Bölüm 31
Güneş ışığı perdelerin arasından girip karanlık odayı aydınlattı. Kai neredeyse aynı anda gözlerini açtı. Küçük kolları Padme’nin bedenine dolanmıştı. Padme bir kedi gibi başını göğsüne sokmuş hafif bir ses çıkartarak uyurken çok huzurlu görünüyordu.
Kai’nin kahve rengi gözlerinde bir şefkat izi belirdi. Elini kaldırıp Padme’nin yumuşak yanağını okşadı ve istemsizce güldü.
Ardından nazikçe diğer kolunu Padme’nin başının altından çekti. Yataktan sessizce çıktı ve Padme’nin gece tekmelediği örtüyü alıp Padme’nin üstüne özenle serdi. Son olarak Padme’nin saçını yavaşça okşadı ve döndü masanın üstünde ki sürahiyi alıp bir bardak su doldurdu. Yatağın yanında ki sehpanın üstüne bıraktı. Bu sefer arkasını dönmedi, sessizce kapıyı açıp dikkatlice dışarı çıktı. Duş almadı, zamanı geciktirmek istemedi çünkü Padme’nin uyanmasından korktu.
Padme ile ayrılacakları ilk zamandı bu sebeple kalbinde çok isteksizdi. İyi düşünmeye çalışsa da göksel felaketin altında ölebileceğini hala kalbinde hissediyordu.
Bu çok tehlikeliydi bu sebeple Ekaterina ve Padme dışında hiç kimse bilmiyordu. Nihayetinde o Aziz Oğul adayıyıdı böyle bir tehlikeye girmesi Runik Tapınağında kaosa sebep olurdu.
Kai odadan çıktıktan sonra dün gece gizlice hazırladığı kıyafetlerini giydi. Gizlice dış kapıyı açıp yavaşça kapattı.
Kapının dışında Pepa zaten bekliyordu. Pembe saçları arkadan bağlanmış beyaz bir cübbe giyiyordu. Kai’e bakarken ifadesi bir karışıktı.
“Günaydın Majesteleri.“ dedi Pepa.
“Şşşş...“ Kai hemen işaret parmağını dudağına koyup ses çıkarttı. Pepa duraksadı, Kai’nin şuan çok sevimli göründüğünü hissetti.
“Rahibe Pepa, Padme’yi uyandırma.“ dedi Kai kısık bir sesle. Pepa gülümseyerek başını salladı.
İkisi evden biraz uzağa yürüdükten sonra Kai söyledi.
“Rahibe Pepa. Lütfen Padme’ye iyi bak. “ dedi Kai. Pepa başını salladı. “Endişelenmeyi majesteleri. “ dedi.
Kai başını salladı ardından Pepadan ayrıldı. Pepa ufak tepeden inen Kai’nin arkasından baktı hafif bir iç çekmeden edemedi. Bu küçük çocuk nereden bakarsa baksın aşık bir adama benziyordu ama Pepa onun aşk hakkında hiç bir fikre sahip olmadığını biliyordu. Yine de kıskanmadan edemedi, bir gün onu böyle önemseyen bir erkek bulup bulamayacağını merak etti.
Kai uzaklaştıktan sonra yolda siyah peçesini yüzüne taktı. Alice onu uzun bir sedir ağacının altında bekliyordu.
Alice Kai’yi görünce dikleşti ve gülümsedi ama yüzünde ki peçeye hayal kırıklığı ile bakmadan edemedi.
“Günaydın Büyük Kız Kardeş Alice.“ dedi Kai.
“Günaydın Küçük Kardeş.“ dedi Alice gülümsedi ve adeta hayalini kurmuş gibi hemen Kai’nin başını okşadı.
“Bir an önce gidelim Büyük Kız Kardeş. Padme çok fazla beklerse uyuyamaz. Geceye geri dönmeliyim.“ dedi Kai. Alice’in gülümsemesi yüzünde dondu. Biraz çaresiz hissetti. “Bence acele etmemelisin Küçük Kardeş. Göksel Felaket şaka değildir, zihinsel ve ruhsal olarak hazırlanmalısın. Padme seni daha geç görse bile hala iyi olacak fakat sen ölürsen bir daha asla seni göremez. “dedi Alice.
Kai bir süre cevap veremedi, kısa süre düşündü ardından başını salladı ama hala biraz endişe gösterdi.
“Ekaterina Abla nerede ?“ dedi.
“Sonradan gelecek. Halletmesi gereken işler var.“ dedi Alice ama bu kendi düşüncesi değil Ekaterina’nın sözleriydi lakin Alice aptal değildi.
Ekaterina Kai’i kendi elleriyle Göksel Felakete göndermek istemiyordu. Eğer Kai’i görürse Göksel Felakete girmesine izin vermeyecek kadar endişeli olurdu bu sebeple geride kalıp Kai’i görmemeye karar verdi.
Alice Kai’nin gözlerinde aynı anda hayal kırıklığını gördü. Kai söylemese de Ekaterina’yı görmek istediği çok açıktı.
Alice gülümsedi ve tekrar Kai’nin saçını okşadı. “Gelecek merak etme. Sadece yoğun.“ dedi. Kai sadece başını salladı ardından Alice Kai’i nazikçe tuttu. Bir eliyle başının arkasını diğeriyle belini destekledi.
“Bana sarıl ve bırakma ayrıca gözlerini kapatmalısın.“ dedi Alice. Kai itiraz etmedi. Alice’nin beline sarıldı, başı karnına yaslandı. Ellerini beline doladıktan sonra Alice bir süre tepki vermedi yüzü istemsiz bir şekilde hafif kızardı.
Ona ilk dokunan erkek aslında dört yaşında ki Kai idi.
Alice bir süre sersemledikten sonra düşüncelerini uzaklaştırdı. Yüzünde ki gülümseme istemsizce büyüdü hafif pembeleşmiş yanaklarıyla birlikte şuan çok güzel görünüyordu.
İkisi bir an sonra bulanıklaştı. Alice olağan üstü bir hızla hareket etti. Kai gözlerini kapattığı için hiç bir şey görmedi ama tiz bir uğultu duyuyordu ve ara sıra rüzgarın cildini yaladığını hissediyordu fakat Alice’nin yanında kendisini güvende hissetti ayrıca Alice’nin karnı bir yastık gibi rahattı.
Fakat gözlerini açacak olsa şuan her şeyin renk çizgilerine benzediğini görebilirdi. Olağan üstü bir hızla hareket ediyorlardı. Alice’nin etrafında ince bir enerji kalkanı vardı ki bu da rüzgarı dışarıya itiyordu.
Ses güçlüydü lakin görmezden geline bilirdi.
Bir süre sonra ışık çizgileri beyaz, gri ve mavi tonlardan yeşil ve sarı tonlara geçiş yapmaya başladı.
İkisi büyük bir ormanın girişine geldi. Alice durmadan içeri daldı, ayaklarının altında ormanın tamamını saran on metre yüksekliğinde ki surun üstünden geçti. Bu devasa sur binlerce kilometre genişliğindeydi, ormanı yakınlarda ki dağlara kadar iki yönden sarıyordu.
Bu bir vahşi avlanma bölgesiydi. Runik yaratıklarının yaşadığı bu bölge Runik Tapınağı tarafından kontrol edilen yüze yakın avlanma bölgesinden sadece birisiydi.
Alice’nin hızıyla ikisi hızla avlanma alanının derinliklerine girdi. Kai on dakikadan uzun süre daha gözlerini kapatırken Alice’e sarılmaya devam etti.
Alice uzakta ki zirvesi bulutlarla kaplı yeşil dağı gördü. Hızını biraz daha arttırdı. Ayaklarının altında ki ormanda dolaşan Runik canavarları varlığını bile fark etmedi.
Burası Runik Tapınağının sahip olduğu yüz avlanma bölgesi arasında en yüksek seviyeli olanlardan birisiydi. İçinde yüz bin yıl yaşından küçük olan Runik canavarları yaşıyordu.
Alice zirvede bir noktaya ayak bastı. Açıklık alanın etrafı kayalarla çevriliydi, yaklaşık üç yüz metre çapa sahip bu alan dağın kenarında bir balkonmuş gibi görünüyordu.
Kai ile Alice zemine bastıktan sonra Alice zaman kaybetmeden Enerjisini açığa çıkardı. Ayaklarının altından yukarıya doğru dokuz runik halkası fırladı. Bir Sarı İki mor ve Dört Siyah ve iki Kırmızı renkli Runik Halkalarının görünüşü şok ediciydi. Alice’nin muazzam enerjisi anında çevrede ki bütün Runik Canavarlarını titretti. İki mil içinde ki Runik Canavarları kükreyerek kaçmaya başladı. Ayak sesleri Alice ve Kai tarafından duyula biliyordu.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.