Bölüm 325
Çeviri: Sansanson
61.Kısım – Gigantomachia (5)
“Hah, gerçekten de Dünya...”
Jang Hayoung portaldan geçip sarı saçlarını geriye atarken iç geçirdi. Gwanghwamun meydanı önünde uzanıyordu. Uzun bir yolculuğun ardından evine dönmüştü. “Uzun zaman sonra eve dönmekten mutlu musun?”
Jang Hayoung arkasına baktı; Göğü Yaran Kılıç Azizi portaldan çıkıyordu. Göğü Yaran Usta onun bacaklarının arasından geçti. Kyrgios Rodgraim ise Göğü Yaran Usta’nın kafasında oturuyordu. Farklı bir boyutta eğitim almak için ayrılan aşkınlar grubu geri dönmüştü.
“Pek sayılmaz...”
“Sen Jang Hayoung musun?”
Jang Hayoung’un sözleri yabancı bir sesle kesildi. Arkalarına döndüklerinde bir adamın onlara baktığını gördüler. Kıyafetlerine bakılırsa Koreli değildi.
“Evet.”
“O hâlde arkandaki dev, Göğü Yaran Kılıç Azizi mi?”
“Doğru.”
Göğü Yaran Kılıç Azizi cevap verdi ve adam hayranlığını dile getirdi. “Hah, ne yüce bir şahsiyet. Sizi bekliyordum. Bana Uçan Tilki derler.”
“Murim’den biri. Ne istiyorsun?”
“Genç Bay Kim, sizi burada beklememi söyledi.”
“Genç Bay Kim mi? Şu sıska çocuktan mı bahsediyorsun?”
“Eğer o sıska çocuk Kim Dokja ise, evet.” Uçan Tilki konuşmaya devam etti, “‘Geri Dönenler İttifakı yakında Seul’u işgal edecek.’ Öyle söyledi.”
“...Küstah öğrenci. Ona çabuk dönmesini söylemiştim.”
Kyrgios kaşlarını çatarak konuştu. Onlar da Geri Dönenler İttifakı’ndan haberdardı. Özellikle Göğü Yaran Kılıç Azizi, Kim Dokja ve Yoo Joonghyuk’tan ayrı hikâyeler duymuştu.
“Geri Dönenler İttifakı... Diğer dünya çizgisinde onlar tarafından öldürüldüm.”
Tüm geri dönenler Uçan Tilki gibi erdemli yolu seçmemişti. Geri Dönenler İttifakı, şiddet ve hakimiyet yolunu seçen temsilci bir gruptu. “Görünüşe göre o dünyada eğitimi ihmal etmişsin, Göğü Yaran Kılıç Azizi.”
“Rakipler Göksel Şeytan ve Kan Şeytanı’ydı. Onları küçümseyemezsin.”
“Kim gelirse gelsin, bu dünyada ölmeyeceksin. Birlikte savaşacağız.”
Göğü Yaran Kılıç Azizi, Kyrgios’un bu iddiasına hafifçe güldü. “Ben de öleceğimi sanmıyorum. Eğer burada ölürsem, o tatlı öğrencimin poposuna vuramam.”
Göğü Yaran Kılıç Azizi konuşurken yumruklarını sıktı. Diğer dünyada ne kadar güçlü olduğunu bilmiyordu. Ancak şimdi başka bir mertebeye adım attığından emindi.
Göğü Yaran Kılıç Azizi, üç yıl önceki Tarif Edilemez Mesafe ile olan savaşını hatırladı. O dış tanrının sonunu ölçememişti. Göğü Yaran Kılıç Azizi, takımyıldızlarının ötesindeki bir felaketle yüzleştiği o günün dehşetini asla unutmamıştı.
İlk Murim’i korumuş, dev bir hikâye kazanmış ve bir ‘dev tanrı’nın kaderini açmak için Tartarus’u ziyaret etmişti. Başa çıkamadığı düşman. Son üç yılda Göğü Yaran Kılıç Azizi, dış tanrı ile yapılacak bir rövanş için eğitim alıyordu.
Derken uzaktan tuhaf bir his algılandı.
“Bir şey geliyor.”
Kyrgios’un sözleriyle birlikte Jang Hayoung ve Göğü Yaran Usta da yerlerini aldılar. Bu zamanlamaya bakılırsa gelenler Geri Dönenler İttifakı olmalıydı.
Göğü Yaran Kılıç Azizi hızla bir emir verdi. “Kyrgios ve ben Göksel Şeytan ve Kan Şeytanı ile ilgileneceğiz. Hayoung ve Göğü Yaran Usta Seul’deki sivilleri koruyacak...”
Bir sonraki an, Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin vücudu parlak bir ışıkla çevrelendi.
[Bir ‘devin’ kaderi Namgung Minyoung’da bulundu!]
“Ne?”
[Zorunlu senaryo transferi başladı!]
[Mitin stigması reddedilemez.]
“Usta!” İrkilmiş olan Jang Hayoung çığlık attı ama Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin vücudu çoktan bir yere kaybolmuştu. Sakinliğiyle bilinen Kyrgios bile titreyen gözlerine engel olamadı. O sırada gökyüzünde kara bulutlar toplanmaya başladı.
Kyrgios’un ifadesi sertleşti. “Gerçekten geliyorlar bu sefer.”
Geri Dönenler İttifakı ordusu Seul’e doğru ilerliyordu. Geri dönenlerin büyük şöleni başlamıştı.
Gerginleşen Uçan Tilki hareket ederken mırıldandı, “Bu tehlikeli.”
***
“Bekle bir dakika, Yoo Joonghyuk!”
“Zaman yok. Kim Dokja, fark etmedin mi?” Yoo Joonghyuk’un çarpılmış yüzü öfke doluydu. “Beşinci dev açıkça Göğü Yaran Kılıç Azizi.”
“Biliyorum.”
Normalde Göğü Yaran Kılıç Azizi, Gigantomachia’nın bir kurbanı değildi. Çünkü Tartarus’u ziyaret etmemiş, soyuyla tanışmamış ve kaderini uyandırmamıştı.
「 Benim yüzümden oldu. 」
Bu, olay akışını büktüğüm için gerçekleşmişti. “Hemen yardım etmezsek Usta tehlikede olacak. Gigantomachia’nın başladığını duymadın mı?”
Yoo Joonghyuk’un yüzüne baktım ve başımı salladım. “Tehlikede değil. Aksine, bir süreliğine güvende. Tehlikede olan Göğü Yaran Kılıç Azizi değil, başkası.”
“Ne saçmalıyorsun? Usta senaryonun ‘devi’ olarak belirlendiyse eğer...”
Yoo Joonghyuk bir şeyi fark ederek durdu. O da anlamıştı. Gigantomachia’da ‘dev avı’ etkinliği son emir olarak belirlenmişti. Av etkinliği başlamadan önce, devlere senaryoda mutlak koruma sağlanırdı. Eğer Göğü Yaran Kılıç Azizi gerçekten Gigantomachia’ya katılıyorsa, şimdilik güvendeydi.
Asıl sorun, Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin ortadan kaybolduğu Dünya’ydı.
“Şimdiye Geri Dönenler Savaşı başlamış olmalı.”
Biz 45. senaryoyu geçmiş olabilirdik ama Dünya’daki herkes aynı durumda değildi. 45. senaryo hâlâ devam ediyordu ve şu ana kadar Geri Dönenler İttifakı’nın yürüyüşü çoktan başlamıştı. Normalde Göğü Yaran Kılıç Azizi, diğerleriyle birlikte Geri Dönenler İttifakı ile başa çıkacaktı.
Yoo Joonghyuk bir süre düşündü, sonra ağzından şu sözler döküldü, “Seul tehlikede.”
Elbette, Göğü Yaran Kılıç Azizi olmasa bile Dünya güçlüydü.
Jang Hayoung, Göğü Yaran Usta, Kyrgios, Uçan Tilki, annem ve gezgin kuvvetleri vardı. Kuzeydeki Gong Pildu ile Han Myungoh da yardım edecekti.
Ancak... Göksel Şeytan ve Kan Şeytanı’yla baş edebilecek tek kişiler Göğü Yaran Kılıç Azizi ile Kyrgios’tu.
Yoo Joonghyuk bir süre daha zorlandıktan sonra şöyle dedi, “Ben Dünya’ya gideceğim. Sen Gigantomachia’ya tek başına katılacaksın.”
“Sorun olur mu?”
“Başka çare yok.”
Elimde tuttuğum eşyayı ona fırlattım. “Bunu al.”
Az önce Briareus’tan aldığım Dev Zırhı’ydı. Yoo Joonghyuk’un orta ve geç senaryolarda kullandığı ana zırhtı bu. Yoo Joonghyuk tek kelime etmeden zırhı yakaladı ve Persephone’nin yardımıyla Tartarus’tan çıktı.
Güm. Güm. Güm. Güm.
Savaşa hazırlanan devler ayaklarını yere vurmaya devam ediyordu.
[Yan Senaryo – Mit Devrimi başladı.]
[Yeni bir hikâye olasılığı filizleniyor!]
Bu tören bittiğinde, gerçek Gigantomachia başlayacaktı. Devlere baktıktan sonra Persephone’ye seslendim. “Majesteleri, ben de dışarı çıkmak istiyorum.”
[Çıkamazsın.]
“Ha? Yoo Joonghyuk’u gönderdiniz ya?”
[O bir ‘mahkûm’ değil. Ancak sen...]
Havada asılı duran mesaja göz attım.
[Şu anda yasal bölgede bir suç işlediğin için hapsedildin.]
[Kalan hapis süresi: 4 saat.]
[Kural kuraldır.]
Kaşlarımı çattım. Devlerden dünyayı sarsan kükremeler yükseliyordu. Zaman oranını bilmediğim bir yerde 4 saat boyunca uslu uslu bekleseydim, zaten Kim Dokja olmazdım.
***
“Hey, biz buraya oynamaya mı geldik?” Lee Jihye boş bir ifadeyle etrafına bakarak konuştu.
[Gigantomachia tema parkına hoş geldin!]
[Olimpos’un 12 görev deneyimi devam ediyor!]
Hareketli enkarnasyon ve takımyıldızı grupları bir yerlere yetişmeye çalışıyordu.
[Vahşi Bir Domuz Yakalama Deneyimi.]
[Nemea Aslanı Avlama Deneyimi.]
...
Shin Yoosung ve Lee Gilyoung başlarında tavşan kulağı taçlarla etrafta koşuşturuyordu. “Hiç böyle bir yer görmemiştim!”
“Gerçekten Herkül’ün giydiği kıyafet mi bu?”
Ekip, 60. senaryo Gigantomachia’ya gireli sekiz saat olmuştu. Bu sekiz saat içinde ekip üyeleri Olimpos’un sıkıcı bir videosunu izlemiş, efsanevi yaban domuzu denen zavallı dördüncü sınıf bir canavarı seyretmiş ve hatta bir kafese kapatılmış, 5 metreden kısa, uluyan küçük bir hidra görmüştü. “Burası resmen bir eğlence parkı...”
Lee Hyunsung, Altın Elma Çiftliği etkinliğine katılarak bir sürü elma almayı başarmıştı.[1] Çocuklar oyun oynamaya dalmıştı, güvendikleri asker ise bu hâldeydi.
Lee Seolhwa konuştu, “60. senaryo böyle olamaz. Odaklanın.” Bunu söylüyordu ama hediyelik eşya olarak aldığı yıldız şeklindeki tacı parlıyordu.
Lee Jihye, Han Sooyoung’a dehşet içinde baktı. “Kimsenin aklı başında değil... Sooyoung unnie, bir şey söyle!”
Han Sooyoung bir bankta oturmuş şeker yiyordu. Dağılmış ekip eğlence parkında oynarken, Han Sooyoung keskin gözlerle senaryonun gidişatını izliyordu.
[Enkarnasyonların ve takımyıldızlarınım katılacağı 12 görevden bir sonraki...]
Han Sooyoung’un gözleri özellikle tema parkının merkezindeki en önemli yere odaklanmıştı. İlk bakışta bir etkinlik görevlisi gibi görünen, antik Yunan zırhı ve takıları kuşanmış bir adam vardı orada.
‘Topuğunda kalın bir koruma var.’
Olimpos’ta topuklarına dikkat etmesi gereken tek bir kahraman vardı. Truva’nın kederi, Aşil. [2]
Etkinliğin gidişatı sıkıcı olduğu için esniyordu. Ne kadar zaman geçmişti?
[Eh, yeterince izlediler, sadede gelelim.]
Gevşek adamın tonu ilk kez değişti.
[Gigantomachia, Olimpos’umuz tarafından uzun süredir düzenlenen bir etkinliktir. Yıldız Akışı’ndaki en büyük miti bizzat deneyimleyin.]
Gürültülü enkarnasyonların bakışları bir anda ona odaklandı.
[Bildiğiniz gibi bu senaryo, orta-geç senaryolara girmek üzere olan enkarnasyonlar ve takımyıldızları için tasarlandı. Bu senaryo aracılığıyla Olimpos’un 12 tanrısı tarafından seçilme fırsatınız var.]
Han Sooyoung, bir dokkaebi gibi konuşan antik kahramanı izledi ve acı acı gülümsedi.
‘Nebulanın itibarı için bir dokkaebi kullanmayacaklar tabii.’
Elbette bu şekilde bir dokkaebi yetkisi kullanamazlardı ama performans katılımcıları canlandırmaya yetmişti.
[Hepsi bu mu peki? Ayrıca ‘dev avı’ etkinliği aracılığıyla dev bir hikâyede pay sahibi olabilirsiniz.]
Bazı enkarnasyonlar ve takımyıldızları ‘dev bir hikâyede pay’ sözlerini duyunca tezahürat yaptı.
Aşil güldü ve ilan etti. [O zaman oyunu başlatalım.]
Aynı anda tema parkının ana salonu açılmaya başladı. Mühürlü küre açıldı ve havadan soluk bir ışık döküldü.
[İlk dev huzurlarınızda!]
Işık kayboldu ve bir efsanenin figürü ortaya çıktı. Ancak devin görünümü beklenenden daha küçüktü. Dev sadece üç metre boylarındaydı.
[Haha, bakıyorum da bazılarınız hayal kırıklığına uğradı. İlk dev daha küçük çünkü o bir melez. Yine de devlerin hikâyesine sahip olduğuna şüphe yok. Hadi millet, av başlasın!]
Han Sooyoung ve ekip üyeleri deve bakıyordu. Lee Jihye gözlerini ovuştururken kendinden geçmiş gibi ağzı açık kalmıştı. Sonra bağırdı, “Bu kişi...!”
Lee Hyunsung, Lee Gilyoung, Shin Yoosung da öyle. Herkes devin kimliğini biliyordu. Çünkü dev, onlarla birlikte savaşmış bir takım arkadaşıydı. Ekip üyelerinin gözleri devle yüzleştiklerinde fal taşı gibi açıldı.
[Ana senaryo #60 ― Gigantomachia başladı!]
[İlk oyun belirlendi.]
[Devi avla: Göğü Yaran Kılıç Azizi, Namgung Minyoung]
İlk av Yoo Joonghyuk’un ustası, Göğü Yaran Kılıç Azizi’ydi.
[Neden hepiniz hareketsizsiniz? Korktunuz mu?]
Senaryo başlamasına rağmen kimse hareket etmedi. Bu yüzden Aşil havada süzülerek ileri atıldı.
[Görünüşe göre herkes ilk kez Gigantomachia deneyimlediği için korkuyor... Önemli bir şey değil. Size bir gösteri yapayım.]
Aşil’in elinde bir yıldız kalıntısı, Dişbudak Mızrağı vardı. Truva Savaşı’nda sayısız silahlı adamı öldüren efsanevi bir mızrak.
Enkarnasyonlar haykırdı. Aşil, Olimpos’un bir kahramanıydı. Ona karşı gelebilecek hiçbir dev yoktu.
Han Sooyoung kolundaki sargıyı çözdü. Senaryo önemliydi ama Göğü Yaran Kılıç Azizi’ni burada kaybedemezlerdi.
[Bakın. Şundan korkmak da―!]
Aşil’in mızrağı Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin kalbine nişan alırken Han Sooyoung ileri atıldı. Sonra Han Sooyoung durdu. Aşil’in hücumu havada kesildi. Enkarnasyonların tezahüratları dindi. Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin muazzam eli, Aşil’in kafasını tutuyordu.
[İster Murim olsun ister Olimpos, devler her zaman aynı muameleyi görüyor.]
Aşil bir solucan gibi havada asılı kaldı ve debelendi. O çırpındıkça Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin elindeki kaslar daha da büyüdü. Bir yerlerden bir ses duyuldu.
[Dev avlamak mı istiyorsunuz?]
Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin gözleri enkarnasyonlara ve takımyıldızlarına bakarken buz gibiydi.
Yüksek bir ses duyuldu ve Aşil’in kafası ezildi.
[Deneyin bakalım.]
+
Bölüm Sonu Notları:
[1] ‘Altın elma görevi’, en bilinen hâliyle Yunan mitolojisinde Herkül’ün 12 görevinden 11’incisidir. Herkül, Hesperidler’in bahçesindeki ölümsüzlük getiren altın elmaları çalmakla görevlendirilmiştir.
[2] Aşil (Yunanca: Akhilleus), Antik Yunan mitolojisinin en ünlü kahramanlarından biridir. Özellikle Truva Savaşı sırasında gösterdiği güç ve cesaretle tanınır.
Aşil’in topuğu, Aşil’in annesi tarafından Styx Nehri’ne daldırılırken topuğundan tutulması nedeniyle suyun değmediği ve ölümlü kalan tek zayıf noktasıdır.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.