Bölüm 5499
>>BU Yaratık.>>
Hareket halindeki Altın Kum’dan bir Tâht’tan Mesafe’nin bile anlam ifade etmediği bir uzaklıkta, bir Yılan’ın başka bir parçası ciddi bir hesap hatası yapmıştı.
Yabancı bir Niyet’in Mor Nehri, BU Yaratığ’ı bir Kemik Okyanus’unun üzerine bırakmıştı.
BU Sonsuzluk ve BU İlkel Kaynağ’ın şiddetli fırtınasının altında her yöne Uzanıyordu; O kadar geniş bir fosilleşmiş kalıntılar Okyanus’u ki, kaburgaları dağ sıraları gibi yükseliyor, kafatasları adalar gibi duruyordu; Bunlar, çok uzun zaman önce ölmüş devasa Varoluşlar’ın taşlaşmış kalıntılarıydı.
Yüzyılların tozu soluk genişliklerin üzerinde süzülürken, Otoriteler’in yağmuru çözülmeyi reddeden kemiklerin üzerine tıslayarak yağıyordu ve bu devlerin mezarlığı boyunca Obsidyen Âlevler yürüyordu.
BU Yaratık etrafına yavaşça, bir kez ve eksiksiz bir şekilde baktı.
“Beni bir mezara getirdin.”
...!
“Haha! Ölüler en iyi zeminlerdir. Asla şikayet etmezler!” Üstünde, fırtınanın içinden kıvrılarak, Ormarr Grimtunge’nin ikinci en büyük bedeni görüş alanına indi; Kıpkırmızı gözleri zevkle kıvrıldı! Bu parça, Noah’ın karşısına çıkan Parça’dan daha büyüktü; Pullar’ı daha kalın, Varoluş’u daha ağırdı; Sonsuzluk Nehirler’i, itaatkar akıntılar halinde bedeninin uzunluğu boyunca süzülüyordu.
“Dağınık olanlar arasında kendine özgü bir Âura’n var, Karanlık Varoluş; Bu yüzden benden İkinci en büyük parçayı alacaksın. Bunu bir saygı göstergesi olarak kabul et! Şimdi... Bağlan, toplan ve teslim ol. Jarl Erling, her neysen sana bir iş bulacaktır.“
HUUM!
Yılan’ın pullarının arasından Yüzler’ce Obsidyen Mor’u İp fışkırdı; Kaçınılmazlık ta kendisi bağlara dönüştürülürken, İpler Mesafe’yi kat etmeden önce yakalama işlemi zaten bir Kanun gibi gerçekleşirken...
Ve yine de...
BU Yaratık kıpırdamadı.
Onun yerine düşmanı ölçüp, biçti. Bu Yılan’ın ana gövdesi Ryaenara’dan bile daha ağırdı ve bu bölünmüş beden tek başına, ciddiyet gerektiren bir ağırlıkla Kemik Okyanus’una baskı uyguluyordu! Olduğu haliyle onunla savaşabilirdi. Olduğu haliyle buna dayanabilirdi, tıpkı BU Wyld ve BU Sonsuz Açılım’dan önce her şeye dayandığı gibi; Saatler süren ezici Zorluklar boyunca yara karşılığında Yara vererek, ta ki biri diğerini bitirene kadar.
Ama... Zaman yoktu. Osmont için endişelenmiyordu; En fazla, aslında Ryaenara için endişeleniyordu.
Ve... Bunu çabucak bitirmenin bir yolu vardı.
Ve bu hoşuna gitmiyordu.
O anda BU Yaratığ’ın yüzünde, halkından hiç kimsenin onda daha önce görmediği bir ifade belirdi! Bu isteksizlikti. Derin, Kâdim bir isteksizlik; Obsidyen alevleri bedeninin etrafında sönükleşirken, asla harcamayacağına yemin ettiği bir Güc’e uzanan bir Varoluş’un bakışı idi!
Ne kadar zaman geçmişti? Varoluş o kadar eskiydi ki, o Güc’ü kullandığında, bu Güc’ün Varoluş’un bir parçası olduğu düşünülebilirdi. Onun bir Parça’sı. Ve yine de aynı zamanda, bununla tam olarak barışamamıştı.
Ama...
“...Katlanılması gereken ne varsa, katlanılacaktır,“ Dedi BU Yaratık sessizce, kimseye hitap etmeden.
Ve arkasında, Varoluş İki’ye Katlan’dı!
WAA!
Fırtına ikiye ayrıldı; Arkasındaki Hiçlik’ten Kâdim ve devasa bir heykel yükseldi; Yıpranmış gri taştan yapılmış, oturur pozisyondaki bir Dev; Büyüklüğü Yılan’ı bile gölgede bırakıyordu; Yüz hatları, Sayılamayacak kadar uzun Çağlar boyunca aşınarak, Pürüzsüzleşmiş, geriye sadece bir yüzün izi kalmıştı; Ve yine de o Yüzsüz Yüz, tüm Kemik Okyanus’una baskı uygulayan muazzam bir ihtişamla her şeye tepeden bakıyordu!
Fosil sıraları inledi. Otoriteler’in yağmuru heykelin omuzlarının etrafında kıvrıldı. Varoluş’taki Sonsuzluğ’un vahşi Nehirler’i bile, sanki çok eski bir şey odaya girmişçesine öfkelerini yavaşlattı!
Bu, ona ait olan ama aynı zamanda şu anda ona ait olmayan bir Güç’tü. Ona aitti ama Miras kalmıştı. Ve o... Bu Paradoks’u sevmiyordu.
BU Yaratık ona cevap verdi. Onun için ayağa kalktı! Yine de her ayağa kalktığında, BU Yaratık kendini efendisi gibi değil, daha çok borcunu ödeyen biri gibi hissediyordu!
Yukarıda, ilk kez, Yılan’ın kahkahası kesildi.
“...O da ne?“ Ormarr Grimtunge’nin Kıpkırmızı gözleri heykele dikildi; Yüzler’ce bağlama ipi inişin ortasında durakladı, bir Ananke Niyet’i tereddüt etti.
“Bir yük,” dedi BU Yaratık. “Yakın zamanda taşımaya başladığım bir yük.”
Obsidyen Âlevler’i patladı!
BOOM!
Kemik Okyanus’unda attığı her adımda bedeni şişerken, Alev’li bir Obsidyen dev gibi ilerliyordu; On metre, Yüz, bin… Varoluş’un ta kendisi onun ilerleyişine karşılık veriyordu! Fosil sıraları yerden koparak Kemik Aylar gibi etrafında dönmeye başladı. İnen halatların etrafındaki Varoluş yoğunlaşmaya başladı, ta ki Kaçınılmazlık Yol’una çıkmak zorunda kalana kadar! Yukarıdaki fırtına, sanki giyilmeyi beklermişçesine omuzlarına doğru eğildi ve Yılan, tek bir soğuk anda bu düşmanın Varoluş’tan çekilen Güçler’i kullanmadığını anladı.
Bu düşman Varoluş’tu ve etrafındaki her şey bunu hatırlıyordu!
“Orospu çocuğu!”
Ormarr’ın halatları, Ananke Niyet’i kükreyerek, bağlardan Örülmüş bir Varoluş oluşturarak, aşağıya çakıldı; Her bir İp, yakalamanın çoktan tamamlandığını İlan Eden bir Kanun’du!
Ve BU YARATIK ilk Gerçek Uzuvu’nu açtı.
AĞIZ!
Önündeki Boyut’u yırtarak, açıldı; Boyut’ta Obsidyen Âlevler’le çevrili devasa bir yatay yara, fosil sıralarından daha geniş, fırtınadan daha derindi ve Yutuyor’du! Bağlama İpler’i içine akıp, gitti ve bağlanmadı; Kaçınılmazlığ’ın kendisi, Beyan’ın İlan’ın ortasında Yutul’du; Ağız, ateşin parşömeni çiğnediği gibi Kanu’u çiğnedi, yüzlerce örülmüş İp, yanan kenarları arasında ham Öz’üne dönüşerek, çözüldü!
“Niyetimi YİYOR musun?!” Ormarr, sesine ilk kez gerçek bir endişe karışırken, Varoluş’ta geriye sıçradı! “Dostum, siz ne halt yiyorsunuz?!”
BU Yaratık cevap vermedi.
Bunun yerine devasa bir Obsidyen elini kaldırdı ve uzun Varoluş’unun en derin gerçeğinden yetişen İkinci Gerçek Uzvu’nu çağırdı! Alevler’in ve Yalın sözlerin altında BU Yaratık neydi?
O, Yük’ü taşıyan Varoluş’tu. Diğer yarısı gözlerinin önünde acımasızca katledildiği günden beri Varoluş’un tüm Zorluklar’ını tek başına taşımıştı; Her Dönem’ini, her Yarası’nı, Medeniyetler’i ezip, geçecek her Yük’ü, hepsini tek bir Sessiz Beden üzerinde taşımış ve bir kez bile yere bırakmamıştı!
Ve taşınan şey... Bir başkasının üzerine yüklenebilir.
“Varoluş’un Yükü,” dedi BU Yaratık.
DUN!
Biçimsiz, Işıksız ve Uyarısız bir şekilde Ormarr Grimtunge’nin üzerine çöktü ve Yılan’ın devasa bedeni Boyut’tan aşağıya doğru bir çırpıda çakıldı!
Ağırlık üzerine çöktüğünde, fosil sıralarını Sayılamayan Mesafe uzağa savuran bir patlamayla Kemik Okyanus’una çarptı; Bu ne Kuvvet, ne de Yerçekimi idi, tam bir Yük; Taşınan Zorluklar’la dolu Çağlar, tek bir Varoluş’a bütünüyle aktarılmıştı ve Yılan, kıvrımları soluk toprağa yapışırken, pulları parçalanırken, bölünmüş bedeni Soy’undan daha eski Varoluşlar’ın mezarlarına bastırılırken, çığlık attı! Onu ezip geçen şeyle savaşmak imkânsızdı çünkü o Saldırmıyor’du! Bu, tek bir Varoluş’un tek başına katlandığı her şeydi; Sonunda başka birinin üzerine indirilmişti ve bu Yük, şimdiye kadar atılmış herhangi bir Darbe’nin çok Ötesinde’ydi!
“Çekil… ÜZERİMDEN!” Ormarr’ın Ananke Niyet’i, Kıpkırmızı gözleri alev alırken yükseldi; Kaçınılmazlık, Özgürlüğ’ünü İlan Etmek için Çabalıyor’du!
Ve işte o anda Savaş Alan’ı bile ona İhanet etti.
HUUM!
Çünkü tam o anda, her iki Uzvu’nun patlamasıyla birlikte, BU YARATIK kendi Varoluş’unun son parçasını ortaya çıkardı ve Panteon’u açığa çıktı!
Bu, Âlemler olarak çiçek açmadı. Mimar’i Yapılar olarak yükselmedi! Yılan’ın duyuları, fırtınada Direkler ve Boyut’u aradı ama hiçbir şey bulamadı; Çünkü BU YARATIĞ’IN Panteon’u hiçbir şekilde sabit bir Şekle sahip değildi ve hiç de olmamıştı! Kemik Okyanus’u Panteon Hâl’ine gelirken, fırtına Panteon Hâl’ine gelirken, yoğunlaşan Boyut, sürüklenen Toz ve Kâdim Ölüler’in mezarları hepsi Panteon Hâl’ine gelirken, bir nefes öncesine kadar ne oldukları ile Ayırt Edilemez Hâl’e geldi; Tek bir Mutlak fark dışında!
Artık hepsi onun Varoluş Boyut’u Hâl’ine gelmişti.
Tüm Varoluş’un Panteon’u!
Ormarr Grimtunge, Ölüm’ünün şeklini bir Ân geç anladı! Düşmanının bulunduğu bir Savaş Alan’ında durmuyordu. Düşmanının resmen içinde duruyordu ve Savaş başladığından beri oradaydı; Etrafındaki her Fosil, Fırtına akıntısı ve Toz Zerresi artık bu Varoluş’un Kayıtlar’ını taşıyordu! Düşman, Varoluş’u ona karşı kullanmıyordu.
O, Varoluş’un Kendisi’ne Karşı Savaşıyor’du!
“Çök,” dedi BU Yaratık.
Ve her şey çöktü!
BOOOM!
Kemik Okyanus’u, sıkışıp kalmış Yılan’ın üzerine içe doğru Katlanırken, Kıtalar büyüklüğündeki Fosil sıraları, kapanan bir yumruğun parmakları gibi yükselip, çöktü! Fırtına, BU Sonsuzluk ve BU İlkel Kaynağ’ın dönen bir çekici gibi çöküşünü sürdürürken, Pantheon’un tam Otoritesi’yle Boyut’un kendisi onun kıvrımlarının etrafında büzüldü; Ve tüm bunların altında, BU Ağız yerin üzerinde genişçe açıldı ve enkazdan kaçmaya çalışan her bir Niyet Parçası’nı Yut’tu! Yük yukarıdan baskı uyguladı. Varoluş her yönden kapandı. Kaçınılmazlık, Kaçınılmaz Sarmal’ın gururlu İkinci Derece’den Kanun’u, Kaçınılmazlık’tan daha eski tek bir şey olduğunu keşfetti; O da Her Şey’di!
“Sen...!“ Yılan’ın sesi çökmekte olan karanlığı yırttı; Katlanan fosillerin arasında Kıpkırmızı gözleri alev alev yanarken, öfke ve inanamama hissi boğazında birbirini boğuyordu! “Önce oturmuş bir pislik, ayağa kalkmadan bana yanan Gözlemlenebilir Varoluşlar fırlattı, şimdi de, şimdi de BU MU?! Hepiniz Canavar mısınız?! HEPİNİZ LANET OLASI CANAVAR-
ÇAT!
Varoluş’un yumruğu kapandı.
Ormarr Grimtunge’nin ikinci en büyük bölünmüş bedeni, bir Çağ’ın sona erdiği gibi bir sesle kendi içine çöktü; Kıvrımlar, Pullar ve çığlık atan Niyet, parçalanmış Kemik Okyanus’unun üzerinde yavaşça çöken Prizmatik bir toz bulutundan başka hiçbir şey kalmayana kadar aşağı, aşağı, aşağı ezildi!
Devlerin mezarına sessizlik geri döndü.
Ve tüm bunların tam ortasında, BU Yaratık, savaş başladığında durduğu yerde aynen öyle duruyordu!
Tek bir adım bile atmamıştı! Gerçek Yaşam Formu’nun tozu, ona dokunmaya cesaret edemeyen kar gibi omuzlarına yağarken, Obsidyen Âlevler’i yerleşen bedeninin etrafında yavaşça dalgalanıyordu, parçalanmış Fosil sıraları, şekilsiz Panteon’unun kenarlarında eski dinlenme yerlerine tembelce yeniden yerleşirken, Âlev’li Obsidyen Titan ise düz ve telaşsız bakışlarıyla bu yıkımın ortasında öylece duruyordu; Sanki bu sonucun hiç bir zaman sorgulanmamış olduğu bir Varoluş gibi tüm Varoluş’a bakıyordu!
Eğer burada başkaları olsaydı, buna gösteriş yapmak derlerdi!
BU Yaratık sadece nefesini verdi.
“Her Şey Doğar,” dedi sessizce, yerleşen toza doğru. “Sonra da Yok Olur.”
Arkasını dönüp, ayrılmak üzereydi; Bu Lanet’li Boyut’un öbür ucunda Osmont ve diğerlerini bulmak için.
Ama arkasında… O Kâdim Heykel kaybolmamıştı!
Aşınmış gri taştan yapılmış oturmuş dev, yükseldiği yerde kalmıştı ve BU Yaratığ’ın Obsidyen Âlevler’i sönünce, yüzsüz yüzü hareket etmeye başladı! Yavaşça. Kasıtlı olarak. Kendi kendine! Aşınmış yüz hatları savaş alanından, BU Yaratık’tan tamamen uzaklaşarak, sanki orada, uzakta bir şey duymuş gibi, Krazhor-Nul’un uzaklardaki fırtınalı karanlığına doğru döndü!
BU Yaratık, göz ucuyla onu izlerken, düz gözlerini kısmıştı.
O, Varoluş’tu; Ve o da Varoluş’tu. Bunu kendine tekrar tekrar söylemek zorundaydı.
Heykel, Varoluş’un bile henüz göremeyeceği bir şeye doğru, uzaktaki karanlığa bakmaktan başka hiçbir şey yapmadı!
Ancak o zaman solup, gitti.
Not: BU Yaratık Ne Kadar Güçlü? O Heykel de ne? BU Yaratık daha ne kadar şey saklıyor? Sınır’ı nerede? Normalde herhangi bir Okuyucu diğer Serilerdeki Novel ya da Manhwa olsun Yan Karakterler’i Okursa sıkılır yeter artık der buna kaç kez kaç kez denk geldim ve ben de dahilim buna ama Infınıte Mana’da? HMM Erwin’e ne zaman geçeceğiz artık? Haklı değil miyim? Hepiniz bunu diyorsunuz. Çünkü herkes Birbirinden Op. Herkes Birbirinden daha Benzersiz. Ve bu Novel’in belki de Yarı’sı bile değil. Hâlâ 10.000 Geçerli. Bakalım 11 Bin ve Ötesi’ne. Ayrıca BU Yaratık Kendi Ölçekler’ini Kurmaya Karar Verdi. Vakochev gibi. BU Yaratığ’ın Vakochev’den n eksiği var? Yok. Sıra Erwin de. Sıra diğer Ana Karakterler’imizde pardon Ana Karakter değil onlar bunları da aşarak, Ânomaliler. Sıra Diğer Ânomaliler de artık.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.