Yukarı Çık




109   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   111 

           
Bölüm 110: İntikamın Kanı! II


Damian önce Masamuk’a baktı.


“Bu İmparator hakkında herhangi bir bilginiz var mı? Düşmanımızı biraz olsun tanıyabilirsek…”


Soruyu yarım bıraktı.


Masamuk şeytani bir gülümseme attı. Önünde Mana toplanırken, Obsidyen bedeni parıldadı; Yıldız Mavi’si noktalar uyumlu bir şekilde titreşiyordu. Enerji yoğunlaşarak, şekillendi ve hepsinin önünde havada süzülen hayali bir görüntü oluşturdu.


Görüntü, kırmızı zırhlı bir Kadın’ı gösteriyordu.


Keskin ve soğuk yüz hatları, kılıçların Güzelliğ’i kadar Güzel’di. Saçları askeri disiplinle geriye çekilmişti. Sırtında erimiş taştan bir yay duruyordu; Yüzeyi, asla soğumayan magma ile sürekli değişiyordu.


Arkasında, havada süzülen bir savaş gemisi görüntüyü domine ediyordu. Devasa. Yalnızca Mana sayesinde Yerçekimine meydan okuyan taş ve metalden bir platform. Kızıl Taş Hakimiyeti’nin armasını taşıyan kızıl bayraklar, yakalanan rüzgârlarla dalgalanıyordu. Aynı kızıl zırhları giymiş Savaşçılar, güvertede düzene girmiş duruyordu; Düzinelerce Savaşçı, her biri Organ Kutsama Güc’ünü yayıyordu.


Sanki tam önlerinde duruyormuş gibi, net bir şekilde görünüyordu.


Damian onu dikkatle inceledi.


Masamuk soğuk bir sesle konuştu.


“Hakkında bilgi aldığım orospu işte bu. Başkaları da var ama onlar kenarda kalmış görünüyorlar ve topraklarımıza girmemişler. Sanırım Asil Canavar Soylar’ını kızdırmak istemiyorlar, bu yüzden Kutsal Dağlar’a saldırmak için sadece bir Gemi Tamamlama insanı gönderiyorlar.“


Kızıl gözler kısıldı.


“Muhtemelen, bir şeyler ters giderse kurban edilecek bir koyun.“


...!


Damian’ın gözleri ağırlaştı. Bu Kadın’ı tanıdığını hissetti.


Yanında, Adam Amca’nın vücudu titredi.


“O...“


Yaşlı askerin sesi kaba ve acı dolu çıktı.


“O, İmparator Vienna. O... İmparator Vakochev onu otuz yıl önce bulduğunda, doğu eyaletlerinden gelen açlıktan kıvranan bir Şef’ti.“


Elleri yanlarında sıkıştı.


“İmparator onda potansiyel gördü. Onu sıfırdan aldı. Diğerleri onu bilinmezlik içinde çürümeye terk ederken, o onu rütbelerden yukarıya yükseltti.“


Şimdi daha sert.


“Ona hayatını borçluydu. Gelişimini. Tüm Varoluş’unu. Bugün olduğu her şey, İmparator Vakochev’in merhameti ve yatırımı sayesinde var.“


Sözler havada asılı kaldı.


“Vakochev Soy’unu koruması gerekiyordu. İmparatorluk ailesini ölümüne savunacağına dair Kan’ı ve Manası üzerine yemin etmişti. Ve Katil Aziz geldiğinde...“


Sessizlik.


Daha fazlasını söylemesine gerek yoktu.


Herkes anladı.


Sözlerinin ardından, Kutsal Kız kaşlarını çattı. Çoğu kişinin göremediğini gören kanat şeklindeki göz bebekleriyle Adam Amca’ya baktı. Sonra Damian’a baktı. Yüzündeki ifade, sanki zihninde parçalar yerine oturmuş gibi değişti; Sesli olarak dile getirmemeyi tercih ettiği parçalar.


Damian, babasının güvenine ihanet eden bu Kadın’ın görüntüsüne baktı ve soğuk bir şekilde başını salladı.


Öfkesini göstermesine gerek yoktu. Sadece sorumluları hesap sorması gerekiyordu. Taş Topraklar’da onursuz pek çok kişi vardı.


O bu lanet olası onuru aşılayacaktı. 


Duygularını kontrol ederken, gözlerinin neredeyse Kanat’lı hale geldiğini fark etmedi. Gizlemek için büyüttüğü deri tabakasının altında, kolundaki kavurucu altın işaretin nabız gibi attığını fark etmedi.


“Tamam.“


Sakin bir ses.


“Düşman bu. Ve onunla birlikte...“


Masamuk’un hayali görüntüsü değişti, uzaklaşak, geminin çevredeki manzaraya göre konumunu gösterdi.


