Bölüm 327
Çeviri: Sansanson
61.Kısım – Gigantomachia (7)
“Lee Sookyung.”
Yoo Joonghyuk oradaydı. Hemen ardından gelen görüntü, ustaların boyunlarının delinişiydi. Cansız bedenler yere çakıldı.
“...Senin yardımını alacağımı beklemezdim.”
Yoo Joonghyuk ifadesiz bir yüzle koşuyordu, Lee Sookyung ise sırtındaydı. Lee Sookyung hiçbir şey söylemedi ama nereye gittiğini görebiliyordu. Muhtemelen bu endüstri kompleksinin tıbbi personelini arıyordu.
“Teşekkür ederim.”
Kelimeler ağzından döküldü ve Yoo Joonghyuk kayıtsızca yanıtladı. “Samimi olmayan bir şeyi söyleme. Benden hoşlanmadığını biliyorum.”
“Tabii ki senden hoşlanmıyorum. Senden nefret ediyorum. Sen benim rolümü elimden alan kişisin.”
“Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum.”
Lee Sookyung’un kafasında zaman yavaş akıyordu. Hızlı akması gerektiğini duymuştu... o zaman neden? Sert ve zor olduğu için miydi?
“...Seni çok uzun zamandan beri tanıyorum. O çocuk senden sık sık bahsederdi. Hapishanedeki annesini ziyarete gelir ve sadece bundan konuşurdu.”
– Bu kez, Olimpos’un 12 tanrısına meydan okudu.
Kim Dokja’nın mutlu mutlu konuşurkenki o genç yüzü. O çocuğun yüzünde pek çok düşünce belirip kaybolmuştu.
Yoo Joonghyuk, Lee Sookyung’un kalp atışlarının yavaşladığını hisseder gibi konuştu. “Lee Sookyung. Bilincini kaybetme.”
Lee Sookyung bulanıklaşan bilincini zorlukla koruyordu. Yoo Joonghyuk’un sırtında uyuklamaya devam etti. “Her hâlükârda, en azından bir kez... sana teşekkür etmek istedim.”
“Anlayamadığım şeyler söylüyorsun.”
Şu an kendisini taşıyan o sırt, aslında oğlunu taşımıştı. Ortaokuldaki Kim Dokja’yı ve lisedeki Kim Dokja’yı. O, bir dayanaktı. Kendisinin taşıyamadığı çocuğu o büyütmüştü. Çocuğun yaşamasını sağlamıştı.
– Onun gibi biri olmak istediğimi düşündüm.
Ancak, o sırtın sahibi olmayı herkesten çok isteyen kendisiydi.
– Sonra... Yoo Joonghyuk ne yaptı dersin? Merak ediyor musun anne?
Oğlunun sözleri, sadece 10 dakika süren görüşme boyunca devam ederdi.
– Evet, merak ediyorum.
İki kişi, aralarındaki bir duvarla konuşur ve dinlerdi. Macera ve yaşam dolu bir hikâye. Kendisiyle ya da oğluyla akrabalığı olmayan ama hırsla yaşayan birinin hikâyesi. Bir duvarın arkasından konuşmak gibiydi.
O günlerde bu iki kişi Hayatta Kalma Yolları hakkında konuşurdu. Kurgusal hikâye onların sahip olduğu tek şeydi. Şimdi o hikâye gerçeğe dönüşmüş ve onu taşıyordu.
Lee Sookyung yumuşak bir sesle mırıldandı, “Nihayet hayatımı yaşıyordum...”
“Konuşma.”
Yoo Joonghyuk’un sırtı kanla ıslanmıştı. Lee Sookyung’un rengi giderek soluyordu. Etrafında hâlâ olasılık kıvılcımları vardı. Hasarlı bedeninde biriktirdiği hikâyeler buharlaşıyordu. Bunu gizlemek için Lee Sookyung bilerek bildiği şeyleri sordu. “Ailen nerede?”
“Öldükleri söylendi, bir kazada.”
“Sesin üzgün gelmiyor.”
“Hatırlamadığım bir şey için yas tutamam.”
Lee Sookyung biliyordu. Hatırlamıyordu çünkü orijinal romanda bu yoktu. Yoo Joonghyuk hakkındaki her şey sadece bir karakter kurgusuydu. En başından beri Yoo Joonghyuk’un ailesi hiç var olmamıştı.
Lee Sookyung bir an tereddüt etti. “Evet, insanlar böyledir. Tüm çocukluğumu hatırladığımı mı sanıyorsun?”
“...Hafıza kaybın mı var?”
“Herkeste hafıza kaybı olur. Yavaş yavaş anılarımızı unuturuz ve bir gün her şeyi unuturuz.”
Lee Sookyung sözlerinin Yoo Joonghyuk’a ulaşmayacağını biliyordu. Üç tur yaşamış bir regresör. Gelecekte bilinmez bir süre daha yaşayacak olan ölümsüz bir adam için onun sözleri bir toz zerresinden daha hafif kalırdı.
Yoo Joonghyuk konuştu, “Bazen bir şeyler anımsıyorum. Birinin beni izlediğini hatırlıyorum.”
Lee Sookyung bu hikâyeyi ilk kez duyuyordu ve merak etti, “...Seni kim izliyordu?”
“Ben de bilmiyorum. Uzun süre beni izleyen bir bakış vardı. O bakışı sık sık hissettiğim zamanlar olurdu.”
Yoo Joonghyuk’un sözleri bittikten sonra Lee Sookyung uzun süre konuşmadı. Uzun bir sessizlik oldu; sonra Lee Sookyung ellerini Yoo Joonghyuk’un başına koydu ve nazik bir sesle konuştu.
“Belki de ailendi.”
Lee Sookyung gözlerini gökyüzüne dikti. Sayısız takımyıldızı onları izliyordu. Bedeni parçalanıyor, hikâyelerin yavaş yavaş vücudundan döküldüğünü hissediyordu. Lee Sookyung gökyüzünü izlemeye çalışırken görüşü bulanıktı. Sanki bir yerlerde bir yıldız bulmaya çalışıyor gibiydi.
“Lee Sookyung?”
Lee Sookyung’un cevabı artık duyulmuyordu.
***
Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin göründüğü tema parkında kanlı bir rüzgâr esiyordu. Aşil’in kafası gösteri amaçlı uçurulduğundan beri, birkaç takımyıldızı art arda ileri atılmış ama aynı akıbete uğramıştı.
Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin yumrukları kırmızıya boyanmıştı.
[Sadece bununla mı Gigantomachia’yı yeniden canlandırmak istiyorsunuz?]
Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin sesi yankılandığında korkmuş katılımcılar tereddüt etti.
Han Sooyoung ve ekip üyeleri, saklandıkları kalenin arkasından Göğü Yaran Kılıç Azizi’ni izliyorlardı. Lee Jihye konuştu, “Yardım etmemize gerek yok.”
“Sadece burada saklanamaz mıyız?” diye ekledi Lee Gilyoung.
Han Sooyoung şekerini çiğnerken mırıldandı. “Bu hiç mantıklı değil. Bir dev Gigantomachia’da nasıl bu kadar güçlü olabilir?”
Devlerin güçlü olduğu tartışılmaz bir gerçekti. Ancak bu, devlerin yenildiği bir senaryo olan Gigantomachia’ydı. Bu senaryoda devler, Sahne Uyarlaması’nın etkisiyle güçlerini kullanamazlardı. Dahası, Aşil gibi bir kahramana karşı...
[...Bu melez devi hafife almışım.]
Kafası parçalanan ve unutulan Aşil uyanıyordu.
[Takımyıldızı Truva’nın Kederi stigma Ölümsüz Kahraman’ı çağırdı!]
Ezilen kafası onarıldı ve vücudundan boşalan kan durdu.
「 Aşil, Aşil’in topuğu kesilene kadar ölmeyecektir. 」
Bu, kahraman Aşil’in en güçlü yeteneğiydi. Yenilenen Aşil eskisinden daha büyüktü. Boyu üç metreyi aşmıştı, etraftaki enkarnasyonlar mırıldandı. “...Dev?”
Aşil’in vücudu bir dev kadar büyüdü. Göğü Yaran Kılıç Azizi sordu, [Sen de mi melez bir devsin?]
[...]
[Ne komik. Devlerin kanını taşıyan bir kişi Olimpos’un hizmetkârı mı oldu?]
[Ben bir dev değilim. Ben Olimpos’un kahramanı Aşil’im!]
Han Sooyoung iki dev arasındaki çarpışmayı izledi ve Sahne Uyarlaması’nın neden henüz etkinleşmediğini anladı. Aşil, Olimpos’un bir kahramanıydı ama geçmişte Gigantomachia’nın bir kaynağı değildi. Dahası, o da Göğü Yaran Kılıç Azizi gibi melez bir devdi.
Devler arasındaki çarpışmanın yarattığı şok dalgası tema parkını sarstı. Aşil inanamıyormuş gibi avucuna dokundu.
[Nasıl olur da bir melez bu güce sahip olur? Adını hiç duymadım. Sen ne tür bir hikâyeye sahipsin...?!]
Göğü Yaran Kılıç Azizi konuşmadan gökyüzüne baktı.
[Uzak soyumun gökyüzü tarafından hadım edildiği söylenir.]
O bir aşkındı. Diğer takımyıldızlarının aksine, sadece en yüksek gücün peşinden koştuğu için çok az hikâyeye sahipti. Yürüdüğü tek bir yol vardı.
[Hikâye Göğü Yarma Yolu başladı!]
Ona Göğü Yaran Kılıç Azizi adını veren, göğü yarma gücüydü bu. Hikâyeler Göğü Yaran Kılıç Azizi’nden istikrarlı bir şekilde akarken dolaylı bir mesaj duyuldu.
[Göğü yarma gücü Göğü Yaran Kılıç Azizi tarafından destekleniyor.]
[Göğü Yaran’ın kuvveti açıldı!]
Aşil mesaj karşısında hayrete düştü.
[Gökyüzünü yaran bir dev mi? Yoksa...!]
Göğü Yaran Kılıç Azizi ağzını açtı.
[Senin kaderin de aynı olacak.]
Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin vücudundan korkunç bir aura yayıldı. Bocalamaya başlayan enkarnasyonlar geri adım attığı anda—
Bir yerlerden büyük bir borazan sesi duyuldu.
[Nebula <Olimpos> tam gaz faaliyette!]
Uzaktan, denizden bir gemi geliyordu. Bu Argo idi.
[Dev Hikâye Kahramanlar Kardeşliği başladı!]
Enkarnasyonlar suyun üzerinde ilerleyen dev gemiyi fark ettiler ve çığlık attılar. Çünkü gemide kimin olduğunu biliyorlardı.
“Kahramanlar! Gerçek kahramanlar geliyor!”
“Gigantomachia’nın takımyıldızları!”
Aşil’in aksine Gigantomachia’da savaşan gerçek kahramanlar geliyordu. Gökyüzünde uçan takımyıldızları da vardı.
Olimpos’un masal sınıfı takımyıldızları. Aşil ile kıyaslanamayacak bir güçtü bu.
[<Yıldız Akışı>, yeni sahnenin açılışını duyurdu.]
Sonunda, Sahne Uyarlaması başlamak üzereydi. Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin ivmesi keskin bir şekilde yükselmeye başladı. Aşil cesaretini topladı ve Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne güldü.
[Hahaha! Genç dev. Getirdiğin musibetten haberin yok! Sen...!]
Ancak sözlerini bitiremedi. Çünkü başka bir portaldan biri fırladı ve kafasını parçaladı. Aşil, kafası üst üste iki kez patladıktan sonra yere yığıldı. Adam Aşil’i devirdi ve tereddüt etmeden topuğunu kesti.
[Takımyıldızı Truva’nın Kederi acı içinde öldü.]
Aşil’in dev bedeni dağıldı. Han Sooyoung rüzgârda uçuşan beyaz ceketi görünce güldü. “Siktir, daha çabuk gelmeliydin.”
Kim Dokja Yeraltı Dünyası’ndan dönmüştü. Kim Dokja hafifçe iç geçirdi ve ekip üyelerine baktı. “Kim Dokja’nın Şirketi. Hazır mısınız?”
Güm! Güm! Güm! Güm!
Bir yerlerden ağır ayak sesleri duyuldu. Gökyüzünde sayısız dağ belirirken yerden sağır edici bir kükreme yükseldi. Dev dağlar fışkırarak tema parkını yerle bir etti.
Bir dağın yamacında Kim Dokja ilan etti, “Şimdi, gerçek Gigantomachia başlasın.”
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.