Bölüm 5621
Dans devam etti ve giderek, daha da sessizleşti!
Bir dönüş ile bir sonraki dönüş arasında bir yerde, senfoni yavaş, eski bir melodiye yerleşmişti ve Thalia’nın adımları da buna uyum sağlamak için yumuşamıştı; İkisi, hâlâ Başlangıçlar’la dolu bir Âlem’in altında, Yıldızlı çimlerin üzerinde küçük, telaşsız daireler çizerek ilerliyorlardı.
Rüya, kesintisiz bir hareket Sanat’ı istediği için, dansın kendisi de bu gelişimin bir parçası haline gelmişti.
Noah’ın içinde, Aydınlanmalar akın akın gelmeye başlamıştı!
Elbette bunlar cevaplar olarak gelmiyordu. Daha iyi sorular olarak geliyorlardı; Niri diğerinden doğuyor, her bir derinlik arkasında üç tane daha bekleyen kapıyı açıyordu. Ve Varoluş’un ağırlığı Quark üstüne Quark çökerken, Her Yüz Bin Parçacığ’ın yeniden yaratılmasıyla özellikleri yavaş yavaş artarken, düşünceleri son zamanlarda tırmanışının etrafında dönen tek bir kelimeye dönüp, duruyordu.
Boyutsallık.
|1.000.000 Köken Telos Quark’ı dönüştürüldü. BU KÖKEN RÜYA içinde yeniden yaratılan Quarklar’ın kalitesi, önceki tüm dönüşümleri Aşıyor.|
|Özelliklerin Yükseldi. VERITAS: 17. KÖKEN: 13. POTENTIA: SONSUZ. PONDUS: 18.|
Boyutsallık, gerçekte neydi?
Uzun süredir onun parçalarını bir araya getirmeden topluyordu. Gümüş Tezgâh, yalnızca Yüksek Boyutsallığ’a sahip olanlar tarafından Algılanabilir ve Kullanılabilirdi; Ve Sonsuzluk ile BU İlkel Kaynağ’ın birleşik Otorite’si, tam da bu birleşmenin onu Büyültme’si nedeniyle peşinde koşulan bir şeydi.
Yeterince yükseğe Tırmanırsan, diğerleri Seni Algılayamaz!
Bir de kendi Solipsizm’i vardı; Bu, VERITAS ve PONDUS değerleri onun altında kalan hiçbir Varoluş tarafından Algılanamaz Hâl’e getiriyordu. Ve BU Serenaros’un Kafesler’inde fark ettiği sessiz bir gerçek vardı: Bir BU İlkel’i Varoluş’un paneli Onl’u Sayılar’la gösterilirken, bir Gerçek Yaldızlı Yaşam Formu’nunki Bir’in altındaydı; Oysa her ikisi de altlarında bulunan herkes tarafından güçlü olarak adlandırılıyordu.
Yani parçalar oradaydı. Rüya Âlem’inin içinde, sonunda birbirlerine doğru ilerlediler.
Belki de Boyutsallık, Güc’ün bir Ölçü’sü değildi hiç. Belki de Derinliğ’in bir ölçüsüydü. Bir Varoluş’un Varoluş’un ne kadarını Gerçekten işgal ettiği ve Varoluş’un ne kadarının ona gerçekten ulaşabildiği.
Güç, bir şeyin ne kadar sert itebileceğini soruyordu. Boyutsallık ise bir şeyin gerçekte nerede durduğunu soruyordu ve bu iki soru sadece uzaktan birbirine benziyordu.
Gördüğü her şeyle karşılaştırıldığında, Model geçerliydi! Nitelikler’i onu Aştığında, Varoluş’un bütün bir Katman’ı duyularına açılmıştı; Daha önce hiçbir şeyin olmadığı yerde Gümüş Tezgâh’ın Beyaz Nehirler’i belirmiş, bir zamanlar Boşluk olarak Algılanan Varoluşlar Paneller’e dönüşmüştü.
O duvarın altındaki diğerleri onu hiç Algılayamıyordu. Zayıf oldukları için değildi. Onun, onların Varoluş’unun uzanmadığı bir yerde durduğu içindi!
Bir balık, dağ saklandığı için dağı göremiyordu. Balığın erişim alanı, suyun sınırında sona eriyordu.
Dolayısıyla, özellik duvarları sadece Güç eşikleri değildi. Her On Birim Artış’ta, Varoluş’un kendisi bir Varoluş’u Bir Kat daha Derin’e kabul ediyor gibi görünüyordu.
Ve benzersizlik, tüm bunları altüst ediyordu.
İki Varoluş, Boyutsallığ’ın Aynı Kademesi’nde durabilirdi ve eğer bunlardan biri yeterince benzersizse, Derinlikler’inin Niteliğinde’ki fark yeterince Genişse, benzersiz olan Varoluş yine de diğerinin Algıs’ının tamamen altından kayıp, gidebilirdi. Onun Solipsizm’i tam da buydu: Bir saklanma Hile’si değil, sıradan Derinliğ’in kavrayamayacağı kadar benzersiz bir Varoluş’tan Yazılmış bir İlke. Yrsa onu algıladı çünkü paneli çift duvarı aşmıştı. Peki, benzersizliği daha da Genişleseydi onu yine de Algılayabilir miydi? Böyle bir Uçurum ne kadar Genişlemeli’ydi?
Ve Mahishasura’nın Panel’inden, diğer tüm Varoluşlar’ın açıldığı yerde sıralar halinde uzanan örtülü bilinmezliklerin arasından bakışının kayıp gitmesinin gerçek nedeni bu muydu? Gizlenme değil, onun Erişemeyeceğ’i Derinlik mi?
Bilmiyordu. Henüz!
Bu yüzden, her şeyi anlamaya çalışan bir Varoluş olduğu için Noah bir sıralama oluşturmaya başladı.
Sıralamanın temelini basit tuttu ve onu, görüşünün sayabileceği tek ölçüt olan Nitelikler’e göre değerlendirdi.
Ancak parçalar yerleştikçe, duvarların her On’da Bir’i yıkılmadığı daha da netleşti. Gerçekten doğrulayabildiği sadece iki kıyı vardı ve suyun ötesinde sadece tahmin edebileceği bir Kıyı daha vardı.
On Özelliğ’in altında, tamamen farklı bir Varoluş Tür’ü vardı.
O da o Dünya’sa yani o Kozmolojiler’de yaşamıştı. Hâlâ yaşayan neredeyse her şey de öyle. Ölümlüler, Hükümdarlar, çoğu Gerçek Yaşam Formu, Güçlüler’in Tüm Medeniyetler’i; Hepsi aynı Engin Katman’da yer alıyordu, birbirlerini Algılayabiliyor, Birbirlerine ulaşabiliyorlardı ve üstlerinde neler olup bittiğine karşı tamamen kördüler.
Ve o Katman’ı tanımlayan şey, onu gerçekten derinlemesine düşündüğünde, içindeki her şeyin Sayılabilir olmasıydı. Güçler’inin Sınırlar’ı vardı. Ulaşabildikleri yerlerin Son’u vardı. Kaynaklar’ı tükeniyordu, duyuları duvarlarda duruyordu, Yaşamlar’ı Son’a eriyordu ve onları besleyen Çerçeveler, Otorite’yi Son’lu paylar halinde Son’lu Sahipler’e paylaştırıyordu!
Muhteşem ve canlılık dolu koca bir Varoluş Katman’ı be içindeki her bir şey tamamlanmış bir Toplam“dı.
O buna “SONLU AYET” adını verecekti.
On Özniteliğ’in üzerinde, Varoluş bir Varoluş’la olan anlaşmasını değiştiriyordu.
Kendi Beden’indeki geçişi hatırladı. Hiçbir şeyin olmadığı yerde ortaya çıkan Beyaz Nehirler’i!
Duvarın altındaki Varoluşlar, onu Algılama Yeteneğ’ini tamamen yitiriyordu. İlk değişen Güç değildi. Ayakta durmaktı. Varoluş, onu Sayılabilir Olan’ın Sınırlar’ının Ötesi’ne, eski Toplamlar’ın kapanmayı bıraktığı bir Katman’a kabul etmişti. Buradaki Varoluşlar, Aşılmama’sı gereken Mesafeler’i Aşıyor’du!
Sonlu’nun Asla göremeyeceği Kaynaklar’dan yenilenen Rezervler’e sahiptiler, tükenmek yerine Çoğalan Otoriteler kullanıyorlardı, her şeyin içinden akan Nehirler’i ve Katmanlar’ı algılıyorlardı.
Henüz Sınırsız Hâl’e gelmeden Sonlu’nun Ötesi’ne geçmişti, herhangi bir Sayımdan daha derindeydiler ve yine de, çok yukarıda bir yerde, bir şey tarafından Sayılabilirdiler. Kendi ayak basışı. Skallagrim’in Yirmi’li Yaşlar’ı. Yrsa’nın Yirmi Sekiz Yaş’ında olması. Zirve’de olan BU İlkel’i Varoluşlar ve şu ana kadar BU SONSUZ BARIŞ’TA gördükleri, hepsi bu aynı derin suyu paylaşıyordu.
Buna... BU TRANSFINITE AYET diyecekti.
HUUM!
Peki ya bunun üstünde?
Burada, Dokumalar’ında doğrulanmış girdiler tükendi ve geri kalanını Hipotezler üstlenmek zorunda kaldı. Otuz’da Üçüncü bir Duvar var mıydı? Bundan şüphe duyuyordu, zira Yrsa’nın paneli Yirmili Sayılar aralığında yer alıyordu ve duyularına göre o, kendisiyle aynı türden bir Varoluş’tu, sadece daha derindi. Öyleyse Kırk’ta mı? Belki. Ancak gördüğü her şeyi tarttığında – Mahishasura’nın Panelinde’ki örtülü sıralar, İç Dağlar’da oturan Âuralar, Varoluş’un kendisiyle uyumlu olması gereken Varoluşlar– hesaplamaları sürekli daha yüksek bir Sayı’ya yöneliyordu. Elli mi?
Elli özellikte ya da üzerinde bir Duvar; Bu duvarın ötesinde, her türlü Kavrama aracı basitçe yetersiz kalıyordu. Daha derin bir su değil. Su Kavram’ının Son’u. Ölçülemeyen, Karşılaştırılamayan, hatta Sayılar’la ifade edilen dilde düzgün bir şekilde Anlatılamayan bir durum; Burada görüşü, örtülü bilinmezlik sıralarını geri getiriyordu; Çünkü bir şey gizli olduğu için değil, içinde henüz cevabı barındırabilecek hiçbir şeyin var olmadığı için.
O, bu varsayılan kıyıya “ANLATILAMAZ AYET” adını verecekti!
Not: Hahaha. Bir Terim daha. TRANSFINITE. Ben bunu sizlere daha önce yazmıştım zaten. Transfinite (Transfinit), Matematik’te “Sonsuz Öte’si“ anlamına gelen ve Sonsuz Büyüklükte’ki kümelerin boyutlarını (niceliklerini) tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Bizdeki ise daha büyük. Ama anlamıyorum. Herkes zaten İlk Ayet’te Sonsuz değil miydi? Yaşam, Algı, Enerji, Güç, Tırmanma... En Basitinden BU İlkel Kaynak. Ben mi yanlış biliyorum? Hayır onlar Gerçekten de Sonsuz hatta Öte’si ama Diğer Boyutsallık Âyetler’ine göre Sonlu. Baksanıza 2. Ayet de Sonsuz ama diğerler Âyet’e göre Son’lu. Adui, öyle şey yazıyor ki... Sanki hiç ilerleyemediğimizi sanıyorum. Bu Yaşam Formlar’ı olur. Ölçekler olur. Şimdi de Boyutsal Âyeler. Neden bu kadar Önemsiziz? Çok saçma diyoruz oo buu diyoruz ama... Bir Kaç Bölüm Sonra? Ne Sonlu mu? Dalga mı geçiyorsun? Mutlak Sonsuzluğ’u bile aştık Aduiiiii. Sen Başka Novel mi yazıyorsun anlayamadık gitti. Neden bu kadar Saçma Derece de Güçlü iken, her şeyi Önemsizleştiriyorsun... Hayır birisi okusa sallıyorum Zhou Fan bile bundan daha güçlü der harbi. Şimdi Ölçekler bitti evet 7 den itibaren yok Boyutsal Âyetler başladı. Şimdi gene en Alttayız hatta bu sefer çok daha Önemsiziz. Daha yeni yeni Sonlu’dan kurtulduk sözde. Sözde. Infınıte Mana Okuyucular’ı da şunu diyordur: Biz neden hâlâ bunu okuyoruz? Hiç Güçlenmiyoruz ki... Ya habire Yaşam Formu’muz Sınırlı olarak kabul ediliyor ya da direkt kendimiz Son’lu olarak kabul ediliyoruz. Ne anladım bu işten... Hahahaha. Biz diyoruz Kurgu’nun Zirvesi’ne. Adui diyor Son’lu. Neyse... Neyse...
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.