Yukarı Çık




211   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   213 

           


212.Bölüm: 40.Kısım – Kuluçka (3)
-------------------------------------------------------------------------

Zaman ve mekânın akışı anormalleşmeye başlamıştı. Jang Hayoung’un dudakları çok yavaş hareket ediyordu; sesler ise parçalanmış hâlde geliyor, normal duyulmuyordu. Sanki bütün dünya ağır çekime alınmış gibiydi.

   「 Kim Dokja fark etti. Bu, dokkaebilerin zamanıydı. 」

Aynı anda çok sayıda kanalı yönetip yargılayabilmek için dokkaebilerin algı hızı diğer varlıklara kıyasla çok daha yüksekti.

Başımı kaldırıp havaya baktım. Kabartılı kürklere sahip bebek dokkaebinin üzerinde beyaz bir ışık küresi süzülüyordu. Daha önce gördüğüm bir küreydi bu. Shin Yoosung’un ruhuydu.

   ‘Uzun zaman oldu, Yoosung.’

Kürenin içinde yarı saydam bir ışık belirdi ve bir insan silueti seçilebildi. Dünyayı kurtarmak isteyen ve bir zamanlar Yoo Joonghyuk’a inanan varlık... 41. Regresyon Shin Yoosung tam karşımdaydı.

   [İnanılmaz bir başarım elde ettin!]

   [Bir dokkaebi yumurtasını çatlatan ilk insan oldun.]

   [Yeni bir hikâye kazandın!]

   [Hikâye, Bir Dokkaebinin Babası edinildi.]

Shin Yoosung yüz ifademi okuyup konuştu.

   –Özür dileme. Bunu ben seçtim.

   ‘Yine de... üzgünüm.’

   –Ahjussi gerçekten inanılmazsın. 41. Regresyonun kaptanı senin gibi değildi.

   ‘Kolay değil. Daha yapmam gereken çok şey var.’

   –Yardımıma ihtiyacın yok mu?

Başımı salladım. Shin Yoosung parlak bir gülümsemeyle karşılık verdi.

   –Gerçekten yapabilir miyim?

   ‘Çok iyi yapabilirsin. Sana yardım edeceğim.’

Bir senaryonun en dibine ulaşmış olan biri, senaryonun ağırlığını bilirdi. Bu yüzden 41. Regresyon Shin Yoosung’a güveniyordum. Elbette bu, onun bana inanmak zorunda olduğu anlamına gelmiyordu.

   –41. Regresyonun kaptanı başarısız oldu.

Shin Yoosung’un sesi hafifçe titriyordu.

   –Bundan sonra çok daha korkunç şeyler olacak.

   ‘Tahmin edebiliyorum.’

   –Seni bekleyen şeyleri hayal bile edemezsin.

   ‘Seninle birlikte gideceğim.’

Shin Yoosung bir an sessiz kaldı. Sözlerimin anlamını tartıyor, geçen yılların ağırlığını ölçüyor gibiydi. Her hâlükârda bu onun için acı verici olacaktı. Bir süre sonra tekrar konuştu.

   –Doğduktan hemen sonra seni hatırlayamayacağım.

   ‘Biliyorum.’

   –Aptal gibi davransam bile, çok fazla dalgaya alma.

   ‘Deneyeceğim.’

Gülümsemesi göz kamaştırıcıydı. Sakin bir müzik gibi duran sessizlikte konuşmaya devam etti.

   –Senaryoyla ilgili güzel anılarım çok az.

Sesi kayıtsızdı ancak tam da bu kayıtsızlık sözlerini samimi kılıyordu. Onu dinlerken Hayatta Kalma Yolları’ndaki hikâyeleri hatırladım. Bildiğim ‘Shin Yoosung’un hikâyeleri... yüzlerce, binlerce cümleyle bile anlatılamazdı.

   –Yine de, söyleyecek bir şeyim olursa...

Bu konuda endişelenecek vaktim var mıydı bilmiyordum. Hayatta Kalma Yolları’nı okumuş, Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı sayesinde düşüncelerini anlayabiliyor olsam bile, 41. Regresyon Shin Yoosung’un çektiği acıyı gerçekten kavrayamazdım.

   –Bu sefer ahjussiyle konuşacağım.

Bu yüzden ona verebileceğim tek cevap vardı.

   ‘Teşekkür ederim.’

Dudaklarımı ısırarak duygularımı bastırmaya çalıştım. Parlak bir ışık çizgisi yükseldi ve zamanın akışı yavaş yavaş eski hâline döndü.

   [73. Şeytan Diyarı’nın ilk kanalı açıldı.]

   [Kanal adı: #BI-90594]

Parçalanmış sesler normale döndü ve Jang Hayoung’un sesini duydum.

   “Çocuğun adını ne koyacaksın?”

...Sorduğu buydu. İsim konusunda uzun süre düşünmüştüm.

Bebek dokkaebi bana bakıyordu. Gözlerinin içine bakarak sessizce konuştum.

   [Kanal Yöneticisi: Biyoo.][1]

Adının bu olduğunu anlamış mıydı? Bebek dokkaebi bana doğru uzandı. Küçük, yumuşacık elini tuttum.
Sanki bana gülümsüyordu.

-------------------------------------------------------------------------

Shin Yoosung ağlıyordu. Seul Kubbesi’nden kaçtıktan sonra sık sık ağlamaya başlamıştı. Zor bir günün ardından uykuya daldığında ya da Nitelik Penceresi’ni açıp ‘destekleyici takımyıldızı’na baktığında bu oluyordu. Shin Yoosung’un gözyaşları farkında bile olmadan akıp gidiyordu.

Bu zamanlarda Shin Yoosung’la konuşan kişi her zaman Lee Gilyoung olurdu.

   “Hey. Yine neden ağlıyorsun? Dokja hyung olgun insanları sever.”

Bu sözleri duyunca Shin Yoosung’un kızarıp şişmiş gözleri parladı.

   “Defol git!”

   “Hyung yakında geri dönecek. Görmedin mi? ‘Yine karşılaşacağız, Lee Gilyoung’ diyerek gitti.”

   “Hiç öyle bir şey söylemedi?”

   “Bana söyledi! Sen de duymuşsundur kesin!”

Lee Gilyoung arka tarafta duran Lee Jihye’yi fark etti ve gözlerini kıstı.

   “Neye gülüyorsun sen?”

   “Sevimli bir şey gördüm sadece.”

Shin Yoosung, Lee Gilyoung ve Lee Jihye; 12. Senaryoda felaket olarak ortaya çıkan canavarları temizledikten sonra buluşmak üzere sözleştikleri yere doğru gidiyorlardı. Buluşma noktaları Seongnam Şehri’ydi. Burada yeniden bir araya gelmeye karar verdikleri için diğer ekip üyeleri de yakında toplanacaktı.

Lee Jihye ile Lee Gilyoung tartışırken Shin Yoosung Nitelik Penceresi’ni açtı.

   [Sponsorunla olan bağlantın kesildi.]

Seul Kubbesi’nden ayrıldıktan kısa süre sonra sürekli beliren mesaj buydu. Shin Yoosung’un kasvetli yüzünü beğenmeyen Lee Gilyoung tekrar konuştu.

   “Hey, şuna bak.”

   “...Ne var?”

   “Bu jetonu havaya atarsam ve tura gelirse, Dokja hyung hayatta demektir.”

Lee Gilyoung cebinden 100 wonluk bir jeton çıkardı. Shin Yoosung dudak büktü.

   “Bunu daha önce de yaptın.”

   “Bir daha deneyelim.”

   “...İstediğini yap. Ahjussi birdenbire karşına çıkmayacak.”

Jeton atmak... Shin Yoosung ve Lee Gilyoung ne zaman huzursuz olsa yaptıkları bir şeydi.

   “Dokja hyung şimdiye kadar kaç kere öldü?”

   “...41 kez.”

   “Kaç kere yaşadı?”

   “59 kez.”

Tura gelirse Kim Dokja geri dönecekti. Yazı gelirse Kim Dokja ölmüş demekti.

Bu konuşmayı duyan Lee Jihye sordu.

   “Ahjussi’nin gerçekten hayatta olmasını istediğinizden emin misiniz?”

Lee Gilyoung jetonu havaya fırlattı. Neredeyse aynı anda üç çift göz jetonu takip etti. Şüpheci görünen Lee Jihye bile gözünü ayırmadan izliyordu. Jeton yere düşüp dönmeye başladı. Metalik bir ses yankılandı. Üçü de nefeslerini tutarak baktı.

Yazı, tura, yazı, tura, yazı... Sonra...

   “Tura! Gördünüz mü, ne demiştim ben?”

Jeton, Amiral Lee Sun-sin’in portresinin bulunduğu tura tarafında durduğunda Lee Gilyoung’un kendinden emin sesi duyuldu. Sonucu görünce Lee Jihye bile biraz rahatladı. Ama bunun ‘şans’ olmadığını biliyordu.

   [Takımyıldızı Deniz Savaşı Tanrısı, bir kısım olasılık tüketti.]

Lee Jihye acı bir gülümsemeyle başını eğdi. Takımyıldızı son zamanlarda gücünü kaybediyordu ve bunun nedeni böyle şeyler için olasılık harcamasıydı. Yine de bir şey söyleyemedi.

   [Takımyıldızı Deniz Savaşı Tanrısı, çocuklara hüzünlü gözlerle bakıyor.]

İnsanların umuda ihtiyacı vardı. Belki takımyıldızlarının da. Birden Lee Jihye’nin içinden şaka yapmak geldi. Yerden jetonu aldı ve konuştu.

   “Madem ahjussi hayatta, başka bir şey deneyelim.”

   “Hah? Ne?”

Lee Gilyoung, araya girmesinden hoşlanmamış gibi isteksizce sordu. Lee Jihye onu görmezden geldi.

   “Dokja ahjussi kimi daha çok seviyor? Seni mi, yoksa Yoosung’u mu?”

   “Tabii ki beni!” diye bağırdı Lee Gilyoung.

   “Ne? Jartiyer kemeri olayını unuttun mu? Benim ilgi puanım daha yüksekti.”

   “Hey! O...”

Tam o sırada arkalarından tiz bir ses duyuldu.

   “15 yaşında liseli bir kız!”

Sesin sahibi Shin Yoosung, Lee Jihye ya da Lee Gilyoung değildi. Uzaktan yaklaşan iki kadını gördüler. Gwacheon’da canavarlarla savaşıp geri dönen Han Sooyoung ve Yoo Sangah’tı.

Lee Jihye sesin sahibini tanıdı.

   “’15 yaşında liseli bir kız!’ dedi, sonra Kara Alev Ejderhası’ndan bir yetenek kopardı!”

Lee Jihye ve çocuklara yaklaşmak üzereyken, Suwon yönünden başka bir kadın daha ortaya çıktı. Belinde uzun bir kılıç taşıyan ince yapılı bir kadındı.

   “Ne konuşuyorsunuz siz?”

Suwon’dan sorumlu olan Yıkımın Yargıcı Jung Heewon’du.

   “Heewon unnie!”

Lee Jihye sevinçle Jung Heewon’a doğru koştu. Ancak Jung Heewon’un durumu hiç iyi görünmüyordu. Zırhı ağır şekilde hasar almıştı, uylukları ve ön kolları kesiklerle kaplıydı. Jung Heewon’un gücü düşünüldüğünde bu neredeyse imkânsız bir manzaraydı. Çünkü ortaya çıkan canavar türleri o kadar güçlü değildi.

   “İyi misin? Başka bir canavar mı çıktı?”

   “Hayır... öyle değil. Stigmamla ilgili bazı sorunlar yaşadım.”

   “Stigma mı?”

Jung Heewon açıklayacak gibi oldu ama hafifçe başını salladı. Bunun yerine bakışlarını Han Sooyoung’a çevirdi.

   “Han Sooyoung-ssi, lütfen devam et. Az önce ne diyordun?”

Belki Jung Heewon’un yoğun ilgisindendi; Han Sooyoung hemen olanları anlatmaya başladı. Hikâyeyi dinleyen Lee Jihye şaşkınlıkla sordu.

   “Ne dediğini tam anlamadım... şu 15 yaşındaki liseli kız da kim?”

Herkesin bakışları Han Sooyoung’a çevrildi. Han Sooyoung kısa süre anlamsız şeyler mırıldandıktan sonra, hafif heyecanlı bir sesle ilan etti.

   “Kim Dokja... yaşıyor.”

   “Bu sonuca nasıl vardın? Neden...”

Han Sooyoung’un gerekçesini duyan herkes bunun saçmalık olduğunu düşünebilirdi. Tam o sırada Jung Heewon araya girdi.

   “Kim Dokja ile o 15 yaşındaki liseli kız arasındaki bağlantıyı bilmiyorum ama... tamamen mantıksız olmayabilir.”

Lee Jihye şaşkın bir ifadeyle sordu.

   “Unnie, az önce söylediklerini gerçekten anladın mı? Yeni bir yetenek mi öğrendin?”

   “Hayır, ama... Dokja-ssi’nin hayatta olduğunu düşünüyorum.”

Ekip üyeleri bu sözler üzerine yutkundu. Kim Dokja... gerçekten yaşıyor olabilir miydi? Jung Heewon acı dolu bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.

   “Birden stigmamı kullanamaz oldum.”

   “Ha?”

Bu ne demekti? Jung Heewon’un stigmasını kullanamamasıyla Kim Dokja’nın hayatta olması arasında nasıl bir bağlantı vardı? Jung Heewon sorularını hemen yanıtladı.

   “Sponsorum... aniden ortadan kayboldu.”

   “Sponsorun mu?”

Jung Heewon başını salladı ve Nitelik Penceresi’ne baktı.

   [Sponsorunla olan bağlantın kesildi.]

Bunu ilk kez görüyordu. Bu yüzden şu anda sponsorunun gücünü ödünç alamıyordu. Ama görünen tek mesaj bu değildi.

   –Kim Dokja’yı buldum.

-------------------------------------------------------------------------

Tam o sırada biri 73. Şeytan Diyarı’na ulaştı.

   [16. kişisel senaryo alanına vardın!]

   [Bu senaryonun bir zaman sınırı vardır!]

   [Belirlenen süre içinde ana senaryoya geri döndüğünden emin ol!]

Portalı geçtiği anda, hikâyelerden oluşan kasvetli bir ufuk ve çöp gibi yığılmış hikâye parçalarından oluşan dağlar ortaya çıktı.

Yoo Joonghyuk manzaraya kaşlarını çatarak baktı.

   “...Burası gerçekten doğru yer mi?”

Omzunda oturan küçük bir melek peluş başını salladı.

   “Bu oyuncakla cevap vermek zorunda mısın?”

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, burada kanal olmadığı için başka yolu olmadığını söylüyor.]

+

[1] Biyoo kelimesi Korece’de, metafor/ benzetme anlamlarına geliyor.

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

211   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   213