Yukarı Çık




114   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   116 

           
Bölüm 115: Onur! II


Sesi duygusuzdu.


“Kızıl Taş İmparatorluğ’u güç ve sadakatten söz eder, ama Katil Aziz, kimseye meydan okunmaması için ustasını öldürdü ve tüm Soy’unu ortadan kaldırdı.“


Kız’a baktı.


“Mor Taş Bölge’si yakınlarındaki en güçlü Bağlammamış Kabile eskiden Demir Nehir Klan’ı olarak biliniyordu. Nesiller boyu ayakta kalmış, komşularıyla ticaret yapmış ve Fetih yoluyla genişlemeden topraklarını savunmuşlardı. Her açıdan Onur’lu bir Kabile’ydi. Ve üç yıl önce, bir Yeminli Kabile onların topraklarını istediğine karar verdi. Bu yüzden hediyeler ve nazik sözler gönderdiler, dostluk ziyafeti düzenlediler ve yemeğe zehir kattılar. Demir Nehir Klanı’ndaki tüm yetişkinler o gece öldü. Çocuklar ise işçi olarak Fâtih Yeminli Kabile’ye katıldılar.“


Çenesi gerildi.


“Onur... İnsanlar’ın kendilerine fayda sağladığında kullandıkları bir kelimedir. Rahatsızlık vermeye başladığında ise, onu görmezden gelmek için bahaneler bulurlar. Katil Aziz ile çalışan Antlaşma aileleri muhtemelen kendilerine Pragmatik davrandıklarını söylüyorlardır. Stratejik. Bu ittifakın, amaçları haklı çıkaracak daha büyük bir amaca hizmet ettiğini.“


Başını salladı.


“Kendilerine yalan söylüyorlar. Ama insanlar, gerçek rahatsız edici olduğunda kendilerine yalan söylemekte çok iyidirler.“


Serala uzun bir süre sessiz kaldı.


Rüzgâr, etraflarındaki ağaçların tepesinden geçmeye devam ediyor, aşağıdaki ormanın seslerini taşıyordu. Uzaklarda bir yerde, bir İlkel Canavar kükredi; ses, manzarada yankılandıktan sonra sessizliğe karıştı.


“Vakochev İmparatorluğu’nda Onur var mıydı?“


BOOM!


Soru, fiziksel bir darbe gibi indi. 


Damian’ın nefesi bir Ân durdu, sonra dikkatli bir kontrolle yeniden başladı. Ufka bakıyordu ama görmüyordu; Zihni aniden sekiz yıl öncesine gitmiş, artık var olmayan koridorlarda, bir daha nefes almayacak insanlar arasında yürüyordu.


Düşüşten beri kimse ona bunu sormamıştı.


Adam Amca, bazı yaraların asla tam olarak iyileşmediğini anladığı için, gerekmedikçe bu konuyu açmazdı. Mor Taş Kabile’si üyeleri, soracak kadar bilgili değildi. Damian ise o Anılar’ı o kadar derine gömmüştü ki, bazen onların Varoluş’unu bile unuturdu.


Ama şimdi...


Ona doğrudan soruluyordu.


“Vakochev İmparatorluğ’u... Taş’a oyulmuş İlkeler üzerine kurulmuştu.“


Sesi sessiz ve uzak geliyordu.


“İmparatorluk Doktrinler’i. Amcam ve Adam Amca daha sonra bunlara dayanarak, kendi Doktrinler’ini oluşturdular. Her Vakochev’linin mirasını alabilmesi için ezberlemesi gereken Yasalar.“


Ellerine baktı.


“İlki Açık El Yasası’ydı. Bu, gücü olanların gücü olmayanlara karşı bir görevi olduğu anlamına geliyordu. Uzak bölgelerde kıtlık baş gösterdiğinde, imparatorluk ambarları açılırdı. Kabileler arasında hastalık yayıldığında, İmparatorluk şamanları ücret beklemeden seyahat ederdi. Mülteciler sınırlarımıza geldiğinde, kimse nereden geldiklerini veya neden kaçtıklarını sormadan önce onlara yemek ve barınak sağlanırdı.“


Yüzünde hüzünlü ve nostaljik bir gülümseme belirdi.


“İkincisi, Tanık Olan Söz Kanunu’ydu. Bir Vakochev’in huzurunda Yemin edilen hiçbir Yemin bozulamazdı. İmparatorluk, statüleri veya bağlantıları ne olursa olsun, yemin bozanları yakalayıp, adalete teslim ederdi. Bir Cüruf’un Yemin’li sözü, bir Kutsanmış’ın sözüyle aynı ağırlığa sahipti. Her ikisi de sorumlu tutulurdu.“


Bir Ân durdu.


Üçüncüsü ise “Geri Dönen Nehir Yasası“ydı. Bu, gücün her iki yönde de aktığı anlamına geliyordu. İmparator halkı koruyordu, ancak halkın da İmparator’a gerçeği söyleme hakkı vardı.“


Sesi ağırlaştı.


“İmparator Vakochev, istisnasız her yedi günde bir halkla görüşme düzenlerdi. Altın Taht yerine sade bir taş koltuğa otururdu; Çünkü lükse ihtiyaç duyan bir Hükümdar’ın, aslında hiç de güçlü olmadığını söylerdi.“


Damian bir an sessiz kaldı.


“Ve İmparatoriçe Vakochev... İmparatorluğu’n dört bir yanına İyileştirme Evler’i kurdu. Ödeme gücüne bakılmaksızın herkesin tedavi görebileceği Yapılar. Şamanlar’ı bizzat eğitti, onlara görevlerinin hizmetlerini karşılayabilecek kişilere değil, yaşamın kendisine karşı olduğunu öğretti. İyileştirme Evler’ini düzenli olarak ziyaret ederek, işlerin istediği gibi yürüdüğünden emin oldu.“


Serala’ya baktı.


“Vakochev İmparatorluğ’u işte böyleydi.“


Sözler aralarında asılı kaldı.


Damian, Sekiz Yıldır Adam Amca dışında kimseye ebeveynlerinden bahsetmediğini fark etti. Anılar ağır geliyordu. Ama kaybedilenleri dile getirmekte bir tür Arınma da vardı.


Serala, Kanat şeklindeki göz bebekleriyle onu inceledi.


“İmparator Vakochev ve İmparatoriçe Vakochev’e saygılarımı sunarım.“


Sesi resmiydi.


“Âhit’te bile onların Büyük Varoluşlar olduğunu öğrendik. Kutsal Ses, Vakochev Soyu’ndan olumlu bir şekilde bahsetti.“


Bir Ân durakladı.


“Târih çarpıtılmış olsa bile, miraslarının gerçeği, yalanların ötesini görebilecek kadar güçlü olanlar arasında Varoluş’unu sürdürdü.“


Damian kaşlarını çattı.


“Ne demek çarpıtılmış?“


Serala’nın ifadesi temkinli bir hâl aldı.


“Bilmiyor musun?“


“Neyi bilmem?“


Sanki herkesin bildiğini varsaydığı bir bilgiyi nasıl aktaracağını tartıyormuş gibi bir Ân sessiz kaldı.


“Vakochev İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra, Kızıl Taş Hakimiyet’i, toprakları ve ötesindeki sıradan halka bildirimler yayınladı. Resmi tarihler. Neler olduğunu ve neden olduğunu anlatan anlatılar.“


Sesi daha da soğudu.


“İmparator Vakochev’in, Korku ve Manipülasyon yoluyla halkını ezen bir tiran olduğunu iddia ettiler. İyileştirme Evleri’nin aslında İmparatorluk Şamanlar’ının yasaklanmış büyüler için hastaların özünü topladıkları karanlık ritüellerin yapıldığı yerler olduğunu. Yaptıkları Yasalar’ın, İmparatorluk ailesi ziyafet çekerken, köylülerin açlıktan ölene kadar ağır vergileri örtbas etmek için bir bahane olduğunu.“ 


Damian’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Ne oluyor lan?


“İmparatoriçe Vakochev’in, Yasak Sanatlar yoluyla İmparator’u köleleştiren bir Büyücü olduğunu, gizlice güç toplarken, onun zihnini kontrol edip, kendi arzularına göre dans ettirdiğini iddia ettiler. Doğu Kabileler’indeki kış hastalığının aslında onun deneylerinden kaynaklandığını ve oraya yaptığı ziyaretin, kötü işlerinin meyvelerini toplamak için olduğunu söylediler.“


Serala’nın Kanat şeklindeki göz bebekleri tiksinti gibi bir duygu ile titredi.


“Katil Aziz, kendisini Vakochev’in zulmünden kurtaran bir kahraman olduğunu söyledi. Ezilenlere duyduğu şefkatten hareket ettiğini, terör rejimini sona erdirmek için gerekli olanı yaparak, kendi itibarını feda ettiğini söyledi. Eskiden Vakochev Topraklar’ı olan bölgelerde ona anıtlar diktiler. O bölgelerdeki çocuklara İmparatorluğ’un bir kabus olduğunu ve çöküşünün bir lütuf olduğunu öğretiyorlar.“


Başını salladı.


“Kutsal Ses ve gerçekten güçlü Kişiler gerçek Miras’ı biliyorlar. Katil Aziz’in tam da adının anlamı gibi, bir Katil olduğunu biliyoruz. Suçları, Hâkimiyet’in ulaşamadığı kayıtlarda belgelenmiştir. Bu da, İlk Taş Antlaşması’ndan hangi ailelerin onunla işbirliği yaptığını daha da kafa karıştırıcı hâle getiriyor.“


Sesi sertleşti.


“Ama sıradan insanlar ve Yeminliler... Yalanlara inanıyorlar. Vakochev adını lanetliyorlar ve hiç var olmamış canavarlardan kendilerini kurtardığı için Katil Aziz’e şükrediyorlar.“


“...“


Damian nefes alamıyordu.


Onlar, Anne Babası’nı öldürmüştü.


Onlar, İmparatorluğu’nu yıkmıştı.


Onlar, onun Kultivasyon’unu paramparça etmiş ve O’nu sekiz yıl boyunca bir Cüruf çiftçisi olarak çürümeye terk etmişti.


Ve bu yetmemişti.


Onlar, Annesi’nin mirasını lekelemeye cüret etmiş miydi?


Babası’nın mirasını mı?!


Bunu olduğu gibi bırakamazlar mıydı?!


Ailesiyle ilgili iyi olan her şeyi canavarca bir şeye dönüştürmek zorundaydılar, Anne ve Babası’nın her şeyi feda ettiği insanlara onların anısını lanetlemek zorundaydılar, kahramanları kötü adamlara, kötü adamı da kahramana dönüştürmek zorundaydılar?!


Elleri titriyordu.


Gözünün kenarlarında Mavi Alevler titriyordu, bastıramadığı duygulara tepki gösteriyordu. Derisinin altında gizli olan Altın iz, kontrolünü kaybetmesine neden olacak kadar şiddetli bir ısıyla yanıyordu. Onları bastırmak için kullandığı Mana’nın ardındaki gözleri, çok fazla şey açığa çıkaracak olan Kanat’lı göz bebeklerine dönüşmek için çaresizce can atıyordu.


Hiçbir şey söylemedi.


Konuşabileceğine güvenemiyordu.


Çünkü şu anda ağzını açarsa, çığlık atacaktı!


Çünkü gerçekten, ne oluyor lan?!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

114   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   116