Bölüm 5422
Bir erkeğin hayatında pek çok başarıya imza atması gerekirdi; Aksi takdirde başkalarının gözünde değersiz sayılırdı.
Bir Erkek hiç başarıya imza atmamış da olabilirdi; Ve Varoluş’u onu bu yüzden değersiz saysa bile, yine de rahat ve mutlu olabilirdi. Her şey, bir Varoluş’un mutluluk duygusunu nereden aldığına bağlıydı: Bunu başkalarının kendisi hakkında tuttuğu defterden mi, yoksa başkalarının ulaşamayacağı bir yerden mi aldığına.
Noah ise, ne kadar başarı biriktirdiğini, bundan sonra kaç tane daha geleceğini ya da başkalarının bunlardan hangisi hakkında ne düşündüğünü hiç umursamamıştı. Sanki hiç önemli bir şey yapmıyormuş gibi, sanki sadece sıradan bir günün rutinini yerine getiriyormuş gibi, ne olursa olsun zihniyetini aynı tutuyordu. Bu yüzden Şu Ân’da bile, muazzam bir Gözlemlenebilir Varoluş’un Târih’ini ve Yapısı’nı değiştirirken –Ki bu her açıdan önemli ve görkemli bir olaydı– O’nun için bu da öyle değildi. Bu, yaptığı bir şeydi. Daha fazlası değil!
Kendi algısını bu şekilde yönettiğinde, görünüşte akıl almaz şeyler yapmaya devam edebiliyordu; Çünkü ona göre bunlar sadece normal şeylerdi. Diğer herkes için ise bu, Varoluşlar’ın şok içinde nefeslerini tutarak, ona canavar dediği ve bir Varoluş’un onun yaptıklarını nasıl yapabildiğini öğrenmek istediği kısımdı. Ama o her zaman sadece kendisi oluyordu. Her zaman sadece kendi Kimliğ’ine göre yaşıyordu.
Osmontian!
Şu anda, bedenleri BU Braneworld’ün dört bir yanına dağılmışken, BU Kaynak Toprakları’nda bir bedeni BU Effluvium Kutsal Alan’ın fırtınasının ortasında otururken, BU Tanımlanamayan Boşluklar’da bir bedeni ailesini başka bir Terminal Gözlemlenebilir Varoluş’a doğru taşırken, bir bedeni de BU Infiniverse’de uzanmış, başı Barbatos’un kalın uyluklarına yaslanmış haldeydi.
Ölçülemez yükseklikte yükselen Mavi bir ağacın altında dinleniyorlardı; Ağacın tepesinin nerede bittiği belli değildi, yaprakları ise hiç bitmeyen hafif bir yağmur gibi Varoluş’a yavaşça Mana Damlalar’ı serpiştiriyordu. Işık, dalların arasından yumuşak ve Gök Mavi’si bir şekilde süzülüyordu. Barbatos, Noah’ınkine çok benzeyen bol mavi bir cüppeyle ağacın gövdesine yaslanmış oturuyordu; Minyon vücudu gevşemişti, koyu saçları ve ondan daha koyu gözleri, sükunetinin saklayamadığı bir güçle parıldıyordu.
Etraflarında, Varoluş’a yansıtılmış, Noah’ın onun için oluşturduğu çok sayıda illüzyon perdesi asılıydı; Her biri, Braneworld’de yaşanan büyük dönüşümün farklı bir cephesini gösteriyordu: Düşen Düzenler, diz çökmüş BU Yaldızlılar ve yükselen Pantheonlar; Mana yağmuru ve sıcak uylukların arasında izlenen bir savaş.
Noah’ın algısında bir dizi uyarı sessizce belirdi.
|Denek Barbatos ile bir İkili Gelişim seansını tamamladınız. “Hiçbir Şeye Borçlu Olmayan Akıntı” tetiklendi. Ona aktardığınız Sonsuzluk ve BU İlkel Kaynağ’ın Bin Kat’ı konsantrasyonu arıtılarak, Varoluş’unuza geri aktarılacak.|
...!
Noah, hafifçe gülümsedi ve uyarıları eliyle savuşturdu; Arkasında mutlu bir Barbatos, alçak sesle ve memnuniyetle mırıldanarak, parmaklarını Noah’ın saçlarının ucuna geçirdi.
“Ee,” dedi. “Yaptığın onca şeyin, tüm bu küçük ekranlardaki onca savaşın arasında, az önce dikkatini benden uzaklaştıran hangisiydi? Çünkü o, Küçük Balık, senin her zamanki halin değildi. Yüzde Yüz Sen değildin!”
Noah’ın gülümsemesi bir parça daha genişledi ve uzaklardaki bedenin ötesinden, BU Braneworld’ün altın gökyüzünde kendisine karşı Panteon’unu serbest bırakan BU Mesozoic Ölçek Ealdor Yaldızlı Olan’a baktı.
“Biraz da ondan dolayıydı,” diye itiraf etti. “Gerçek bir Mesozoik Varoluş’la kendini sınamak üzere olan bir bedenim var. Birleşmiş Sonsuzluk ve BU İlkel Kaynağ’ımın Niyet’imle birlikte nasıl dayandığını, kendilerini içine katladıkları o ayrı Varoluş Boyut’una ulaşmanın gerçekte ne kadar zor olduğunu merak ediyorum. O boşluğu kendim hissetmek istedim.”
Avucuna bir damla Mana damlattı. “Ama esas olarak hayır. Aklım çoğunlukla BU Osmontian Dil’in omurgası üzerindeydi. Sürekli üzerinde düşünüyorum. Tekrar tekrar...”
Mavi yağmur etraflarına yağıyordu, güzel ve yavaşça.
“Bir süredir Ruination ve BU Infiniverse benimle birlikte hesaplamalar yapıyor,“ diye devam etti. “Her şey hazır. Tesseract’tan sonra bunu hayata geçirmek için gerekli Eşiğ’i Aştım. Ama hâlâ başlamadım çünkü ne tür bir şey olmasını istediğim konusunda sürekli oyalanıyorum.“ Elini kaldırdı ve düşen Damlalar’la boş boş oynadı, damlaların parmaklarında parçalanmasına izin verdi.
“Yarattıklar’ımın çoğunu artık Aştım. Muhteşem bir Yetenek elde ediyorum, bir süre kullanıyorum, sonra ya geçersiz Hâl’e geliyor ya da ona ihtiyacım kalmıyor, bu yüzden kullanmayı bırakıyorum. BU İlk Dil. BU Sonsuz Dil. BU İlkel Dil. Hepsine geriye dönüp bakıyorum; Eskiden dayandığım ama artık dayanmadığımlara, hâlâ kullandıklarıma, elime alıp, sonra bıraktıklarıma. Ve hepsini bir araya getirip, bana ait bir omurga oluşturmaya çalışıyorum. Tamamen yeni bir şey. Sıfır’dan inşa edilmiş bir şey.”
Bunu söylerken, Varoluş’u BU Quintessential Osmontian’ın Egoik Niyet’i ile nabız gibi atıyordu.
“Ve sonra düşünüyorum ki,“ dedi, “Belki de bu yanlış bir içgüdüdür. Bazıları, bir Varoluş’un sıfırdan yenilik yaratmasına gerek olmadığını söyler. Zaten etrafta bulunan Varoluş’un unsurlarından seçip, ayıklayabileceğini, bunu İlk Dil’den, şunu ise İlkel Dil’den alıp, tamamen yeni olmasa da yine de tamamen sana ait olan bir şey inşa edebileceğini söylerler. Ve ben hangisini yapmaya çalıştığıma karar veremiyorum. İster yeni bir şey inşa ediyor olayım, ister eski şeyleri yeni bir şekle sokuyor olayım.“
Barbatos ona doğru eğildi.
Alnını yavaşça ve sevgiyle öptü, koyu renkli gözleri parıldıyordu ve konuştuğunda, sesinde alaycı bir sıcaklık vardı.
“Benim Küçük Balığım’ın şüphe ve korkudan uzak olduğunu sanıyordum,“ dedi. “Ama işte burada, endişeleniyor. Duyduğum şey şüphe mi?“ Gülümsedi.
“Aşkım, inşa ettiğin hiçbir şey asla mükemmel olmayacak. Bizler, Mükemmel Varoluşlar değiliz, İrademiz Sınır’lı, hiçbirimiz, sen bile, ne kadar öyle davranırsan davran. Elinden gelenin en iyisini yapabilirsin sadece ve senin en iyin bile çoğu Varoluş’un başardığından daha fazlası. Öyleyse o şeyi İnşa Et, kusurlu olmasına izin ver ve daha sonra her şeyi geride bıraktığın gibi onu da geride bırak.” Düşüncelere dalarak, bir Ân durakladı ve gülümsemesi düşünceli bir hal aldı.
“Ama eğer kalıcı bir şey istiyorsan. Diğerlerini bir kenara bıraktığın gibi, bir Çağ sonra bile kenara bırakmayacağın bir şey... Ah. Bilmiyorum.”
Başını yana eğdi; Bir yapraktan bir damla Mana düştü ve yanağına çarptı; Sonraki cümleyi hafifçe, masumca, neredeyse kendi kendine söyledi.
“Sadece, şimdiye kadar sakladığın her şeyi,” diye mırıldandı Barbatos, “ona bir isim vermeden önce zaten senin bir parçası olduğu için sakladın. Mana’n. Neden’in. Niyet’in. Hepsi Öz’ünde… Zaten senin. Zaten sahip olduğun şeyler…”
HUUM!
Sanki hiç önemli bir şey söylememiş gibi, yine onun saçlarıyla oynamaya başladı.
Ve Noah, Mavi yağmurun altında hareketsiz kaldı.
Birçok şeye ve bunları nasıl inşa edeceğine karar vermeye çalışıyordu. Ama Kalıcı bir Dil, onun için asla geçersiz Hâl’e gelmeyecek Temel bir Dil, inşa edilmeyecek ve bir araya getirilmeyecekti. O, zaten konuştuğu ve sadece hiç Yazı’ya dökmemiş olduğu Dil olacaktı.
Bir delikanlının Mana’ya aşık olduğundan beri, Varoluş’unun her şeyin altında konuştuğu Dil. Yenilik değil. Derleme değil. Kazı. “Osmont Dili”ni yaratmasına hiç gerek yoktu!
Onu Yazı’ya dökmesi gerekiyordu!
Not: Şaşıracaksınız. Bunu da sadece burada görürüz dersiniz. Başka birisine deseniz dalga mı geçiyorsunuz dersiniz? Bu mu Op’tan öte derler. Zirve Kurgu’ya oynayan Novel bu mu derler? Haklılar. Siz de şunu diyeceksiniz: Acaba Yanlış Bölüm’ümü açtım?
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.