26   Önceki Bölüm 

Gerilmiştim. Oyundaki ismimi nereden biliyordu? Kimdi bu karşımda duran herif? Gözlerimi kısarak adamı incelemeye koyuldum. Çok zaman geçmeden herifin kolundaki Vacheron Constantin saati fark etmiş ve kim olduğunu anlamıştım. Bu, oyunda defalarca kez ağzına sıçtığım Batılı Diktatör’den başka kimse değildi!
  Hemen kendimi toparladım ve sakince sordum: ‘’Seni tanıyor muyum?’’
  Liu Ying bana soğuk bir bakış fırlattı: ‘’Beni tanımamış olabilirsin ancak ben seni gördüğüm an kim olduğunu anladım! Orman Kılıcı nasıl, iyi vuruyor mu? Yedi Yıldız Vadisinde bütün grubumuzu öldürmeyi başarmıştın. Ne etkileyici ama!’’
  Hafifçe gülümsedim: ‘’Pek bahsedilecek bir mesele değildi. Üç beş dangalağın üstesinden gelmiştim o kadar.’’
  ‘’Siktir git şuradan!’’
  Arkamda duran Lin Wan Er’i görür görmez Liu Ying sakinleşmeye başladı: ‘’Bana bak, sırf Wan Er seni tanıyor diye meseleyi üstelemeyeceğim…Sana buradan siktir olup gitmen için üç saniye vereceğim. Senin gibi beş para etmez birinin nerede duracağını iyi bilmesi gerekir.’’
  Kıpırdamadan dikilmeye devam ettim: ‘’Lin Wan Er bugünlük çok içti, onun yerine ben kadeh tokuşturayım seninle.’’
  ‘’Kim olduğunu sanıyorsun lan sen?’’
 Liu Ying’in suratı kıpkırmızı kesilmişti. Elindeki şarap dolu bardağı bana doğru savurdu ve suratıma bir bardak dolusu şarap döküldü. 35 yıllık Maotai şarabının baharatlı kokusu burnuma ulaştığında, 25.000 RMB eden bu şaraptan derin bir nefes çektim. Ah…ne güzel bir tat ama.
  ‘’Xiao Yao!’’ dört göz bir anda ayağa fırladı.
  Liu Ying durumdan memnun kalmamış olacak ki dört göze bir bakış fırlattı ve çocuk kalktığı yere oturmaktan başka hiçbir şey yapamadı.
……
  Yüzüme fırlatılan şaraptan sonra bile olduğum yerde dikilmeye devam ediyordum. Kafamda onu birkaç saniye içerisinde öldürebilecek en azından 20 farklı yöntem bulunsa da, kendimi tutuyordum. Sonuçta Lin Wan Er’e karşı tehdit sayılabilecek meseleler söz konusu olunca, savunmanın son hattı benden başkası değildi. Sırf böyle bir herif yüzünden gerçek görevimin ortaya çıkmasına izin veremezdim.
  ‘’Ne oldu? Karşılık vermeyecek misin?’’
  Liu Ying üzerime gelmeye devam etti: ‘’Ne oldu lan? Yoksa oyun dışında hiçbir halt yapamıyor musun?’’
  Ona keskin bir bakış fırlattım. 
  Liu Ying istemsizce de olsa iki adım geri attı. Muhtemelen ona doğru fırlattığım bakışın içinde gizlenmiş olan ölümcül iradeyi fark etmişti. Ama yine de tam olarak ne olduğunu anlamış gibi görünmüyordu.
  Lin Wan Er yavaşça ayağa kalktı, elinde bir bardak dolusu kırmızı şarap vardı: ‘’Bu kadarı yeter, içelim!’’
  Bardaktan geniş bir yudum aldı. Ardından masadan bir peçete alarak ağzını sildi.
  Liu Ying bize şok olmuş bir şekilde bakıyordu: ‘’Bekle sen, önünde sonunda verdiğin kararlar yüzünden seni pişman edeceğim Xiao Yao. İşleri kendi yöntemlerimle yapacağım ve şunu bil ki, daha önce bu yöntemlerin işe yaramadığı tek bir sefer bile olmadı!’’
  Hiçbir şey söylemeden arkamı döndüm. Sınıf arkadaşlarımın şok olmuş suratlarını görünce şaşırmıştım. Masadan şarap dolu bir bardak aldım ve bardağı fondipledikten sonra masaya geri bıraktım. Boğazımdan aşağı doğru süzülen baharatlı şarabın etkisiyle öfkem biraz da olsa dinmişti. Kendi kendime söylendim. Artık eskiden olduğum gibi duygularıma yenik düşen bir adam değildim. Bugünki şahsımın tek bir görevi vardı: Lin Wan Er’I korumak.
  Dong Cheng Yue bana bir bakış attıktan sonra: ‘’Xiao Yao, kusura bakma…’’ dedi.
  Hemen gülümsedim: ‘’Sorun değil.’’
  En son bir bardak şarap içtikten sonra koltukta sessiz sessiz oturmaya başlayan Lin Wan Er, bir anda herkesin önünde eğildi: ‘’Kusura bakmayın, kendimi pek iyi hissetmiyorum, iyi geceler.’’
  Masadaki insanların tepkilerini beklemeden arkasını döndü ve yürümeye koyuldu. Vakit kaybetmeden ben de ileri atıldım ve onu takip etmeye başladım; sonuçta görevim onu korumaktı. Arkamı dönüp son bir bakış attığımda, Dong Cheng Yue’nin bir şeyler söylemeye çalıştığını gördüm. Ancak son anda dudakları kapanmış ve kelimeler ağzından dökülmemişti.
……..
  Salonun dışına çıkar çıkmaz suratımıza çarpan soğuk rüzgar Wan Er’in biraz da olsa ayılmasını sağlamıştı. Rüzgarın etkisiyle lacivert eteği havalandı ve sokak lambasının muzip ışıkları sayesinde bir çift kar beyazı bacak gözlerimin önüne serildi. Doğru dürüst yürüyemediğinden onu desteklemeye çalıştım: ‘’Hanımefendi, iyi misiniz?’’
  Lin Wan Er başını iki yana doğru salladı ve kolumu geri itti: ‘’Git buradan.’’
 “…….”
  Lin Wan Er’in önden tek başına gitmesine izin verdikten sonra onu sessizce takip ettim. Sonunda çiçek bahçesinin içindeki banklardan birine oturdu ve ağlamaya başladı.
  Yanında dikilmeye başladım, tek başıma soğuk rüzgara meydan okuyordum.
  Aradan uzun bir süre geçtikten sonra Wan Er başını kaldırdı, suratı göz yaşlarıyla kaplıydı: ‘’Xiao Yao, seni ne kadar sevmediğimi biliyor musun? Nefret ediyorum, senden nefret ediyorum!’’
 “……”
  Göz yaşları durmak bilmiyordu: ‘’Sen onun bir parçasısın, her zaman bana yapışmaya çalışan bir gölgesin. Peki Neden? Annemle ben onun için birer oyuncak mıyız? Neden istediğim gibi yaşayamıyorum? Neden hata yapamıyorum? Neden bir suçluymuşum gibi günün her saati göz altında tutuluyorum? Hayatımın böyle olmasını ben istememiştim, bunların hiçbirini ben istememiştim! Ondan nefret ediyorum ve senden de nefret ediyorum…’’
  Tek bir kelime bile söylemedim ancak, kimden bahsettiğini biliyordum: Bahsi geçen insan Lin Wan Er'in babası yani Lin Tian Nan'dı.
  ‘’Hanımefendi.’’
  Biraz zaman geçtikten sonra söylendim: ‘’Gece soğumaya devam ediyor, hasta olmadan önce geri dönmeliyiz.’’
  Ancak Lin Wan Er oturduğu yerde ağlamaya devam ediyordu. Sonunda doğruldu ve suratındaki yaşları sildi. Gözleri kan çanağına dönmüştü: ‘’Özür dilerim.’’
  Başımı iki yana salladıktan sonra gülümsedim: ‘’Sorun değil, yanlış bir şey yapmadınız, özür dilemenize gerek yok.’’
  ‘’Sana sinirlenmemem gerekirdi.’’
  ‘’Tekrar söylüyorum, sorun değil. Kızgın Wan Er, en sevdiğim Wan Er sonuçta.’’
  ‘’Demek sana bağırılmasını seviyorsun…’’
   ‘’Ciddi misin?’’
   ‘’Heheh…’’
  Bir genç kızın ruh hali aynı hava durumu gibiydi. Yani belirti göstermeksizin, ansızın değişebiliyordu. Lakin nereye ait olduğumu biliyordum. Her ne kadar dışarıdan Wan Er’le bir hayli yakın görünsek de, aslında aramızda dağlar kadar mesafe vardı.
  Yan yana yürüyerek yurtlara döndük.
  Biraz zaman geçtikten sonra sordum: ‘’Hanımefendi, gerçekten isyan etmek istiyor musunuz?’’
  Lin Wan Er bir anda duraksadı ve bana şaşırmış bir ifadeyle bakmaya başladı: ‘’Ne demek istiyorsun?’’
  Suratıma geniş bir gülümseme takındım: ‘’Eğer gerçekten istiyorsanız, babanıza başkaldırmanız durumunda size destek olurum.’’
  Lin Wan Er şok olmuşa benziyordu. Aradan birkaç dakika geçtikten sonraysa kahkaha atmaya başladı ve omzuma bir şaplak geçirdi: ‘’Boşver gitsin, sen de onun köpeklerinden biri olduğun için dediklerine inanmam mümkün değil.’’
  ‘’Köpekleri…’’ öfkem suratıma yansımıştı.
  Lin Wan Er kızlar yurdunun merdivenlerini çıkarken suratına bir gülümseme takınmıştı.
……
  Oracıkta dikilmeye devam ettim. Yavaş yavaş merdivenlerde kaybolan Wan Er’in sırtını izledim. Ancak kısa bir süre geçtikten sonra yanıma sexi görünüşüyle dikkat çeken bir kadın yanaştı: ‘’Yakışıklı, sana bu yalnız gecende eşlik etmemi ister misin?’’
  Hassiktir, fahişeler bile okula girebiliyor mu yani?
  Kadını geri itmemek için kendimi zor tutmuştum.
  Ne uzak, ne de yakın sayılabilecek bir mesafeden bize doğru birkaç kişinin yürüdüğünü görebiliyordum. Bu Batılı Diktatör namıdiğer Liu Ying’in grubuydu! Yürüyüş şekillerine bakılırsa muhtemelen çoğu sarhoş olmuştu. Buna rağmen Liu Ying’in elinde hala yarısı dolu olan bir şarap şişesi vardı. Suratındaki ifade daha önce gördüklerimden bile çirkindi: ‘’Wan Er’i bugün elde edememiş olmam gerçekten beni üzüyor, kızın vücudu o kadar güzel ki, eğer onu yatağa atarsam 3 gün boyunca o yataktan çıkmayacağımıza kalıbımı basarım. Anlarsınız ya…’’
  Gruptaki tipler kahkaha atmaya başladı.
  Bir anda aklıma bir fikir geldi. Hemen ileri doğru atıldım ve fahişeyi yakınlardaki çalıların içine çektim.
  ‘’Ow, acele etme!’’ diye sitem eden kadın, bana iyiden iyiye sokulmuştu: ‘’Çalılarda mı yapmak istiyorsun? Benim için sorun değil ama 50 dolarını alırım, anlaştık mı?’’
  Vakit kaybetmeden cebimden 200 RMB çıkardım: ‘’Bu senin için, eğer bana bir konuda yardım edersen, parayı alırsın!’’
 “Konu neymiş?”
 ‘’Şuradaki kızıl saçlı tipi görüyor musun? Kendisi zengin lavuklardan biridir. Senden tek istediğim onu yalnız başına bir odaya çekmen.’’
  ‘’Cidden, o kadar zengin mi?’’
  ‘’Acayip zengin.’’
  ‘’Tamam, anlaştık.’’
……
  Fahişe beni itti ve Liu Ying’in grubuna doğru ilerlemeye koyuldu. Sokak lambasının altında Liu Ying’le anlaşması neredeyse bir dakikayı bile bulmamıştı! Kadın her ne kadar çok çirkin olmasa da, Liu Ying’in Wan Er’den aldığı darbeden sonra kadının ortalama güzelliğine kandığı açıktı.
  Karanlıkta gizlenerek ikiliyi takip ettim. Telefonumu çıkardım ve Wang Xin’i aramaya koyuldum.
  ‘’Hayırdır velet bu saatte?’’ diye açtı telefonu Wang.
  ‘’Patron!’’ bir kahkaha patlattım: ‘’Şu ahlak bürosundaki ekiplerine haber versene Liu Hua Üniversitesine gelsinler. Ayrıca bana da bir üniforma ayarla, bu gece baskın yapıyoruz.’’
  ‘’Hmm? O tarz meseleleri ne zamandır kafana takar oldun?’’
  ‘’Gördüğüme göre başımı öylece çeviremem, değil mi? Hadi çabuk ol yoksa kaçacaklar…’’
   ‘’Tamamdır!’’
……
  Liu Ying ve fahişe ikilisini otellerden birine girene kadar takip ettim. Kısa bir süre sonra otele doğru gelen 4 polis memuru olduğunu gördüm. Hepsini tanıyordum.
  ‘’Xiao Yao!’’
  ‘’Üniforma?’’
  ‘’Al.’’
  Hemen üstüme polis üniformasını giydim. Gömleğin cebinde polis rozeti bile vardı. Hassiktir, bu departman şefinin üniformasıydı!
  Diğer dörtlüyle birlikte otele daldık ve hemen rozetleri gösterdik. Liu Ying’in hangi odaya çıktığını sorduğumuzda resepsiyondaki kız bize cevap verdi: ‘’308.’’
……
  Hemen üçüncü kata çıktık ve 308 numaralı odanın önünde toplandık. İlk başta kartla girmeye çalıştım ancak kapıyı zincirle kitlemişlerdi. Başka çarem olmadığından kapıya doğru bir tekme savurdum ve içeriden gelen inleme sesleri kulağıma ulaştı.
  Polis rozetimi çıkardıktan sonra şapkamı aşağı çektim. Sonuçta beni tanımasını istemiyordum. Ardından bağırmaya başladım: ‘’Eller havaya, ikiniz de! Seks ticareti yapıldığı ihbarı üzerine gelmiş bulunuyoruz. İsterseniz avukatınızla görüşebilirsiniz ancak şimdilik bizimle gelmeniz gerekiyor.’’
  Liu Ying sarhoş bakışlarıyla beni süzdü: ‘’Siktirin gidin buradan, polis bozuntuları! Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?’'
  İleri atıldım ve dizimi Liu Ying’in yanağına dayadım. Yanağından gelen çıt sesi beni bir hayli tatmin etmişti.
  ‘’Kim olduğunuz önemli değil…Hadi, takın kelepçeleri.’’
  Keyifle odadan ayrıldım. Üniformayı çıkarıp, odanın dışında bekleyen polis memuruna uzattım. Oteli terk etmeden önce bizim çocuklara kadını değil de yalnızca Liu Ying’ı almalarını söyledim. Çevik hareketlerle mekanı terk ettim. Partide yaşadığım öfke dolu anılar nihayetinde kafamdan silinmişti. Hmph! Partide hiçbir şey yapmamış olsam bile, bu gizliden gizliye intikam alamayacağım anlamına gelmiyordu ya! Sonuçta dedikleri gibi: Bir centilmen, intikamını olayın yaşandığı günün içerisinde alır.


Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


26   Önceki Bölüm 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.