Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 415

78.Kısım – Zirve/轉 (7)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 14 dk Kelime: 3.420

Çeviri: Sansanson
78.Kısım – Zirve/ (7)
 
En Eski Rüya’nın kuklası.
 
Yoo Joonghyuk bu ifadeyi ilk kez duymuyor olmasına rağmen kaşlarını derin bir şekilde çattı.
 
“Yine şu kukla saçmalığı. Bu ne anlama geliyor ki?”
 
[Bunu bile hâlâ çözemedin, işte bu yüzden sadece 3. turdasın.]
 
“Sanki kendin çok muazzammışsın gibi konuşma. Hem bu tur hakkında ne biliyorsun ki?”
 
[Senden çok daha fazlasını biliyorum.]
 
Yoo Joonghyuk’u ani bir öfke patlaması esir aldı ve sağ gözü aniden altın rengi bir ışıkla boyandı.
 
[Özel yetenek Bilgenin Gözü Sv.??? etkinleşiyor!]
 
Mevcut Yoo Joonghyuk bir Aşkındı; Statüsünün hızla yükselişini defalarca deneyimlemişti ve artık Masal sınıfı Takımyıldızlarına karşı savaşabilecek kadar güçlüydü. [Bilgenin Gözü]’nün ayırt etme seviyesinin kullanıcının Statüsüne bağlı olduğu gerçeği göz önüne alındığında, artık bir Takımyıldızı hakkındaki parçalanmış bilgileri okuyabiliyor olması gerekirdi.
 
Tıs-çaçaçaçaçat!
 
Şimdiye kadar sadece iki kişi [Bilgenin Gözü]’nü mükemmel bir şekilde engellemeyi başarmıştı. Biri Kâhin, Anna Croft; diğeri ise Kim Dokja’ydı.
 
Ancak, eğer düşünceleri doğruysa, okuyamadığı bir varlık daha olmalıydı.
 
[3. tura yakışır şekilde, muhakemen de körelmiş.]
 
‘Gizemli Entrikacı’nın sağ gözü de tıpkı Yoo Joonghyuk’unki gibi göz alıcı altın rengi bir tonda parladı.
 
Sağ gözündeki görüş anlık olarak kızıla boyandı ve sızan kan Yoo Joonghyuk’un yanağını ıslattı.
 
[Özel yetenek Bilgenin Gözü, başka bir Bilgenin Gözü tarafından mükemmel bir şekilde savunuldu!]
 
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı, Enkarnasyon Yoo Joonghyuk’a bakıyor.]
 
“Senin gibi bir piç kurusunun ‘Yoo Joonghyuk’ olmasına imkân yok.” Bunu öylece kabul edemiyordu. “Hangi regresyon turundaki ‘Yoo Joonghyuk’ olursa olsun, başkalarının senaryolarını asla kendi eğlencesi olarak kullanmaz.”
 
Bundan emindi.
 
Diğer regresyon turlarında var olsa bile, kaç hayattan geçerse geçsin, inancını asla değiştirmeyeceğinden tamamen emindi.
 
‘Gizemli Entrikacı’nın gözleri sessizce parıldadı.
 
[Haklısın. Ben artık yalnızca ‘Gizemli Entrikacı’yım.]
 
O yalnızca ‘Gizemli Entrikacı’ydı – bu varlığın şimdiye kadar bahsetmeye devam ettiği bir şey.
 
Devam etti. [3. turdaki ‘Yoo Joonghyuk’ yalnızca <Yıldız Akışı>’nı yok etmek için vardı.]
 
“...Demek bunu biliyordun.”
 
‘Gizemli Entrikacı’ vahşice ve güçlü bir şekilde feryat eden [Kara Göksel Şeytan Kılıcı]’na bir göz attı ve hafifçe gülümsedi. Hayır, buna bir gülümseme demektense, ‘dudakların hafifçe rahatsız edici bir hareketi’ olarak tanımlamak daha doğru olurdu.
 
[Sen <Yıldız Akışı>’nı yok ettiğinde, içindeki her Takımyıldızı düşecek. Bu da bu aptalın da öleceği anlamına geliyor.]
 
Entrikacı’nın bakışlarının ucu, Kim Dokja’nın yığılmış figürüne düştü. Her an nefesi kesilecekmiş gibi sallanıyordu, bu da Yoo Joonghyuk’un öne doğru atılmasına neden oldu.
 
Çannng!
 
[Göğü Yaran Kılıç] ile [Kara Göksel Şeytan Kılıcı] çarpıştı ve her yerde mavi kıvılcımlar dans etti. Yoo Joonghyuk’un dudaklarının kenarından kan sızdı.
 
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale kükrüyor!]
 
Bunu silmeye bile tenezzül etmedi ve kılıcı bir kez daha savurdu. Bu, zihnindeki tüm gereksiz düşüncelerden kurtulma ihtiyacından doğan bir saldırıydı. Düşünce sürecini basitleştirerek tam gözünün önündeki hedefe odaklanmaya yönelik son bir çabaydı. Ne yazık ki, rakibi onun ne yapmaya çalıştığını zaten biliyordu.
 
‘Gizemli Entrikacı’ [Kara Göksel Şeytan Kılıcı]’ndan sıyrıldı ve sanki onunla dalga geçiyormuş gibi bir soru sordu. [Neden Kim Dokja’yı kurtarmaya çalışıyorsun? Günün sonunda, o da inanılmaz nefret ettiğin Takımyıldızlarından biri değil mi?]
 
Saldıran kılıçta anlık olarak belli belirsiz bir huzursuzluk kırıntısı belirdi.
 
Yoo Joonghyuk’un yaydığı Dev Hikâye’nin Statüsü çok hafifçe yalpaladı, ancak ‘Gizemli Entrikacı’ bu açığı kaçırmadı ve öne doğru bir adım attı.
 
[Senin inancına göre, bu aptal çoktan ölmüş olmalıydı. Ne de olsa bu dünyada iyi Takımyıldızı diye bir şey yoktur, değil mi?]
 
Takımyıldızları. <Yıldız Akışı>’nın senaryolarına göz diken, enkarnasyonları ve onların hayatlarını birer röntgenci gibi izleyen ve Hikâyelerin özneleri olarak bu dünyadaki her şeyi oburca yalayıp yutan varlıklar. Teknik olarak konuşmak gerekirse, ‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’ da tıpkı onlar gibi bir Takımyıldızından başka bir şey değildi.
 
Ve mevcut Yoo Joonghyuk’un hedefi tüm Takımyıldızlarını yok etmekti. Ancak, Kim Dokja bir Takımyıldızı hâline geldikten sonra onu öldürmemişti.
 
Ama neden?
 
Buna kolayca cevap veremediği bir soruydu. Bu yüzden onunla yüzleşmeyi o da erteleyip duruyordu.
 
Yoo Joonghyuk neden Kim Dokja’yı öldürmedi?
 
Kim Dokja’yı çevreleyen tüm o insani bağlar Yoo Joonghyuk’un zihninden hızla gelip geçti.
 
Shin Yoosung ve Kim Dokja; Lee Gilyoung ve Kim Dokja; Kim Dokja’nın diğer Takımyıldızlarına karşı savaşması.
 
Yoldaşları için hayatını feda eden Kim Dokja.
 
Ve sonunda bu kadar zavallı bir hâlde ölmekte olan Kim Dokja...
 
“Kim Dokja, o...”
 
Kim Dokja’nın etrafında süzülen Hikâye parçaları, onun ‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’ olarak yaşadığı öyküyü anlatıyordu. Yoo Joonghyuk da bu Hikâyeleri biliyordu.
 
Onlar, kendisinin de bizzat yaşadığı Hikâyelerdi.
 
[Baat...]
 
Biyoo’nun sesi çok uzaklardan geldi; Yoo Joonghyuk o sesi duydu ve yavaşça dudaklarını açtı. “O, ‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’, bir Takımyıldızı olabilir ama...”
 
Bu dünyada iyi Takımyıldızı diye bir şey yoktu. Bu inanç, Yoo Joonghyuk’un zihninde 0. turdan mevcut 3. tura kadar, toplam dört hayat boyunca yaşarken hiç değişmemişti.
 
Tek iyi yıldız düşmüş olandı, iyi bir Dokkaebi ölü olandı ve ‘iyi’ bir senaryo diye bir şey yoktu.
 
Buna rağmen, Yoo Joonghyuk şu anda kendi inancına ihanet ediyordu.
 
“O ‘Kim Dokja’... O bir Takımyıldızı değil. Hayır, o sadece bir insan.”
 
Bunun hiçbir mantığı olmadığını bilmesine rağmen.
 
Keu-reuk...
 
Karanlığın içinde saklandığı yerden bir şey seslendi. Keu-reuk, keu-reuk, keu-reuk... Sanki karanlığın kendisi ağlıyormuş gibiydi. Hayır, belki de daha çok bir kahkahayı andırıyordu.
 
O karanlığın tam ortasında ‘Gizemli Entrikacı’ vardı.
 
[En Eski Rüya’nın kuklası. ‘Kim Dokja’ hakkında hiçbir şey bilmiyorsun.]
 
Entrikacı’nın elinde tuttuğu [Göğü Yaran Kılıç] yalnız bir uluma saldı. Bu, yalnızca hiç kimsenin anlayamayacağı bir hayata göğüs germiş bir varlığın sahip olabileceği ‘Kılıç Şarkısı’ydı. Yoo Joonghyuk geriye itilmek istemeyerek kendi momentumunu yükseltti. “Başkalarının bilmediği bir şeyi biliyormuşsun gibi konuşma.”
 
‘Gizemli Entrikacı’ sözel bir cevap vermek yerine, bilincini kaybetmiş Kim Dokja’ya hafifçe vurdu. Bu, kendini tutmaya çalışan ama başaramayan bir çocuğun gözyaşları gibi Hikâyelerin ondan dışarı dökülmesine neden oldu.
 
“Ben Yoo Joonghyuk’um.”
 
Genç Kim Dokja bu sözleri defalarca söyledi.
 
İşte oradaydı; kuzeninin evinden ayrılıp tek başına yaşamaya başlamış, asgari ücretin bile çok altında kalan bir ücretle yarı zamanlı işlerde çalışıyordu.
 
“Ben Yoo Joonghyuk’um.”
 
Mütevazı ve oldukça sıradan bir hikâyeydi – hemen her yerde görülen bir yoksulluk, her yerde yaygınca bulunan talihsiz bir öykü.
 
Bir romana konu olmaya bile değmeyecek kadar sıradan bir hikâye.
 
Ve Kim Dokja, böyle bir hikâyeyi yaşıyordu.
 
“...Ben Yoo Joonghyuk’um.”
 
Lisede, üniversitede, askerde ve şirkette bu sözleri tekrarlayarak ilerleyen ana karakter buradaydı.
 
İnternet romanını okurken, onun başkarakteriyle empati kurarken, hikâyeden cesaret alırken, duygulanırken, öfkelenirken ve hüzünlenirken.
 
“Ben...”
 
Kim Dokja böyle yaşamıştı.
 
Yoo Joonghyuk’un ‘Hikâyesi’ni okurken, sıradan ve dikkate değer olmayan bir hayatta hayatta kalmıştı.
 
Kendi talihsizliğinin yerine Yoo Joonghyuk’unkini koymuştu ve kendi talihsizliği yerine Yoo Joonghyuk’un ölümlerini tüketmişti; yorumlar yazarken, hikâyenin kendisine müdahale ederken.
 
“Sevgili yazar-nim, bir sonraki bölümde bunu yapmaya ne dersiniz...?”
 
[Kim Dokja doğuşundan beri bir Takımyıldızıydı.]
 
Entrikacı’nın figürü giderek daha da kararsız bir hâl alıyordu. Derin karanlıktan etkileniyormuş gibi, beyaz ceketinin uçları siyah parçalar hâlinde etrafa dağılıyordu.
 
Ve tıpkı o ceket gibi, Kim Dokja’nın hayatı da ufalanıp gidiyordu.
 
[O, kendi hayatını uzatmak için başka bir varlığın hayatını tüketen bir Takımyıldızı.]
 
Yoo Joonghyuk, Kim Dokja’nın böyle bir hayatına göz atma fırsatı buldu. Bu Hikâyeleri bir süre önce görmüştü – Yoo Sangah onu ‘Kütüphane’ denilen o yere zorla çektiğinde bu anıların parçalarını gördüğünü hatırlıyordu.
 
[...3. tur. Sen hiçbir şey hatırlamıy...]
 
“Kim Dokja’nın geçmişte hayatını nasıl yaşadığı umurumda değil.”
 
Yoo Joonghyuk’un vücudundan altın rengi aura fışkırdı, sanki Entrikacı’nın hikâyesini dinlemeye devam etmesinin tek sebebi tam olarak bu andı.
 
Gözlerini yavaşça açtı, tüm vücudu artık gün gibi ortada olan altın rengi ışıkla boyanmıştı. Aşkınlığın beşinci aşamasına ulaştıktan sonra özünden bol miktarda Statü fışkırdı.
 
“Şimdi önemli olan, bu dünyanın sonunu görmesi için ona ihtiyacımız olması.”
 
[Kara Göksel Şeytan Kılıcı] üzerindeki Göğü Yaran Enerjisi’nin akışı şimdi bir dönüşümden geçiyordu.
 
“Ve eğer ölmesi gerekiyorsa, bu eylemi gerçekleştirecek olan ben olacağım.”
 
Yoo Joonghyuk’un [Hava Adımı] boşluğu geçti.
 
[Gemi, Enkarnasyon Yoo Joonghyuk’a sesleniyor!]
 
[Takımyıldızı Mandala’nın Koruyucusu, Enkarnasyon Yoo Joonghyuk’u çağırıyor!]
 
Gerçekten de çok az zaman kalmıştı.
 
[Dev Hikâye Şeytan Diyarı’nın Baharı, hikâye anlatımına başladı!]
 
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale, hikâye anlatımına başladı!]
 
İki Dev Hikâye şimdi kılıcına işledi. Işık ve karanlığın tanıdık Statüleri de onun saldırısında birleşti. Bunlar Han Sooyoung ve Jung Heewon’dan gelen manaydı.
 
[Takımyıldızı Şeytanvari AteşYargıcı, Enkarnasyon Yoo Joonghyuk’u lütfuyla kutsadı.]
 
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası, Enkarnasyon Yoo Joonghyuk’u lütfuyla kutsadı.]
 
Tam bu anda, Yoo Joonghyuk yalnız değildi.
 
Karşıt Statüler tek bir kılıca işledi ve [Kara Göksel Şeytan Kılıcı]’nın berrak ışığının yıkıcı bir Hikâye püskürtmesine neden oldu.
 
Kılıcının ona rehberlik ettiği yolda koştu. <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin yaşadığı her durum, o yolun her köşesine kazınmıştı.
 
Göğü Yaran Gök Gürültüsü Kılıcı.
 
Yoğun mavi elektrik akımları Yoo Joonghyuk’un kılıcını sarmaladı ve etrafında dans etti. Bu, daha önce Kıyamet Ejderhası’nın elektriksel şok dalgası hücum ederken bile kullanmaya cesaret edemediği Göğü Yaran Kılıç ustalığının derin bir tekniğiydi.
 
Bunun da üzerine, şimdiye kadar tüm kalbi ve ruhuyla üzerinde çalıştığı gizli tekniği ekledi.
 
Göğü Yaran Kılıç Ustalığı.
 
Gizli Teknik: İçsel Gizem Aktarımı.
 
Kayan Yıldız Kesişi.
 
O güçlü <Vedalar>’ın lokapalalarından biri olan Indra’yı bile tamamen alt etmeyi başaran teknik.
 
Kılıç, bir başka yıldızı daha kesip indirmek için hareket ederken büyüleyici bir yıkım yörüngesi çizdi.
 
Bu tek bir saldırı, 3. tur Yoo Joonghyuk’un her şeyini taşıyordu.
 
[Görünüşe göre seninle hiç mantıklı konuşulmuyor.]
 
Bir sonraki anda, Yoo Joonghyuk bunu gördü.
 
Çevreleyen uzay-zaman büküldü ve ardından belirli bir Hikâye kendi hikâyesini anlatmaya başladı.
 
“Hepinizi kesinlikle öldüreceğim.”
 
Bu onun için çok tanıdık bir sesti. Göklere doğru yöneltilmiş, nefretle dolu bir ses.
 
“Tekrar ve tekrar.”
 
0. turdan 1863. tura kadar – toplam 1864 hayatın yarattığı bir Hikâye.
 
“Tekrar ve tekrar canlanarak.”
 
Bu, Sonsuzluk Cehennemi’ydi.
 
“Her birinizi öldüreceğim.”
 
İki kılıç çarpıştığında, Yoo Joonghyuk tüm varlığının siliniyormuş gibi hissetti. Statüleri arasındaki fark, onu ezme aleminin ötesine geçerek artık saf bir saygı alanına ulaştı.
 
O Hikâyenin her yönüne kazınmış çaresizliği, pişmanlığı, hüznü ve nefreti anlıyordu. Ve aynı zamanda, bunları hiç anlayamıyordu.
 
Bu devasa duyguların derinliklerini kavramayı aklından bile geçiremiyordu.
 
İşte bu yüzden, o Hikâyenin içindeki sayısız Yoo Joonghyuk gibi, o da çaresizliğe kapılmaya başladı.
 
O Hikâyeyle yüzleştiğinde, daha önce ‘Gizemli Entrikacı’ tarafından da belirtildiği gibi, gerçekten de yalnızca ‘3. tur’ Yoo Joonghyuk’tu.
 
Zamanın o inanılmaz devasalığını anlamak için tam olarak ne yapması gerekiyordu?
 
Aklını başına topladığında, Yoo Joonghyuk boşlukta geriye doğru uçuyordu. Jung Heewon ve Han Sooyoung’un ona bahşettiği kanatlar artık yırtılmıştı; şimdi ikiye bölünmüş olan [Kara Göksel Şeytan Kılıcı] tıpkı hayatı gibi dönerek onunla birlikte düştü.
 
Yavaş hareket ediyor gibi görünen [Göğü Yaran Kılıç] ise bir sonraki an kalbine yaklaşıyordu.
 
[Kaos Puanları hızla yükseliyor!]
 
[Birileri Gizemli Entrikacı’nın varlığından şüphelenmeye başlıyor!]
 
[Boşluğu Kovalayan Tazı ortaya çıktı!]
 
İşte o an beklenmedik bir olay gerçekleşti.
 
En az ‘Dış Tanrılar’ kadar uğursuz ve meşum olan tuhaf yaşam formları, bükülmüş uzayın köşelerinden aniden fırladı. Kusursuzca eğitilmiş tazılar gibi haykırdılar ve uzay-zaman yasalarını hiçe sayarak, sanki hızlı çekimde kalmış gibi ‘Gizemli Entrikacı’nın üzerine atıldılar.
 
Tıs-çaçaçaçat!
 
[Sinir bozucu tazılar...]
 
Yoo Joonghyuk’un göğsüne doğru düşen [Göğü Yaran Kılıç] yönünü değiştirdi ve tazıları savuşturmaya başladı. Ancak, yine de her birini engellemeyi başaramadı.
 
Yoo Joonghyuk ancak o zaman, bu tazıların ‘Gizemli Entrikacı’nın şimdiye kadar kaçınmaya çalıştığı şeyler olduğunu anladı. Tazılardan biri tarafından ısırıldıktan sonra, Entrikacı alelacele uzaktaki [Büyük Boşluk]’a doğru uçtu.
 
Hâlâ kolunun altında sıkıca tuttuğu Kim Dokja ile birlikte.
 
Yoo Joonghyuk fazla enerjisi kalmayarak elini uzattı, ama o zamana kadar yıldız ulaşılamayacak kadar uzaklaşmıştı.
 
Artık o yıldıza gidecek hiçbir gücü kalmamıştı.
 
Kırık kanat çifti kum gibi ufalandı ve aynen öyle, aşağıdaki zeminin karanlığına doğru çakıldı.
 
***
 
[Şimdi ayrılmamız gerekiyor.]
 
“Hayır, bekle! Ustam ve ahjussi henüz dönmedi!”
 
Lee Jihye’nin mantıksız bir talepte bulunmasını izleyen endişeli ‘Geminin Efendisi’ üzerinden soğuk ter damlaları sızıyordu.
 
[89. senaryonun sonucu – Vahiy Kitabı’nın Son Ejderhası kapıda.]
 
Adanın kapatılmasına sadece 30 saniye kalmıştı; en geç önümüzdeki 20 saniye içinde burayı terk etmek zorundaydılar. Sonunda Geminin Efendisi kararını verdi ve küreği çekmeye başlamak üzereydi ki...
 
“İşte geliyorlar!”
 
Yukarıdaki gökyüzünden bir şey düşüyordu.
 
“Bu Yoo Joonghyuk!”
 
Parçalanmış bir ceket içindeki bilinci kapalı bir adam, Yoo Joonghyuk, yere doğru düşüyordu.
 
“Usta! Yukarıda ne oldu??”
 
Lee Jihye yukarı fırladı, onu yakaladı ve Gemi’ye döndü. Hem Han Sooyoung hem de Jung Heewon onu sarsmak için hızla yaklaştı.
 
“Hey, Yoo Joonghyuk! Neden yalnızsın?! Kim Dokja nerede...?!”
 
“Dokja-ssi’ye ne oldu??”
 
Yoo Joonghyuk cevap vermedi. Bunun ne anlama geldiğini anlayan her iki kadın da gökyüzüne doğru baktı, ama tam o anda Gemi hareket etmeye başladı.
 
“H-hayır, bekle! Bir saniye dur! Hâlâ gelen bir kişi daha var!”
 
“Dur dedim, lanet olsun!”
 
Ne yazık ki, ekip üyelerinin sözleri şok dalgası ve ‘Tarif Edilemez Mesafe’ye ait karanlık sisin vahşice çarpmasıyla silinip gitti.
 
[Senaryonun konumu kapatılıyor.]
 
[Işınlanma başlıyor.]
 
Takımyıldızları çığlık attı. Ve yağan meteor yağmurunun altında, kapanan perdeler bir dünyanın üzerine indi.
 
Daha büyük bir kıyameti önlemek için daha küçük bir kıyamet.
 
Bu ihtişamın içinde, ‘Reenkarnatörler Adası’ ‘sonsuzluğa’ doğru yok oluyordu.
 
“Hayır! Dur!! Dur dedim!!”
 
Gemi, berrak ve parlak bir ışık huzmesinin içinde gözden kayboluyordu. Ve gemideki bazı insanlar umutsuzca ellerini uzatıyordu.
 
Bazıları yere yığıldı. Bazıları haykırdı.
 
Ve bazıları tüm bunların oluşunu izledi.
 
Kim Dokja-!!
 
[Senaryonun hesaplanan ödül ödemesini kazandın.]
 
[<Yıldız Akışı>’ndan birisi Zirve/  koşulunu tamamladı.]
 
[Dev Hikâye Işık ve Karanlığın Mevsimi doğdu!]
 
Ve sonra, o yerde yalnızca hiç kimsenin duymak istemediği bir hikâye kaldı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi