Bölüm...
Action,Adventure,Demons,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Monster,Novel,Romance,Vampires,War

Bölüm 5509

Vermek! I
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.335

“Peki, böyle bir şeyden ne kazanacağım? Aynen öyle. Kontrolüm dışında olan şeylerin olacağını biliyorum, koca adam. Her zaman olurlar. Atlar gider, ordular gelir. Bunların hiçbirini durduramam.“ Omuzlarını silkti; Bu hareketinde hiçbir şekilde boyun eğme yoktusadece bir istek vardı.


“Bu yüzden sadece daha fazla Bilgi peşindeyim; Belki de o şeyler gerçekleştiğinde, onları anlayabilmek için... Ya da üstesinden gelmek için. BU İlkel’i Yaşam Formlar’ı gibi Varoluşlar’ın Güc’ünü Anlamak, Bilgi’yi sınamak için iyi bir fırsattır! Ve Varoluş ne getirirse getirsin, ona hazırlanırken ihtiyacım olacak tek şey Bilgi’dir.“ Kendi kendine güldü ve elini salladı.


“Haha, çok konuştum, bana karşılık veren bir arkadaşım olalı epey zaman oldu! Yakında ön incelememi bitireceğim, sonra bizi Osmont’a götürebilecek miyim bir bakacağım. “


Bu sözlerle Anaximander dikkatini topladı.


Uzuvlar’a dokunurken, gözlerini kapattı, dağınık saçlı başı hafifçe eğildi; Otorite’si olmayan bir Adam, bir Zirve Varoluş’un ceset etini bir metin gibi sessizce okuyordu ve etrafındaki Kırmızı Okyanus tamamen duruldu.


Ve yarı batmış, iyileşmekte olan BU Yaratık, Hikâye’yi düşündü.


Neyin iyi, neyin kötü olduğunu nereden biliyorsun?


O, bu benzetmeyi kendine özgü, eski usul bir şekilde irdeledi. Gözlerinin önünde acımasızca ezilen diğer yarısı, Varoluş’un ona yaptığı en kötü şeydi ve o günden beri her yükü tek başına taşımasının sebebiydi. Bu... Kötüydü. Kesinlikle kötüydü!


Yine de bu yük, Varoluş’un Yükü’ne dönüşmüştü; Bir Yılan’ı ezip, BU Yaldızlı Gerçek Yaşam Formları’nı ve daha nicelerini BU MAW’a çakan uzantı. Miras yoluyla aldığı, istemediği heykel; Adını taşıyan yabancı bir yük. Kötü mü? Artık onun için pek çok kez ayağa kalkmıştı ve o hâlâ nefes alıyordu! Bugün bile, Senozoik Dönem’ine denk bir Varoluş tarafından fena bir şekilde Kırmızı Okyanus’un üzerine sıkıştırılmış, yalnızlık çağlarını sona erdirecek bir kaybın eşiğinde, kötü, açıkça kötüydü; Ve bu durum, onu uzun süredir reddettiği Dokumalar’ı nihayet bitirmeye zorlamıştı; Bağlantılar artık sadece koruduğu şeyler değildi. Ve bu tamamlama, Anaximander’ı getirmişti; Anaximander ise Osmont’u getirmek üzereydi!


“...“


Bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğunu nereden biliyorsun?


Bilmiyordu.


Varoluş’un ta kendisi; Kendi Hikâyesi’ni anlatırken, onu yargılayamazdı.



“Hm,” dedi BU Yaratık sessizce Kırmızı Su’ya ve bu benzetmenin Temeller’ine yerleşmesine izin verdi.


Sonra kendini toplamak zorunda kaldı.


Çünkü bir Ananke Niyet’li Gerçek Yaşam Formu’nun Niyet’ini ve Panteon’unu, bir Egoik Niyet’li Gerçek Yaşam Formu’nun Niyet’ini ve Panteon’uyla birlikte yemek, gerçekten de ağır bir ziyafetti! Kendi Niyet’i durmaksızın içip, dururken, Öfke’nin kusursuz gururu ve Kaçınılmazlığ’ın Altın Gramer’i en derin Dokumalar’ına akıyordu ve sindirimin hesabı gözlerinin önünde netleşiyordu. Bu, onu Ananke’ye de götürmeye yetmeliydi.


Zar zor!


Varoluş’un kendisini İkinci Düzen’in eşiğinden geçirecek kadar yeterliydi; “Ben Varım…”dan “Bana İtaat Edilmeli!”ye!


Böylece odaklandı.


Ve işte böylece, Kızıl Okyanus ikisinin üzerine kapandı.


Gözleri kapalı, avucunu Öl’ü bir Zirve Varoluş’un Uzvu’nun üzerine koymuş, beyaz cüppeli bir Bilgin, okuyordu! Arteriyel sulara yarı batmış, Obsidyen Âlev’inden bir Titan, iki Gerçek Varoluş’u Kaçınılmazlığ’a doğru sindiriyordu! İkisi de konuşmuyordu, ikisi de kıpırdamıyordu; Fırtına başlarının üzerinde yavaş bir huşu içinde dönüyordu.


Ve ikisinin etrafında, akıl almaz Varoluş sessiz, görünmez dalgalar halinde toplanıyordu!


...!


---


>>Gerçek İnsan İmparator’u.>>


Gerçek İnsan İmparator’u olduğundan beri, Noah daha... Düşünceli hale gelmiş gibi hissediyordu.


Patlamalar arasındaki akıp giden sessizliklerde artık pek çok şey üzerinde düşünüyordu ve bunun bir tembellik olmadığını anlamıştı. Bu, bir çalışmaydı! Çünkü Kimlik Yol’uyla ilerleyen bir Gerçek Yaşam Formu için Kimlik, tesadüfen rastlanan bir Hâzine değil, keşfedilen bir bölgeydi. Eğer kendi Benliğ’ini derinlemesine incelemez, Sınırlar’ını araştırmaz, seçimlerini sorgulamazsa, o zaman gerçek anlamda hiç ilerleyemeyecekti. Artık tefekkür, kendini geliştirmeydi. Taht da bir eğitim alanıydı!


Ve Son Hârf’i, ya da belki de Potansiyel olarak Son Hârf’i olan “Baiş Kahraman”ı yazıya döktükten sonra, düşünceleri hiç resmi olarak vermemiş olduğu bir karara geri dönmüştü.


Neden “Sonsuz”u hiçbir zaman “Osmont Dili”nin Hârfler’inden biri yapmamıştı?


Bu soruyu dürüstçe irdeledi! Sonsuzluk, onun Kök’üydü; Ateş Topu Yetenek Kitab’ı, Mana, İlk Neden, seyahat ettiği Sınırsız Nehirler’di. Elbette bir Hârf’i hak etmiyor muydu? Yine de her değerlendirdiğinde, bunun tamamen doğru olabileceği hissi uyanmıyordu! Çünkü o, Sonsuzluğ’un Ta Kendi’si değildi; O, bir Osmontian’dı ve Sonsuzluk, Kimliğ’inin ifade ettiği şeylerden biriydi. “Sonsuz”u omurgasına kazımak, bir cüppeyi beden olarak kabul etmek gibi geliyordu! O, Osmontian Kimliğ’i aracılığıyla Sonsuzluğ’u temsil etmek istiyordu onun yanında değil.


Ve BU Kaynak da aynı derin nedenden ötürü bir Hârf almamıştı. O, çoktan Kaynak ile Sonsuzluğ’u, Osmontian Kaynak Sonsuzluğ’u olarak tek bir şey, kesintisiz, kendisine ait bir bütün halinde birleştirmişti! Onları ayrı Hârfler olarak İlan Etmek... Ayrılık gibi geliyordu. Sanki eşleri ayrı ayrı onurlandırmak için bir evliliği feshetmek gibi!


Eh. Şu anda böyle hissediyordu. Her zaman fikrini değiştirebilirdi.


Ve tüm bunları düşünürken, yakındaki Sonsuzluğ’un Kaotik Dallar’ı ona doğru toplanmıştı.


Okynauslar’ını bulan Nehirler gibi süzülüp, geldiler; Fırtınanın vahşi akıntıları Altın Ada’ya doğru eğilip, oturmuş figürünün etrafında kıvrıldı ve Noah, onların taşıdığı Bilgiler’i –Nerelerde bulunduklarına, öfkeyle geçtikleri Kâdim Topraklar’a, geçmiş çağlarda içlerinden geçen şeylere dair Bilgiler’i– Kayıtsızca okudu! Sanki çok seyahat etmiş yaşlıların dedikodularını dinlemek gibiydi ve saatlerdir bunu yapıyordu.


Sonra çevre şiddetli bir şekilde dalgalandı!


Noah bir Ân’da dikkatini topladı, Niyet’ini yoğunlaştırdı, Kanatlar’ı bir düşünce uzaklığındaydı; Çünkü yakınlarda bir şey Boyut’u Katlıyor’du ve onu buraya yaklaştırıyordu ve bu Boyut’ta, gelenler nadiren nazikti...!


WAP!


Boyut yarıldı ve BU Yaratık ortaya çıktı!


Devasa figür, Obsidyen Âlevler’ine sarılmış halde Altın Kumlar’ın kenarına indi; Yeni iyileşmiş yaraları hâlâ vücudunda soluk çizgiler çiziyordu, Âura’sı ise Noah’ın duyularının hemen algıladığı yeni bir yoğunluk taşıyordu! Ve arkasında, fırtınalı Boyut’ta asılı duran...


Bir ayak vardı.


Altın Ada’nın üzerindeki Varoluş’ta devasa bir kopmuş Yzuv süzülüyordu; Solgun, çürümemiş ve çerçevelenemeyecek kadar büyüktü. Topaklanmış bulutlar topuğunun etrafında toplanırken, Uzuv’dan yayılan ihtişam fırtınayı Sayulamaz Mesafe boyunca dümdüz bastırıyordu. Ve onun önünde, alnını okşayan, Beyaz bilgin cüppesi giymiş bir adam duruyordu!


“…Anaximander?”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi