Yukarı Çık




4998   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 4999: Araştırma! III


Gözlemci’nin sözlerini dinlemek her zaman ağır gelirdi.


Ama şu anda Noah, sanki doğrudan kendisine söylenmiş değil de uzak Yankılarmış gibi, bu sözlere kulak asmıyor gibiydi. Varoluş’un En Eski Paradoks’unun Dört Yön’ünü aynı anda kullanmanın verdiği hisse kendini kaptırmıştı.


Obsidyen Nehirler’den oluşan o Siyah Dalya içinde, etrafında Kaos çiçek açıyordu.


Varoluş, Medeniyet’in o Çok Renk’li Dyson Küre’si gibi sol elinin üzerinde dönüyordu.


İlk Dil, o Sonsuz Fonem Grimoire’ai gibi arkasında uzanıyordu.


Paradoks, o Altın ve Obsidyen Möbius Şerid’i gibi imkansız bir Geometri içinde kıvrılıyordu.


Hepsi, bir Yıldız’dan yayılan Işık gibi, onun Son’lu Formu’ndan yayılan Sonsuzluk tarafından besleniyordu.


Ve bu saçma gösteriyi sürdürürken, aslında bir tür gerginlik hissetti. İtirafını yaptığından beri aktif olarak hissetmediği bir şeyden gelen bir his.


Gerginlik, Derinliğ’inden geliyordu.


Varoluş’una gerçekten baktığında, Derinliğ’i hâlâ oradaydı. Kendini Son’lu ilan etmiş olsa da, Dışsal parlaklığı sönmüş ve Varoluş’u artık eskiden taşıdığı Ağırlık’la Varoluş’a baskı yapamasa da, Sonsuz Biçimsiz Derinliğ’i kalmıştı.


Ama bu tuhaf bir şeydi.


Derinliğ’i orada olmasına rağmen, Paradoksal bir şekilde, aynı zamanda orada da değildi.


Adına yakışır bir şekilde, Şekilsiz Derinliğ’i olarak gerçekten de öyle görünüyordu. Hem Mevcut hem de Yok. Hem Tanım’lı hem de Tanımlanmamış. Doğası gereği Son’lu, Potansiyel’i açısından ise Sonsuz.


Ve Kendi Varoluş’unda daha derine indiğinde, bu saçma eylemi gerçekleştirirken, hissettiği gerginliğin Kaynağ’ını incelediğinde, anladı.


Örgüler’inin hâlâ Sayılabilir olduğunu.


Sayılabilir.


Yaptığı Sıçrama ne kadar muazzam, içermekten ziyade yönetme konusundaki Yeni Yeteneğ’i ne kadar eşi görülmemiş olursa olsun, şu anda kullandığı güç Sayılabilir Sonsuzluk olarak kalıyordu. Sıralı. Numaralı. İlerlemede Sonsuz, ancak Yoğunluk’ta Sınır’lı.


Ne zaman Sayılamaz Sonsuzluğ’a doğru o yükselişi yapsa, ne zaman herhangi iki Ân arasında Sonsuz Nokta’nın var olduğu o yoğunluğa ulaşsa, yapabileceği şeyler bundan daha da muazzam olacaktı.


Bu, Sonsuzluğ’un kendisinin bir Sınırlama’sı değil, Son’lu bir Varoluş olarak O’nun Sınırlaması’ydı.


Şu anda neler yapabileceğini tam olarak kavramamışken, bunu söyleyemezdi bile.


Şu anki Sınırlar’ının tam olarak ne olduğunu araştırmalı ve anlamalıydı. Bir sonraki eşiğe ulaşmadan önce, şu anda sahip olduğu güçle gerçekte neler başarabileceğini keşfetmeliydi.


Böylece gözlerini açtı ve uzaktaki Gözcü’ye baktı.


Kâdim Varoluş sakin bir şekilde ona baktı.


O geometrik parçalar Genişlemiş Yapılar’ını koruyordu; Merkezdeki ışıklı Göz, Noah’ın dikkatini, Binler’ce Yıllık pratiğin getirdiği sabırla takip ediyordu. O bakışta hiçbir aciliyet yoktu. Hiçbir talep yoktu.


Noah, bu Varoluş’u tam olarak okuyamıyordu.


Ve Gözcü’nün ona bakışından, onun da bu Kendisi’ni tam olarak çözemediği anlaşılıyordu.


Sormak istediği pek çok şey vardı. Sonsuzluk, İlk Neden, o Hiçlik Çağ’ı, bunların tam olarak ne olduğu ve bu Varoluş’un neden BU Beowulf’la yüzleşmesi sırasında onunla konuşmayı seçtiği hakkında sorular.


Sorsa bile bu Varoluş’un gerçekten cevap vermeyeceğini hissediyordu.


Yine de sormak üzereydi, çünkü denemenin bir zararı yoktu ama BU Beholder önce konuştu.


“Medeniyet ve Zorluklar hakkında ne düşünüyorsun?“


...!



Soru onu şaşırttı.


İlk bakışta çok basit görünüyordu. Karmaşıklığ’ın ortaya çıkmasından önce var olan bir Varoluş için fazla basitti. Az önce Sonsuzluğ’un diğer tüm Anahtarlar’dan bağımsız kendi Medeniyet’i olma potansiyelini ele alan bir konuşma için fazla sıradan.


Ama Noah, çok basit bir şekilde cevap veremeyeceğini de hissediyordu.


Etrafında hâlâ parıldayan Tezahürler’e bakarken, Kendi’ni ve Sınırlar’ını sınamaya devam etti. Sonsuzluk, oturmuş Hâlinden Mavi ışık dalgaları halinde yayılıyor gibi görünüyordu; Dört Yön’ün tümüne, zorlanmadan akan bir Otorite’yle Güç veriyordu.


Hepsi onun etrafındaydı.


Hepsi onun yönlendirmesine yanıt veriyordu.


“Medeniyet ve Zorluklar...“


Noah, bu konuşma başlamadan çok önce oluşmaya başlayan Düşünceler’ini yavaşça dile getirdi.


“Bunlar benzersiz şeyler. Bu konuda giderek, daha fazla şey öğreniyorum ve öğrendikçe sorgulamak istiyorum. Neden Zorluklar? Neden mücadele etmek zorundayım?“


Durakladı, ellerine baktı.


“Bunu değiştirmek istiyorum. Mücadele, Varoluş’un doğasında var gibi görünüyor. Ne yaparsam yapayım, bir sonraki mücadele geldiğinde yeterli Güc’e sahip olmak için kendimi mücadelelere atmak zorundayım. Bu Döngü’den hoşlanmıyorum. Bu Döngü’yü kırmak istiyorum.“


Gözler’i uzaklara daldı.


“Yine de, bunu yaparsam, Medeniyet’imin durmuş ve bir daha ayağa kalkamayacakmış gibi hissedeceğim. Sanki çatışma, mücadele ve savaş, Vakochev’in Ölçekler’i tarafından ödüllendiriliyor gibi geliyor. Sanki Zorluklar’ın kendisi, ilerlemeyi sağlayan yakıtmış gibi.“


Noah, yoğunlaştırılmış Sonsuzluk’tan yapılmış Sandalyesi’ne yaslandı.


“Benim geldiğim yerde, Enerji’si ya da Mana’sı olmayanların birbirlerini bazı yöntemlerle öldürdüğüne tanık oldum. Sadece yumruklarıyla dövüşerek, başlıyorlardı.“


Bir elini kaldırıp, yumruk yaptı.


“En güçlü Fiziğ’e sahip olan. En iri vücuda sahip olan. Yumruklar’ını, kendilerine karşı çıkan herkesi dövmek için kullanırlardı ve güçleri, haklı olmalarını sağlardı. Biriyle bir sorunun varsa, tek yapman gereken yumruklar’ını kullanmaktı. Bu, onların yani şu ânki tabirle Medeniyet’in zorluklara verdiği cevabın ilk İfadesi’ydi.“


Elini açtı.


“Ve bir Medeniyet kurmaya çalışan bu zayıf Varoluşlar, bir adım daha ileri gittiler. Yumruklarından elde ettikleri ilerlemeler, Silahlar’a dönüştü. Kılıçlar’a ve Mızraklar’a. Keskin ve güçlü. Başka biriyle çatışmaya girerlerse, başka biriyle zorluk yaşarlarsa, Kılıçlar’ını ve Mızraklar’ını sallayarak, onları yere sererlerdi.“


Sesinde, gerçek bir derin düşünceyi yansıtan bir ağırlık vardı.


“Medeniyetler’ini daha da ilerletmek için yenilikler yaptılar ve Yay ve Oklar ürettiler. Artık, herhangi biriyle çatışmaya girerlerse ya da zorluklarla karşılaşırlarsa, onları uzaktan vurabiliyorlardı. Medeniyetler’i, Menzilli Savaş’a geçmişti. Medeniyetler’inin ve Savaşlar’ının Ölçeğ’ini, fiziksel temas kurulmadan önce menzilli çatışmaların düşman saflarını inceltmesine izin verecek düzeye yükselttiler.“


Noah’ın gözleri hafifçe sertleşti.


“Basit Atış Silahlar’ından gerçek  Silahlar’a geçtiler. Medeniyetler’inin ve Savaşlar’ının Ölçeğ’i büyük ölçüde genişledi. Artık tek bir adamın sadece yumruklarına, Kılıc’ına ya da Yay ve Oklar’ına güvenmesi gerekmediğinden, savaşlar yıkıcı hâle geldi. Tek bir Silah’la düzinelerce, hatta yüzlerce kişiyi öldürebiliyorlardı. Artık, bu Gelişmiş Medeniyet’in çatışmalarına ve zorluklarına uyum sağlamak için, tanımadığınız insanlar birbirlerini uzaktan öldürebiliyordu.“


Yavaşça başını salladı.


“Ama bu Medeniyetler bununla yetinmedi. Zorluklar ve Çatışmalar artmaya devam etti. Bir adım daha ileri giderek, daha büyük, daha hızlı Silahlar ürettiler. Sonunda Füzeler. Bununda Öncü’sü Robert Goddard’dı. O’nun eylemleriyle artık tek bir kişi, yüzlerce ya da binlerce kişiyi öldürebilecek yıkıcı, uzun menzilli bir Mermi’yi fırlatacak bir Silah’ı kullanabiliyordu. Tek bir kişinin yapabileceği öldürme sayısı ne kadar artarsa, o Medeniyet o kadar gelişmiş kabul ediliyordu.“


Sesi ağırlaştı.


“Yani ne kadar çok Yıkım, ne kadar çok zorluk, tüm bunlar Ödüllendiriliyordu. Sanki Vakochev’in Medeniyet Ölçeğ’i o küçük Düzey’de bile yaygınmış gibi.“


...!




Not: Ben, ne diyeceğimi bilemiyorum. Adui’yi tekrardan tebrik ederim. Okuyucularını bilgilendirdiği için. Ama bu Ölçekler Kafamı Karıştırmadı değil. Noah sanki şunu Diyor. Vakochev yani Damien Vakochev bu Küçük Kozmolojiler’de bile Varoluş’unu sürdürüyor. Yani Sanki Ona aitmiş gibi buna benzer şey dedi. Vakochev zaten bir sürü Sonsuzluk Türler’inin ötesinde. Teolojiler’in bile. O, Ölçekler’in Kendi’si ve onun dışında ikamet ediyor. 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

4998   Önceki Bölüm