‹
Bölüm...
›
Action,Adventure,Fantasy,Post-Apocalyptic

Bölüm 475

90.Kısım – Yalnız Bir Kişi (4)
Yazar: Sansanson Grup: Novel Gecesi Okuma süresi: 12 dk Kelime: 3.028



Çeviri: Sansanson
90.Kısım – Yalnız Bir Kişi (4)
 
Şiddetli rüzgârlarda dalgalanan ceket, [Kara Göksel Şeytan Kılıcı]’ndan durmaksızın sızan o tarifsiz Statü.
 
Han Sooyoung o adamı kesinlikle tanıyordu. Yine de, o anda ona neden tamamen farklı bir varlık gibi görünmüştü?
 
“...Sen gerçekten Yoo Joonghyuk musun?”
 
Yoo Joonghyuk, büyük bir gürültüyle Pasifik Okyanusu’na doğru dönmeden önce onun olduğu yöne şöyle bir baktı. Han Sooyoung paniğe kapılarak bağırdı.
 
“Hey, sen! Nereye gidiyorsun?!”
 
【Peşinden gidin!!】
 
999. turun Uriel’i ve Kim Namwoon onun peşine düştü.
 
Han Sooyoung niyetinin ne olduğunu ancak o zaman anladı. Yoo Joonghyuk, bu Dış Tanrıları yoldaşlardan uzağa çekmeye çalışıyordu.
 
“Şu manyak aptal…”
 
“Sooyoung-ssi, iyi misin?”
 
Yoo Sangah yaklaşıp ona destek oldu. Omuzlarına yaslandığı an, Han Sooyoung içine doğru akan tüm kanı kusmak zorunda kaldı.
 
“Öğğğğk-!”
 
Başındaki her bir kan damarı yanıyormuş gibi sıcak hissediyordu. Kıvılcımlar ön lobunu kavurmak istercesine çıldırmıştı. Acıya dayanarak bağırdı. “Büyük Bilge! Hades! Uriel! Acele edip Yoo Joonghyuk’un peşinden gitmelisiniz! Geri kalanımız burayla ilgilenecek, o yüzden lütfen acele edin! O adamın tek başına savaşmasına izin vermemelisiniz!”
 
[<Yıldız Akışı> Hikâyeni fark etti.]
 
[Olasılığa karşı gelen bir güç kullandın!]
 
“Keok...”
 
Görüşü baş döndürücü bir şekilde fırıl fırıl dönüyordu; iç organları tamamen altüst olmuş gibi acıyordu.
 
[Enkarnasyon Bedenin Olasılık Geri Tepmesine yakalandı!]
 
Han Sooyoung bedeninin içinde patlamak üzere olan güçlü bir kuvvet sezdi ve aceleyle bağırdı. “Yoo Sangah! Uzaklaş!”
 
Ancak Yoo Sangah, Han Sooyoung’un omuzlarını daha da sıkı tuttu ve başını iki yana salladı. Devraldığı Sakyamuni’nin gücü, diğerinin omzuna dokunan eli aracılığıyla aktarılıyordu. Zaman ve uzay bükülerek geri tepmenin büyümesini yavaşlattı. “Savaş. Yapabilirsin. Geçmişte ben de bunun üstesinden gelip hayatta kalmıştım.”
 
“Hassiktir.”
 
Vücudunun her yerindeki kaslar inliyordu. Tüm o korkunç acının arasında hafif bir dehşet içine sızdı. Sürekli Olasılık konusunda dikkatli olmak hakkında mırıldanıp duruyordu, ancak böyle kritik bir hata yapmıştı. Kim Dokja gibi bir aptalın bile şu ana kadar hayatta kalmayı başarmasından yola çıkarak, bu durumun da bir şekilde üstesinden gelebileceğini sanmakla hata etmişti.
 
Tzzzzzt!
 
...Ölecek miydi? Böyle anlamsızca?
 
[Hikâye Öngörücü İntihal, hikâye anlatımına başladı!]
 
Geri tepmenin izleri yavaş yavaş kaybolmaya başladı.
 
Han Sooyoung, Enkarnasyon Bedenini kaplayan harflere tanık oldu. Bunlar geçmişte yazdığı sözcüklerdi; ne Kim Dokja’nın ne de Yoo Joonghyuk’un sonradan bulamaması için not defterine gizlice yazdığı sözcükler. Ve şimdi o sözcükler, not defterinin çırpınan sayfalarından sızarak vücudunu sarıyordu.
 
Ancak, aralarında daha önce yazmadığı bazı cümleler de karışmıştı.
 
「Sen gerçekten de bensin, o yüzden yazarlık becerin çok da kötü sayılmaz sanırım.」
 
Ses yarı alaycı yarı memnun geliyordu.
 
[Hikâye Öngörücü İntihal, geri tepmeye senin yerine katlanıyor.]
 
Cız, cızzzzz...
 
Olasılık Geri Tepmesi zayıfladıkça, harfler giderek daha hızlı bir şekilde dağılmaya başladı.
 
Han Sooyoung sormak istedi. Bu cümleler hakkında, aslında ne oldukları hakkında. Ne yazık ki artık bir soru soracak kadar bile enerjisi kalmamıştı.
 
「...Muhtemelen gidebileceğim yer buraya kadar. Bunu Kim Dokja’ya ilet.」
 
[Hikâyenin içine sızan başka bir dünya çizgisinin kalıntıları dağılmaya başladı.]
 
Bilinci kararırken, Hikâyesi onunla konuşmaya devam etti.
 
「Arzuladığı ‘Sonuç’ta onu bekleyen şey...」
 
***
 
Lee Jihye’ye destek olurken iki ‘Dış Tanrı Kralı’na baktım.
 
Aynı regresyon turunda yaşamışlardı ve ikisi de dünyanın aynı sonunu görmüştü, ancak iki farklı varlık hâline gelmişlerdi.
 
[Dev Hikâye Sonsuz Ufkun Gezgini, hikâye anlatımına başladı.]
 
[Dev Hikâye Hüznü Mühürleyen Kalp, hikâye anlatımına başladı!]
 
Havada dans eden kıvılcımların içinde çıplak bırakılan Hikâyenin kesitini görebiliyordum. Satır satır kanlarıyla birlikte derledikleri hikâye – bu benim en çok sevdiğim regresyon turunun hikâyesiydi. Defalarca okuduğum hikâye.
 
「“Kaptan Yoo Joonghyuk. Senin bir regresör olman rahatlatıcı.”」
 
‘Gümüş Kalbin Kralı’ benim olduğum yöne baktı.
 
999. turun Lee Hyunsung’u – Hikâyesinde barındırdığı hüzün [Okuduğunu Anlama]’mla bana aktarılıyordu.
 
「“Artık üzülmeyi bırakmam sorun olmaz, değil mi? Zaten öleceksin. Ölsen bile, bir sonraki turda tekrar buluşabileceğiz. Ve sen hikâyene orada devam edeceksin... Ve, bu yolculuğa bir kez daha yeniden başlayabileceksin, değil mi?”」
 
Çeliğin Hikâyesi ağlıyordu.
 
「“Özür dilerim, Lee Hyunsung.”」
 
Dövülmüş çelik yüksek seslerle genişledi ve sözlerini yuttu. Akması gereken gözyaşları gümüşi ışığa bulanarak gözlerinde donuk kaldı.
 
「“Özür dilemene gerek yok. Sonuçta Sonuç’u senden önce biz göreceğiz. Görmek istediğin sonu, tutamadığın sözleri, hepsini, tek birini bile kaçırmadan taşıyacağım.”」
 
999. turun Lee Hyunsung’u bana bakıyordu. O tanıdığım ‘Lee Hyunsung’ değildi, ama yine de kesinlikle ‘Lee Hyunsung’du.
 
– O kişiye çok benziyorsun. Sponsorumdan duyduğumdan bile daha fazla.
 
999. turun Lee Hyunsung’unun sesi kafamın içinde yankılandı. Sanki ne düşündüğümü çoktan biliyormuş gibi nazikçe gülümsedi bile.
 
Bu nasıl olabilirdi? Bu kadar trajediye katlanmak zorunda kalmış bir adam, nasıl böyle bir ifadeye bürünebilirdi?
 
– İşte bu yüzden ölmene izin vermeyeceğim.
 
Bize karşı herhangi bir düşmanlık beslemediğini biliyordum. Ama bizim tarafımızı tutmak için bu kadar ileri gideceğini de düşünmemiştim. ‘Çeliğin Efendisi’ ölürken ona tam olarak nasıl bir Hikâye devretmişti?
 
