Bölüm...
Action,Adventure,Demons,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Monster,Novel,Romance,Vampires,War

Bölüm 5592

Hepimiz Köleyiz!
Yazar: Kozmik_00 Grup: Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 11 dk Kelime: 2.650

>>BU Yaratık.>>


Ghor-VazHAL’ın en derin bölgesi artık bir zemine sahip değildi.


Sıvı gölleri yataklarından taşmıştı. Kule-Ârterler kopmuş halde, kilometrelerce uzanan çalkalanmış et ve parçalanmış taşların üzerinde Sıvı akıtıyordu; Yukarıdaki kemerli karanlık ise uzun şeritler halinde yırtılmıştı ve bu şeritlerden daha derin yapının damarları sarkmış, damlıyordu; Tüm bunların arasında ise durmayı bilmeyen İki Varoluş arasındaki savaşın enkazı sürükleniyordu!


Harabenin bir tarafında, BU Yaratık zorlanıyordu.


Anlaşılmaz Derece’de ağır yaralar taşıyordu. Obsidyen gövdesi omuzdan kalçaya kadar yarılmıştı; Vücudu, yıkımın oluşturduğu bir Diyagonal çizgi boyunca neredeyse ikiye bölünmüştü ve Beyaz-Altın ile Siyah’ın korkunç bir yavaşlıkla birbirine dokunduğu Örgüler’le bir arada tutuluyordu; Bir kolu ters sarkmıştı ve nefes alışı uzun, zorlu çekişler halindeydi; Her biri, sayıp ödediği bir bedeldi!


Ve harabenin diğer ucunda BU İlkel’i Varoluş yatıyordu.


Dev, paramparça olmuştu. Gu Yaşam Formlar’ından oluşan bütün koloniler, Titan bedeninden sökülüp, çıkarılmıştı ve etrafında dağınık ve ölü halde yığılı duruyordu; Devasa midesi karanlığa açılmıştı, içindekiler yavaş bir dalga halinde dışarı akıyordu ve o dalgadan, Varoluş’unun geriye kalan Örgüler’inin kalıntıları, parıldayan İplikler halinde sürekli Boyut’a yükseliyordu; Saklanacak hiçbir yer kalmamışken, Kâdim bir yaşamın özü dışarı sızıyordu.


Ölüyordu. Öldüğünü biliyordu. Ve böylece, Eski Varoluşlar’ın yaptığı gibi, konuştu!


“Neden.” Ses, harap olmuş devin içinden ıslak ve ağır bir şekilde çıktı. “Var olan tüm iğrençlikler arasında… Neden buraya geldin, beni öldürmek için? Dışarıda, sırf zevk için bütün Boyutlar’ı yok eden Varoluşlar var. Senin yaraları giydiğin gibi bedenleri giyen Varoluşlar var. Kan Bağlar’ıyla dolaşan Varoluşlar var, Küçük Taşıyıcı ve benden daha eski Açlıklar. O kadar çok yanlış. O kadar çok iğrençlik. Ve sen vaktini... Bana harcadın.”


BU Yaratık, harabenin ötesinden ona baktı ve henüz kıpırdamadı!


“Sen, sadece önümdeki bir yük idin,” dedi.


BU İlkel’i Varoluş buna ıslak bir kahkaha attı ve kahkahayla birlikte Dokumalar’ının daha fazlası parçalanıp, dağıldı.


“Burada ne inşa ettiğimi biliyor musun ki? Çiftlikler, kokusunu alabilecek kadar yaklaşamadığın şeyleri besledi. Bütün Çağlar boyunca Yaşam Formlar’ından oluşan mahsuller yetiştirdim, onları şişman tuttum, üremelerini sağladım ve hasat hiç bir zaman bile...” Yavaşça ve kasıtlı bir şekilde sözünü kesti ve bulanık obsidyen gözleri parladı. “Ah, artık önemi bile yok. Ama ben muazzam bir şey inşa ettim!”


BU Yaratığ’ın sesi düz kaldı. “Ne inşa ettiğini biliyorum. Ama her şeyin içinden geçtim. İğrençlikler’le dolu Damar Tüneller’inin.”


“Yaşamak için ihtiyacım olanı inşa ettim!” Titan’ın harap olmuş dev gövdesi sarsıldı. “Bana ne yapıldığını bilmiyorsun! Eskiden neydim, benden ne alındı, neyden sürünerek çıktım! Bir şeyden her şey alındığında, o şey alır! Bu, var olan en eski yasadır!“


Ve burada, BU Yaratık harap bedeniyle hafifçe yükseldi ve sesi, ölmekte olan BU İlkel’in sızan İplikler’ini Boyut’ta titretmeye yetecek kadar zorba bir ağırlıkla indi!


“Sana ne olmuş olursa olsun... Sayısız başkalarının canını emmek zorunda değildin. Varoluş Uçsuz Bucaksız’dır. O kadar Uçsuz Bucaksız ki, haksızlığa uğramış bir Varoluş’un yeniden ayağa kalkması için pek çok imkân, pek çok yol, pek çok yöntemle doludur. Ve bunlardan birini seçmiş olman tek bir anlama gelir. Kolay Yol’u seçtin.“ Nefesi kesik kesikti ama yine de sözlerine devam etti.


“Senin gibi Varoluşlar, her zaman sadece kolay çıkış yollarını arayanlar... Hiçbir yere varamazsınız. Çiftlikler’inizde, Tapınaklar’ınızda ve Hâzineler’inizde oturursunuz; Şişman, Kâdim ve HİÇBİR YERDE. Daha zor olanı yapın! Zorluklar’ın peşinden gidin. Başkalarının bıraktıklarını üstlenin. Ve belki... Belki de bir Büyük Hükümdar olarak Varoluş’un Zirvesi’nde durursunuz.“


Bir Ân için harabe sessizliğe büründü.


Ve sonra BU İlkel’i Varoluş güldü!


Gerçek bir kahkahaydı; Yuvarlanan, ıslak ve coşkulu bir kahkaha; Varoluş’u solmaya devam ederken, içinden Sıvı ve Örgüler bir arada dökülüyordu; Kahkaha içindeki bir şeyi daha da parçalayana kadar güldü ve yine de gülmeye devam etti!


“Haha! Peşinde olduğun şey bu mu? Büyük Bir Hükümdar mı? BAHAHA! Seni aptal orospu çocuğu!“ Bulanık gözleri, ölmekte olan neşeyle parlayarak, ona sabitlendi.


“BU Geride Kalanlar’ın ya da onlar gibilerin ayaklarının dibinde emzirmediğin sürece asla bir yere varamayacaksın! Zirve diye bir şey yok sadece daha uzun bir masa var ve o masadaki her koltuk satın alınmış! Asla bir hükümdar olamayacaksın... Bir köle olacaksın. Varoluş’ta... Hepimiz köleyiz...“


BU Yaratık ayağa kalktı.


Neredeyse ikiye bölünmüş bedeni, yaraları hâlâ açık, bir kolu hâlâ çarpık haldeyken, yıkıntıların içinden kendini yukarı çekti ve ölmekte olan şeye sözlerle cevap vermedi!


Tüm Varoluş’un Panteon’u açığa çıktı!


Hiçbir şekli yoktu ve buna da gerek yoktu çünkü o artık tam anlamıyla Çevre’si haline gelmişti! Parçalanmış alan, kopmuş Ârterler, Öl’ü Gu Yığınlar’ı, Kemerli ve Kırık Karanlık; Hepsi tek bir nefesle O’na dönüştü ve BU İlkel’i Varoluş, artık bir savaş alanında yatmadığını çok geç fark edince, sönmekte olan gözlerini genişletti.


Taşıyıcısı’nın içinde yatıyordu.


Ve çevre daraldı.


Bütün Âlan tek bir yavaş ve tam hareketle içe doğru çekildi; Varoluş, yırtık devin etrafını her yönden aynı anda katlayarak, kapattı ve BU Yaratık, BU İlkel’i Varoluş’u tamamen Yut’tu; Et’ini, Gu’sunu, midesinden fışkıran Dalgalar’ı ve Kâdim Dokumalar’ının sızan Son İplikler’ine kadar her şeyini, kahkahalar giderek, zayıflayıp, zayıflayıp, yok olana kadar onu Kendi Varoluş’unun derinliklerine çekti; Ve Ghor-Vazhal’ın Çiftçisi’nden Varoluş’un hiçbir yerinde hiçbir iz kalmadı!


Sessizlik, bir kez daha sadece bir Âlan haline gelen bu Âlan’ın üzerine çöktü.


Ve ortasında BU Yaratık duruyordu.


Yarattığı ve hayatta kaldığı harabelerin ortasında ihtişamla duruyordu; Beden’i ikiye bölünmüş ama boyun eğmemiş, Obsidyen iskeleti yavaşça örülen Beyaz-Altın’la işlenmiş, Varoluş’u kemerli karanlığı duvardan kırık duvara kadar dolduruyordu ve o, acele etmeden bunun doldurmasına izin verdi; Arkasında Bin Sayısı’nı tamamlamış ve BU İlkel’i Varoluş’un ağırlığı derinliklerine yerleşiyordu!


Sonra başını hafifçe, taşıdığı şeyi taşıdığı yere doğru çevirdi.


“Bana lanet ödüllerimi ver.”


...!


Ve heykel acımasızca gülümsedi.


Görmeden önce hissetti; Boş taş yüzünde yayılan geniş, yavaş tatmini; Ve sonra, onu taşıdığı onca zaman boyunca ilk kez, heykel onun için HAREKET ETTİ!


Oturan dev, yıpranmış gri ellerini kaldırdı ve kendi göğsüne koydu.


Ve görünmez Beyaz Otorite Nehirler’i akmaya başladı!


Herhangi bir duyunun tanımlayabileceği bir yerden gelmiyorlardı; Sessiz ve Engin, her yönden aynı anda taş heykele dökülüyor, Katman’lı ellerinin altındaki göğsünde toplanıyorlardı; Sonra yön değiştirdiler ve muazzam bir şekilde BU Yaratığ’ın bedenine akmaya başladılar; Beyaz’ın ötesinde Beyaz, Eskiliğ’in ötesinde Eski, onun yarılmış bedenine, harap olmuş koluna ve bir BU İlkel’i Varoluş’un hâlâ yerleşmekte olduğu derinliklere dolup,  taşıyorlardı...!


Beyaz Nehirler görkemli bir şekilde akıyordu.


Heykelin ellerinden geçerek, BU Yaratığ’ın yarılmış bedenine Sonsuz, sessiz Hâcimler’de akıyorlardı; Nu, o ana kadar Varoluş’undan bile haberdar olmadığı bir Otorite’ydi ve onun Varoluş’unun Dokusu’nu Yeniden Şekillendiriyor’du! Yırtık bedeni onu içti ve kendi Dokusu’nun hiç başaramadığı bir hızda kendini onardı. Niyet’i, anlaşılmaz bir şekilde güçleniyordu; Her bir İplik boyunca iddiası pekiştiriliyordu, sanki her İplik, altındaki ikinci, daha Beyaz bir İplik’le Yeniden Dokunuyormuş gibiydi!


Ve Panteon’u, yani çevresine dönüşen Şekilsiz Bütünlüğ’ü, tıpkı zeminin altına ana kaya döküldüğünde zeminin daha da kalınlaşması gibi, Daha Âğır, Daha Sağlam ve DAHA FAZLA Büyüdü!


Bu Otorite neydi? Bunca zamandır nereden akıyordu ki, Varoluş’un kendisi bile onun geçtiğini bir kez bile hissetmemişti?


Yüksek sesle hiçbir şey sormadı. İçti, dayandı ve saydı.


Ve heykel konuştu.


|Bu Zorluğ’un bile üstesinden gelebileceğini biliyordum.|


Geniş ve memnuniyet dolu bir duraklama.


|Bir Hükâye dinlemek ister misin, ey BU Yaratık?|


BU Yaratık sessiz kaldı.


Artık bu şeyi tanıyordu. Bir soru sormamıştı. Niyet’ini kibarca dile getirmişti ve o cevap versin ya da vermesin, Heykel konuşmaya devam edecekti. Bu şey konuşmayı seviyordu.


Heykel’in boş taş yüzünde Şeytan’i bir gülümseme hissetti; Yıpranmış elleri hâlâ göğsünde üst üste duruyordu, hâlâ parlak Beyaz Nehirler’i toplayıp, onları bedenine aktarıyordu ve konuşmaya başladı.


|Bilinmeyen bir süre önce, bir Yaşam Formu vardı.|


|Eşsiz bir Köken’i vardı ve içindeki hiçbir şey kendisine verilmemişti; Zira en İlkel Varoluşlar gibi ortaya çıkmıştı. Genç Varoluş Türler’inin arasında dolaştı ve Sonsuz Ömrü’yle tuhaf bir şey yaptı. Onlar için yük taşıdı.|


|Nereye yürürse yürüsün, başkalarını ezip, geçen her şeyi üstlendi. Yas tutanların Keder’ini. Kırılanların Yıkım’ını. Küçükler’in izni bile sorulmadan başlarına çöken sıkıntıları. Bunları kendi üzerine aldı ve taşıdı; Ve yürüdüğü yerler istikrarlı, sakin ve şefkatli Hâl’e geldi; Medeniyetler, tıpkı çimlerin bir dağın gölgesinde filizlendiği gibi, onun taşıdığı yükün gölgesinde yükseldi. Genç nesiller ona Binler’ce ad verdi ve her İsim aynı anlama geliyordu. BU Arada Duran.|


Nehirler akıp gidiyordu. Bu Yaratık dinliyordu.


|Şimdi. O aynı Çâğlar boyunca, Konuşanlar da vardı.|


|Onları bilirsiniz. BU Geri’de Kalanlar. Taşımadılar ve Yürümediler. Konuştular ve Cümleler’i, Hava Durum’u gibi Varoluş’un Üzerine Çöktü; Ne olacağını Düzenledi, Ney’in İşe Yarayacağ’ını Belirledi ve Varoluş, Sözler’inin etrafında şekillendi; Çünkü İşler’in Düzen’i buydu ve Düzen Hüküm sürdü.|


|Ve bir gün, BU Konuşanlar’dan biri Büyük bir Cümle hazırladı. Onlar, bilirsiniz, Atlar’a hayranlık duyuyorlardı. Dayanık’lı Olanlar’a. Yetiştirilmiş Olanlar’a. Genç bir Tür seçilirdi ve BU Konuşanlar’ın kendi elleriyle o Canlılar’ın içine Nedenler yerleştirilirdi; Ve o Tür, öyle söylendiği için Varoluş boyunca Sonsuz’a dek yükleri taşıyacaktı.|


...!


BU Yaratığ’ın gözleri, akan Beyazlığ’ın içinde hafifçe açıldı.


Taşıyıcılar mı? Nedenler mi? Krazhor-Nul Boyut’undaki Atlar’dan mı bahsediyordu?


|Ve taşıyan, Tüm Ömrü boyunca hiçbir şeye karşı çıkmamış olan Yaşam Formu, BU Geride Kalanlar’dan birinin bulunduğu yere yürüdü ve son bir kez daha aralarına girdi. Atlar’ın, tüm Taşıyıcılar’ın yapması gerektiği gibi yüklerini seçmeleri gerektiğini, aksi takdirde bu yükün acıya dönüşeceğini söyledi. Bunu açıkça ve ordular olmadan söyledi; İyi olan şeylerin yolunda, haklı olmanın yeterli olacağına inanıyordu.|


Bu Yaşam Formu... Kimdi? Adı neydi? Konuşulan yerde ne oldu?


BU Yaratık, Beyaz ışıkla dolmuş karanlıkta asılı duran daveti hissetti ve taş yüzün gülümsemesinin derinleştiğini hissederek, onu reddetti.


|Kazanamadı.|


|BU Kalanlar Hâreket Etmez, Ey BU Yaratık. Bunu biliyorsun. O zaman da Hareket Etmediler. Ve o Yaşam Formu yine de öldü; Ölüm şekli ise bu Gece’nin Hikâyesi’nin bir parçası değil. Cümle Söylendi. Dağ Oturuyordu, üremişti ve yük altındaydı; Ve sen onların Soy’unun ne Hâl’e geldiğiyle karşılaştın. Ve o Yaşam Formu’nun gölgesinde sakinleşmiş topraklar, BU Konuşanlar’ın Sözler’inin Yer’ine geri döndü; O Yaşam Formunu’n Binler’ce Ad’ı, onları haykıran herkes tarafından unutuldu. Ve o kadar çok Varoluş’a yardım etmiş olan o Yaşam Formu... Yardım ettiği Varoluşlar tarafından bile unutuldu.|


|Bunu size söylüyorum çünkü... Sırf birinin iyilik yapmak istemesi, kazanacağı anlamına gelmez. Varoluş, iyiliğin yanında değildir, kötülüğün de yanında değildir. Varoluş, istikrarı tercih eder. Varoluş’un her yerine sefalet, acı ve istikrarsızlık yayanlar, başkalarına göre daha yüksek ve daha sert bir şekilde kendilerine karşı biriken Zorluklar’la karşılaşabilirler; Bu doğrudur ve işte bu yüzden az önce yediğiniz Çiftçi, Son Çağ’ını bir çukurda ölerek, geçirdi. Ancak, her ne kadar iyi niyetli olursa olsun, Varoluş’un düzenine karşı duran biri de İstikrarsızlık yaratır. Ve Varoluş, ortada duranı Düzen’i koruyanları tarttı ve Düzen’i seçti. Yine aynı şekilde seçebilir.|


Eller taş sandığa daha derine bastırdı ve Beyaz Nehirler coştu.


|Artık kazandın. Borcun ödendi, ödülün akıyor ve bir BU İlkel’i Varoluş’un derinliklerinde oturuyor. Ama... Bir sonraki yükün, kendi pisliğinin içinde yarı ölü halde yatan tek bir iğrenç BU İlkel’i Yaşam Formu olmayacak. Onlardan oluşan Bütün bir grup olacak. Hem de Son Derece Canlı ve daha güçlü olanlar. Çağlar’la şişmanlamış ve düzeni tam da olduğu haliyle sevenler.|


|Öyleyse. Teraziyi dengelemeye çalışmaya devam edecek misin?|


Soru yerleşirken, Beyaz Nehirler BU Yaratığ’ın içinden yükseldi; Örülmüş göğsünden, güçlendirilmiş Niyet’inden yukarı doğru, kafatasına kadar taşarak doldu ve o bakışlarını karanlığa kaldırdığında, gözleri dönen Beyaz Nehirler’le dolmaya başlamıştı; Bilinmeyen bir Otorite, ona daha önce sunulmuş hiçbir Çerçeve’ye Âit Olmayan akıntılarla gözlerinin içinde yavaşça dönüyordu!


Ve cevabı soğuk bir şekilde çıktı.


“Bir olsun ya da çok olsun, fark etmez. Karşımda düşmesi gereken... Karşımda düşecektir.”


...!


Kendinden emindi.


Varoluş... Kendinden emin olmak zorundaydı!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi