Yoo Joonghyuk’un çağırdığı toplam üç ‘takviye’ vardı. Yaratık Efendisi Shin Yoosung, Çelik Kılıç Lee Hyunsung ve...
“Hyunsung-ssi! Lütfen Dokja-ssi’yi buradan çıkar!”
Ariadne’nin ağı havada fırladı ve beni Lee Hyunsung’un sırtına yerleştirdi. Kedi kostümlü bir kadın, Hermes’in Yürüyüşü ile gökyüzünde ilerliyordu. Bu kişi, Olimpos’un enkarnasyonu Yoo Sangah’tı.
“Yoosung, uzaktan nefes saldırısı yap! Hyunsung-ssi çıkana kadar devam et!”
Kimera ejderhası kükredi ve nefesini ateşledi. Kıyamet İmoogisi acı çekiyormuş gibi çığlık attı.
[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi, enkarnasyonuna büyük bir olasılık verdi.]
[Takımyıldızı Terk Edilmiş Labirentin Âşığı, enkarnasyonunu destekliyor.]
[Takımyıldızı Gök Yürüyüşünün Efendisi, enkarnasyonunu destekliyor.]
Lee Hyunsung ve Yoo Sangah’ı destekleyen takımyıldızları zorlanıyor gibiydi. Yoo Sangah’ın komutları sayesinde zorla Lee Hyunsung’un omzuna alındım.
“...Lee Hyunsung-ssi.”
“Kıpırdama, Dokja-ssi.”
“Bunu yapmana gerçekten gerek yok. Artık hareket edebiliyorum.”
Sözlerime rağmen Lee Hyunsung sert kollarını gevşetmedi. Tek yaptığı, sessizce vadiden yukarı tırmanmaktı. Vadi tepesinin görünmesiyle birlikte Lee Hyunsung ağzını açtı. “Dokja-ssi, hiç el bombası attın mı?”
“...El bombası mı?”
“Bir el bombası kullanmanın üç adımı vardır: emniyet mandalını çıkar, pimi çek ve fırlat. Eğitim kampında attığım için biliyorum.”
“O zaman emniyet piminin ne kadar önemli olduğunu da biliyorsundur.”
Lee Hyunsung’un ne demek istediğini fark ettim.
“Ben... emniyet pimini kaybettim.”
“...Geçen sefer mermi kovanı değil miydi?”
“Bir daha kaybetmemem gerektiğini düşündüm.” Lee Hyunsung başını çevirip bana baktı. “Bir kez o pim takıldı mı, iş düzgün yapılmalı.”
Kısa süre sonra vadinin tepesine ulaştık. Aşağıda Yoo Sangah ve Shin Yoosung, kimera ejderhasına binmiş halde vadiden çıkıyordu. Shin Yoosung’un parlak gülümsemesini gördüğümde içim karmaşık duygularla doldu.
“Hyunsung-ssi.”
“...Evet.”
Lee Hyunsung’un ne söylemek istediğini biliyordum. Hayatı boyunca askerlik yapmıştı, bu yüzden kendini ancak bu şekilde ifade edebiliyordu.
“Geldiğin için teşekkür ederim.”
Bir hıçkırık sesi duydum ancak duymamış gibi davrandım. Bir süre sonra meşe palamudu gibi yuvarlanan bir şey gelip bacağıma çarptı.
“Ahjussi!”
Paramparça olmuş bacağıma değerli bir şeymiş gibi sarıldı.
“Uzun zaman oldu, Yoosung.”
Shin Yoosung yüzünü ceketime gömerek hızla başını salladı. Ben de sırtını okşadım, bu sırada Yoo Sangah yaklaştı. “Uzun zaman oldu, Dokja-ssi.”
“Evet. İyi miydin?”
Eh, aptalca bir soruydu. Senaryo başladıktan sonra kim iyi olabilirdi ki?
“Sen de aynısın, Dokja-ssi.”
Yoo Sangah’ın gülümsemesi sahte değildi. Dünyanın yok oluşundan önce de sonra da, şakalarıma gülen tek kişi oydu.
“Diğerleri...?”
“Sadece biz geldik. Heewon-ssi ve diğerleri de gelmek istedi ama...”
“Lee Gilyoung’la yazı tura attık ve ben kazandım!”
Shin Yoosung araya girip güldü. Anlıyorum. Hayatım bir yazı tura ile belirlenmişti. Shin Yoosung’un başını okşayıp, “Teşekkür ederim, Yoo Sangah-ssi,” dedim.
“Zaten gelmeyi düşünüyordum. Dokja-ssi’nin ‘İyi şans mı Kötü şans mı, Felaket mi Mutluluk mu Falı’ndan kötü bir işaret vardı.”
“İyi şans mı Kötü şans mı, Felaket mi Mutluluk mu Falı?”
Bu yeteneği biliyordum. Kore Yarımadası’nda buna sahip tek bir takımyıldızı vardı.
“Evet, ‘büyük talihsizlik’ gösteriyordu. Sooyoung ve ben kimin gitmesi gerektiğini düşünürken Yoo Joonghyuk bizimle iletişime geçti...”
Durumu kabaca anladım. Han Sooyoung ve Yoo Sangah’ın gerçekten yazı tura atacağını sanmıyordum... Muhtemelen Han Sooyoung’un bir işi çıktığı için Yoo Sangah gelmişti. Ona emanet ettiğim işi iyi götürüyor gibiydi.
“Sooyoung-ssi de gelmek istedi.”
“Ah... evet. Tabii.”
Bu yalandı. O benden hoşlanmazdı.
Tam o sırada çalıların arasından bir hışırtı geldi. Yoldaşlarımla yeniden buluşmanın heyecanıyla oyunun henüz bitmediğini unutmuştum. Grupla birlikte ormanlık alandan hızla ilerlerken sordum, “Durumun farkında mısınız?”
Yoo Joonghyuk şu anda ‘Eğlencenin Hükümdarı’ ile tank rolünde savaşıyor olabilirdi ama bu noktada canı neredeyse tükenmiş olmalıydı.
İkinci oyunun sonucu burada belirlenecekti.
Kimera ejderhası güçlü bir rüzgâr patlaması saldı ve yakındaki ağaçlar devrildi. Takımyıldızlarının savaştığı savaş alanı tamamen açığa çıktı.
“Yoo Joonghyuk!”
Yoo Joonghyuk, takımyıldızları tarafından kuşatılmış olduğu yerden bu tarafa baktı.
「 Geç kaldın. 」
Hâlâ kibirliydi fakat vücudundan akan kan, ölmek üzereymiş gibi görünmesine neden oluyordu.
[Cümle onda!]
Bir takımyıldızı bağırdı. Bunu tespit etmeye yarayan özel bir yeteneği olmalıydı.
Bizim takım dışında kalan katılımcı sayısı altıydı. Bizim tarafta ise takviyelerle birlikte sadece beş kişi vardı. Üstelik Yoo Joonghyuk neredeyse savaşamayacak durumdaydı.
[İleri!]
Topyekûn savaş başladığında takımyıldızları, İnsanlığın Atası ve Vanara Generali merkezli bir formasyon kurdu. Onlara doğru ilk atılan kişi Çelik Kılıç Lee Hyunsung’du.
“Ben! Onu! Bir Daha! Kaybetmeyeceğim!”
Lee Hyunsung ileri atıldı ve masal sınıfı takımyıldızı Manu ile çarpışmaya başladı.
Manu, bir enkarnasyonla dövüşmekten hoşnutsuzmuş gibi kaşlarını çattı. Güçlü ‘statüsü’ parmak uçlarında yanıyor, çelik kabuğu hafifçe yumuşatıyordu ancak Lee Hyunsung geri adım atmadı.
İnsanlığın Atası masal sınıftı fakat Çeliğin Efendisi de öyleydi. Lee Hyunsung’un bedeninin etrafında yükselen Çelik Dönüşümü’nün dikenlerine bakarken, tamamladığı kişisel senaryoların ne kadar acımasız olduğunu ancak tahmin edebiliyordum. Bu, ondan fazla enkarnasyonun ulaşabileceği bir seviye değildi. Şu anki Lee Hyunsung, diğer tüm turlardaki hâline kıyasla ezici bir gelişim potansiyeli gösteriyordu.
Yoo Sangah sahneyi izledi ve ileri atıldı. “Olimpos bende.”
[Bu kız aklını mı kaçırmış?]
Kral Oedipus, Yoo Sangah’ı fark etti. İkisi de Olimpos’a bağlıydı. Ancak Dionysos’tan duyduğuma göre, Olimpos şu anda bir iç savaşın ortasındaydı.
[Gök Yürüyüşünün Efendisi! Şu anda yanlış bir seçim yapıyorsun!]
Tam durumu bilmiyordum ama Dionysos ve Hermes’in önderlik ettiği bir grubun mevcut Olimpos’tan ayrılmaya çalıştığı açıktı.
Yoo Sangah, Kral Oedipus ile çarpışmaya başlarken Shin Yoosung kimera ejderhasını hareket ettirdi.
Yoğunlaştırılmış nefes saldırısı savaş alanını kapladı. Kaçamayan takımyıldızları çığlık attı.
[Kalan süre: 10 dakika.]
İkinci tur sona yaklaşmıştı. Bu anda takımların puanları neredeyse eşitti. Takımyıldızları çaresizdi. Birkaç takımyıldızı kimera ejderhasına yöneldi ve ejderha ile Shin Yoosung tehlikeye girdi.
Ejderha, Kıyamet İmoogisiyle savaşırken çok fazla güç harcadığı için gücünü tam kullanamıyordu.
[Yavru bu! Sadece irilikten ibaret!]
Bu tur berabere biterse dezavantajlı olacak taraf bizdik. Oyun üçüncü tura uzayacaktı ve eğer kazanamazsak, cezanın ortadan kalktığı bir sahnede takımyıldızlarıyla yüzleşmek zorunda kalacaktık.
Yoo Joonghyuk bunu biliyordu ve Dük Bercan’ı işaret etti. “Dükü öldür. Cümle onda.”
Başımı salladım.
“Bir yol açacağım.” Yoo Joonghyuk kalan manasını sıkarak Göğü Yaran Kılıç Ustalığı’nı kullandı.
[Cümleyi hedef alıyorlar!]
Yoo Joonghyuk defalarca kılıç savurarak bir yol açtı. Son gücüyle yere devasa bir yarım daire çizdi ve takımyıldızları onun üzerine akın etti.
Ölüm anında bile dimdik ayaktaydı. Yoo Joonghyuk ortadan kaybolduktan sonra takımyıldızları bana yöneldi. İlkel Mızrak ve bir ışık huzmesi üzerime doğru geldi. Ancak bombardıman bana ulaşmadı.
“Dokja-ssi!”
Lee Hyunsung, Çelik Dönüşümü’nü etkinleştirerek takımyıldızlarının saldırıları engelledi. Yakıcı sıcaklık ve şok korkunç derecede acı verici olmalıydı ancak Lee Hyunsung daha da enerjik görünüyordu. Uzakta Dük Bercan görünüyordu.
[Kalan süre: 5 dakika.]
“Hyunsung-ssi, beni fırlat.”
“Bu... mümkün değil. Tekrar yapamam...!”
“Emniyet pimini çektikten sonra el bombasını atmak zorundasın.” Lee Hyunsung’un titreyen gözlerinin içine baktım. “Burada ölsem bile... gerçekten ölmeyeceğim.”
Gerçek ölüm, bu Şeytan Kral Seçimi’ni kaybetmekti. Lee Hyunsung bir süre bana baktı, sonra gözlerini kapatıp tekrar açtı. Gözleri yeniden bir askerin gözlerine dönmüştü. “Yalanına bir daha inanmayacağım!”
“Hayır, şimdi inat etme zamanı değil—”
“Öleceksen şayet, ben de seninle birlikte ölürüm!”
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı büyük bir memnuniyet duyuyor.]
“Bunu yapmak zorundayım.”
Ardından Lee Hyunsung beni sırtında taşıyarak koşmaya başladı. Manu, hızla gelen Lee Hyunsung’un darbesiyle bowling labutu gibi yuvarlandı.
[Keeok! Küstah enkarnasyon...!]
Çılgına dönmüş Lee Hyunsung’u kimse durduramıyordu. En azından öyle görünüyordu.
[Gururlu çocuk. Daha önce de dediğim gibi, böylesine sıradan bir ‘tarih’ asla yeterli olmaz.]
Lee Hyunsung’un hareketleri güçlü bir ‘statü’ tarafından durduruldu. Yüce Işık Tanrısı Surya gücünü toparlamıştı ve yolu kesiyordu. Üçüncü Gözü düzgün çalışmasa bile hâlâ Vedalar’ın Lokapala’sıydı. Bizi durdurabilecek güce sahipti.
Dört kolu hareket etti ve yer sarsıldı. Koşan Lee Hyunsung geriye itildi. Tekrar koşmayı denedi ama aynı şey tekrarlandı.
[Şu anda durduğun yer, insanların yeri. Aynı hataları tekrar eden bir insanın yeri.]
Lee Hyunsung’un sırtındayken Elektrifikasyon’u etkinleştirdim. Yumruklarım uzandı ve Surya’nın gövdesine çarptı.
Buna rağmen Surya yerinden bile kıpırdamadı. Dört kolunun oluşturduğu şeffaf kalkan tüm saldırılarımı bastırdı.
[Hepsi bu mu? Gerçekten senaryonun sonunu görmeye mi çalışıyorsun?]
Bu, biriktirdiğim tüm tarihi inkâr eden bir güçtü. Elektrifikasyon ve En Saf Yıldız Enerjisi işe yaramıyordu.
[Zaman değişti. Sadece bu kadarcık tarih...]
Gücünün sadece %30’unu kullanmasına rağmen aramızda böylesine bir fark vardı. Ya %100’ünü kullansaydı?
Tam o sırada yeni bir ses duyuldu. “Ahjussi’yi küçümseme!”
Lee Hyunsung bu açıklıktan atladı. Çelik Dönüşümü’ndeki bedeni Surya’ya çarptı. Sayısız saldırı karşısında kımıldamayan Surya ilk kez sarsıldı.
“Uwaaaaaah!” Lee Hyunsung, delirmiş gibi yumruklarını savurmaya başladı. Yumruklarının etrafındaki Çelik Dönüşümü çatlamasına, kan sıçramasına ve kemiklerinin kırılmasına rağmen durmadı.
[73. Şeytan Diyarı, senin ve yardımcılarının iradesine tepki veriyor.]
[Hakkınızda yeni bir hikâye oluşturuluyor.]
Bir insanın tanrıya meydan okuma iradesi, savunma duvarında çatlaklar oluşturuyordu. Küçük bir kırılma. İnsan tarihinin yarattığı çok küçük bir çatlaktı.
“Hyunsung-ssi.”
Lee Hyunsung ve ben bu fırsatı kaçırmadık. Tıpkı bir el bombası fırlatır gibi, Lee Hyunsung Minyatürleşme ile küçülmüş bedenimi fırlattı. Surya’nın kollarının oluşturduğu bariyeri aştım ve Dük Bercan’a doğru atıldım. Dük Bercan şaşkınlıkla başını çevirdiği anda Elektrifikasyon’u etkinleştirdim ve kılıcım boynunu deldi.
...Başardım. Zaferle birlikte sayısız sistem mesajı zihnime doldu. Mesajları okuyamadan önce üzerime bir güç baskı yaptı. Son anda Surya’nın yüzünü gördüm.
[Öldün.]
+
Çeviri: Sansanson
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.