Yukarı Çık




234   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   236 

           


235.Bölüm: 44.Kısım – Dolandırıcı (3)
______________________________________________

Ertesi günden itibaren Yoo Joonghyuk, Göğü Yaran Kılıç Azizi ile birlikte eğitime tamamen gömüldü.

Göğü Yaran Kılıç Azizi, klanının bulunabileceğini duyduğu andan itibaren ciddi bir ifade takınmıştı. Yoo Joonghyuk onun düşüncelerini biliyordu ama ustasını teselli etmek yerine kendini meditasyona verdi.

   ‘Aslında kadim dev tanrılarla bizzat buluşmayı planlıyordum ama...’

Her halükârda bunu Kim Dokja’ya bırakmak kötü bir fikir değildi. Yoo Joonghyuk orijinal planını izleseydi, kadim bir dev tanrıyla buluşabilmek için 40 senaryoyu geçmesi gerekirdi.

   ‘O adamın Yeraltı Dünyasıyla böyle bir bağlantısı olacağını düşünmemiştim.’

Kim Dokja gerçekten de bilinmeyen yönlerle doluydu. O kadar çok takımyıldızını nasıl etkileyip yanına çekmişti?

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı gülüyor.]

Şu başmeleğe bak. Şeytanvari Ateş Yargıcı, ikinci turda böyle bir takımyıldızı değildi. O zamanlar adaletle dolu, katı ve yüce bir başmelekti. Yoo Joonghyuk, böyle bir varlığın bu turda neden bu kadar bozulduğunu anlayamıyordu.

   “Gerçekten yarışmaya katılmayı düşünüyor musun?”

Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin sorusu üzerine Yoo Joonghyuk sessizce başını salladı.

   “Ölebilirsin. Yarışma senaryoları asla kolay değildir.”

   “Geçen turda bu zamandaki hâlimden çok daha güçlüyüm.”

   “Yine de Murim’in 10 Büyük Ustasıyla başa çıkacak seviyede değilsin.”

Yoo Joonghyuk, Murim’in 10 Büyük Ustasını çok iyi biliyordu. Bunlardan biri, ziyaretçileri karşılayan önceki tüccarın tekniklerini sattığı Buz Çiçeği Tanrıçasıydı. Ayrıca Namgung Ailesi’nden bir büyük usta da vardı; bu kişi Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin uzak bir akrabasıydı. Dövüş sanatları turnuvası başladığında hepsi ortaya çıkacaktı. Bunun yanında turnuva ticari bir ürün olduğu için ünlü takımyıldızlarının enkarnasyonlarının da katılma ihtimali vardı.

   [Bazı takımyıldızları dövüş sanatları turnuvasını dört gözle bekliyor.]

   [Bazı takımyıldızları dövüş sanatları turnuvasından sıkılmış.]

Neyse ki güçlü takımyıldızlarının çoğu bu senaryolardan sıkılmıştı. Murim’de her yıl tekrarlanan bir senaryo olduğu için turnuvaya çok fazla takımyıldızı dikkat etmiyordu.

Göğü Yaran Kılıç Azizi Yoo Joonghyuk’un düşüncelerini okuyup konuştu.

   “Aşkınlık aşama ikiyi açman gerekiyor.”

   “Daha önce açtım, zor olmayacak.”

   “Aşama biri parçalamaktan farklıdır.”

   “Bir şekilde başarırım. Geçen turda zaten aşama üçe ulaşmıştım.”

   “...Aşama üç mü?”

Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin gözleri sarsıldı. Aşkınlığın üçüncü aşaması sadece yetenekle ulaşılabilecek bir seviye değildi. Üçüncü aşamayı geçmek için muazzam miktarda zaman gerekiyordu. Öte yandan Yoo Joonghyuk’un geçen turda bu kadar büyük bir zamanı deneyimlemiş olması mümkün değildi...

Yoo Joonghyuk ustasının sorusunu anladı ve cevap verdi.

   “Karanlık Boyuttaki zaman hatasını kullandım.”

Karanlık Boyuttaki zaman hatası. Murim’de oraya sık sık ‘Murim’in mezarlığı’ denirdi. Oraya giden iki tür Murim insanı vardı. O muazzam zamanın hapishanesinde: Ya yetenek duvarına çarpıp delirenler, ya da o duvarı aşanlar olurdu. Yoo Joonghyuk ikinci gruptandı.

   “...Eğitiminin ne kadar zor olduğunu hayal bile edemiyorum. Orada kaç yıl kaldın?”

   “Yaklaşık 100 yıl.”

   “100 yılda aşama üç... O yüzden bu kadar kibirlisin demek.”

100 yıl. Normal insanlar için uzun bir süreydi, ama aşkınlar için aynı şey değildi.

Bu dünyada 200 ya da 300 yıl yaşayan, yine de aşkınlığa ulaşamayan sayısız insan vardı. Her türlü ruhsal ilaçla bedenlerini güçlendirmiş olsalar bile bu aşılamayan bir duvardı. Aşkınlıkta kalın bir duvar vardı. Yine de Yoo Joonghyuk bu duvarı 100 yıl içinde üç kez aşmıştı.

   “Zaman hatasına tekrar girersem bunu daha da kısaltabilirim.”

   “Bu delice bir fikir! Zaman hatası kullanmak ruhu köreltir. Orada deliren dövüş sanatçılarını görmedin mi? Delilik ile aşkınlık arasında ince bir çizgi olduğunu bilmiyor musun?”

   “...Geçen turda zaman hatasına girmeme rağmen sizi geçememiştim.”

   “Tabii ki geçemezsin! 100 yıl benim seviyeme ulaşmak için çok erken!”

Göğü Yaran Kılıç Azizi bir süre düşündükten sonra konuştu.

   “Her halükârda… aşama üçe ulaştın, bilgisiz birine öğretmektense sana öğretmek daha iyidir.”

Ustasının övgüsüne rağmen Yoo Joonghyuk’un ifadesi pek parlak değildi. Bunu fark eden Göğü Yaran Kılıç Azizi bir tuhaflık sezip onu sorguladı. Sonunda Yoo Joonghyuk tüm hikâyeyi anlattı.

Hikâyeyi dinleyen Göğü Yaran Kılıç Azizi şaşkınlıkla sordu:

   “Ruhsal uyanışın... tamamen bitkin düştüğün sırada mı oldu?”

   “Şey... tam olarak hatırlamıyorum.”

Sonuç olarak aşama üçe nasıl geçtiğini kendisi de bilmiyordu. Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin yüzü pek iyi görünmüyordu.

   “Bilinçaltına güvenip tekrar üçüncü aşamaya ulaşabileceğinden emin misin? Bu söylediklerin Buz Çiçeği Tanrıçası’nın sahte tarikat müritlerine benziyor.”

   “Bu yüzden size ihtiyacım var. Lütfen tekniklerinizi bana tekrar öğretin.”

   “Ne?”

   “Aynı yöntemi tekrar kullanmak zor. Çok zaman alıyor.”

Öğrencisinin bu yüzsüz sözleri karşısında Göğü Yaran Kılıç Azizi afalladı.

   “Sana yardım etmem gerekip gerekmediğini bilmiyorum. Aşkınlık duvarını aştın, bu yüzden biliyor olmalısın. Aşkınlık asla tek bir yöntemle elde edilmez. Her aşkın varlık kendi yolunu bulmak zorundadır.”

   “Yine de yardım edebilirsiniz. 10.000 Akış Bir Araya Gelir Okulu yok mu¹?”

   “Bu, on binlerce farklı dal arasından birini bulmak zorunda olduğumuz anlamına gelir. Dünyada böyle bir aydınlanma yoktur. Tıpkı böyle bir hikâye olmadığı gibi.”

   “Yine de on bin dal varsa birini yakalayamaz mıyız? Geçmişte zaten bir tane bulmuştum.”

Bunu söyledikten sonra Yoo Joonghyuk bir an durdu. Bir şekilde Kim Dokja gibi konuştuğunu fark etti. Normalde böyle konuşmazdı. Belki de birlikte geçirdikleri süre boyunca ondan etkilenmişti. Göğü Yaran Kılıç Azizi sessiz öğrencisine bakıp iç çekti.

   “Eskiden bu kadar konuşkan mıydın? Her neyse, kolay olmayacak. Göğü Yaran Kılıç Ustalığı’nın aslında erkekler için yaratılmış bir teknik olmadığını önceki turdan görmüş olman gerekirdi.”

Yoo Joonghyuk bunu zaten biliyordu. Bu yüzden geçmişte Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin tekniklerini öğrenmek çok zordu. Ama bu sefer farklıydı.

   “Cinsiyet meselesi bir dereceye kadar çözülebilir.”

   “Ne demek istiyorsun?”

   [Cinsiyet değiştirmeyi seven takımyıldızı homurdanarak gülüyor.]

Dolaylı mesajı görünce Yoo Joonghyuk kaşlarını çattı. Bunu düşündüğü her seferde karmaşık duygular ve büyük bir öfke kabarıyordu. Ama kullanabileceği her şeyi kullanmak zorundaydı.

   “Zaman geldi çattı.”

Bir süre sonra şok olmuş Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin ağzı açık kaldı. Yoo Joonghyuk ise ifadesiz bir yüzle kılıcını çıkardı.

   “Dışarıdaki o adama asla söylemeyeceksiniz.”

______________________________________________

   [Kim Dokja Endüstri Kompleksi’nde başarılarından şüphe duyan insanlar var.]

   [Dolandırıcı Kim Dokja hakkındaki hikâye Kim Dokja Endüstri Kompleksi’nde yayılıyor.]

Havada beliren mesaj yüzünden şekerlememden uyandım. Mesaja bakılırsa ben yokken Endüstri Kompleksi’nde kötü bir söylenti dolaşmaya başlamıştı. Aslında bu normaldi. Kompleksin yönetimi değişmişti ama yeni yönetici hiç ortalarda görünmüyordu.

Bu arada, Dolandırıcı Kim Dokja... Neden yüzümü tanımayan insanlar beni daha iyi tanıyormuş gibi geliyordu?

   “Kim Dokja. Ne yapıyorsun?”

Birisi beni tekmeleyince inleyerek ayağa kalktım. Karşımda üstü çıplak ve ter içinde Yoo Joonghyuk duruyordu. Muhtemelen Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin sert eğitiminden gelmişti.

   “...Sadece biraz düşünüyordum.”

   “Yani tembellik yapıyordun.”

   “Şu an tembel olmak zorundayım. Hastayım ya hani.”

 Bahane gibi görünse de aslında doğruydu. Sürgün cezasından henüz tamamen iyileşmemiştim. Göğü Yaran Kılıç Azizi ile olan olaylar yüzünden iyileşme daha da gecikmişti. Lamarck’ın Zürafası’nın ustalığını artırıyor ve düzenli olarak hikâye parçaları tüketiyordum, bu yüzden iyileşmem çok da gecikmeyecekti.

Başımı kaldırıp ön bahçede antrenman yapanlara baktım.

   “Peki ya onlar?”

Ter içindeki Jang Hayoung, Han Myungoh ile idman yapıyordu. Göğü Yaran Usta ise onları izliyor ve hatalarını düzeltiyordu.

   “Bu kızın yeteneği fena değil. Garip niteliği sayesinde çok hızlı öğreniyor.”

   “O kız değil, erkek.”

   “Bazen nerenle bakıyorsun diye düşünmeden edemiyorum.”

Aptala bak. Erkekti, değil mi? Orijinal romanda da böyleydi. Tam konuşacaktım ki Yoo Joonghyuk sordu.

   “Her neyse... takımyıldızlarıyla nasıl gidiyor?”

   “...Düşünüyorum.”

Persephone’un mesajını almamın üzerinden bir hafta geçmişti.

   [Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi seni Gurme Derneği’ne davet ediyor.]

   [Bir hafta içinde, Gurme Derneği Festivali Oro Kalesi’nde düzenlenecek.

   [Bu geceye kadar katılıp katılmayacağına karar ver.]

Gurme Derneği’nden gelen bir davet. Bir gün olacağını bekliyordum ama beklediğimden daha erken gelmişti.

Gurme Derneği.

Bu, gurme yemekleri seven takımyıldızlarının toplandığı bir yerdi. İlk bakışta ‘Takımyıldızı Ziyafeti’ne benziyordu. Ama gerçekte tamamen farklıydı.

Takımyıldızı Ziyafeti resmî bir etkinlikse, Gurme Derneği Festivali tamamen gayriresmîydi. Bu yüzden orada yaşanan olayların şiddeti de çok farklıydı.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı senin için endişeleniyor.]

Her şeyden önce, Gurme Derneği’nde Uriel yoktu.

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri seçimini merak ediyor.]

Orada Büyük Bilge, Cennetin Dengi de, Gizemli Entrikacı da yoktu. Peki... Abisal Kara Alev Ejderhası var mıydı? Tam hatırlamıyordum.

Her neyse, oranın atmosferi Takımyıldız Ziyafeti kadar bana uygun değildi.

Yıldız Akışı’nda, dengesiz takımyıldızlarının toplandığı bir yere gitmekten daha tehlikeli bir şey yoktu.

Yoo Joonghyuk yüz ifademi okuyup sordu:

   “Korkuyor musun?”

   “Saçmalama.”

O yüzden katılmayacaksam buraya kadar gelmezdim. Sessizce Jang Hayoung ile Han Myungoh’un idman yapmasını izledim. Han Myungoh sürekli darbe alıyor ve çığlık atıyordu. Yoo Joonghyuk da benimle birlikte onları izledi ve konuştu.

   “Bu yer yüzünden.”

   “...Evet.”

Persephone’un mesajına göre Gurme Derneği Festivali tam bir hafta sonraydı. Tesadüfe bak ki o tarih dövüş sanatları turnuvasıyla tamamen aynıydı.

Bu da şu anlama geliyordu: Turnuva senaryosu başladığında İlk Murim’de olmayacaktım. Eğer bir şey olursa...

Yoo Joonghyuk bana bakıp söyledi:

   “Git ve geri dön, Kim Dokja.”

+

*¹ ‘Her şey eninde sonunda aynı noktaya geri döner’ anlamında Korece bir deyimdir.

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

234   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   236