Eskiden BU Yaratığ’ın yaşadığı, Tengarenk Alevler’inin bir zamanlar parıldadığı Dağ’da, artık o Mekan’ı farklı bir Varoluş işgal etmişti.
Kâdim Varoluş ayrılmış, geride yalnızca daha önceki Varoluş’unun kalıcı izlerini bırakmıştı.
Dikkat çeken bir Yaşam Formu, dağdemin BU En Küçük tarafından dişleri kırıldıktan sonra, dişleri zar zor yeniden çıkan bir Kadın’dı.
BU Yaşayan Duygusal, Canavar’ının yanında oturuyordu; Bacakları kristalleşmiş bir kayalığın kenarından sarkarken, aşağıdaki Alfheimr’ın genişliklerine bakıyordu. Arkadaşı hiçbir şey söylemedi, sadece sabırla onun yanında duruyordu.
Yüzündeki Morluklar iyileşmişti. Gururuna verilen zarar ise iyileşmemişti ancak o bu zararı yara olarak değil, Mücevher gibi taşıyordu.
Herkes, kötü şöhretli bu zayıf Kadın’ı hafife alıyordu.
O, sadece BU Dörtlü’den birinden diğerine atlayan biriydi, değil mi? Sadece, ona koruma sağlayacak herkesten koruma arayan, ahlaksız bir Kadın’dı.
Sadece, o Ân’da onu eğlenceli bulan Güç’lü Varoluş’a göre parçalanıp, Yeniden Şekillenen Kırık Bebek. Onlar böyle düşünüyordu. O da onların böyle düşünmesine izin veriyordu.
Ama ah, ne kadar az anlıyorlardı.
Parlak bir gülümsemeyle gülümsedi; Yeni Beyaz Dişler’i, Alfheimr’ın kristalleşmiş ormanlarının ortam ışığında parıldıyordu. Gülümseme çok genişti, çok uzun sürdü ve yüzeyin altında gizlenen dengesiz bir şeyin Varoluş’unu ima eden keskin kenarlar taşıyordu.
“Benim iri yarı Kaos’um bir Birlik Ağ’ına yakalandı, bunu hissettim ve bağımızı gerçekten kullandım!“
Sesi şarkı söyler gibi ve neşeli bir tonda çıktı, her kelime çılgın bir Enerji’yle dans ediyordu.
“Şey’in Güc’ü... Şimdi ne deniyordu? İlkel Miselyum! O Küçük Mantar’ın Güc’ü ondan şimdi akıp, gidiyor ve bana akıyor, beni o kadar lezzetli bir şekilde dolduruyor ki!“[Not: Anlamadım?]
Kıkırdadı, sesi aynı anda hem parlak hem de kırıktı.
“Huhu, Güçlendik’çe, senin için geri döneceğim, Ey BU En Genç. Ey BU Osmont!“
Gözleri, Salt İlgi’den öte bir şeyle parlıyordu.
“Çünkü sen Kalbim’i Çaldın! Duygular’ım!“
...!
Yanındaki Bölünmemiş Olan hafifçe kıpırdadı ama yorum yapmadı.
Kimse onun Güc’ünün nasıl işlediğini bilmiyordu.
Hatta BU Yaratık bile bir keresinde onu yanına oturtmuş ve sahip olduğu şeyin Gözlemlenebilir Varoluşlar arasında ne kadar eşsiz olduğunu, Yetenekler’ini bir amaç uğruna kullanmayı seçerse kendinden bir şeyler Yaratabileceğ’ini açıklamıştı.
Ama o, ona yapabileceklerinin gerçek Boyut’unu bile anlatmamıştı; Asgari Düzey’ini biliyordu. Şimdi bunu hatırlar gibi Gülümsüyor başını sallıyor ve herkesin boş olarak gördüğü gözlerinin ardında doğasının derinliklerini gizli tutarken, onun kendisini anladığını sanmasına izin veriyordu.
Güç, gerçekten de tuhaf bir şeydi.
Onunla ilgili şeyleri diğerlerinden sakladığında, onların seni zayıf sanmasına izin verirken, onların asla incelemeyi akıllarına getirmeyecekleri gölgelerde güç topladığında, başarabileceğin şeyler korkutucu hâle geliyordu. Dörtlü, onun koruma için onlara sarıldığını sanıyordu. Onun erişim, bağlantı ve karşılığında sadece arkadaşlık veriyormuş gibi görünürken, ihtiyaç duyduğu şeyi çekip, sifonlamasına izin veren bağlar için onlara sarıldığını hiç düşünmemişlerdi.