【Hyunsung ahjussi.】
 
Akışı kesen kişi 999. turun Lee Jihye’siydi.
 
【Bana böyle seslenmeyeli uzun zaman oldu.】
 
【Sana zarar vermek gibi bir niyetim yok. Yoldan çekil.】
 
İki bitmeyen Hikâye birbirine dolandı.
 
Lee Hyunsung, eski bir anıyı yad ediyormuş gibi bir ses tonuyla konuştu. 【Üzgünüm ama bunu yapamam.】
 
【Beni neden durduruyorsun? Ahjussi, ‘Felaket’ olarak çağrılmayı reddettin, değil mi? Bu dünya çizgisinin Bürosuyla anlaşan bizdik, sen değil.】
 
...Yani, 999. turun varlıklarını Felaket olarak çağıran gerçekten de Büroymuş.
 
Lee Hyunsung soğuk bir şekilde cevap vermeden önce bir süre sessizliğini korudu. 【<Yıldız Akışı> ile asla pazarlık yapmayacağız. Sözümüz buydu.】
 
【Yani? O sözün sonucunda bize ne oldu?】
 
【...】
 
【Büroyu yok ettik, Dokkaebi Kralı’yla savaştık. Sonra, ‘Son Duvar’a çarptıktan sonra... Sana soruyorum, ondan sonra bize ne oldu?】
 
Son Duvar – görünüşe göre onlar da o duvara tanık olmuşlardı. Orijinalin ‘Yoo Joonghyuk’unun da sonunda ulaştığı o ‘Duvar’.
 
999. turun Lee Jihye’si devam etmeden önce ürperdi. 【Tıpkı söylediğin gibi, bizim hikâyemiz sona erdi. Yaşadığımız dünya çizgisi yok edildi ve o yıkımdan kurtulduktan sonra ‘Dış Tanrılara’ dönüşen sadece biz dördümüzüz.】
 
【Senaryoların dışındaki varlıklar olsak bile ‘Son Duvar’ı aşacağımıza söz verdik.】
 
【O duvar aşabileceğimiz bir şey değil. Bunu sen de biliyorsun.】
 
【Bu dünya çizgisinde...】
 
【Kes şu ‘bu dünya çizgisi’ saçmalığını! Bu dünya çizgisinin nesi bu kadar özel sanki? Burası bizim yaşadığımız yerle tamamen aynı. Yakında sona erecek bir dünya çizgisi burası.】
 
Ben ona destek olurken bu dünya çizgisinin Lee Jihye’si sendeledi. Dudakları hafifçe titriyordu.
 
‘Batık Adanın Efendisi’ devam etti. 【Bizimle temasa geçen Yüce Dokkaebiler bile söyledi. Bu dünya çizgisini terk edeceklerini söylediler. Bunu geri dönüştürüp yeni bir hikâyenin başlangıcı olarak kullanacaklar.】
 
Bu sözler ‘Gümüş Kalbin Kralı’nın ifadesinin değişmesine neden oldu. Daha önceki o sıcak aura dağıldı ve soğuk metal hissi yayıldı.
 
Dövülmüş çeliğin dudaklarından tüyler ürpertici bir ses çıktı. 【...Büroyla nasıl bir anlaşma yaptınız?】
 
【Eğer bu dünya okyanusun sularına gömülmek üzereyse, onu kendi ellerimizle yok etmemizde bir sakınca yoktur, değil mi?】
 
【Jihye-yah.】
 
999. turun Lee Jihye’si gülümsüyordu, ancak o ifadeyi gerçekten ‘gülümseme’ olarak adlandırabilir miydim emin değildim.
 
【Bu dünyanın ‘Dokkaebi Kralı’ bize bu dünya çizgisini yok etmemiz hâlinde kendi dünya çizgimizi dirilteceğine söz verdi. En Eski Rüya ile iletişime geçip hikâyemize yeniden başlamamıza izin vereceğini söyledi.】
 
Lee Jihye’nin omuzları titriyordu. O titremeyi ben de paylaşıyordum.
 
999. turun varlıklarının bu dünyaya geçiş yapmasının nedeni buydu. Başka bir dünyayı yok etme pahasına bile olsa, kendilerininkini geri kazanmak istiyorlardı.
 
‘Gümüş Kalbin Kralı’ cevap verdi. 【Amacımız dünyamızı geri kazanmak değil, tüm bu trajedilerin gerçek suçlusunu bulmaktı.】
 
【Bulursak bile ne değişecek?】
 
【Eğer kaptanımızın dileklerini yerine getirmek istiyorsak, biz...】
 
【Trajedilerin kaynağını ortadan kaldırsak bile, kaybettiğimiz zaman geri gelmeyecek. Ölü yoldaşlarımız bize geri dönmeyecek. İçinde yaşadığımız dünya geri gelmeyecek... Orada ölen 999. turun Yoo Joonghyuk’u asla geri gelmeyecek.】
 
Ku-gugugugu.
 
Bir şey ufku yırtarak uzaktan bu konuma doğru yaklaşıyordu.
 
‘Batık Adanın Efendisi’ tekrar konuştu. 【İşte bu yüzden her şeyi bitirip yeniden başlamaktan başka seçeneğimiz yok.】
 
Gücünü kaybeden tsunami dalgaları bir kez daha yükselmeye başladı.
 
999. turun Lee Hyunsung’u aceleyle [Çelik Dönüşümü]’nü başlattı ve metaliyle bizi korudu. Ancak, dalgaların arkasındaki kuvvet metalin büyüme hızından daha güçlü ve daha hızlıydı.
 
【Beni durduramazsın. Sana burada yalnız olmadığımı daha önce söylemiştim.】
 
Kwa-kwakwakwakwa!
 
Arkamızdan vuran kızıl gün batımı gökyüzünü yakıp kavuruyordu. Bu, ‘Yaşayan Alev’in, yani 999. turun Uriel’inin gücüydü.
 
Ve onun buraya yaklaşması şu anlama geliyordu...
 
“Ahjussi, olamaz... değil mi?!”
 
Lee Jihye kolumu sıkıca tuttu.
 
Gözlerinin içine baktım ve onu rahatlattım. “Merak etme. Endişelendiğin şeyler yaşanmayacak.”
 
Bunu kendi kendime de söylüyordum.
 
“Bizim hikâyemiz, korktuğun kadar zayıf değil.”
 
[Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı, Statüsünü ortaya çıkarıyor.]
 
[Takımyıldızı Işık ve Karanlığın Gözcüsü, Statüsünü ortaya çıkarıyor.]
 
[Takımyıldızı Kısıtlayıcı Başlığın Esiri, Statüsünü ortaya çıkarıyor.]
 
‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’, ‘Işık ve Karanlığın Gözcüsü’, ve kısıtlayıcı başlığı takarak kazandığım üçüncü Niteleyici – tüm Hikâyelerim aynı anda ışık yayıyordu.
 
Önümüzde duran Lee Hyunsung’a doğru yürüdüm. “Bize yardım ettiğin için teşekkürler. Ancak, kendini zorlamana gerek yok.”
 
【Tehlikeli. Arkama saklanmalıs...】
 
“Burası 999. tur değil.”
 
Önde, ‘Batık Adanın Efendisi’. Ve arkada, ‘Yaşayan Alev’. Artık kaçacak yer yoktu.
 
Devasa savaş gemisinin gölgesi üzerimize düştü. Ve o dev dalganın tepesinde dikilen 999. turun Lee Jihye’si, sanki birisiyle alay ediyormuş gibi mırıldandı.
 
【Herkes geri dönecek. Tıpkı kaptanın yaptığı gibi, biz de regresyon geçireceğiz. Geçmişe döneceğiz ve her şeye sıfırdan başlayacağız. Sonra...】
 
Dalgalar yuvarlanıp üzerimize çarptı. O Statü ile başa çıkmak için ‘Dev Hikâye’nin gücünü kullandım. Dalgaya karşı savunan her iki elimde de kavurucu bir acı hissettim.
 
Köpüklerin gürüldeyen duvarlarının hemen ötesinde, güneş ve okyanusun buluştuğu ufku gördüm. Ne kadar uzağa koşarsak koşalım asla ulaşamayacağımız o sınırı.
 
Kwa-aaaaaah!
 
Ve sonra, o sınır tam gözlerimin önünde ikiye yarıldı. Tek bir kılıç darbesi o sınırı tam anlamıyla kesip atıyordu.
 
Dalganın en yüksek noktasından sertçe düşerken, 999. turun Lee Jihye’si bize bakıyordu.
 
Daha doğrusu, yanımda duran bir adama.
 
“Regresyon ile hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Bunu fark etmem çok uzun zaman aldı.”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi