Bölüm 2
“Su Xiaobao, beni korkutuyorsun.”
“Korkutmuyorum, ne zaman korkuttum ki?”
“Az önce.”
Su Xiaobao’nun sesi durgundu: “Seni korkutmuyorum, sadece o insanlara sinirleniyorum… boş ver. Artık seni korkutmayacağım. Gelecekte ne istersen yaparım. Yeter ki ağlama.”
“Bizim evde son sözü kim söyler?”
“Sen söylersin.”
“O zaman ben senin ablan mıyım?”
Su Xiaobao dişlerini sıktı: “Öyle olsun bakalım.”
Su Bei tatmin olmuş bir şekilde hafifçe gülümsedi ve ardından sızlayan yanağına dokundu. Gözyaşlarını ve sümüğünü Su Xiaobao’nun kıyafetlerine sildikten sonra başını kaldırıp karşısındaki kişiye baktı.
“O zaman bana ‘abla’ de. Duymak istiyorum.”
Su Bei’nin beklenti dolu gözlerine bakan Su Xiaobao, sonunda isteksiz bir sesle, “….abla,” dedi.
Büyükanne Wang bile ikisinden hangisinin önce doğduğunu bilmiyordu. Ancak Su Xiaobao’nun zihninde o her zaman abi, Su Bei ise kız kardeşti. Ama şimdi, kardeşi ağlamadığı sürece, bırakın abla demeyi, ona saygıdeğer bir teyze diye hitap etse bile umurunda olmazdı.
Su Bei, yüz ifadesi sanki ‘aşağılayıcı şartlar altında teslim olmaya’ zorlanmış gibi duran Su Xiaobao’ya baktı ve güldü.
“Hem ağlıyorsun hem gülüyorsun, çok çirkin.” Tonu hoşnutsuz olsa da Su Xiaobao, Su Bei’nin alnına dikkatlice dokundu ve ateşinin düşüp düşmediğini anlamak için kendi alnıyla kıyasladı.
“Neden bana böyle bakıyorsun?”
“Küçük kardeşimin yakışıklı yüzüne bakıyorum.”
Su Xiaobao gerçekten çok yakışıklıydı; okulun en yakışıklı çocuğuydu. Bu yüzden, bazı kızlar ikizlerin geçmişini ve haklarındaki dedikoduları bilseler bile, gizlice Su Xiaobao’nun çekmecesine atıştırmalıklar ve aşk mektupları bırakıyorlardı. Üstelik notları da gayet iyiydi.
Hem tipiyle hem de yeteneğiyle kolayca geçimini sağlayabilecek kadar genç ve parlak bir çocuk, nasıl olur da gelecekte küçük bir serseriye dönüşürdü? Su Bei bunu bir türlü aklına sığdıramıyordu. Ama kitapta öyle yazıyordu.
…
O dünyada kaldığı süre boyunca Su Bei, ‘Film Kraliçesinin Yolu’ başlıklı bir romana denk gelmişti. Kitaptaki olaylar, bildiği gerçeklerle birebir örtüşüyorsa, yaşadıkları dünyanın aslında bir roman olduğunu kabul etmemesi imkansızdı. O romanda kendisi ve Su Xiaobao başrol değillerdi, yan karakter bile sayılmazlardı. Asıl yan karakter, onları dünyaya getiren kadın: Su Mei’ydi.
Kitapta, yan karakter Su Mei ve başrol Lin You, aynı eğlence şirketinin stajyerleriydi ve aynı grupta çıkış yapmışlardı. Başrol karakter, başka bir dünyadan gelen bir ruh taşıyıcısıydı. Eski bir uluslararası film kraliçesi olarak, gerek oyunculuğu gerekse eğlence dünyasındaki yaşantısı konusunda hiçbir sorun yaşamıyordu. Çıkış yaptıktan sonra kariyer basamaklarını hızla tırmandı ve “Oyuncunun Karakteri” adlı varyete programına katıldıktan sonra tek bir performansla dört jüri üyesini de şoka uğratıp bir gecede popüler oldu.
Su Mei ise aynı grupta olmasına rağmen, dikkat çekici görünüşüne rağmen internet dizilerinde bile varlık gösterememişti. Aksine, oyunculuğu o kadar utanç vericiydi ki popülaritesini tamamen kaybetmesine neden olmuştu. Su Mei yavaş yavaş Lin You’yu kıskanmaya başladı; bu kıskançlık, kitapta Song Yancheng adındaki film imparatoru erkek başrol ortaya çıkınca zirveye ulaştı.
Sonrası çoğu aşk romanındaki klasik olay örgüsüydü. Erkek başrol, kendini ona kabul ettirmeye çalışan Su Mei’den nefret ediyor, buna karşılık başrol Lin You’nun gücünden etkileniyordu. Lin You, erkek başrolün yardımlarıyla ona aşık oluyor ve aşkını kabul ediyordu. O dönemde Lin You en üst seviyede bir oyuncuyken, Su Mei artık kariyeri skandallarla dolu, bitmiş bir isim haline gelmişti. Kıskançlığı yüzünden kitapta her türlü kötülüğü yapmış olsa da, sonunda bir ‘top yemi’ (feda edilebilir karakter) olarak kaderinden kaçamamıştı.
Su Mei, Song ailesinin ziyafetine gizlice girip Song Yancheng’in yatağına girmeyi planlamıştı ancak erkek başrolün planından çok önceden haberdar olduğunu bilmiyordu. Hamile kaldığını öğrendiğinde erkek başrolün peşine düşmek yerine gizlice kırsala kaçmıştı. Zaten şirketi tarafından terk edilmişti, çalışıp çalışmaması önemli değildi. Tek yapması gereken çocuğun doğmasını bekleyip, çocukla beraber Song Yancheng’in kapısına dayanmak ve onu kendisiyle evlenmeye zorlamaktı. Her şey yolunda gidiyordu; Su Mei başardığını sanıyordu. Ancak o gece birlikte olduğu kişinin Song Yancheng değil, onun en büyük rakibi olan, romanın acımasız kötü karakteri olduğunu bilmiyordu.
Yani… o ve Su Xiaobao’nun biyolojik babası aslında romanın kötü karakteri miydi?
Su Bei, kötü karakterin kitap sonundaki halinin korkunç olduğunu hatırlıyordu. Ancak yine de kendisi ve Su Xiaobao’nun sonu kadar trajik değildi. Romanın son kısmında, kötü yan karakterin doğurduğu ikizlerin kaderi de acımasızca yazılmıştı: Su Xiaobao bir sokak serserisi olmuş, bir kadına taciz girişiminde bulunduğu için hapse atılmıştı; taciz edilmek üzere olan o kadın ise dışarıda film çekimi yapan erkek başrolün kızıydı. Sanat okulu sınavlarında başarısız olduktan sonra eskortluk yapmaya başlayan Su Bei ise bir ziyafette Başkan Song’un dikkatini çekmeye çalışırken sapık bir yönetmene yakalanmıştı. Bir hafta sonra Su Bei, o yönetmenin villasında ölü bulunmuştu.
Onların hapsedilmeleri ve ölümleri, erkek başrolün ailesindeki bir aile çatışmasını çözmekten başka bir işe yaramıyordu. Su Bei, kendisi ve Su Xiaobao’nun kitap karakterleri gibi sonlanmayacağını düşünse de, o sonu hatırlamak bile tüylerini ürpertiyordu.
“Üşüyor musun?” Su Xiaobao’nun sesi Su Bei’nin düşüncelerini böldü: “Evde başka kıyafet var mı diye bakayım.”
“Dur, Su Xiaobao, beni sıcaktan öldürmek mi istiyorsun?”
“Saçmalama. Ateşin çıktığında terlemek için üzerini örtmen gerekir.” Büyükanne Wang onlara böyle öğretmişti.
“Az önce beni neredeyse eziyordun.” Üzerini örtmesi gerekse bile, bu şekilde olmamalıydı. Eğer yanılmıyorsa, başındaki o boynuzlu mavi bez Su Xiaobao’nun iç çamaşırıydı?!
“Gerçekten çok mu rahatsızsın?” 14 yaşındaki bir çocuk sınırlı yöntemler düşünebilirdi. Su Bei’ye ateş düşürücü verdikten sonra hâlâ uyanmadığını görünce, tek yapabildiği kardeşini örtecek bir şeyler bulmaktı.
“Kendin altına gir de gör.” Su Bei, vücudunun üzerindeki ‘koca dağın’ köşesini kaldırmak için çabaladı.
Su Xiaobao, çarpan sıcaklığı hissedince başını salladı: “Boş ver, sen öylece uyu.”
“Sen uyumayacak mısın?”
“Önce ödevlerimi yapacağım.”
“Bugünkü ödevin bitmedi mi?” Su Bei şaşırmıştı. Öğretmenlerinin verdiği ödevleri Su Xiaobao genellikle ders aralarında bitirir, eve iş taşımazdı.
“Seninkileri yapacağım.”
“Benim ödevlerimi mi?”
“Başka ne olacaktı?”
“Yapma,” diye düşündü Su Bei ve onu durdurdu.
“Neden?” Su Xiaobao kaşlarını çattı: “Ödevini teslim etmezsen yarın öğretmene ne diyeceksin?”
“Öğretmene nasıl mı açıklayacağım?”
Belki de öğretmeni, ödevini neden teslim edemediğinin nedenini hiç sormayacaktı bile! Bunu düşünen Su Bei’nin gözlerinde soğuk bir parıltı belirdi.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.