Ve şimdi İlkel Kaos, BU Varoluş’un bulaşmasına yenik düşmüştü.
Varoluş’u boyunca yayılan o sıcak Birlik, Temeller’inde dolaşan o İlkel Miselya, onu Tükettiğ’ini sanıyordu. Güc’ünü Kolektif’ine kattığını sanıyordu. Ama BU Yaşayan Duygusal ile BU İlkel Kaos arasındaki Bağ, bulaşmanın Ulaşabileceğ’inden daha derindi ve o bağ sayesinde, ikisi de farkına varmadan o ikisinden de besleniyordu.
Kimse onun bu bağı kullanarak, onlardan beslenebileceğini bilmiyordu ve o... Bunu daha önce hep saklamış, geçmiş çağlar boyunca hiç yapmamıştı.
Âh! Kimsenin haberi olmadan aslında yeni bir Büyük Güç, Düşman doğuyordu.
Yenilenmenin tadını çıkaran diliyle yeni dişlerini yaladı.
Ama gücün Ötesi’nde, kimsenin şüphelenmediği kanallardan Varoluş’una akan o lezzetli Güc’ün Ötesi’nde, düşüncelerini meşgul eden başka bir şey vardı.
BU En Küçüğ’ün ona davranma şekli âh, hiç kimse ona böyle davranmamıştı. Onu öylece Tokatlamak, tereddüt etmeden, diğerlerinin onunla ilgilenirken her zaman kullandıkları özenli tavırdan yoksun olması. Ona öyle bakması, o kadar saf bir hor görmesi, neredeyse ferahlatıcıydı.
Ah.
Osmont’u gerçekten istiyordu.
BU Yaratığ’ı, BU İlkel Kaos’u ya da Eonlar’ca süren dikkatli konumlandırma sürecinde bağlandığı diğerlerini istediği şekilde değil.
Onlar sadece stratejik arzular, gizli amaçlarına hizmet etmek için tasarlanmış hesaplı bağlardı. Bu farklıydı. Bu, hissedebileceğini neredeyse unutmuş olduğu bir şeyle yanıyordu.
O, ona sanki hiçbir şey değilmiş gibi bakmıştı.
Ve o... O’nun kendisine sanki her şeymiş gibi bakmasını istiyordu.
“Beni bekle, Ey BU En Küçük.“
Gülümsemesi daha da genişlerken, şarkı söyler gibi çıkan sesi Dağlar’ın ötesine yayıldı.
“Kırık Bebek kendini parça parça Yeniden bir araya getiriyor. Ve tekrar bütün olduğunda, dans ederek, kapına gelecek!“
---
Infınıverse’de.
Noah, önünde süzülen Sayısız Doygunluğ’un Sonsuz Kökü’ne baktı; Kristalleşmiş Mavi Formu, hem Tekil hem de Sonsuz olarak Aynı Ân’da var oluyordu.
O, Sonsuzluğ’u yöneten Son’lu bir Varoluş’tu.
Ama bunu Sayılabilir bir şekilde yapıyordu; Sonsuz Otorite’si, Teorik olarak Gözlemlenip, sıralanabilecek kalıplar üzerinden akıyordu. Birinci, İkinci, Üçüncü, Sonsuz’a dek devam ediyordu. Sıralı. Düzenli. Artık kontrol ettiği, içerdiği değil, Sonsuz Okyanus’u nasıl algıladığına dair Yapı’nın kendisiyle Sınır’lı.
Bu, Sonsuzluğ’u uzak Mesafeler’e yayarken, bazen hissettiği hafif gerginlikten anlaşılıyordu. Bu his önemsizdi, başarabileceklerinin muazzamlığı içinde neredeyse fark edilmezdi, ama vardı. Ve var olan her şeyin üstesinden gelinebilirdi. Onu Sınırlayan her şey, o Sınırlar’ın Ötesi’ne Genişletilebilir’di.
Öyleyse, bir Nesne’nin içinde Sonsuzluğ’u kullanarak, Sonsuzluk’la yapabileceklerini Genişletir’se...
Noah, elini uzattı ve Sayısız Doygunluğ’un Sonsuz Kök’ünü kavradı.
Avucunda soğuktu, Sonsuz Diziler’in soğuk olduğu gibi soğuktu; Fiziksel duyumla hiçbir ilgisi olmayan, tuttuğu şeyin doğasıyla her şeyi ilgilendiren bir Sıcaklık. Kök, aynı anda hem Tek hem de Sonsuz olan bir Otorite’yle nabız gibi atıyordu; Kendi Sonsuz Örnekler’ini içeren Tek bir nesne.
Onu ağzına götürdü ve Yut’tu.
Son’lu bir Varoluş’un Sonsuz bir Nesne’yi Tüketmesi’nin verdiği his... Eşsiz’di. Yemek yemek gibi değildi, içmek gibi de değildi. Sanki kendi içinde bir kapı açıp, o ana kadar Varoluş’undan haberdar olmadığı Alanlar’a, o kapıdan devasa bir şeyin akmasına izin vermek gibiydi.
Onu Doğası’na ve Temel’ine yönlendirdi.
Kök’ün Otorite’si, İradesi’ne yanıt veren bir amaçla Varoluş’u boyunca yayıldı, Sayılabilir Sonsuzluğ’unun işlediği yerleri aradı ve Sonsuz İfade’nin tek biçimi olarak sıralamayı kabul etmeyi Reddeden yoğunlukla bu Sınırlamalar’a baskı uyguladı!
Kök’ün Yüzey Derinliğ’ine ulaştığını hissetti; Bu, yönlendirdiği Otorite’nin ilk kez tezahür ettiği Sonsuz Doğası’nın En Dış Katman’ıydı.
Ve sonra geçiş başladı.
Bir Ân, Noah Sonsuzluğ’u her zaman hissettiği şekilde hissetti. Sonsuz’a dek uzanan Sıralı Noktalar, birbiri ardına, Saymak için Sonsuzluk olsaydı Sayılabilir Olan. Bir sonraki Ân, algısında bir şey, onu nefesini kesen, gürleyen, Otoriter bir şiddetle değişti!
Boşluklar doldu.
Daha önce Algıladığ’ı Sonsuzluğ’un her noktası arasında Yeni Noktalar ortaya çıktı. Ve bu yeni Noktalar’ın arasında daha fazla Nokta ortaya çıktı. Ve bunların arasında, daha da fazlası, Sonsuz’ca, bitmek bilmeden, ne kadar uğraşırsan uğraş, Sayılma’sı imkansız bir yoğunluk vardı; Çünkü Tanımlama’ya çalıştığın herhangi iki nokta arasında her zaman daha fazlası vardı.
HUUM!
Vücud’u, Temeller’inde meydana gelen dönüşüme tepki veren güçler tarafından kaldırılıp, BU Infiniverse’nin Yeşil-Altın rengi Çimler’i ve Altın Reng’i toprağının üzerinde Varoluş’a yükseldi!
Işığın yayılmasıyla birlikte bir İlahi ve yumuşak bir Senfoni çalmaya başladı!
Her yönden toplanarak, onu kucaklarına alan Sonsuz Mavi’nin dönen Nehirler’iyle çevrili olarak yavaşça dönmeye başladı.
Nehirler onu neredeyse şefkatle kucakladı!
O anda, Alexander’ın dönüşümünün tamamlandığı tarlaların üzerinde dönerken, Sayısız’ın gerçekte ne anlama geldiğini ona göstermeye hevesli görünen bir Otorite içinde asılı kalırken, Anlaşılamaz Derece’de muhteşem hissetmişti.
“Varoluş’umun bir parçası... Yüzey Derinliğ’im, şimdi bunu hissediyorum.“
Sesi, farkındalıkla Ağırlaşmış’tı; Her kelime, onu çevreleyen Mavi Nehirler’e baskı uyguluyordu.
“O Sayılamayan Doğa. O Dizi’nin ötesindeki Yoğunluk! O Yoğunluk!“
“Bu kadar çok Sonsuzluk’la...“
Kendini BÜYÜK hissetti! Şişman!
Farkı hemen hissedebiliyordu. Eskiden yönlendirdiği Sonsuzluk Akarsular hâlinde akarken, artık bu Akarsular’ın sadece ve sadece bir kısmı Okyanuslar’a dönüşmüştü. Eskiden Sonsuz Noktalar algılarken, artık Sonsuz Noktalar’ın arasındaki Sonsuz Noktalar’ı algılıyordu. Yetenekler’inin Genişleme’si Kademeli değildi.
Bu, kökten bir değişimdi!
Niteliksel.
Varoluş’unun şu anda sadece bir kısmı Sonsuzluğ’u Sayılamaz Formu’nda algılasa da, o tek kısım, başarabileceği şeyler hakkında anladığı her şeyi dönüştürdü. İçinde aynı yükselişi bekleyen başka Derinlikler hissedebiliyordu.
Daha fazla Kök’e ihtiyacı vardı.
Noah, hâlâ Varoluş’ta dönerken, hâlâ Sonsuzluk Nehirler’inin kucağındayken, İradesi’ni genişletti. Bir başka Yoğunluk Mutlaklığı’nın Birleşen Kök’ü Depolar’ından ortaya çıktı; Son’lu Kutsal Bitki, az önce Tükettiğ’ine kıyasla azalmış gibi görünen bir Varoluş’la önünde somutlaştı.
Nefes’ini verdi.
Nefesinden Kök’üne doğru Sonsuz Mavi Nehirler akıyordu, ama bu sefer yönlendirdiği Otorite, daha önce sahip olmadığı Nitelikler taşıyordu. Yükselmiş Yüzey Derinliğ’inin Sayılamaz Doğa’sı, emrettiği ve nefes verdiği Sonsuzluğ’a nüfuz etti; Yoğunluk, Yoğunluklar arasındaki Boşluklar’ı doldururken, bu boşluklar da daha fazla yoğunluk arasındaki Boşluklar’ı dolduruyordu.
Kök dönüşmeye başladı.
Kristalleşti, parladı ve önceki denemesinden daha hızlı Biriken Otorite’yle nabız gibi attı; Sadece Sayılabilir olan değil, Sayılamaz Sonsuzluk’tan doğan Dokumalar’a yanıt veriyordu. Işık göz kamaştırıcı hâle geldi ve Noah, birkaç saniye öncesine göre artık daha fazlasını görebilen algısıyla izledi.
HUUM!
Daha önce Sayılamaz Doygunluğ’un Tek Sonsuz Kökü’nün oluştuğu yerde, Dönüşüm’den Dokuz Tane ortaya çıktı.
Dönen bedeninin etrafında bir halka oluşturarak, dizildiler; Her biri, ilk yaratımının sahip olduğundan Daha Yüksek Yoğunluklar’ı barındıran Mavi Işık’la parlıyordu. Bunlar, daha önce ürettiğinin basit Kopyalar’ı değildi. Bunlar Daha Görkemli, Daha Yoğun ve Sayılamaz Otorite’yle daha doygunlardı; Zaten Sayılamaz’ın ne anlama geldiğini Kavrayan Dokumalar’dan doğmuşlardı.
Noah, elini uzattı ve içlerinden birine dokundu.
Bu his, algısının işaret ettiği şeyi doğruladı. Bu Kökler, ilk Yarattığ’ı Kök’ten Temel’den daha Güçlü’ydü.
>>Yükselme Algılandı.>>
>>Varoluş’un bir adım daha ileri gitti; Sayılabilir’in Egemenliğ’inden, Yüzey Derinliği’ndeki Sayılamaz Sonsuzluklar’ın Egemenliğ’ine doğru ilerledi. Bu, Kâdemeli bir gelişmeden ziyade, Kategorik, Niteliksel bir ilerlemeyi temsil ediyor. Şu anda Algıladığ’ınız şey, bu yükselişten önce Algıladığınız’dan temelde farklıdır.>>
>>Diğer Derinlikler, Varoluş’unuzun daha fazla Sayılamaz Sonsuzluğ’unu tam olarak ortaya çıkarmak için aynı yükselişi bekliyor. Sonsuz Biçimsiz Derinliğ’iniz. Temeller’in altındaki Temeller’iniz.>>
>>Bu Yol’un bir çerçevesi yoktur. Tüm keşifler ilerleme meydana geldikçe yapılmaktadır ve pek çok bilinmeyen vardır. Yetenekler’iniz, siz bunları sergiledikçe, gerçek zamanlı olarak Kataloglanmaktadır. Başarabilecekleriniz Mevcut Tahminler’i Aşabilir.>>
>>Bu Kökler, ilk Yarattıklar’ınızdan farklıdır. Zaten Sayılamaz Doğa’ya sahip Dokumalar’dan doğan bu Kökler, Sayılabilir karşılaştırmalarla ifade edilemeyecek Büyüklükler’de, ilk Kök’ü Aşan bir yoğunluğa sahiptir. Bu gruptan tek bir Kök, Sayılabilir üretimden gelen çok sayıda Kök ile eşdeğer bir yükseliş sağlar.>>
>>Bu Kökler’i Tüketmek, Varoluş’unuzun Tüm Yönler’inde Sayılamaz Sonsuzluğ’u yönetmeye doğru ilerlemenizi hızlandıracaktır.>>
“...“
Noah, Sonsuz Mavi’yle dolu Varoluş’ta dönerken, Sonsuzluk Nehirler’inin onu kucakladığı bu ipuçlarını okudu. İlerideki Yol belliydi. Düşünmesine, plan yapmasına ya da strateji geliştirmesine gerek yoktu.