“Canavar Lordu istihbaratına göre yaklaşık kırk üç Organ Kutsama Savaşçı’sı. Gemi şu anda Uyuyan Nehir’in yakınında, nehrin güney topraklarına doğru kıvrıldığı yerin üç fersah doğusunda konumlanmış durumda.“


Obsidyen beden düşünceli bir şekilde titreşiyordu.


“Bu, onu Eşik Toprakları’nın sınırına yakın bir yere, belki de en yakın Hakimiyet karakolundan bir günlük yol mesafesine yerleştiriyor. Takviye çağırırsa ulaşabilecek kadar yakın, ama onlar ona ulaşmadan önce bize zaman kazandıracak kadar da uzak.“


Kızıl gözler parıldıyordu.


“Buradan tam hızda uçarsak, belki birkaç saat ya da daha kısa sürede onun konumuna ulaşabiliriz.“


...!


Damian tüm bunları dinledi ve bu şansı değerlendirmeleri gerekip, gerekmediğini merak etti.


Tam o sırada, Kutsal Kız konuştu.


“Kutsal Ses, İlk Taş Antlaşması’nın bir barış antlaşması olduğunu öğretir.“


Soğuk bir ses. Ölçülü ve çocukluğundan beri ona aşılanan Kutsal Metinler’in ağırlığını taşıyan bir ses.


“Biz çatışma aramayız. Şiddeti biz başlatmayız. Bize haksızlık edenlere merhamet, tövbe edenlere ise bağışlayıcılık gösteririz.“


Kanat şeklindeki göz bebekleri, neredeyse yıldız gibi parıldıyordu.


“Ancak tehdit edildiğimizde, intikam için savaş ve kan akıtmak gerekir. Bu da öğretinin bir parçasıdır. Antlaşma bizden kurban olmamızı istemiyor. Öfkemizde adil olmamızı istiyor.“


Daha dik durarak, yeni elde ettiği Gemi Tamamlanması Âlem’i bir bildiri gibi etrafına yayılırken, devam etti!


“Bu İmparator ve diğerleri muhtemelen Efendimi pusuya düşürmek için harekete geçti. Onu koruması gereken soylu aileler ise, onun inşa ettiği her şeyi yok etmek için yabancı güçlerle işbirliği yaptı.“


Hava daha da soğudu.


“Gerekirse kendim harekete geçeceğim. Onu Taş Topraklar’da Kan’ına bulaştırmadan önce ondan cevaplar alacağım.“


Gözleri Damianınkiler’le buluştu.


“Önce öldüreceğim. Sonra zavallı ruhu için dua edeceğim.“


...!


Diğerleri şaşkınlıkla ona baktılar. Masamuk’un kıpkırmızı bakışları onaylayarak, parladı.


Damian sakinliğini korudu.


Ama gözleri keskinleşti.


Bir karar vermişti!


---


Yeni ittifaklar her zaman iyi olabilir. Zayıflığın olduğu yere güç, bölünmenin olduğu yere birlik, umutsuzluğun olduğu yere umut getirirler. Eski düşmanlar el ele tutuşup, yüzlerini ortak bir düşmana çevirdiklerinde, dünya bile değişim vaadiyle sarsılır gibi görünürdü. 


Ama daha önce yapılanlar yine de yapılmıştı.


İlkel Dalgalar gerçekleşmişti. Canavar dalgaları, masumiyet ya da suçluluk umursamayan bir öfkeyle Eşik Toprakları’nı kasıp, kavurmuştu. Canavar Lordlar’ı durdurma emrini verdiğinde birçok kabile kurtulmuştu. Öfke, hak edenlere yönlendirildiği için birçok aile bir gün daha güneşin doğuşunu görecekti.


Ama herkes kurtulmamıştı.


Bazı kabileler emir gelmeden çoktan yerle bir edilmişti. Bazı çocuklar çoktan yetim kalmıştı. Bazı yaşlılar, isimlerini bilmeyen ve bilseler bile umursamayacak yaratıkların ayakları altında çoktan son nefeslerini vermişlerdi.


Öyleyse, bu yeni müttefikler Taş Toprakları’nda birlikte ilerlerken, ortak bir düşmana doğru yan yana uçarken ve şimdi ellerini tuttukları kişilerin yol açtığı yıkımı gördüklerinde...


Tam olarak nasıl hissedeceklerdi? 


Sırf artık kimseyi boğmayacağına söz verdiği için, köyleri sular altında bırakan seli affedebilir miyiz? Yarattığı yıkıntıların içinde dururken, fırtınayı kucaklayabilir miyiz? Ölülerin bu tür düzenlemeler hakkında söz hakkı olmadığını bilerek, haksızlık yapanlarla birlikte adalet için yürüyüşe çıkabilir miyiz?


Bunlar... Net bir cevabı olmayan sorular. Ama yine de bir cevabı hak ediyorlardı!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

109   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   111