243.Bölüm: 45.Kısım – Gurme Derneği (2) ______________________________________________
Hepsini yedim...
Asmodeus’un gülümseyen yüzünde bu sözleri söylerken en ufak bir suçluluk belirtisi yoktu.
[Gurme Derneği’nin bazı üyeleri Asmodeus’u şiddetle kınıyor.]
[Gurme Derneği’nin küçük bir azınlığı Asmodeus’un vahşetinden keyif alıyor.]
Gurme Derneği’nin üyeleri yılların getirdiği yorgunlukla farklı eğilimlere ve zevklere sahipti. İlk bakışta ‘birinci nesil’ hikâyeler en iyileri gibi görünürdü, ancak Seri Üretim İmalatçısı gibi SSS sınıf hikâyeleri tercih eden takımyıldızları da vardı; bazılarıysa şu anki gibi beklenmedik gelişmeleri severdi.
[Huhu, bir takımyıldızının bedeni gerçekten farklı bir kaliteye sahip. Gerçek değil ama...]
İşte bu yüzden Asmodeus gibi şeytan krallar Gurme Derneği’nde kabul görüyordu. Takımyıldızları, aşkınlar ya da şeytan krallar... Gurme Derneği, inatçı çocukların en yoğun olduğu yerlerden biriydi ama her tür ‘gurme lezzeti’ne saygı duyardı.
Asmodeus kan birikintilerinin içine basarak yavaşça bana yaklaşırken yutkundum.
[Eoren’in Kılıcı’nın özel etkisi sona ermek üzere.]
Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin tekniklerini kullanabilmiş olsam da bunun düzgün çalışmasının nedeni Eoren’in Kılıcıydı. O kılıç olmadan kötü ruhlarla başa çıkmamın hiçbir yolu yoktu.
Yarım düzine adım attıktan sonra Asmodeus dudaklarını yalayarak bana baktı.
[...Beni yemeye gelmedin.]
[Hmm, bundan nasıl emin olabiliyorsun?]
[Beni öldürürsen dev hikâyeyi elde edemezsin.]
Asmodeus, Şeytan Kralı Yükselişi konusunda bana bir söz vermişti. Bu yüzden beni burada öldüremezdi.
[Sana %30 pay sözü vermiştim. Neden buradasın?]
[%30 alacağımın garantisi yok.]
[Diğer takımyıldızlarıyla rekabet edecek özgüvenin yok mu?]
Kışkırtıcı sözlerim üzerine Asmodeus’un yüzü sertleşti.
[Şimdi beni mi kışkırtıyorsun?]
Asmodeus tehditkâr görünüyordu ama gerilmedim.
[Gerçekten bir şeytan kralsan ezik gibi davranma. Payını almak istiyorsan düzgünce rekabet et.]
En başından beri Asmodeus’un buraya bana yardım etmek için geldiği açıktı. Asmodeus olsa bile Gurme Derneği’nin diğer üyelerine saldırmak onun için bir yük olmalıydı. Buna rağmen kendini bir ‘manyak’ gibi göstererek böyle davranıyordu.
Asmodeus’un yüzü soldu ve bağırdı.
[Kurtuluşun Şeytan Kralı… Bir şeyi yanlış anlıyor gibisin. Seni şu anda yiyebilirim—]
[Aynı şeyleri tekrar etme de siktir olup git.]
Asmodeus’un gözleri büyüdü. Durmadan konuşmaya devam ettim.
[Gerçekten yemek istiyorsan, o zaman şimdi öldür beni.]
Geçmişteki ben bunu görse kesinlikle delirdiğimi düşünürdü. Karşımdaki kişi başkası değil, Asmodeus’tu. Ama böyle davranmamın bir nedeni vardı.
Asmodeus’un statüsü üzerime doğru alev gibi yükseldi. O korkunç güç tüylerimi diken diken etti ama duyularımdan çok okuduğum hikâyeye güveniyordum.
「O zaman Asmodeus’a farklı davranmalıydık.」
Hayatta Kalma Yolları’nın revize edilmiş versiyonunda böyle bir cümle bulmuştum. 49. Yoo Joonghyuk’un kayıtlarında geçiyordu.
「Asmodeus, uzlaşmayan varlıkları sever.」
「Böyle biriyle karşılaştıkça onu yenme arzusu daha da büyür.」
Yoo Joonghyuk bu içgörüye nasıl ulaştı bilmiyordum ama eğer doğruysa, Asmodeus’un tüm davranışları anlaşılırdı.
[Karakter Asmodeus’a dair anlayışın arttı.]
[Karakter Asmodeus’a dair anlayışın arttı.]
[Karakter Asmodeus’a dair anlayışın arttı.]
Bir şeytan kralın iç yüzünü ilk kez anlamaya başladığım anda patlayıcı dolaylı mesajlar ardı ardına geldi.
[Özel yetenek Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı Aşama 2 etkinleştirildi!]
「Yemek istiyorum.」
「Hayır.」
「Yemek istiyorum.」
「Hayır.」
「Ahhhh...」
Kulaklarıma muazzam bir düşünce seli doldu. Tek bir varlıkta bu kadar açgözlülüğün bulunabilmesi dehşet vericiydi.
[Gerçekten inanılmaz...]
Asmodeus rüzgâr gibi hareket ederek Iris’in saçlarından bir tutam yakaladı ve hafifçe nefes aldı.
[Haaaah... güzel. Evet, bugünlük bu yeter.]
“…”
[Ama şunu aklında tut, Kurtuluşun Şeytan Kralı. Bir dahaki sefer bugün gibi olmayacak...]
Asmodeus’un sözlerini dinlemedim ve yanardağa doğru koşmaya başladım. Zar zor elde ettiğim bu fırsatı kaçırmam mümkün değildi. Lav artık tam önümde görünüyordu. Rüzgârın Yolu parmak uçlarımdaki bilekliğin uçurumdan aşağı düşmesini sağladı. Bileklik net bir sesle eriyip gitti.
[Yan senaryo sona erdi.]
[Ödül olarak 150.000 jeton kazandın.]
[‘Gurme Derneği’ içindeki bilinirliğin büyük ölçüde arttı!]
[Yeni bir hikâye kazandın!]
Tamamen tükenmiş olan Iris’in ağzına Ellain Ormanı Özünü döktüm. Fiziksel durumu berbat hâldeydi ama fazla olasılık tüketmediği için iyileşmesi hızlı olacaktı.
[1. şahıs yan karakter bakış açısı sona erdi.]
Çevrem eziliyormuş gibi hissettim ve Gurme Derneği’nin ziyafet salonuna geri döndüm. Duyularım geri geldiğinde duyduğum ilk şey yaşlı bir adamın sesiydi.
[Genç adam, gerçekten keyif aldım.]
Kalabalığın içinde kahkahalarla gülen Seri Üretim İmalatçısını görünce geri döndüğümü anladım. Ona kısa bir süre baktıktan sonra hafifçe başımı eğdim.
“...Hepsi sizin sayenizde.”
[Hrmm, neyden bahsediyorsun?]
“Şu.”
Elimde az önce Iris’in kullandığı 200.000 jeton değerindeki hurda, yani Eoren’in Kılıcı vardı. Referans olması için kılıcın kabzasında şu yazı kazılıydı:
– Seri Üretim İmalatçısı tarafından yapılmıştır.
Seri Üretim İmalatçısı güldü.
[Bu yalnızca ticaret. O kılıcın bugün satılacağını kim bilebilirdi ki?]
“Dokkaebi Çantası’nda önerilen ürün olarak görünüyordu.”
[Huhu, bir takımyıldızı dokkaebilerin işlerinden nasıl haberdar olabilir?]
Bunun Seri Üretim İmalatçısının bir düşünceliliği olup olmadığını bilmiyordum. Ama kesin olan bir şey vardı. Bu kılıç, Iris ve benim hayatımı kurtarmıştı.
[Bu arada, işler biraz zorlaştı.]
Etrafıma baktım. Ortamdaki atmosfer gergindi.
[Kurtuluşun Şeytan Kralı kim?]
Takımyıldızları öfkeyle beni ararken ortalık karışmıştı. Aralarında bedenlerini kaybedip senaryodan geri dönen takımyıldızları da vardı.
[Takımyıldızı Küstah Bataklık Yırtıcısı sana düşmanlık gösteriyor.]
[Takımyıldızı Sakin Ada Gurmesi dik dik sana bakıyor.]
Euphrosyne sahnede şaşkın bir şekilde dururken Anna Croft’un yüzü bembeyazdı. Bazı takımyıldızları ise ne yapacağımı merak ederek beni izliyordu. Yan senaryo bitmişti ama onlar için bu durum hâlâ oyunun bir uzantısıydı. Elbette beklentilerini boşa çıkaramazdım.
[Enkarnasyon Iris ile yaptığın sözleşmeye göre ‘dilek bileti’ kazandın.]
[Gurme Derneği’nin izin verdiği kategori içinde bir dilek tutabilirsin.]
Gurme Derneği’nin izin verdiği kategori...
Bunun anlamı açıktı. Doğal olarak takımyıldızlarının öldürülmesini isteyemezdim.
[Bu, dileğin izin verdiği olasılığın ötesinde.]
Tüm takımyıldızlarının tarafımda olmasını ya da onların efendisi olmayı da isteyemezdim.
[Bu, dileğin izin verdiği olasılığın ötesinde.]
Başka bir deyişle bu ‘dilek’ bir tür diplomatik karttı. Mümkün olan ve olmayan alanları belirleyip benim için en iyi dileği seçmem gerekiyordu.
[Gurme Derneği’nin bazı üyeleri sana karşı güçlü bir düşmanlık gösteriyor!]
[Birçok takımyıldızı seçimini merakla bekliyor.]
Hatta kanalımda bulunan takımyıldızları bile gergindi.
[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri seçimini merakla bekliyor.]
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı trans halinde parmaklarını kıpırdatıyor.]
Tüm bu bakışların önünde yavaşça ağzımı açtım.
[Gurme Derneği’nin bana nezaket göstermesini diliyorum.]
______________________________________________
Bir anlığına salonda korkunç bir sessizlik oluştu. Panik yapmadan etrafa baktım.
[Gurme Derneği’nin olasılığı etkinleşti!]
[Dileğin kabul edildi.]
Gurme Derneği’nin salonunu kıvılcımlar doldurdu. Hayır, daha dikkatli bakınca bunların kıvılcım değil şimşek olduğunu fark ettim. Ardından gür bir ses duyuldu.
[Ahahaha! Gerçekten eğlenceli bir adamsın!]
Perşembenin Gök Gürültüsü elinde bir bardak bira tutarak kahkahalarla gülüyordu.
[Sıkıcı bir hikâye biraz olsun izlemeye değer hâle geldi. Bu küçük takımyıldızını neden şikâyet edip eziyorsunuz?]
Bazı takımyıldızları sözlerine sert bir şekilde karşı çıktı.
[Ama kurallar...!]
[Senaryo sadece bir senaryodur. Üstelik bu senaryo artık sona erdi. Çekicimin ve benim bildiğim tek şey bu.]
Thor’un çekici tartışmayı kabul etmeyecekmiş gibi sağır edici bir gürültü çıkardı. Asgard nebulasından Thor, burada bulunan en güçlü hikâyelerden birine sahipti. Burada kimse onun çekicine karşı çıkmak istemezdi.
[Bu kaba gök gürültüsünün sözlerine katılmak hoşuma gitmese de... bu sefer ben de aynı fikirdeyim.]
Konuşan kişi Sabah Yıldızı Tanrıçasıydı. İnce kıvrımlarla dalgalanan saçlarından yıldız tozu dökülüyordu.
[Senaryo, senaryonun içinde bitmelidir. Savaşmak istiyorsanız, senaryonun içinde savaşın. Gurme Derneği’nin daha da çirkinleştiğini görmek istemiyorum.]
Mevcut iki üst düzey takımyıldızı ayağa kalkınca diğer takımyıldızları da ister istemez tereddüt etti. Üstelik ‘dilek bileti’ zaten etkinleşmişti.
Bazı takımyıldızları hâlâ bana dik dik bakıyordu ancak zarar verme niyetinde görünmüyorlardı. Ortam sakinleşti ve Sabah Yıldızı Tanrıçasının gözleri bana döndü.
[Yine de bir şey sormak isterim.]
Beklenmedik bir soruydu, refleksle ona baktım.
[Kurtuluşun Şeytan Kralı. Bize neden böyle bir senaryo gösteriyorsun?]
Tanrıçanın gözleri bir galaksiyi barındırıyor gibiydi. Sanki yeni bir yıldız keşfetmiş gibi bakıyordu.
[Gözlerimde söylemek istediğin bir şey varmış gibi görünüyor. Ancak gözlerim karanlık; bana gösterdiğin senaryoyu tam olarak anlayamıyorum. Sakıncası yoksa bunu senin ağzından duymak isterim.]
Gösterdiğim senaryonun kaba olduğunu söylemedi. Bu muhtemelen onun doğuştan gelen alçakgönüllülüğünden kaynaklanıyordu. Sabah Yıldızı Tanrıçasının yanında duran Persephone’nin bana gülümsediğini görebiliyordum.
Sana işleri kendin halletmeni söylemiştim. Sana yardım edebileceğim tek yol bu...
Gurme Derneği’ndeki tüm takımyıldızları bana bakıyordu. Buraya geldiğimden beri istediğim durum tam olarak buydu. Onların gözünde iyi bir izlenim bırakabilmek için ne söylemeliydim? Sadece Şeytan Kral Seçimi hikâyesini açarsam bana yardım edeceklerini düşünmek aptallık olurdu.
「 O anda Kim Dokja ilk kez gerçekten ne söylemek istediğini düşündü. 」
Çok uzaktaydı ve henüz görünmüyordu. Ama o yolu yürüyen en az bir kişi için cevap açıktı. Binlerce kez başarısız olmuştu. Hayal kırıklığı ve umutsuzluk içinde tekrar tekrar denemişti.
Bu yolu benden önce yürümeye çalışan biri vardı. Kimsenin yürümediği yolda yürüyen o adamı hatırladım ve gülümsedim. Ardından çok doğal bir şekilde aklıma bazı kelimeler geldi.
[Ben...]
Hayır.
Belki de söylemem gereken tek şey buydu.
+
Çeviri: Sansanson
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.