Tüketme’si gerekiyordu.
Gecikmeden elini uzattı ve en yakın Kök’ü kavradı, onu ağzına götürdü ve aynı hareketle Yut’tu. Sayılamaz Otorite Varoluş’una akın etti, Biçimsiz Derinliğ’ini aradı ve dönüşüm talep eden yoğunluğuyla Sayılabilir Sınırlamalar’ına baskı uyguladı.
Sonra İkinci Kök’e uzandı.
Sonra Üçüncü.
Sonra Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci, Dokuzuncu.
Her bir Tüketim bir öncekilerin üzerine Ünşa Edildi, Sayılamaz doğa, artan bir ivmeyle Temeller’ine yayıldı. Sonsuzluk Nehirler’i onun hâline geldiği şeye tepki verip, kucaklamalarını Sıkılaştırdıkça, Dönüş’ü Hızlan’dı!
Not: Başta BU Duygusal’a bir şeyler oluyor. Harbi. Sonra Hahahahahahha. Daha durun Noah henüz tam Sayılamaz da değil. Ne de olsa Temeller’i birbirinden farklı. Ve evett benim işte işte istediğim Kozmoloji Tür’ü de tam bu.
Gezegen: Sayılamaz Sonsuzluk’ta. Ölçek 1’de. İçinde Sayılamaz Sonsuzluk’ta Gezegen var ve onların içinde de Sayılamaz Sonsuzluk’ta Gezegen var bu böyle böyle devam ediyor. Dışarı da da Sayılamaz Sonsuzluk’ta Gezegenler var onların içinde de.
Not: İşteee. İşteeee... İstediğim Kozmoloji bu. Kozmoloji böyle olmalı. Her bir Kozmoloji Tür’ine bu Tarife Uygulanmalı. Az kaldı Az. Unutmayın bu Sayılamaz Sonsuzluk. Mutlak ve Öte’si olduğumuzda??????
Not: Daha önce daha önce bunu burada demiş miydim bilmiyorum ama kendi kendime demiştim. Acaba Gezegen’in içindeki Şehir ya da Ada bu zaten İnfinite Mana’nın en düşük Kozmoloji’si. SCP, Wod gibi Ayetler’den büyük olabilir mi? Şimdi şimdi? Değil değil büyük olmasını İnfinite Mana’da en küçük Parçaçık ney? Planck. Ha onun bile geçmemesi için dua edin. O’nu bile yok edemeyebilirler. Hahahah. Atom’u da geçtim. Atom’uda. Planck’ı yok etseler öpüp başlarına koysunlar. Bir Kaç Bölüm Önce Yabancı birisin attığı bir Yorum:
Yeni bir şey ortaya çıktı, “İlkel Kaynak“ nedir acaba?
Ayrıca, Vakochev muhtemelen “Ölçekler’in zirvesinde olduğuna göre, ya “Sonsuzluk“ ya da “Kaynağ“a sahip olmalı, belki ikisine de, hatta daha fazlasına bile.
Görünüşe göre Noah bir şekilde hâlâ yeterince “Gerçek Kırılmış Haxler’e sahip değil... IMITA gerçekten de Çok Güçlü bir Ayet!
Not: Hahahah. Gurur duyuyorum Gurur. Arkadaşım sâdece o ikisine sahip değil. Daha fazlasına sahip. Zaten Ölçekler onun. O Kurdu. O Güçler ve gelecek olan Güçler hepsi Vakochev’e Yaltaklanıyor. Sonsuzluk Türleri ve Paralel Olarak giden her bir Güç Tür’ü. Hepsi Vakochev’i memnun etmek için çabalıyor. Ve Ölçekler bile Zirve’den çok ama çok uzak. En az 3 Cilt daha bekliyorum. Bu da en Az.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.