Ama ayrılmadan önce, gizemliden içtenliğe dönüşen bir ifadeyle Noah’a geri döndü.
“Varoluş Çok Sonsuz’dur ve dehşetlerle doludur. Bir dostumuz bunu söylemeyi çok sever.“
Sesi, her zamanki mesafeli asaletini Aşan bir sıcaklık barındırıyordu.
“Varoluş aynı zamanda akıl almaz Olasılıklar ve harikalarla doludur. Anaximander da bunu söylemeyi sever.“
O, girdap gibi dönen Çok Renk’li gözlerde nostaljiye benzer bir şey titreşti.
“Eğer işler farklı olsaydı. Eğer Varoluş farklı olsaydı... Anaximander gibi biri bir kaşif olmaktan çok daha mutlu olurdu. Yıldızlar’a bakan, Varoluşlar’ı içinde hiçbir Otorite’si olmayan, sadece huzura erene kadar On Yıllar’ını alacak bir merak ve hayret barındıran biri.“
Devam ederken, Alevler’i hafifçe sönükleşti.
“Bazen sadece birkaç On Yıl veya birkaç Yüz Yıl yaşayan o Sınır’lı Ömre sahip Varlıklar, bazen Milyonlar’ca, Milyarlar’ca yıl, hatta Çağlar boyunca yaşayan bizlerden daha görkemli ve daha tatmin edici hayatlar yaşarlar.“
Bu sözlerin ağırlığı Noah’ın bilincine baskı yaptı!
“Bazen Otorite ve Güç işleri karmaşıklaştırır. Bazen Çağlar boyunca yaşayabilir ve tatmin olamayabilirsin. Sonsuz bir Yaşam illa ki tatmin edici bir hayat demek değildir.“
Çok Renkli gözleri, öncekilerin hepsini Aşan bir yoğunlukla Noah’a sabitlendi.
“Bu yüzden sana söyleyebileceğim en önemli şey, içinden geçtiğin bu Zorluk’tan geçerken, gerçekten yaşamayı unutma. Gerçekten hayatta olmayı.“
“Ben Yaşam ve Ölüm’ün Sınır’ı ile oynadım. Yaşayan Varoluşlar ve Öl’ü Varoluşlar ile. Yaşayanlar ve Ölüler arasındaki BU Peçe ile. Ve bazen, Ölüler’in Yaşayanlar’dan daha fazla yaşadığını gördüm.“
Sözler bizzat Varoluş’un Dokusu’na baskı yapan bir Ağırlık’la yerleşti.
“Yaşa, En Genç Olan. Yaşa.“
Bunu söylerken, BU Yaratığ’ın devasa silüeti titreşmeye ve gözden kaybolmaya başladı.
Noah, bu Varoluş’a sakince baktı ve tüm sözlerini Özümse’di. Bu, iyi bir tavsiyeydi; Çoğu Varoluş’un anlamaya çalışmak için Çağlar harcayacağı bir Öğüt. Gerçekten yaşamanın, sadece var olmaktan ziyade hayatta olmanın, sadece dayanmaktan ziyade deneyimlemenin ne anlama geldiğine dair Varoluşsal Soru, başlı başına bir tür bilgelikti.
Ama... Bu zaten onun halihazırda yapmakta olduğu bir şeydi.
Sadece İlerleme’ye ve Başarı’ya takıntılı değildi. BU Infiniverse içinde hareket eden birden fazla Beden’i ile, Çiftçilik yaptığından, Ailesi’yle birlikte olduğundan, birçok Kadın’ıyla birlikte olduğundan emin oluyordu. O yaşıyordu.
Ama...
Belki de daha da fazla yaşayabilirdi.
BU Yaratığ’a cevap verirken, her şeyi düşündü.
“Tüm Zorluklar’ında iyi şanslar. Ve Anaximander’e selamlarımı ilet. Bir dahaki sefere kadar.“
HUUM!
BU Yaratığ’ın devasa Mutlak Tezahür’ü gülümsedi. Hafifçe başını salladı.
“Bir dahaki sefere kadar.“
Durakladı.
“Ve ah, ona fazla yüklenme.“
...!
Bu sözlerle BU Yaratık ortadan kayboldu.
Etrafı parlaklıkla titreşip, kaybolurken, Noah kendini Alfheimr’daki o Dağ’ın yakınında buldu; Bu İlkel Âlemler’in alacakaranlığı Mutlak Tezahür’ünün etrafına bir aşinalıkla çöküyordu.
Ancak bu sırada, BU Yaratığ’ın devasa Tezahür’ü artık orada değildi.
O yüce Dağ’ın tepesindeki o Tapınak’ta, BU Yaratık artık yoktu.
Son sözlerinin ne anlama geldiğine gelince...
Noah’ın ifadesi durgun suda oluşan buz kadar soğudu.
Dağ’dan aşağı baktı, bakışları pek çok şeyi delip, geçerek, BU Yaşayan Duygusal’ın üzerine kondu. O, bağ kurduğu Bölünmemiş Olan’ın, yılan yeleli o büyük kanatlı Aslan’ın yanında duruyordu; Pembe Mutlak Tezahür’ü, Duygusal doğasıyla eşleşen Mânik bir Enerji’yle alev alev yanıyordu.
BU Yaratığ’ın ona fazla yüklenmemesini söylerken kastettiği Varoluş bu aptal sürtüktü.
Ve bu sırada Noah, görünmez Mânik Duygular’a bağlı o sessiz Dokumalar’ın, Duygusal’ın yanındaki Bölünmemiş Olan’a fark edilmeden aktığını hissedebiliyordu. Yükseltilmiş Jeodezik Farkındalığ’ıyla onları Algılayabiliyor, gizleneni bulmak için Minimum Mesafe’li rotalar boyunca kıvrılan bir Algı’yla Yollar’ının izini sürebiliyordu.
Aynı Dokumalar ona doğru da gönderiliyordu.
BU Yaşayan Duygusal, BU Yaratığ’a sonuncusunu bu Bölünmemiş Olan üzerinde kullandığını söylemesine rağmen aslında başka bir Bağ kurmaya çalışıyordu.
Halihazırda Bağ’a sahip olduğu Varoluş’u kandırmıştı. Noah’ı da talep etmeye, onu koleksiyonuna eklemeye onu Bağ kurduğu BU Beşli’nin Dördüncü’sü yapmaya çalışıyordu.
Ama elbette, Varoluş yalancılarla doluydu.
Ve BU Yaşayan Duygusal basitçe onların en kötülerinden biriydi.
Eylemlerinin gerektirdiği hiçbir suçluluk duygusunu barındırmayan bir ifadeyle Noah’ın devasa Tezahür’üne doğru yukarı baktı. Pembe gözleri takıntı Sınırlar’ına dayanan Mânik bir ilgiyle parlıyordu. Dudakları; Gard düşürmek, Cezbetmek ve Manipüle Etmek için tasarlanmış gibi görünen bir gülümsemeyle kıvrıldı.
Hatta ona masumca el bile salladı.
Sanki tam şu anda gülünç ve korkunç bir süreci yürürlüğe koymuyormuş gibiydi.
Eşsiz bir Varoluş’tu. BU Beşli’den Üç’üyle bağ kurmuş ve bunu anlatacak kadar hayatta kalmıştı. BU Yaratığ’ın Noah’a ona fazla yüklenmemesini söylemesine neden olacak kadar başarılıydı. Ve şimdi de utancı Aşan bir ısrarla ona doğru uzanan görünmez Duygusal Dokumalar’ıyla, Noah’ı Dördüncü Varoluş yapmaya çalışıyordu.
Böylesi bir Varoluş’a karşı...
Noah’ın devasa Mutlak Tezahür’ü elini kaldırdı.
Hareket yavaş ve kasıtlıydı; Altın Tezahür’ü, Alfheimr semalarında alacakaranlığı Mavi ve Altın tonlarına boyayan bir ışıkla parıldıyordu. Parmakları ardına kadar açıldı, avucu BU Yaşayan Duygusal’ın o masum gülümsemesi ve salladığı eliyle durduğu aşağıdaki Dağ’a dönük hâle geldi.
“Defol.“
Kelime, Salt sesi Aşan bir ağırlıkla ortaya çıktı.
Ve sonra eli öne doğru hareket etti.
Avucunun Altın Tezahür’ü, Alfheimr’ın havasını o yavaş başlangıcının ima ettiğini Aşan bir Hız’la yarıp, geçti. Bu, bir yumruk değildi. Yok etme amaçlı bir Darbe değildi. Elinin tersiyle atılan bir Tokat, sinir bozucu bir böceğe verilebilecek türden sıradan bir başından savma, Öfke’yi Aşan bir küçümsemeden söz eden türden aşağılayıcı bir hareketti!
El’i BU Yaşayan Duygusal’ın önüne ulaştı.
BU Duygusal’ın Gözleri, önceki ifadesinin barındırdığı Her Şey’i Aşan bir şokla fal taşı gibi açıldı. Ne olduğunu fark ettiğinde, Manipülasyonlar’ının algılandığını anladığında, o masum Rol’ünün hiç kimseyi kandıramadığını idrak ettiğinde, gülümsemesi yüzünde donmuştu!
Bunu hiç beklememişti.
Çarpışma... Yıkıcıydı!
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.