

190.Bölüm: 36.Kısım – Hikâye Ufku (2)
-------------------------------------------------------------------------
“...Uh.”
「 Bedenindeki kemikler ezilmiş gibiydi ve cildi, ölü bir hayvanın derisi gibi sertleşmişti. 」
Yavaşça uyanırken Dördüncü Duvar’ın sözlerini dinledim. Eskiden sinir bozucu gelen o sesi şimdi memnuniyetle karşılıyordum.
「 Hayattayım, diye düşündü Kim Dokja. 」
Dördüncü Duvar’ı duyabiliyordum; demek ki plan işe yaramıştı.
Gerçi tam olarak ‘başarı’ denemezdi. Bu doğaldı.
Onların bana verdiği ‘kader’, ‘Enkarnasyon Kim Dokja’nın ölümüydü. ‘Takımyıldızı’ Kim Dokja’nın ölmemesi gayet doğaldı. Bu kadar kolay yok olacak olsaydım, hikâyelerimi biriktirip bir takımyıldızı hâline gelmezdim.
Sorun şuydu: Bedenimi kaybetmiş ve bir ‘takımyıldızı’ olarak hayatta kalmıştım…
“…Neredeyim ben?”
Etrafım yıkılmış binalar ve yollarla doluydu. Tanıdık bir manzaraydı.
“Bu…?”
Sorduktan kısa süre sonra içinde bulunduğum durumu fark ettim. Başımı gökyüzüne kaldırdım. Gece göğü her zaman sayısız takımyıldızın ışığıyla dolu olurdu. Şimdi orada hiçbir şey yoktu.
Kendi kendime söylediğim o derin sözlere şaşırdım. Gece göğüne bakıp boş bir kahkaha attım.
“Ha ha…”
Normalde takımyıldızlarından sayısız dolaylı mesaj yağardı.
Örneğin, kendi kendime konuşmamı seven ‘Altın Başlığın Esiri’ ya da ‘Abisal Kara Alev Ejderhası’… Bir de nedense benden hoşlanan ‘Şeytanvari Ateş Yargıcı’ vardı. Birinin cevap vermesi normaldi ancak iç monoloğuma kimse karşılık vermedi.
Kafasını parlatan ‘Adaletin Kel Generali’ yoktu; canı sıkıldığında göz bandını fırlatan ‘Tek Gözlü Maitreya’ yoktu; yüzsüz ‘İpekli Brokarın Uyuyan Leydisi” de yoktu.
Takımyıldızlarının mesajları kaybolmuş, geriye yalnızca gülünç derecede korkunç bir yalnızlık kalmıştı.
「 Kim Dokja düşündü: Gerçekten yalnızım. 」
[Şu anda senaryodan sürgün edilmiş durumdasın.]
Yavaşça etrafıma baktım. Senaryodan sürgün edilseler bile canlı varlıklar en yakın ‘senaryo dışı’ bölgeye giderdi.
[Şu anda senaryo dışı bir bölgedesin.]
Şu anda bulunduğum senaryo dışı bölge çok tanıdıktı.
「 Seul. 」
Burası Seul’un Gwanghwamun Meydanı’ydı. Kralların Savaşı’nın yaşandığı ve Mutlak Taht’ı parçaladığım yer.
Seul’un bir senaryo dışı bölge hâline gelmiş olması…
Ekip üyeleri… neyse ki zarar görmeden kurtulmuşlardı.
Eski Seul Kubbesi’nin bulunduğu yere baktım ve biraz bunalmış hissettim.
Eskiden yarı saydam bir kubbeyle kaplı olan o yer şimdi kalın bir bariyerle örtülmüştü.
Artık ‘Seul’ senaryosu tamamen sona ermişti.
Ekip üyeleri bensiz yeni senaryolara ilerliyor, yeni hikâyeler yazıyordu. Orada yaşamaya devam edeceklerdi.
…Belki de olması gereken buydu.
「 Kim Dokja memnundu ancak aynı zamanda biraz da yalnızdı. 」
Bir an ekip üyelerini düşündüm, ardından yavaşça arkamı döndüm.
「 Kimsesiz kalan Kim Dokja’nın yapması gereken bir şey vardı. Bu yüzden sefil bir ölümü seçmişti. 」
-------------------------------------------------------------------------
「 Seul sokaklarında yürürken Kim Dokja anılarına dalmıştı. Nereye gitse, ekip üyeleriyle senaryoları gerçekleştirdiği yerleri görüyordu. Kim Dokja bir kez daha Hayatta Kalma Yolları’nın bir parçası hâline geldiğini fark etti. Bu hikâyeyi gerçekten yaşıyordu. 」
“…Gerçekten çok dokunaklı ama artık keser misin? Daha ne kadar mırıldanıp duracaksın?”
「 Kim Dokja, zavallı Dördüncü Duvar’a sinirlendi. 」
Başta yanımda birinin olması iyi gelmişti. Ama yaptığım her şeyin anlatılmasından pek hoşlanmıyordum.
「 Ne kadar zaman geçmişti? Kim Dokja sormak istese de cevaplayacak kimse yoktu. 」
“Kahretsin. Sen cevap verebilirsin.”
Onu azarladıktan sonra durumumu kontrol etmeye karar verdim.
[Hikâyelerinin büyük bir kısmı hasar gördü.]
[Mevcut bedenin tamamen çökmüş durumda.]
Takımyıldızı statümü kullanarak hayatta kalmıştım ama fiziksel bedenimi tamamen kaybetmiştim.
Başka bir deyişle, şu anki varlığım ‘et ve kemik’ değil, tamamlanmamış hikâyelerden oluşan bir yığındı.
[Mevcut bedenin son derece tehlikeli bir durumda.]
[Bedenini korumaya yönelik bir yöntem bulunamıyor.]
Biri dokunsa tamamen dağılabileceğim huzursuz bir durumdaydım. Bu, yaşamak değildi.
Elimden gelen her şeyi denemeye karar verdim.
[
Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı bu bölgede kullanılamaz.]
…Beklendiği gibi işe yaramadı.
[Enkarnasyonunla iletişim kuramazsın.]
Bu da işe yaramadı. Tahmin ediyordum ama yine de başarısız olması garip hissettirdi.
Sanki iletişimin mümkün olmadığı bir bölgede tek başıma yaşıyormuşum gibiydi. Elbette gerçek durumum bundan daha kötüydü.
[Kanal sistemini kullanamazsın.]
Senaryodan sürgün edildiğim için doğal olarak kanala erişemiyordum ve Bihyung ile olan sözleşmem iptal edilmişti. Yıldızsız gökyüzüne baktım ve boş bir özgürlük hissettim.
…Artık gerçekten yalnızdım. Bu gerçeği fark ettiğim anda içime bir ürperti çöktü.
「 Kimse beni görmüyor, ben de kimseyi göremiyorum. 」
Hayır, tamamen yalnız değildim.
「 Tüm bunların ortasında, Kim Dokja aniden farkına vardı. Birinin gözleri aracılığıyla bir varoluş hissi duydu. 」
“Öyle felsefi şeyler düşünmüyorum, aptal. Asıl sen bunu daha ne kadar sürdüreceksin?”
「 Aptal Kim Dokja bilmiyordu. Yüce Dördüncü Duvar’ın neden bu kadar zahmete katlandığını. 」
…Ne?
“Neden düzgünce açıklamıyorsun ki? Sen nesin böyle? Gerçekten bir yetenek misin?”
「 Aptal Kim Dokja havayla konuşuyor. 」
Gerçekten tam bir pislikti.
「 Aptal Kim Dokja… 」
“Keser misin artık? Yeteneği kapatmamı mı istiyorsun?”
O anda havada bir ses duyuldu.
「 Dördüncü Duvar soruyor, ‘O za man bıra kayım mı?’ 」
Biraz şaşırdım. Şu velet artık kendini daha net ifade edebiliyor muydu?
“Evet, bırak. Şu anda rahatsız edilmek istemiyorum.”
[Özel yetenek
Dördüncü Duvar sessizliğe büründü.]
Hemen ardından seçimimden pişman oldum. Etrafımdaki havanın donduğunu hissettim. Bir anda kemiklerimin derinliklerine kadar işledi. Ciğerlerimdeki havanın tıkandığını hissettim.
“K-Kuoook…?”
O anda geç de olsa bir şey aklıma geldi.
Vedalar ve Olimpos’un beni senaryo alanının dışına göndermesinin nedeni buydu.
Tam olarak bu durum yüzündendi.
‘Enkarnasyon Kim Dokja’yı öldürüp ‘Takımyıldızı Kim Dokja’ ile uğraşma planıydı bu.
“K-Kuoooock…”
Bağırmaya çalışsam da ses çıkmadı. Nefes alabiliyor ama alamıyordum. Sanki biri akciğerlerimi sıkmış, nefesimi kesmişti. Kafam boşaldı ve düşüncelerim birer birer silindi.
Yıldı Akışı bir hikâyeler dünyasıydı. Enkarnasyon ya da takımyıldızı fark etmezdi. Her varlık bir ‘hikâye’ aracılığıyla var olurdu.
[Hikâyelerinin hasar görme hızı arttı!]
[Varlığın yok olmaya başladı.]
Hiçbir ‘hikâye’nin olmadığı bir yerde hiçbir şey var olamazdı. Ben bile.
‘Lanet olsun, kurtar beni!’
Yok olma korkusuyla haykırdım. O anda nihayet Dördüncü Duvar’ın neden bu kadar geveze olduğunu anladım. Beni kurtarmak için konuşuyordu. Hikâyelerin olmadığı bir yerde beni hayatta tutuyordu…
Bana ‘hikâyeler’ anlatıyordu.
[Özel yetenek
Dördüncü Duvar etkinleştirildi.]
「 Dördüncü Duvar diyor ki: “Pis…lik.”」
Yeniden nefes almayı başardım.
“Hah… hah…”
Senaryodan sürgün edilmenin korkunç olduğunu biliyordum ama bu kadarını beklememiştim.
Gerçekten de, bir nebulanın yardımı olmadan Cheok Jungyeong bile senaryonun dışında hayatta kalamazdı… lanet olsun, durumu fazla yüzeysel düşünmüştüm.
Birkaç hikâyeden vazgeçersem bir şekilde ilk hedef bölgeye geçebileceğimi sanmıştım…
Dördüncü Duvar olmasaydı hayatta kalmam zor olurdu.
「 Kim Dokja düşündü: Dördüncü Duvar’ı bir daha asla kapatmamalıyım. 」
Perişan hâlimle bu sözleri inkâr edemezdim.
“…Bu arada, daha ne kadar dayanabilirsin?”
「 Dördüncü Duvar diyor ki: “Ço k uzu n de ğil.” 」
Dördüncü Duvar konuşurken yoğun kıvılcımlar ortaya çıktı. Gerçekten de, bir nebulanın olasılığını gerektiren bir şeye Dördüncü Duvar’ın tek başına dayanabilmesi garip olurdu.
Fazla zamanım yoktu. Görevimi zamanında bitiremezsem burada ölecektim.
Tam o anda bir yerden bir ses duyuldu. Elektrik süpürgesini andırıyordu…
「 Kim Dokja bunun ne olduğunu biliyor. 」
“Evet, biliyorum. Senaryo temizleyicileri.”
Bir temizleyicinin ortaya çıkması, senaryo alanında büyük bir ‘temizlik’ başladığı anlamına geliyordu.
「 Kim Dokja düşündü: Temizlik başladığına göre, Ufkun Büyük Şeytanı yakında ortaya çıkacak. Senaryo kalıntıları arasında dolaşan sırtlanlar bu lezzetli enkazı kaçırmayı göze alamaz. 」
Okumak etkileyiciydi. Ama onlarla karşılaşmadan önce bir şey bulmam gerekiyordu.
「 Kim Dokja adımlarını hızlandırdı. 」
Sendeliyor, sonra yavaş yavaş hızlanıyordum. Sokaklarda küçük bulutları andıran şeyler dolaşıyordu. Onlar senaryo temizleyicileriydi.
Dikkat edilmesi gereken varlıklardı ancak aldırmadan koştum. Nasıl olsa temizleyiciler düşük seviyeliydi ve algılama menzilleri dardı. Dikkatlice kaçınırsam fark edilmeden hedef noktaya ulaşmak zor olmayacaktı.
Gwanghwamun’un güneyine yöneldim. Euljiro 3-ga, Chungmuro, Dongdaegu, Yaksu, Geumho İstasyonu...
Bir somon gibi, daha önce bulunduğum yerlerden geçtim. Sonunda Oksu İstasyonu’na vardım.
Orada yıkılmış Dongho Köprüsü ile karşılaştım. Kırık köprüye bakarken anılar zihnimden geçti. Burası, Yoo Joonghyuk’un beni bir ihtiyozorun ağzına attığı yerdi.
Şu an iyi olup olmadığını bilmiyordum. Gerçi yanında Han Sooyoung vardı.
…Umut etmekten başka çarem yoktu.
Kırık köprünün üzerinden hafifçe atladım. Geçmişte yalnızca Deus Ex Machina kullanılarak geçilebilen bir köprüydü. Şimdi tek bir sıçrayış yetiyordu. Bu, senaryonun başlangıcından beri ne kadar değiştiğimin bir göstergesiydi.
Yine de daha gidecek çok yolum vardı. Bu kırık köprünün boşluğundan çok daha büyük mesafeler beni bekliyordu.
Sonunda yarı yıkılmış bir metroya ulaştım. Bütün senaryoların başlangıcı burasıydı.
İçeri girmeden önce metronun hâline baktım, sonra enkazın arasında dolaştım.
Ne kadardır bakıyordum? Sonunda aradığımı buldum. Beyaz ışık saçan bir eşya kutusuydu. Kutunun üzerinde kısa bir mesaj vardı.
–Kim Dokja, sana güvenebilirim, değil mi? İstediğin gibi bıraktım. Kanalımın bir enkarnasyonu olduğun için teşekkür ederim.
Bunu kimin yazdığı çok açıktı.
–Lütfen, hayatta kal.
Elbette. Ölmeyecektim. Kutuyu açtım. Kutunun içinde 300.000 jeton ve satın alınmasını istediğim eşyalar vardı.
[Yeni bir nitelik elde edinildi.]
[Eşya
Dokkaebi Yumurtası elde edildi.]
[Eşya
Kırılmaz İnanç elde edildi.]
…
Tüm eşyaları aldım ve metrodan çıktım. O herif tam zamanında geliyordu. Köprüye oturup bekledim.
Yakında o gelecekti.
Bunu düşünürken, hikâyenin bittiği ufukta biri belirdi. Yanağında devasa bir yumru olan yaşlı bir adamdı. Garip bir ifadeyle buraya doğru yürüyordu. Sanki burada olduğumu biliyormuş gibiydi.
“Sen Kurtuluşun Şeytan Kralı mısın?”

Bir an ona baktım, sonra bakışlarımı kubbenin dışındaki şafak ışığına çevirdim.
O ışığın ötesinde beni bekleyen nebulaları düşündüm. Muhtemelen şimdiye öldüğümü sanıyorlardı.
Olimpos, Vedalar, Papirüs…
Hepsini tek tek hatırladım. Enkarnasyonların hikâyelerine gülüp sonunda kendi eğlencelerini yaratan tüm takımyıldızları.
Biraz daha bekleyin.
「 Hepinizi o siktiğimin göğünden aşağı indireceğim. 」
+
Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono