Bölüm 5146
Varoluş nefes alır ve çağlar geçer; Geride Anıtlar’a dönüşen Medeniyetler bırakır, bunlar daha sonra Anılar’a dönüşür ve o nefes yeniden geldiğinde çoktan unutulmuş olurlar. Bütün bu Çağlar’da, Sonsuzluk Mutlak Egemenlik kurar.
---
İnsan’ın öldürmek için geçerli bir Neden’i nadiren olur.
Evren boyunca sıradan Cinayetler işlendiğinde, bu Cinayetler incelendiği sırada ortadan kaybolan Nedenler’le işlenir; Önemsiz Nedenler, Anne Baba’dan kaynaklanan Nedenler, Miras Alınan Nedenler, o sabah öfkeli olan ya da hayatları boyunca öfkeli olup da, bunun asıl kaynağını hiç bulamamış Varlıklar’ın Nedenler’i.
Öldürenlerin Çoğ’u, Cinayet işlendikten sonra yaptıklarını savunmaz. Olaydan sonra açıklamalar Uydururlar. Hatta yine yaparız derler. Dinleyiciler fazla sorgulamadan bunu kabul ederler, çünkü açıklamayı incelemek, onu ortaya çıkaran Evren’in Kan’lı Düzen’ini incelemek anlamına gelir ve kimse bu işi yapmak istemez.[Not: Daha yeni meydana geldi. Okul’da Silahlı Saldırı. Farkındasınız dimi. Gene yaparız diyorlar. Beklesinler diyor. Gene geleceğiz falan diyor. Herkes de bunu kabul ediyor. Sebebini şimdi anladım. Adui cidden çok Realist bir Yazar Adam’ım.]
Ama Acımasız’ca Öldürenler. Acele Etmeyenler. Cesetler’i sıralar hâlinde dizip, yukarıdan bakan herkesin bu sıraları sayabileceğinden emin olanlar.
Onlar’n Öldürmek için her zaman iyi bir Neden’i vardır.
Bu durumlarda Nedenler eskidir. Nedenler, çağlar boyunca taşınmış, bir Varoluş’un Varoluş’unun Dokusu’na o kadar sıkı bir şekilde örülmüştür ki, Varoluş ile neden artık birbirinden Ayrılamaz hâle gelmiştir. Nedenler nesiller boyunca inkar edilmiştir. Nedenler beklemiştir. Ve nihayet Nedenler’in ifade edilme Ân’ı geldiğinde, ifade asla özensiz olmaz. Vahşet, hak edildiğinde bir tür hassasiyettir.
---
Altın Yaldızlı Beyaz Dağ’ın Etekler’inde, BU Yaratık kanlı bir ışıkla renklendirilmiş çok renkli Altın Alevler’le çevriliydi.
Bir Saat önce temiz olan soluk bir taş parçası üzerinde duruyordu. Taş artık temiz değildi. Onlarca BU İlkel Mimar’ın cesetleri, yüzeyinde düzgün paralel sıralar halinde dizilmişti; Her bir ceset bir zanaatkarın özeniyle yerleştirilmişti; Her birinden Sıvı çekilmiş ve matlaşmış Proterozoik Kemik ve Organlar çoktan çıkarılmış ve çıktıkları Cesed’in yanındaki ayrı yığınlara yerleştirilmişti.
Göğüs Kafesler’i Varoluş’a açılmıştı. Kafataslar’ı Yapısal Ek Yerler’inden temiz bir şekilde yarılmıştı. Omurgalar tam boy olarak dizilmişti, Omurlar ayrılmış ve her birinin Yetiştirilme Aşaması’na göre sıralanmıştı. Bu iş, çok uzun süredir bu işi yapan ve kesimlerin nasıl çıktığıyla belli bir gurur duyan bir kasabın sessiz titizliğine sahipti.
Sıradaki son ceset üzerinde çalışırken, vücudunu kaplayan çok Renkli Altın Alevler’le titriyordu. Alevler, herhangi bir Varoluş’un Algısı’nın tam olarak çözebileceğinden çok fazla Renk barındırıyordu ve Sıvı’lı Alt Ton, yüzeydekinden daha eski ve daha hüzünlü bir Ateş’e ait ikinci bir Ateş Tabaka’sı gibi altlarında hareket ediyordu.
Arkasında, BU Anaximander yüzünde karmaşık bir ifadeyle süzülüyordu.
Buna şahit olmak için sadece ona izin verilmişti.
Dağ, ikisinin de üzerinde yükseliyordu.
Yaldızlı Beyaz Dağ, BU Wyld’ın en görkemli simgelerinden biriydi.
Yamaçları eski fildişi gibi solgundu, Altın Damarlar’ı doğal mineralleşmeden ziyade kasıtlı bir yerleştirmeyi andıran desenler oluşturuyordu. Yapılar, Kademeli düzenlemelerle yamaçlarına tırmanıyordu; Her Katman’da Beyaz taştan oyulmuş ve Altın çatılarla örtülü Tapınaklar bulunuyordu.
Tapınaklar çok güzeldi. Sütunlar, boynu uzatıp, bakmak zorunda kalacak kadar yüksekti. Kemerler, kendi ağırlığını taşıyamayacak gibi görünüyordu ama taşların içine dokunmuş Otorite sayesinde yine de duruyordu. Üst kısımlardaki Frizler, BU Yaldızlı Varoluşlar’ın diz çökmüş BU İlkel Mimarlar tarafından saygı gördüğü sahneleri tasvir ediyordu. Frizler büyük bir özenle oyulmuştu.
Dağ, Katmanlar boyunca düzinelerce BU İlkel Mimar barındırıyordu.
Bazıları, Medeniyet Kutsal Savaş’ı için belirlenmiş Seksen Bir Varoluş’tan biriydi. Diğerleri ise, BU Delivarence’nin fraksiyonuna alternatif olarak burada birleşmiş rakip grubun Takılmacıları, Teğmenler’i ve Üyeler’iydi. Şimdi Tapınaklar’ın Balkonla’ıında duruyorlardı; Dağlar’ının eteğinin Cesetler’le dolduğunu izlerken, yüzlerinde öfke ve inanamama ifadesi vardı.
Henüz hiçbiri aşağı inmemişti.
BU Yaratık son Cesed’i de halletmişti.
Bir adım geri çekildi ve sıralarını gözden geçirdi. Sonra yüzünü yukarı çevirdi ve üzerindeki Rengarenk Altın Alevler, Dağ’ın kendisinden bile daha eski olan sessiz bir öfkeyle titredi.
Sesi yamaçlarda yankılandı.
“Bütün Yaşamlar eşit değildir.“
Ses hiç çaba sarf etmeden yayıldı. Sanki Ayaklar’ının dibindeki taşlara ulaştığı netlikle, En Yüksek Tapınağ’ın üst balkonlarına ulaşacak şekilde ayarlanmış bir ses gibiydi.
“Bunu açıkça kabul ediyorum. Hiçbirimiz eşit koşullarda Doğmuyoruz. Bazıları daha fazla Güç’le Doğar. Bazıları daha azıyla. Bazıları, başkalarının Asla Ulaşamayacağ’ı avantajlar sağlayan bir Yapı’yla. Bazıları ise, potansiyellerini geliştirme Şans’ı bulamadan onu yok eden koşullarla. Varoluş Âdil değildir ve bu Âdaletsizlik düzeltilmesi gereken bir hata değildir. Bu, işlerin nasıl Düzenlendiğ’inin Yapısal bir Özelliğ’idir.“
Ceset sıralarının arasında yavaşça bir adım attı.
“Ancak Doğuştan gelen Eşitsizlik, tür olarak Üstünlük’le aynı şey değildir.“
“Hiçbir hayat, başka bir Hayat’ın o kadar üstünde değildir ki, Daha Üstün olan Hayat, Daha Aşağ’ı olanı sorgusuz sualsiz emredemez. BU Yaldızlılar, geri kalanımızdan o kadar Üstün değildir, söyledikleri her şey sanki Reddedilemez bir emirmişçesine yerine getirilmemelidir. Onlar, kendilerinden Daha Yüksek bir Otorite tarafından Varoluş’un tepesine yerleştirilmediler. Yapılandırmalar henüz Yazılırken, Yapılandırmalar’ın kendilerine yarar sağlayacağından emin olarak, İlk Neden’in Ötesi’nde, oraya kendilerini yerleştirdiler. Bu Kutsallık değildir. Bu Mühendislik’tir. Ve Mühendislik geri alınabilir.“
Alevler’i daha parlak titredi.
Tapınaklar’a doğru yukarı doğru bir hareket yaptı.
“Neden onlara Tapılsın ki? Neden Elçiler’i geçtiğinde başınızı eğiyorsunuz? Neden Temeller’inize Yazdıklar’ı, Zihniniz’i onlara itaatkar hale getiren Mühendisliğ’i kabul ediyorsunuz, o kadar derinden ki, diz çöktüğünüzde bunun kendi seçiminiz olduğuna inanıyorsunuz? Neden kendi halkınıza sırtınızı dönüp, onlarınkine hizmet ediyorsunuz? Sırf her şeyinizi ona verdikten Bir Yıl sonra adınızı bile hatırlamayacak Sahte BU Yaldızlı Put’tan ufak bir lütuf alabilesiniz diye mi?“
Alevler’i artık Daha Koyu bir Kırmızı Renk’te titriyordu.
“Neden... O’nun hakkında bir şey paylaştınız?“
...!
Son soruda sesi hafifçe çatladı ve bu çatlak, az önce söylediği her şeyin altında yatan Keder’in tek işaretiydi.
Bir Kalp atışı içinde kendini topladı.
“Philemon Aristos.“
İsim, duvara vuran bir çanın kesinliği ile Dağ’ın dört bir yanına yankılandı.
“Philemon Aristos, bu Dağ’da olduğunu biliyorum. Uzun zamandır bu Dağ’da olduğunu, diğer BU İlkel Mimarlar’ın arkasına saklandığını biliyorum. Eonlar önce, Sahte Yaldızlı Put adındaki bir Yaldızlı, sorular sorarak Topraklar’ından geçtiğinde ne yaptığını biliyorum. Ona ne söylediğini biliyorum. Söylediğin sözleri, işaret ettiğin yönleri ve karşılığında asla tam olarak gelmeyen bir iyilik alabilmek için sunduğun küçük İhanet’i biliyorum. Bir Yer’in Yer’ini sattın. Bir İsmi sattın.“
Etrafındaki Alevler sessiz öfkeleriyle yanıyordu.
“Ben... Tâhsilat yapmaya geldim.“
Ses’i neredeyse sakin bir tona büründü.
“Bunu kolay yoldan halledebilirim. Dağ’dan kendin inersin. Karşımda durursun. Diğerlerini parçaladığım gibi seni de parçalarım, Cesed’in Ayaklar’ımın dibindeki sıralara katılır ve bu dağdaki küçük çetenin geri kalanı, başka bir kesintiye uğramadan Varoluşlar’ını sürdürür. Temiz bir işlem. Kapanan bir Hesap. Geri kalanlar çekip gider.“
Etrafındaki Cesetler’i işaret etti.
“Ya da hepsi sana katılabilir. Bu Dağ’da seninle vakit geçiren her BU İlkel Mimar, buradakiler gibi olabilir. Zaman’ım var. Sabrı’m var. Gördüğün gibi, çalışma Yöntem’im de var. Bu işi sadece sana odaklamayı tercih ederim, çünkü benim kavgam seninle, ama bu tercihimin yerine getirilmesini şart koşmuyorum. Ben ayrıldığımda Dağ her halükarda yerle bir olacak. Tek soru, sakinlerinden kaçının sabaha kadar hayatta kalacağı.“
Gözleri en yüksek tapınağa kaydı.
“Ne olacak?“
Not: Ne düşünüyorsunuz?
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.