Baskı fiziksel bir Forma pıhtılaşarak, dokunduğu her şeyi yıkayan bir çözülme gelgiti gibi anında BU Agora’nın dört bir yanına çöken Kızıl bir Farklılaşmamışlık Deniz’ine dönüştü.
Kızıl ışık, onu yok etmek isteyen bir suya batmış gibi hissettiren bir Ağırlık’la Noah’ın tenine baskı yaptı.
Varoluş’a, taşlara, bu bölgedeki Varoluş’un bizzat Dokusu’na nüfuz ederek, tutunacak yer bulduğu her yerde Tanım’ı çözmeyi amaçlıyordu.
Ve bu Farklılaşmamışlık, bir Sonsuzluk parıltısı ve derin bir Paradoks taşıyordu!
Ezici bir iradenin tezahür etmesi gibi, Farklılaşmamışlık Otoritesi’nin Farklılaşmaya cüret eden her şeye baskı yapması gibi hissettiriyordu. Patladığı an, BU Agora’nın dört bir yanındaki Yapılar sarsılmaya başladı; Tanımlanmış kenarları belirsizleşti, Katı Formlar’ı gerçekten de katı olup olmadıklarını sorgular hale geldi.
Noah, sadece Varoluş’uyla buna karşı koydu!
Sonsuzluklar’ı formunun üzerinde parlak bir şekilde yandı; Benliğ’inin her yönünden yükselen Mavi-Altın Alevler, Kızıl gelgiti geri itiyordu.
Bu his, onu silip, süpürmek isteyen bir nehirde durmak gibiydi ama ayakları yerinden oynatılamayan bir ana kayaya basmaya devam ediyordu!
Mutlak Taşınmaz Nesne!
Farklılaşmamışlığ’ın ışığına dokunduğu yerde, hiçbir tutunacak yer bulamadı. Doğası, Yok Edilebileceğ’inden daha Hızlı Yenileniyor, Tanım’ı Geçen her Planck Saniye’de kendini yeniden öne sürüyordu!
Baskıyı hissediyordu, evet. Ama o Farklılaşmamış hâle gelmiyordu.
Tam olarak olduğu şey olarak kaldı.
Yanında, BU İlkel Paradoks, Formu’nun etrafında mutlak bir koruma balonu oluşturan Obsidiyen-Altın ışıkla çevriliydi. Onun Varoluş’unu oluşturan Paradoksal Otorite basitçe Farklılaşmamışlığ’ın onu etkileyemeyeceğini İlan Etti ve Varoluş bu Bildirim’i sorgusuz sualsiz kabul etti. Tek bir Kızıl ışık zerresi bile bariyerine nüfuz edemedi. Çözülme Deniz’i içinde kusursuz bir sakinlik adası olarak durdu.
Ama arkalarındaki dört Strategos...
Kızıl Farklılaşmamışlık onun Dilsel Otoritesi’ne çarparken, Glossikos’un yüz hatlarında ciddi bir ifade vardı; Dokumalar’ı baskıya karşı bütünlüğünü korumak için mücadele ediyordu.
Khaotikos, Farklılaşmamışlığ’ın etkileyemeyeceği bir Konfigürasyon bulmaya çalışarak, artan bir çaresizlikle Madde ve Enerji Hâller’i arasında gidip, geldi, hiçbir şey bulamadı. Ontikos bizzat Varoluş’un Ağırlığ’ını yayıyordu ama ona Varoluş’un ne anlama geldiğini unutturmaya çalışan basıncın altında Varoluş bile sarsıldı.
Ve Paradoks’a olan yatkınlığına rağmen, bu iki yüzlü serseri Paradoxos, Bazuman’ın Farklılaşmamışlığ’ının, kendi Otoritesi’nin tam olarak karşı koyamayacağı şekillerde Paradoksal olduğunu fark etti.
Bu dördü gerçekten de zorlanıyordu!
Bu Bölünmemiş Olan’dan gelen salt baskı uygulaması o kadar görkemli, o kadar eziciydi ki, sadece serbest bıraktığı Enginliğ’i aracılığıyla BU Agora’nın dört Strategos’una aynı anda meydan okuyabiliyordu.
Bazuman tüm gözleriyle Noah’a doğru baktı ve her biri, kahkahasından önce gelen aynı vahşi eğlenceyle gülümsedi. Dokunaçlar’ı Kızıl gelgitten geçerek, ona doğru uzandı; Uçlarındaki Ağızlar midesini attıran bir açlıkla açıldı.
“Ben. Seni. İstiyorum!“
BOOM!
Ardından patlak verdi!
Noah, Bazuman’ın etrafında, gücünün tezahürünün Medeniyet harikası Konfigürasyonlar’ında gözler önüne serilmesini izledi.
Yankılar...
...Çalkalanan Kütlesi’nden ortaya çıkmaya başladı.
Fiziksel Varoluşlar değil, Varoluşlar’ın izlenimleri. Bazuman’ın şimdiye kadar tükettiği her şeyin kusursuz hafızasından oluşan yeniden inşalar. Mezardan yükselen ruhlar gibi yüzeyinden dışarı döküldüler.
BU Sonsuz Açılım’dan önceki Mutlaklar’dan, Bazuman’ın sonsuz hatırası dışında her yerde var olmayı bırakmış yaratıklardan söz eden şekiller aldılar.
Onlar, Bazuman’ın yuttuğu ve Farklılaşmamış hâle getirdiği şeylerdi...
Önce fısıltılarla dolu Yankılar geldi; Orijinal güçlerinin sadece bir kısmıyla ama ezici sayılarda saldıran soluk izlenimler. Yüzlercesi... artık var olmayan Varoluşlar’dan gelmesi imkansız olması gereken saldırılarla Noah’a, BU İlkel Paradoks’a ve zorlanan Strategoslara doğru fırlayan yarı saydam Formlar.
Bunu daha fazlası, daha güçlü Tezahürler izledi. Noah, Gözlemlenebilir Varoluş standartlarına göre bile Kâdim hissettiren bir Otorite kullanan, tanımadığı Mutlaklar’ın formlarını gördü. Somutlaştırmalar konuştular ve sayısız çağlar boyunca tarihe karışmış metodolojilere dayanan Saldırılar serbest bıraktılar.
Ancak Bazuman’ın dehşetinin boyutu bu kadar da değildi.
Formu yarılarak, açıldı.
Bedenini oluşturan küresel kütle, çatlayan bir yumurta gibi tam ortasından ikiye yarıldı ve o çatlaktan hiçbir Renk barındırmayan bir ışık çıktı.
Bu, Bazuman’ın içinde var olan, Varoluş Kurallar’ının geçerliliğini yitirdiği ve her şeyin Sonsuz Çözülme’ye eğilimli olduğu, Saf Farklılaşmamışlık’tan oluşan bir Cep Varoluş’uydu.
Burası, Noah’ın daha önce içine Yutulduğ’u yerdi!
Açıklık’tan yakınındaki her şeyi etkileyen bir yerçekimi çekimi patlak verdi. Noah, onun Varoluş’unu çekiştirdiğini hissetti, çekime karşı kendini desteklemeden önce bedeninin hafifçe öne eğildiğini hissetti. Kendi içindeki daha derin Rezervler’den güç aldıkça, Bazuman’ın tezahür ettirdiği Yankılar daha da çoğaldı. Varoluş’un kendisi tehlikeli hâle geldi; Bazuman’a yakınlık, çok yaklaşan her şeyin üzerinde işlemeye başlayan Pasif bir Çözülme’ye neden oluyordu.
Dokunaçlar daha agresif hâle geldi, rakiplerini o korkunç içselliğe sürüklemeyi amaçlıyordu. Ve Bazuman’ın o yarığın oluştuğu yaralı yüzeyi boyunca, ek Ağızlar tezahür etmeye başladı.
Öylesine korkunç bir güç gözler önüne serildi ki!
Bazuman’ın tezahür ettirdiği tüm Dehşetler, her şeyi Çekirdeğ’indeki o esneyen ağza doğru sürükleyen bir Emme kuvveti yarattı!
Noah, BU Agora’nın Yapılar’ının Sonsuz Farklılaşmamışlık ışığına doğru çekildiğini, çağlar süren yargılamalara tanık olmuş kadim taşların şimdi tüketilmek üzere zemin boyunca sürüklendiğini görebiliyordu.
Dört Strategos’un silüetleri bile hareketsiz kalamıyordu. Direnirken bir yandan da çekiliyorlardı; Ayakları hiçbir tutunma noktası sunmayan zemine ve gökyüzüne sürtünüyor, korkunç Tezahürleri püskürtürken, ardı ardına konumlarını korumak için kendi Somutlaştırmalar’ını devreye soktuklarında, Medeniyetler’i etraflarında parlak bir şekilde yanmaya başlıyordu!
Noah’ın göğsünde bir şey çiçek açtı.
His, göğsünden dışarı doğru yayılan bir sıcaklıktı; Canlanan bir ocak gibi rahatlatıcı bir ısıydı. Savunma amaçlı bir Aşkın Paradoksal Uyuyan Yazıt, onun bilinçli emri olmadan etkinleşti; Altın Sayfa’sı göğsünde tezahür ederek, Farklılaşma ve Farklılaşmamışlığ’ın çift ışıklarıyla Alev Alev yandı.
Yazıt, onun Tüketilemeyeceğ’ini, Varoluş’unun diğer her şeyi etkileyen o Emilim’e karşı duyarlı Olmadığ’ını Olumsuzla’dı ve Varoluş bu Olumsuzlama’yı kabul etti.
Bazuman’dan gelen Mutlak Yankılar’ı onun etrafını sardı ve...
Noah engellenmeden kaldı.
Hiçbir hasar almadı.
Etrafındaki Yapılar ufalanıp, Strategoslar konumlarını korumak için mücadele ederken, o kusursuz bir hareketsizlikle durdu; Bazuman’ın tam Yankılar’ıyla ve Tezahür’üyle, dönüştüğü şeye duyduğu mutlak güvenle koruduğu bir sakinlikle yüzleşirken, Sonsuzluklar’ı önceki yoğunluklarını Aşan bir parlaklıkla yanıyordu.
Bu sırada, BU İlkel Paradoks kaosu hiç çaba harcamadan yarıp, geçen bir sesle konuştu.
“Böyle bir düşman, kısa bir süre içinde yenilmesi gereken bir düşmandır.“
Obsidiyen-Altın Alevler’i daha parlak yandı.
“Özellikle de bir Bölünmemiş Olan olduğu için. Onu daha önce Silemedim çünkü senin Sonsuzluk parıltına sahipti.“
Gözleri Noah’a döndü.
“Ama eğer kendine güveniyorsan En Genç Olan, ne yaptığını gerçekten bildiğini teyit etme fırsatını sana vermek için onu zapt edebilirim.“
“Onu zapt edebilirim... Tabii eğer Sonsuzluğ’unu onun artık Sonsuz olan Farklılaşmamışlığ’ının üstesinden gelmek için kullanabilirsen.“
...!
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.