Dışarıdan belli etmese de, Damian’ın zihninde bir inanamama ve şaşkınlık duygusu vardı.
Sekiz yaz önce sahip olduğu Güç parçalandığından beri, bir Savaşçı olmanın kendisi için imkansız olduğunu biliyordu. Hayatında asla gerçekleşmeyecek bir şey. Kendisine yakışmayacak tarlalarda geçirdiği sayısız gecelerde sessizce yas tuttuğu bir şey.
İmparatorluğ’un, gökyüzüne yükselip, ellerini sallayarak, Elementler’i çağırabilecek kadar güçlü Savaşçılar’ını hatırladı. Vakochev sarayının avlularında antrenman yaparken, onları izlediğini hatırladı, genç gözlerine mucize gibi görünen teknikleri çalışırken, Ateş ve Şimşekler etraflarında dans ediyordu.
Annesini ve babasını hatırladı.
Ve gençken, bazı geceler, ne kadar tehlikeli olsa da...
Ama’sı onu kollarının arasına alıp, gökyüzüne uçurduğunu hatırladı.
Bu, onun ilk uçuşu olsa da, aslında ilk uçuşu değildi.
Ama ilki yine Ama’sıyla olmuştu.
O, henüz beş yaşındayken, onu Vakochev İmparatorluğu’nun gökyüzüne çıkarmıştı, kollarını ona sararak, ne kadar yükseğe çıkarsa çıksın güvenliği vaat eden bir sıcaklık vermişti. O yükseklikte rüzgâr soğuktu ama annesi onu bedeniyle ve Manası’yla korumuş, yukarıdan dünyayı gösterirken, onu rahat ettirmişti.
Ve her şeyi göstermişti.
“Gördüğün tüm bu topraklar...“
Sesi, o sözleri söylediği günkü kadar net bir şekilde hafızasında yankılanıyordu.
“Buradan oraya ve oradan da oraya kadar uzanıyor...“
Eli ufku taramış, onun genç gözlerine Sonsuz gibi görünen toprakları kapsamıştı.
“Bütün bunlar sana ait olacak.“
O zamanlar, görebildiği tüm bu uçsuz bucaksız Topraklar’ın bir gün ona ait olacağını söylemişti. Tarlalar, Dağlar, Nehirler ve Ormanlar. Vakochev Soy’una haraç ödeyen Kabileler ve İmparatorluklar. Hepsi, o reşit olduğunda ona geçecekti.
O, tüm bunları hayranlık, parlaklık ve saflıkla izlemişti.
Ama annesinin gökyüzüne yükseldiği Ânlar’ı asla unutamamıştı.
O uçuşlar sırasında annesinden herhangi bir Mana patlaması bile hissetmemişti. Anne’si için bu Teknik veya Çaba gerektirmiyordu. Nefes almak kadar doğal bir şekilde yükseliyordu, Gökyüzü Fiziğ’i ikisini de Uçuş’u dünyadaki en basit şey gibi gösteren bir zarafetle taşıyordu.
Onu sadece ellerinde tutuyordu.
Ve bu Ân’da gökyüzü ona o sıcaklığı hatırlattı.
Sanki gökyüzü kendisi annesinin elleriymiş gibi, onu kucaklıyordu.
Onu düşündükçe, kalbi özlem ve acı ile titriyordu!
Ayaklarının altındaki Mavi Alevler, duygularına uygun bir yoğunlukla çıtırdadı, genellikle onu incitmemeleri için derinlerde sakladığı duygularına yanıt verdi.
Ve tüm bu şaşırtıcı şeyleri mümkün kılan İlkel Dil’in o tek Harf’ini düşünmeden edemedi.
Sebat.
Sebat!
SEBAT!
Bu anda, etrafındaki gökyüzünde annesinin sıcaklığını hissederken, bu İlkel Dil ile ilgili öğrenebileceği her şeyi öğreneceğine yemin ederken, bu Kelimeler’i kendine üç kez söyledi. Diğer Harfler’in neler olduğunu öğrenecekti. Ve şu anda sahip olduğundan daha fazlasını verebilecek muhteşem Kelimeler varsa, onları da öğrenecekti.
Bu Dil’in Yetenekler’ine minnettardı.
Ve bu Dil hakkında daha fazla şey öğrenecekti.
Bunu kendine borçluydu.
Gökyüzünün kucaklamasını hissederken, düşüncelerine dalmışken, yanında bir ses yankılandı.
“İnsan, bana cevap vermeyecek misin?“
Inkanyamba’nın fırtına dolu gözleri, merak ve sabırsızlığın karışımı bir ifadeyle ona sabitlenmişti.
Damian başını salladı ve bu korkunç canavara baktı.
Onun yanında olmak, kendi başına bir boğulma hissi yaratıyordu. Bu, çok uzun zaman önce, onun gibi bu tür şeylerden korkanlar arasında olduğu, Canavar’ca bir Behemoth’tu. Kabuslarda görünen Yaratıklar. Kabileler’i yok eden, Hava’yı değiştiren ve kKbileler etraflarında yükselip, alçalırken, yüzyıllar boyunca yaşayan Varoluşlar.
Sadece güç yolculuğuna başladıktan iki gün sonra, bir tanesiyle buluşmaya giderken, bir diğerinin yanında uçacağına asla inanmazdı.
Olaylar o kadar hızlı gelişiyordu ki, nefes alıp, etrafında olup, bitenlere gerçekten bakacak zamanı bile yokmuş gibi geliyordu.
Çünkü zihninin derinliklerinde, bir düşünce yankılanıyordu.
Gerçekten Behemoth İlkel Canavar ile iletişim kurarak, muhtemelen İmparatorluklar’dan birinin İmparator’u olan birini alt etmeye mi çalışıyorsun?
Ses devam etti.
İki gün önce Mana’ya zar zor dokundun. Organ Kutsama Savaşçısı’na bile tam olarak karşı koymadın. Ama bir Üst Seviyede’ki birine karşı mücadele etmek mi istiyorsun?
Bu ses, kafasının içinde yankılanıyordu.
Ve bu sesin içinde Mantık vardı.
Ama Orijinal Dil’e sahip olduğunda, Mantık arka planda kalıyordu. Yapabileceği şeyler neredeyse Sonsuz gibiydi. Hiçlikten Dağlar yaratmak. Yaşayan Duvarlar Yaratmak. Saniyeler içinde öğrendiği Teknik’le Uçmak.
Ama kesinlikle hazırlanması gerekecekti.
Bu yüzden şimdilik, yanındaki Behemoth İlkel Canavar’a basitçe cevap verdi.
“Ben de diğerleri gibi bir insanım.“
“Hmm...“
Canavar’ın sesi, ona inanmadığını açıkça gösteren bir ifadeyle bu cevabı alırken, yanında gürledi!
Taş Topraklar’ı üzerinde uçmaya devam ettiler.
Damian, geçerken, yer işaretlerine bakmak için elinden geleni yapıyordu, ayırt edici Atalar’ın Sütunlar’ı ve sıra dışı kaya oluşumlarının konumlarını ezberliyordu. Herhangi bir şey olursa, kendi başına Mor Taş Kabilesi’ne geri dönebileceğinden emin olması gerekiyordu.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.