıldızları...

Lee Jihye’nin yüzü soldu.

   “O zaman nasıl öldüreceğiz ki? Yoksa sen ve Usta mı öldüreceksiniz?”

   “Hayır. Bu sefer hepimiz birlikte öldüreceğiz.”

   “...Yapabilir miyiz?”

   “Hep birlikte savaşırsak yapabiliriz. Dış tanrıyı yenmemiz tamamen şanstı. Öyle bir şey ikinci kez olmaz.”

   “Yine de...”

   “Endişelenme. Şeytan Krallar’ın bir takımyıldızı kadar güçlü olduğu doğru ama yukarıdaki o kadar güçlü değil.

   “O hâlde?”

Bir saniye tereddüt ettim. Hepsine bir anda fazla bilgi vermek istemiyordum. Bu bilgi sadece Şeytan Krallar hakkında değil, aynı zamanda Yıldız Akışı’ndaki takımyıldızlar hakkındaydı. Grup sohbetinden anlatmaya karar verdiğim anda—

   [Size anlatacağım.]

Tam o sırada, sanki tereddüdümü anlamış gibi havadan bir ses duyuldu.

   [Millet, uzun zaman oldu. Gelemediğim için ne kadar bunaldığımı bilemezsiniz… Haha, senaryoya hazır mısınız?]

Bu, Bihyung’du.

-------------------------------------------------------------------------

Orijinal Yıldız Akışı’nda yalnızca 72 kişi ‘Şeytan Kral’ olarak tanınırdı. Takımyıldızları gibi niteleyicileri vardı ve İblis Diyarı’nda farklı krallıkları yönetirlerdi. Bir nebula kadar büyük olmayabilirlerdi ancak yine de ‘güçleri’ yöneten varlıklardı.

Takımyıldızı olmanın ihtişamına tutunup, dokkaebilerin bile terk ettiği topraklarda kalan takımyıldızlarıyla alay ederlerdi.

Belki de bu yüzden takımyıldızları Şeytan Krallardan, dış tanrılardan nefret ettikleri kadar nefret ederdi. Kara Kale senaryosu da bu eğilimler düşünülerek hazırlanmıştı.

Takımyıldızları enkarnasyonların savaşıp Şeytan Kral’ı öldürmesini izlerdi. Kısacası, takımyıldızlarının içini ferahlatmak için yapılmış bir senaryoydu.

   “Ah, lütfen! Gelmeyeceğim!”

Üç gün sonra, Han Sooyoung’u Kara Kale’nin kıyısında saklanırken buldum. Dokkaebi Çantası’ndan Yaşamı Arama ve Dizginleme Halatı eşyalarını satın almasaydım bulamazdım.

Han Sooyoung bağırdı.

   “Savaşmayacağım! Siz senaryoyu temizleyinceye kadar burada bekleyip sonra çıkacağım!”

   “Gelmek zorundasın.”

   “Şeytan Kral’la savaşmak istemiyorum!”

   “73. Şeytan Kral çantada keklik. Zaten biliyorsun.”

Daha önce söylediğim gibi, Yıldız Akışı’nda yalnızca 72 kişi resmî olarak Şeytan Kral sayılırdı. Ne var ki bu senaryonun adı 73. Şeytan Kral’dı. Yani üst kattaki herif ‘resmî’ bir kral değildi.

   “Tabii, yine de bir Şeytan Kral ama şimdiye kadar karşılaştığım masal sınıfı takımyıldızları kadar güçlü değil. Savaşmaya değer.”

   “Zorluk seviyesi değişmiş olabilir. Daha önce bir iki kez değişmedi mi?”

   “Dokkaebiler ana senaryonun zorluğunu değiştiremez. Bu, Yıldız Akışı’nın yetki alanında.”

   “Dokkaebilerin tehlikeli olduğunu düşünmüyor musun? Üç gün önce olanları unuttun mu?”

Han Sooyoung’un böyle düşünmesi garip değildi. Orijinal romanın gidişatını bilen biriydi.

   “Senaryolara devam edersek, tüm ekip yakında yok olacak. Nebulaların seni hedef aldığını biliyorsun.”

   “…Biliyorum. Bu yüzden iyi hazırlandım.”

   “Hazırlandın mı? Hayır, nasıl hazırlandın ki? Bir sonraki senaryoda ne olacağını biliyor musun?”

Kampa vardığımızda cevap vermek yerine ekip üyelerini işaret ettim. Formasyon hâlinde antrenman yapıyorlardı. Varsayımsal bir düşman kabul edip, formasyonu değiştirerek yetenek zincirlerini kombine ediyorlardı.

   “Gilyoung ve Yoosung, geri çekilin! Yoo Sangah-ssi, öne çıkıp karşıla!”

   “Anlaşıldı!”

Sakin ve koordineli saldırılar geçmişle kıyaslanamazdı. Ekip üyelerinin hasarları üst üste biniyor, düşmanın saldırı menziline göre hamle yapıyorlardı.

Han Sooyoung sahneyi dikkatle izlerken ağzını açtı.

   “Bu… Şeytan Kral’ın patern analizi² mi?”

Başımı salladım.

   “Evet.”

   “Kaç tane?”

   “Neredeyse hepsi.”

İmkânsız değildi. Hayatta Kalma Yolları elimdeydi ve Yoo Joonghyuk’un 73. Şeytan Kral’la savaşırken biriktirdiği veri tabanı da vardı. Üstelik Yoo Joonghyuk ikinci turda 73. Şeytan Kral’la bizzat savaşmıştı. Pratik deneyimle teorik bilgi güçlerini birleşmişti; dolayısıyla bir sonraki senaryoyu temizlemek imkânsız değildi.

Han Sooyoung üzgün bir ifade takındı ve iç çekti.

   “…Gerçekten delisin.”

+

*¹ ‘Jakga (작가)’ Korece’de ‘yazar’ demektir.

*² Patern Analizi: Bir veri, olay ya da sistem içindeki tekrarlayan düzenleri, ilişkileri veya eğilimleri inceleme sürecidir.

+



Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

182   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   184