2.1   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   3.1 



İkinci Kısım 

Arami hızlı adımlarla limana yakın eve yürüyordu. Evin avlusuna girince genç bir kadın ona bakıp çamaşırları asmaya devam ederek;
‘’Efendi Arami! Efendimiz sizi bekliyordu.’’ Dedi. Arami ona baktı. Yere koyduğu fenerde yüzü alttan aydınlanıyordu. Etekleri hafif rüzgârda salınırken kıskaçlarla çarşafları ipe geriyordu. Arami hemen içeri yöneldi. Tüccar çok zengindi. On kadar gemisi vardı limanda. Yaşı ilerlemişti ama deniz tutkusu onu bu seviyelere taşımıştı. Kainos ve Heranions onun çocukluktan beri baktığı iki kişiydi. Kainos onun sayesinde okumuş yazmış ve asker olmuştu. Heranions ’u abisi sayardı. İkisi de çocukken onun eline gelmişti. Kainos’un annesi onun yanında çalışan bir kadındı. Kocası ölmüş kadın karnında Kainos ile iş aramaya gelmişti. Adam onu yanına almıştı. Çalıştırmamıştı. Aksine onunla evlenmesini istemişti. Kadına çok iyi davranmış ve onu doğuma kadar görmediği bir zenginlikte yaşatmıştı. Ama kadın doğumdan sonra artan kanamaları yüzünden ölünce Kainos’a baba olmasını isteyip göçüp gitmişti. Tüccar o günden sonra ona babalık yapmış gerektiğinde onun için her yere girmişti. Ama Kainos ve Heranions hiç anlaşamıyordu. Heranions’u uzak batıdan köle olarak almıştı tüccar. Çok küçük yaşta almıştı onu. Getirdiğinde beş yaşında olan genç Kainos’un doğumundan bir sene sora bu eve girmişti. Hem ona kardeş oluyor hem de abilik yapıyordu. Ama Kainos ile sık sık kavga eder birbirlerine tekme yumruk girerdi. Anlaşamayan iki kişi onlara bakan babaları için gerektiğinde ağzı yüzü kan içinde aynı masaya oturup yemek yiyip gülerdi. Yaşları büyüdükçe kavgalarının hasarları armış ve zıtlaşmalar azalmamıştı. Heranions despot bir genç olmuştu. Kainos gibi bazen yumuşak olamıyordu. Bu yüzden ondan dört sene önce orduya girmiş ve hızla yükselmeye başlamıştı. Sonra kardeşi saydığı genci kendi birliğine almış. Yaştan çok yapın önemliydi. Heranions orduda komutan olduğunda henüz on altı yaşındaydı. Ve Kainos’u on iki yaşında yanına almıştı. Ve bu sayede daha çok abi kardeş ilişkisi bozulmuştu. Fakat bir gün babası için kütüphaneye vergi defteri bırakmaya gittiğinde Arami ile karşılaşmış ve yaz boyu onu takip etmişti. Onunla ilgilenmesini anlatamamıştı kimseye. Ne hala Heranions ne de manevi babası bilirdi. Arami’yi çok yakın dostu olarak babasına emanet etmişti. Arami’yi Heranions çok zeki bir asker olarak görmüştü. Kendi birliğine almıştı ve kardeşinin arkadaşı olması dolayısıyla oldukça iyi davranmıştı. Sonra o da onu korumak için babasına getirmişti.
Arami masa başında oturmuş defneyaprakları ile demlenmiş çayını içip hesaplara gömülmüş yaşlı adama yaklaşıp;
‘’Efendim beni görmek istemişsiniz!’’ dedi. Yaşlı tüccarın dağınık beyaz saçları sakalına karışırken başındaki şapka yana düşüyordu. Çayını içip;
‘’Gel otur bakalım. Çok güzel haberlerim var sana delikanlı.’’ Dedi. Arami ona bakıyordu. Yaşlı tüccar heyecanla;
‘’Baharat diyarlarından gelecek bir gemim var. Ve gelen gemide bir şifacı varmış. Rahatsızlanan kaptanım için gemide kalmış. Senin için onunla konuşmaya karar verdim.’’ Dedi. Arami hesapların yanında duran mektuba baktı. Mektup kuşları denen oldukça hızlı denizleri aşan ve hep sahibine ulaşan kuşlar bu mektupları taşırdı. Bağlantı sağlarlardı. Yaşlı tüccar ona bakıp;
‘’Oğullarım benden seni iyi edecek ilaç istediler. Ve bende onları kıramam. İkisi de canımdan kıymetlidir. Sende bunun için çaba göstermelisin.’’ Dedi. Yavaşça biraz ona eğilip kokladı ve
‘’Şarap gibi sana zarar verebilecek şeylerden uzak durmalısın. İçeride kırık kaburgalar var. Kadınlardan da bir süre uzak durmalı ve kendini zorlamaktan vaz geçmelisin. Ayrıca senin gece kötü gördüğünü söylediler. Bu saatlere kalmamalısın. Sonuç olarak bir yere takıp düşersen ve o kemik daha çok ciğerlerine batarsa ölümle sonuçlanır. Beni anlıyorsun değil mi genç adam?’’ Dedi. Arami başını sallayıp;
‘’Elbette efendim. Yakında yapılacak danışmanlık sınavı için çalışırken arkadaşımı kıramadım. Bir kadeh içtim. İnanın iyi hissettirdi. Ama artık erken dönmeye çaba göstereceğim. Olmadı kız kardeşimde kalırım.’’ Dedi. Yaşlı tüccar ona bakıp;
‘’Kız kardeşin mi var evlat?’’ dedi. Arami başını sallayıp;
‘’Tıpkı Heranions ve Kainos’un gibi bizde kan bağı olmayan kardeşleriz. Kütüphanede başkâtiptir.’’ Dedi. Tüccar ona bakıp;
‘’Ah! Gerçi Kainos söylemişti. Seninle kütüphanede tanışmıştı. O hınzır çocuğun hiç o kadar kitap okuduğunu görmedim. Ona hep senin gibi arkadaşları olsun diye nutukla çektim dinlemedi. Sonra baktım kütüphaneden çıkmıyor. O Aleksa gibi şehri birbirine katan Kainos gitti. Aklı başında düşünceli bir adam geldi.’’ Dedi. Arami gülümseyip;
‘’Kainos ve Aleksa hala bir araya gelseler etrafı bir kasırga gibi yıkarlar.’’ Dedi ve güldü. Yaşlı adam derin bir nefes alıp;
‘’Ah siz gençler. Ben sizin yaşınızda ilk evliliğimi yapıştım. Gerçi hangi limanda bile evlendiğimi unuttum. Yaşıyor mu onu da bilmem.’’ Dedi. Arami istemsizce güldü ve
‘’Bazen Kainos’u gerçekten sizin yetiştirdiğiniz anlaşılıyor.’’ Dedi. Yaşlı adam ona bakıp;
‘’Gençlik hatalar doludur. Hele bir kaptansan çok hata doludur. Ama çocuğum hiç olmadı. Bende bu iki ufaklığı aldım koca adam ettim. Gerçi babalarını artık senede bir görür görmezler. Yine de canımdan çok sevdiğim iki evladımdır.’’ Dedi. Arami ona baktı. Dalgın halde;
‘’Beni alan adam yani babamda sizin gibiydi. En iyisi için çabalardı. Ama ben ona layık bir evlat olamadım ve…’’ kelimeler boğazına dizilmişti. Bir gerçek bıçak gibi kalbine saplandı. Ona babalık yapan adam onun yüzünden o gece ölmüştü. Bu değişmez gerçeği bu gün unutmaya çalışırken geceye doğru ilerleyen günde yine aklına gelmişti. Boğazına takılan şeyi ne yutabiliyor ne çıkarabiliyordu. Bir acıya sebep oluyor.
‘’Ne oldu Arami? Rengin attı? Bir sarsıntı mı?’’ dedi. Arami ona cevap bile veremiyordu. Kendini toplamaya çabalayarak;
‘’Hayır efendim. Ben burada yokken bana bakan adamın öldüğünü öğrendim. Bir an aklıma gelince bir hüzün sardı beni.’’ Dedi. Sonra Nemon’un sesi yankılandı kulaklarında;
‘’Evi terk eden oğlu yüzünden o gece ölmüş.’’ Ses sanki şiddetini arttırırken Arami ayağa fırladı. Yaşlı adama bakıp;
‘’Gelen şifacının beni tedavi etmesini isterim. Şimdi gidip dinleneceğim.’’ Dedi. Hızla odasına çıktı. Kendini yatağa bıraktı. İki büklüm olunca dolan gözlerini serbest bıraktı. Acıyla elini kalbine dayayıp yan devrildi. Ağlamaya korkuyordu artık. Sarsıla sarsıla sessizce ağlarken ona bakan adamın sözleri geldi aklına. Seneler önce böyle ağlayıp nefret ettiği ellerine zarar vermeye başlamıştı. Bir keresinde parmaklarını kırmıştı. Tiksintiden kendine asla bakamazdı. Sadece çok sevdiği saçlarına bakardı. Kırdığı parmaklarının acısı ile olduğu yere çökmüştü. Kendini pislik gibi hissedip onu evine kabul eden adamdan bile çekiniyordu. Cohin sarışın kalıplı bir adamdı. Balköpüğü renginde gözleri vardı. Odanın kapısını bir süre çalmış sonra içeri girmişti. Hasta yatan çocuğu yerde ağlarken görünce kucaklayıp yatağa yatırmıştı. Kırılan parmakları morarmaya başlamıştı bile. Cohin onun elini tutup bir süre acı ile ağlamasını izleyip;
‘’Yaşadığını hissetmek için acı çekemezsin. Korkularını acıyla boğamazsın evladım. Anlık bir haz gibi gelir bu acılar ama zamanla bir öfkeye dönüşür. Neden ağlamaktan korkuyorsun. Neden sadece bağıra bağıra ağlamıyordun? Kendini saklamak için bu kadar çabalıyorsun?’’ dedi. Onun narin parmaklarına ve yeni yeni iyileşmiş derisine dokunup;
‘’Şimdi bir şifacı çağıralım. Bu elleri bu hale getirmemelisin. Senin ellerine olan öfken sözcüklere dönüşmeli.’’ Dedi. Yavaşça öpüp elini koyduğu sırada Arami bir anda bağıra bağıra ağlamaya başlamıştı. Hem parmaklarının acısından hem de içinde biriken acıyla hıçkırıklara boğularak ağlıyordu.
Şimdi olduğu yerde iki büklüm olmuş acıyla içten içe yanarak ağlıyordu. Gözyaşları artık onu boğmaya başlamıştı. Omuzları sarsılıyor nefesi daralıyordu. Eldivenlerini çıkarmıştı. Ellerine bakıyordu.
‘’Ben şimdi yalnız mı kaldım efendim?’’ diyordu. Kırılan parmaklarından biri yamuk kalmıştı. Yana doğru eğilmişti. Eli ile diğer elini sıkıca sarıp;
‘’Neden canım her zamankinden çok yanıyor?’’ dedi. Hıçkırıklarını dindirmeye çabalıyordu. Ayağa kalktı. Yine yapacaktı. Kalbindeki beynindeki acıyı bitirmek için bedenine zarar verecekti. Sonuçta bu acılar geçiyordu. Ve anlık olsun diğerlerini bastırıyordu. Bilinçsizce masaya yöneldi. Orada duran mektup açacağına baktı bir süre. Ne anlamı vardı hayatının? Zaten ölmeyecek miydi? Ne için bu kadar çalışıp çabalıyordu. Ölüm eninde sonunda gelecekse niye şimdi gelmiyordu. Eline mektup açacağını aldı. Kaftanının çıkardı. Gömlek üzerinde sallanıyordu. Göğsündeki ezilme gözle görülür bir biçimdeydi. Morluklar vardı. Hala geçmeyen o morluklar ve yanıklar. Mektup açacağı bir hançer kadar keskin bir bıçaktı. Ölümü bekleyerek acı çekmek yerine ölüme o gitmeliydi. Saymaya kara verdi. Parmaklarını kırarken annesi hep sayardı.
‘’Beş…’’ derin bir soluk aldı. Annesi her parmağını o bir kabahat işleyince kırıyordu.
‘’Dört…’’ nefesi sakince verdi. Aklına gelen şey sadece acılardı. Onu döven sonra bir kız gibi giydirip eve gelen adamlara sevdiren annesi ve ona dokunurken iğrenç gülüşlere sahip adamlar.
‘’Üç…’’ bir soluk daha aldı. Kalbi çok hızlı atıyordu. Bedenini hunharca kullanan o iğrenç insanlar ve bir anlık kaynar suyun etkisi ile yanan her bir hücresi yine sızladı.
‘’İki…’’ soluğu yavaşça verdi. Şimdi acı değil bir yüz vardı karşısında. Aleksa geldi aklına. Aleksa! Ona bakıp gülümseyerek;
‘’Hiçbir şey senden önemli olamamalı.’’ Diyordu. Ve son o sayı dudaklarından fısıltı ile çıkarken elini sıkıca kavrayan bir el hissetti. Kimse yoktu etrafta ama bir şey onu kalbine götürmesine izin vermiyordu. Kulaklarında bir isim duyuyordu. Hayatını alt üst eden binlerce insanın onun adını fısıldamasını duyarken beyni zonkluyordu. Kurtulmak için zorluyor ellerini ama kalbine saplayamıyordu o keskin metali. Ve sonra onlarca sesi susturan başka fısıltılar duymaya başladı. Yılan tıslaması gibi sesleri yok eden sesler. Ona seslenen hayatını güzelleştiren birkaç insan. Ona seslenirken gür sesini duydu.
‘’Eğer bu dünyadan benden önce gidersen seni asla affetmem Arami! Sen yokken ben nasıl dayanırım bu dünyaya?’’ evet bu Kainos’tu. Gitmeden önce bunu ona söylemişti. Yapamazdı. Yapmak istese de bir şey hep engeldi ona. Elindeki metal cisim yere düştü. Ardından büyük bir gürültü duyuldu.
Yaşlı adam olduğu yerden fırlayıp;
‘’Yukarı çıkın hemen.’’ Dedi. Sesin geldiği oda Arami’ye aitti. Kızlar ve kâhya koşup yukarı çıkınca genç adamı yerde baygın buldular. Saçları yüzüne dağılmış yaralı göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Dudakları arasında incecik bir kan vardı. Düşme etkisi ile kaburga biraz daha ciğere girmiş olabilirdi. Yaşlı adam nefes nefese yukarı çıktığında genci bu halde görünce kaldırmalarını söyledi. Nefesi git gide yavaşlıyordu. Yaşlı adam onu yatağa kaldırmalarını söyledi. Bedeni her zamankinden daha sıcaktı. Hemen bir şifacı istediler. Gece karanlığında tüccarın evine giden bir at arabası vardı. Hızla gidiyordu. Şifacı gelene kadar genç artık nefes alamaz konuma gelmişti. Onunla en başından beri ilgilenen adam bu sefer onu daha kötü halde bulmuştu. Yanına yaklaştı. Bazen boğulma seslerine benzer sesler çıkaran genci bir süre dinledi sonra doğrulup;
‘’Ciğerlerinde kan var. Onu atamadığı için boğuluyor.’’ Dedi. Hırıltı benzeri sesler çıkarırken genci dik konuma getirmek için yardım istedi. Gömleğini çıkardılar. Şifacı umutsuzca;
‘’Size söz vermem ama birkaç hafta daha dayanabilir. Zamanla ciğerleri daha çok kan toplayacak. Öksürük ile atamayacak kadar. Sonra iltihap başlayacak. Ve o zaman işte ölümle arasında bir şey kalamayacak.’’ Dedi. Genci oturur konumda tuttu. Sonra birkaç bitki çıkarıp tütsü yaptı. Mide bulandırıcı bir koku vardı etrafta. Birçok kişinin midesi bulanıyordu ama bu genci ayıltacak kokuydu. Birkaç dakika tütsüyü salladı sonra genç bir böğürtü ile kusmaya başladı. Kusarken öksürük başlamış ve kan ile son içtiği şarap dışarı çıkıyordu. Her kasılmada daha da acı çekerek eğiliyordu. Şifacı onlara baktı ve
‘’Belki de bir kaç gün. Kemik içeri girdikçe parçalamaya devam ediyor. Ne yazık ki ben deriyi açıp onu düzeltemem.’’ Dedi. Arami kendini toparlamaya çalışarak;
‘’İki gün mü? Bu kadar mı hayatım kaldı?’’ dedi. Gözleri kanlanmıştı. Hala mide bulantısı ile sersemlemiş haldeydi. Arada bir öksürük geliyordu ama öksürdükçe acı çekiyordu. Kızlardan biri onun döşündeki kusmuk ve kanı silmek için yanına geçti. Ona yardım etmeye çabalıyordu. Arami;
‘’Efendim sizden bir ricam var.’’ Dedi. Sesi hırıltılıydı. Bazen derin soluk alıyor bazen alırken morarıyordu. Yaşlı adam ona bakıp;
‘’Kainos’a bir mektup daha yazıp çağıracağım. Ama hala gemideki şifacıda umut olmalı.’’ Dedi. Arami gözlerini bir süre ona dikti sonra başı yana doğru düşmeye başladı. İkinci kez baygınlık geçiriyordu.
İşte o anda çaresizliği en iyi tadacak kişi Kainos’tu. Gün ağarırken ulak kampa atı ile hızla girdi. Komutanın çadırına doğru uçarcasına gidiyordu. Atı durdurup üstünden atlarken birkaç asker ona bakıp durdurmak istedi. Ama ulak tüccarın emri üzerine durmayarak yaka paça içeri girdi. Uyuyan Kainos sıçramıştı. Ulağa bakınca ulak nefes nefese;
‘’Efendim beni babanız gönderdi. Arkadaşınızın durumu ciddileşmiş ve gelmeniz gerekiyormuş. Son zamanlarında yanında olmanızı uygun gördüler.’’ Dedi. Kainos donuk gözlerle ona bakıp kaldı. Ne diyeceğini bilmeyerek;
‘’Arami ölüyor mu?’’ dedi ve yataktan fırladı. Üzerine bir şeyler geçirdi ve dışarı çıktı. Telaşıyla ulağın atını alıp;
‘’Abim Heranions’a haber ver. Benim gittiğimi ve bu ulağı ona götürün. Sebebini o söyler.’’ Dedi. Atı kamçıladı. Hızla atı Efira Şehrine sürüyordu. Arami ise yarı baygın ayık tutulmaya çalışılıyordu. Gemi kıyıya yaklaşmak üzereydi. Bir at arabası ve birkaç kişi doktoru almak için bekliyordu. Kainos yarım günlük yolu hiç olmadığı kadar hızlı alıyordu. Atın ciğerlerini çatlatacak kadar hızlı koşturuyordu. Şehre varmak için olanca hızı ile koşan at bazen önen gelen şeyi ezip parçalıyordu.
Şehir yeni uyanmaya başlarken limanda bir işaret dumanı yakıldı. Hızlı yanaşma ve demir alma emriydi bu. Yeni yeni hareket kazanan limanda yakılan bu acil durum ateşi dikkat çekiyordu. Gemi kaptanı son hız kürek çektirerek gemiyi limana yanaştırıyordu. Gemi demir atıp köprü inince iki kişi girip şifacıyı apar topar alıp at arabasını şahlandırdılar. Yakılan o ateş gelecekte alevlere boğulacak olan Efira'nın celladını hayata döndürmek içindi. Bundan hebersizdi ateşi yakanlarda, limana yanaşanlarda.
Eve varmak için uçar gibi giden araba önüne geleni tanımıyordu. Yaşlı adam yarı baygın gence bakıp;
‘’Kız kardeşine haber yolladım. Onu da çağırdım.’’ Dedi. Arami konuşma çabası ile
‘’Gerek yok…’’ dedi ve bir öksürük nöbeti başladı. Yaşlı adam şifacıya bakıp;
‘’Biraz daha uyanık kalmasını sağla!’’ dedi. Şifacı tütsüyü sallayıp;
‘’Elimden geleni yapıyorum ama…’’ bu sırada aşağıda atların kişnemesi duyuldu. Sonra tahta merdivenlerde koşuşturma başladı. İçeri giren şifacı üst bedeni çıplak bir adamdı. Kavruk bir teni vardı. Kafasını bir örtü ile örtmüş başına bir çember takmıştı. Gözlerinin altı simsiyahtı. Yaşlıca bir adamdı. Odanın sisiyle yatakta yatan gence baktı ve
‘’Demek hasta bu?’’ dedi. Onun arkasından büyük bir tahta bavul getiren adam vardı. Arami adama bir süre baktı. Sonra gözleri kapandı. Bir şok geçiriyordu. Bedeni sarsılıyordu. Sanki onu beklermiş gibi kendini kaybetmişken yaşlı şifacı etrafa bakıp;
‘’Kaldırın camları örten şu perdeleri. Havayı temizleyin hemen. Şoka girdi bu adam.’’ Dedi. Dili yabancıydı. Aksanından anlaşılıyordu. Onun dediklerini yaparken yaşlı şifacı ona sokulup;
‘’Kaburgası ezilmiş. İç kanama geçiriyor. Hemen müdahale etmelisiniz.’’ Dedi. Onun yardımcısı olan daha genç adam tahta bavulu masaya açtı. Şifacı ona bakıp;
‘’Bana şimdi anestezi için anason getir.’’ Dedi. Genç bir sıvı karışımı getirirken diğer şifacı hiç görmediği eşyalara bakıyordu. Uzun ince bir metal vardı. Birçok şişe ve kesici aletler. Etrafta duranlara bakıp;
‘’Onu dümdüz yatırmak gerek.’’ Dedi. Sonra kızlardan birine bakıp;
‘’Temiz bez. Sıcak su. Ve birde soğuk su getir.’’ Dedi. Daha genç olan bir sıvıyı daha getirdi. Yaşlı adam onu ince bir kamışla çekip gencin burnuna soktu. Sarsılmaları duruyordu. Yaşlı adam anlının terini silip;
‘’Aç karınla ne çıkaracağız bakalım Artemis.’’ Dedi. Genç gülümseyip yaşlı şifacının yanına geldi. Kollarını sıvayıp;
‘’Ben kaburgayı açarım efendim. Siz bir şeyler yiyin.’’ Dedi. Esmer gencin gözlerinin çevresi sürmeliydi. Yanıklarla dolu deriye baktı ve tahta bavulu yanına istedi. Yaşlı adam bir sandalyeye çöküp;
‘’Rica etsem bana biraz ekmek ve su verir misiniz?’’ dedi. Masaya döndü ve
‘’Artemis iç kanama var. Açtığında çubuk ısıtılmış olsun.’’ Dedi. Artemis yanan muma baktı. Sonra onu yanına istedi. Bir kişiye çubuğu ısıttırmaya başladı. Gelen sıcak suya incecik keskin bıçağı soktu. Sonra sıvı bir şişeden akıttığı siyahımsı şeyi gencin göğsüne sürdü. Ve yavaşça metal ile açmaya başladı. Yaşlı adam yemek yerken;
‘’Eğer kaburgayı çekerken yavaş olmazsan ciğer parçalanır.’’ Dedi. Yavaş yavaş deri açılırken kan akmaya başlamıştı. Arami hareketsiz yatıyordu. Genç metal çubuğu istedi. Kan akan lenflere ve damar uçlarına yavaşça sürüp çekti ve geri uzattı. İkinci kez deriyi açarken herkes şok içindeydi. Genç anlından akan teri silip;
‘’Yanıkların kaynaması yüzünden daha zor oldu.’’ Dedi. Bir saat geçerken yaşlı adam açılan derinin başına geldi. Dokuları kemikten çok ayırmamışlardı. Şifacı eğilip bakıp;
‘’Doğru noktayı açmışsın.’’ Dedi. İki kaburga kemiği gözüküyordu. Genç birkaç demir ile deriyi sabitlemişti. Geri çekilip kaynar sudan çıkan buharlı bezi aldı ve akan kanları sildi. Sonra yaklaşıp;
‘’Kemik içe doğru kırılmış. Çok derin girmiş olmaz ama bayadır orda. Doku çevrelemeye çalışmış.’’ Dedi. Yaşlı şifacı gözlerini kısıp;
‘’Kemiği kesip almalıyız. Kaynayacak kadar güçlü değil. Onun yerine bir tane metal yerleştirilir.’’ Dedi. Genç bir süre ona baktı ve
‘’Bence kaynamaya müsait. Çekip oturtursak birkaç çivi onu sabitler.’’ Dedi. Yaşlı şifacı geri çekilip;
‘’İnanıyorsan neden olmasın. Ama çivi olmaz. Paslanma olabilir. Kan ile temasında zehirlenme yapar. Sargı ile birkaç hafta sabit yatması yeter.’’ Dedi. Genç başını salladı. Azimle işe koyulmuştu. Bazen anlından süzülen terler şakaklarına sızıyordu. Yaşlı şifacı etrafa bakıp;
‘’Oğlunuz mu bu genç, tüccar efendi?’’ dedi. Yaşlı adam şokla ona bakıp;
‘’Hayır. Ama oğlumun yakın arkadaşıdır. Bana emanet.’’ Dedi. Adam başını sallayıp;
‘’Güneş toprakları olan yerde çöllerde çok insan kaburgasını kırıp kendi kanında boğulur. Baya dayanıklı bir genç olmalı. Çektiği acının haddi hesabı olmaz.’’ Dedi. Yaşlı tüccar başını sallayıp;
‘’Öğrencinizin yapabileceğine inanıyor musunuz?’’ dedi. Yaşlı şifacı çökük elmacıklarını daha da çökerten bir gülümseme ile
‘’O bir adamın bacağından kırılıp içeri saplanmış kılıç ucunu çıkardığından beri beni yanında kitap diye taşır. Eli çok hafiftir. Gerçi buraya gelmeden önce olanlardan sonra nasıl yapar bilemiyorum ama benim artık ellerim titriyor.’’ Dedi. Genç kan ter içinde çok dikkatli bir halde göğüs kafesinin kemiğiyle ilgileniyordu. Ellerini arada bir siliyordu. Kemiği ufacık bir kerpetenle milim milim çekiyordu. Bu işlem bazen saatler sürebilirdi. Ciğerin daha fazla kanamasına izin vermeden çıkarmak önemliydi.
Üçüncü saat girerken dışarıdan bir kişneme durdurma sesi geldi. Merdivenleri birisi takır tukur çıkarken kapıdan içeri nefes nefese Kainos girdi. Arami’nin göğsünü açmış başında eğilmiş çalışan adama baktı. Sonra diğerlerine. Bir kız elinde yarısı kan soğuk su ile duruyor diğeri temiz bezi sıcak su da ısıtıyordu. Yaşlı iki şifacı köşede duruyordu. Birisi elinde tütsü çanağı kalmıştı. Diğeri ise babası ile konuşuyordu. Kainos bir anlık şaşkınlıkla;
‘’Burada ne oluyor?’’ diye çıkıştı. Hareketsiz yatan Arami’ye doğru yürüyüp;
‘’Bu adam ne yapıyor onun göğsünü açmış?’’ diye çıkıştı. Babası ayağa kalkıp;
‘’Çölde gelen bu iki şifacı bize onu kurtaracaklarını söyledi.’’ Dedi. Arami ile ilgilenen genç başını kaldırıp;
‘’Aslında bu bize bağlı değil efendim. Eğer hasta kendine iyi bakmazsa attığım dikişler atar. Kemik ikinci kez kırıp batar. O zaman göğsü tekrar açmak ile kafasını kesmek aynı şey.’’ Dedi. Babası Kainos’un yanına gelip;
‘’Bırak ellerinden geleni yapsınlar.’’ Dedi. Bu sırada genç bir anlık geri çekildi. Hızla sıcak demir sopayı kaptı. Arami’nin göğsünden kan oluk gibi akıyordu. Bedeni bir anlık sarsıldı. Dudakları arasından kan sızınca Kainos endişe ile babasını çiğneyip Arami’nin başı ucuna gitti. Genç şifacı ona bakıp sıcak demiri kan akan damara basıp;
‘’Ellin ne kadar titrer?’’ dedi. Kainos’un eli titremezdi. Hatta bu yüzden en iyi nişancıydı.
‘’Titremez.’’ Dedi. Genç ona bakıp;
‘’O zaman bu tarafa gel. Güçlü gibisin.’’ Dedi. Ona küçük kerpeteni sıkıca tutmasını söyledi. Sıcak demir bir elinde diğer eli Arami’nin göğsüne dalmaya hazırdı. Genç şifacı ona bakıp;
‘’Çek dediğimde çekeceksin. Yoksa arkadaşın bir şok geçirip iç kanamadan ölür. Tamam, mı?’’ dedi. Kainos ona baktı. Genç gülümseyip;
‘’Bu yöntemle üç adam öldü ama otuzu yaşadı. Dua et tanrılarına ki kemiği içerde bırakmadan alalım.’’ Dedi. Kainos yutkundu ve ona baktı;
‘’Ne kadar güçlü çekmeliyim?’’ dedi. Genç ona bakıp;
‘’Kerpetenin sol kenarı deriye dokunsun.’’ Dedi. Sonra birden;
‘’Çek!’’ dedi. Kainos tüm gücü ile kerpeteni yan yatırmaya başladı. Bu sırada kan akmaya başlamıştı genç parmağı ile boşalan deliği yakaladı. Sonra sıcak demiri mumdan çekip bastı. Cos! Sesini duyan Kainos korku ile ona baktı. Genç birkaç saniye durdu. Sonra demiri çekip;
‘’Efendim bu sefer başardım. Bu şekilde kurtardığım bu üçüncü hasta oldu.’’ Dedi. Kainos ona bakınca genç gülümseyip;
‘’Ölen sayısı ile yaşayanı karıştırdım galiba.’’ Dedi. Demiri bıraktı ve kemiğin oturduğundan emin olmak ister gibi baktı. Kemik kırık noktasına çok iyi oturmuştu. Derin bir nefes alıp;
‘’Güzel. Şimdi geriye dikiş kaldı.’’ Dedi. Sarımtırak bir ip vardı. Genç onlara bakıp;
‘’Bu ip mum ve at kılı yapılır. Bu sayede deride zarar oluşmayacak.’’ Dedi. İpi ısıttırıp soğuk suya bandığı iğneden geçirdi. Kainos eline bakıp kaldı. Sonra gözleri açık deriye takıldı. Genç oldukça rahat kumaş diker gibi yavaş yavaş deriyi dikiyordu. Önce deliği dikti sonra ilk katmanı. Defalarca dikiş attı. Dördüncü saat dolarken son düğümü atıp ipi kesti. Geriye doğru çekilip;
‘’ Mükemmel bir iş daha!’’ Dedi. Kainos yatakta hareket etmeden yalnızca nefes alarak yatan Arami’ye bakıyordu. Genç ellerini silmek için bez istedi. Sonra sandalyeye oturup;
‘’İşte bu büyüden bile güçlü bir şey. Bilim.’’ Dedi. Yorgun halde;
‘’Artık geriye uyanmasını beklemek kaldı. Etrafını onu sarsmadan temizlemelisiniz. Çarşafları değiştirmeden önce onu dikkatli hareket ettirin. Hatta boyunda bir tahta kullanıp kaldırın ve sonra aynı şekilde yatırın. Mümkünse az hareket etsin.’’ Dedi. Rengi atık duruyordu. Elini karnına koyup;
‘’Bende biraz yiyecek alabilir miyim?’’ dedi. Kainos ona doğru yürüdü ve
‘’Bu onu tamamen iyileştirecek mi?’’ dedi. Genç şifacı öğretmenine baktı. O oldukça rahattı. Gözlerini kapayıp;
‘’Büyük oranda evet ama hala zor hareket ve ağır işten kaçınmalı. Sonuçta ciğerleri sağlıklı bir insan ciğerinde olmayacak. Ufak tefek nefes darlıkları olur. Onun dışında kanama olmaz.’’ Dedi. Kainos olduğu yere çöktü kaldı. Başı önüne düştü. Bir kişi ona yardım etmek istedi ama genç şifacı durmasını söyleyip;
‘’Bir şeyi yok. Sadece sinir boşalması!’’ Dedi. Ayağa kalkıp Kainos’un omuzuna dokunup;
‘’Arkadaşın bu akşam belki yarın sabah uyanır. Baygın konumda.’’ Dedi. Arami’nin yatağını temizlemek yerine onu Kainos’un odasına götürdüler. Yerleştirdiler. Bu sırada Mariana ve Aleksa’da gelmiş aşağıdaydılar. Mariana aşağı inenleri görünce onlara doğru yürüyüp;
‘’Kardeşim Arami? O nasıl?’’ dedi. Yaşlı tüccar sarışın kıza bakıp;
‘’Daha iyi olacak. Dinleniyor. Zor bir tedavi uygulayıp ağır merhemler sürdüler. Daha iyi olması için.’’ Dediler. Aleksa yanlarına yaklaşıp;
‘’İki saate yakındır buradayız. Bizi yukarı çıkarmadılar. Onu görebilir miyiz?’’ dedi. Yaşlı adam kızlardan birine dönüp;
‘’Onları Kainos’un odasına götürün.’’ Dedi. Şifacı ve öğrencisine yemek hazırlanmasını söylerken ikisi kızı izleyerek bir odaya geldiler. İçeri girdiklerinde Kainos’u sandalyede oturmuş yatağı izlerken buldular. Elleri çenesine sabitlenmiş sırtı kamburlaşmıştı. Mariana yatakta yatan Arami’ye yönelip;
‘’Hasta mıydı? Dün kütüphanede tuhaf davranmasından anlamalıydım.’’ Dedi. Kainos onlara bakınca Mariana biraz yüksek sesle;
‘’Kardeşim hasta mıydı?’’ dedi. Kainos başını sallayıp;
‘’Ciğeri ezilmişti. Kaburgası buraya-elini kendi sağ ciğerine koyup- batmıştı.’’ Dedi. Mariana cansız gibi yatan göğsünde dikişler olan Arami’ye baktı sonra Kainos’a yönelip;
‘’Ne zaman oldu bu?’’ dedi. Kainos ona bakmadan;
‘’Bir kaç hafta oldu.’’ Dedi. Mariana ona doğru yürüyüp;
‘’Neden şimdi haberim oluyor?’’ diye çıkıştı. Kainos gözleri Arami’ye dikili halde;
‘’Çünkü söylememiz bir şeyi değiştirmezdi.’’ Dedi. Mariana birden ona bağırarak;
‘’Siz! Hep zaten siz oldunuz! Kardeşim o benim. Babamın emaneti o bana. Ama hep sizin kararlarınız oldu.’’ Diye gürledi. Kainos ona yorgun gözlerle bakıp;
‘’Evet, çünkü o ve ya ben diye bir şey yok. Biz var.’’ Dedi. Mariana bir anlık nefretle ona bakıp;
‘’Ne zaman o seni tanıdı o zaman bizden uzaklaştı. Onu bizden çalıyorsun Kainos… ‘’ dedi. Kainos gözlerini bağıran kıza çevirip;
‘’Çalıyorum doğru. Yalnızca bana ait olmasını istiyorum doğru. Onu sizden hep uzak tuttum doğru. Ama bunu ben istemedim. O istedi. Sizi görmek bile istemedi.’’ Dedi. Mariana bir an bir şey diyecekken donup kaldı. Sonra yutkunup;
‘’Görmek istemedi mi? Neden?’’ dedi. Kainos ayağa kalkıp Mariana’ye bakıp;
‘’Yaralarını sevdiği insanlar görsün istemez. Acı çeker bunu göstermez. Eğer birisi onun yarasını görürse daha çok acı çekiyor. Zayıf olduğunu görün istemedi.’’ Dedi. Mariana şaşkınlıkla sesi kısıldı ve
‘’Ama bu çok saçma. Biz onun zayıf olmadığını biliyoruz. Yaralarını sarmaya hazırdım ben.’’ Dedi. Kainos elini onun omuzuna koyup;
‘’Mari sinirlenmeni anlıyorum. Kızmanı. Korkmanı. Ama sende onu anla. Yapamıyor. İnsanlara ne olursa olsun güvenemiyor. Onun güvenini kazanmak için benim neler yaptığımı bilmezsin.’’ Dedi. Aleksa bunu duyduğunda kaşları çatılmış ve yüzü ekşimişti. Mariana ona bakarak;
‘’Bende fedakârlık yapabilirim.’’ Dedi. Kainos gülümseyerek;
‘’Madem öyle o zaman yap. Onun için endişe edip küçük savunmasız bir çocuk gibi davranmaktan vaz geçmekle başla. Seni sevmesine rağmen ona sürekli bir şeyler öğretmenden yoruluyor. Onu serbest bırak artık. Cohin gibi boynuna ellerine zincir takma.’’ Dedi. Mari donup kalmıştı. Başını sallayıp;
‘’Evet. Babam bu yüzden onu kaybetti. Bende kaybedemem.’’ Dedi. Kainos gülümseyip;
‘’Uyanana kadar başında olacağım. İçin rahat etsin. İsterseniz kalabilirsiniz.’’ Dedi. Aleksa rengi soluk gence bakıp;
‘’Onu bu halde görmek içimi yakıyor!’’ Dedi. Derin yanık izleri göğsündeki dikişten daha dikkat çekiciydi ve bu yanıkların acısını onun kadar Aleksa'da bilirdi. Aleksa bir şey sormak istiyordu ama çekiniyordu. Köşede duran sandalyeye yönelip;
‘’Ben bekleyeceğim. Sonuçta ben surdan düşüp baygınlık geçirince o başımda bekledi. Benimde beklemem gerek. ‘’ dedi. Mariana geniş yatağın kenarına yönelip;
‘’Beklemek istiyorum. Uyandığında onun yanında olmalıyım.’’ Dedi. Kainos geri sandalyesine döndü. Birkaç saat sessizlik sürdü. Mari kardeşinin elini tutmuş onu izliyordu. Aleksa oturduğu yerde bacak, bacak üstüne atmıştı.
‘’Kainos bazı dedikodular var.’’ Dedi. Kainos ona baktığında Aleksa önce yatağın kenarında oturan Mari’ye baktı. Daha sonra gözlerini Kainos’a çevirip;
‘’Doğudan gelen birlikler varmış. Savaş için. Buraya doğru çok güçlü birlikler yürüyormuş. Temahid’ler!’’ dedi. Kainos başını sallayıp;
‘’Doğru! Gelen birlikler var. Bizde savunma harekâtına başladık.’’ Dedi. Aleksa asıl soracağı şeyi sormaya çekinerek ona bakarak başıyla kapıyı işaret edip;
‘’Gidip yiyecek bir şeyler getirelim.’’ Dedi. Kainos başını sallayıp ayağa kalktı. Kapıdan çıkıp merdiven başına yakın Aleksa bir anda onu omuzundan tutup durdurup;
‘’Geçen ordunun deniz savunmasından birkaç asker geldi. Gemi tamiri için bizi çağırdılar. Gittim. Ve bu sırada bir dedikodu duydum. Ama inanmak istemedim.’’ Dedi. Kainos ona bakıyordu. Aleksa her zamankinden ciddi bir halde merdivenin yakınında dikiliyordu. Alt salondan bedenin yarısı gözüküyordu. Askerler Nazo Mush hakkında konuşup bir strateji askerine tecavüz ettiğini anlatıyordu. Cesedini ortadan yok ettiğini söylüyorlardı. Nedense anlattıkları kişi uzun saçlı soluk tenli birisiydi.’’ Dedi. Kainos donuk bir ifadeyle ona bakıyordu. Aleksa ona doğru bir adım atıp;
‘’O herif Arami’ye böyle bir şey yaptı mı? Bu yüzden mi kaçmak istedi ordudan? Seninle gitmek için Cohin’i bile yok sayan Arami bu yüzden mi kaçtı?’’ dedi. Aleksa ona gözlerini dikmişti. Kainos başını sallayıp;
‘’Doğru. Yapmış. Bizi araştırma birliği olarak gönderdiği bir ay içinde ona bunu zorla yapmış. Beni beklemiş kaçıp gitmemiş. Sonra Arami’nin konuşacağını düşünüp onu askeri bilerek ölüme sürmek ve yeterli olmadığı suçlamaları ile işkenceye maruz bıraktı. Onu öldürmeden kaçırdık. Ne var ki o çok zedelenmiş durumda. Geçmişte başına gelen ve unuttuğu anılar canlanmaya başladı.’’ dedi. Aleksa birden yumruğunu onun çenesine geçirip geriledi. Kainos ona bakmadan elini çenesine koyup;
‘’Ne kadar vurursan vur bu onu koruyamadığım gerçeğini değiştirmiyor Aleksa.’’ Dedi. Aleksa kaşları çatık ona bakıp;
‘’Arami’nin geçmişte başına ne geldiğini saniye, saniye biliyorum Kainos. Her an nasıl korku ile yaşadığını. Neden o eldivenleri elinden çıkarmadığını. Onu senden uzun sene önce tandım ben. Cohin’den önce tanıdım. Siz onun geçmişini azcık olsun duydunuz ama ben izledim. Bana gösterdi. Ve biz o geçmişte birbirimize sığındık.’’ Dedi. Aleksa ve Arami çocukluktan arkadaştı aslında ikisi de alt mahallelerde büyümeye mahkûm çocuklardı. Kütüphanecinin kızı ile Arami’yi tanıştıran Aleksa’ydı. Onun temiz bir yaşam bulma şansını ona veren Aleksa’ydı. Onu bataklıktan çekmeye çalışan Aleksa’ydı. Arami ve Aleksa konuşmadan anlaşır ve birbirini tamamlardı aslında. Birisi çok düzgün disiplinli diğeri hayta ve dağınık! Aleksa bazen Arami’ye abilik yapmış ve onunla ilgilenmişti. Kendi parmaklarını kırdığı sene onun için okuma yazma öğrenip onun yazmak istediklerini o yazmıştı. Gerektiğinde birçok çocuktan onu korumuştu. İkisi Aleksa on, Arami beş yaşındayken tanışmıştı. Aleksa oldukça eli çabuk bir hırsızdı ve doğduğu andan beri ailesi olsada yalnız ve yetimdi. Çala çırpa içe yata yaşıyordu. Ama çaresiz küçük çocuğu görünce onu gizli gizli korumaya abilik yapmaya başlamıştı. Arami’yi kendinden daha çok severdi. Ve onun için çok çabalardı. Arami onunla çok az konuşsa da hep yanındaydı. O da Arami’nin.
Kainos duvara yaslanıp;
‘’Biliyorum. Sen onun abisi gibisin. Ben çok çabaladım onu korumak için ama hep bir oyun içine düştük.’’ Dedi. Aleksa ona yeşil gözlerini dikip;
‘’Eğer Arami’nin canı yanarsa bende canlarını yakarım Kainos. Beni bilmiyorsun. Ben ona canımı hayatımı geleceğimi borçluyum. O çocuk bir an üzülürse…’’ Kainos merdivenleri çıkan kişiye bakınca Aleksa sustu. Heranions onlara bakıp;
‘’Böldüm mü?’’ dedi. Aleksa başını sallayıp;
‘’Yok, zaten ben dedim diyeceğimi.’’ Dedi. Heranions yüzünü tutan kardeşine bakıp;
‘’Dayak yemek için iyi bir sebebin vardır umarım.’’ Dedi. Kardeşini korumak isteyerek Aleksa’ya çevirdi gözlerini. Kainos abisi Heranions’a bakıp;
‘’Bundan daha fazlasını hak ettim. Aksine beni öldürse hakkı!’’ Dedi. Aleksa anlına düşen kıvırcık saçlarını geriye çekti. Birkaç adım ona atıp;
‘’Seni öldürmem. Biz arkadaşız ama o da benim herşeyden önce gelen canımın bir parçası. Umarım ona bunu yapan karşısında kayıtsız değilsindir Kainos.’’ Dedi. Kainos abisine baktı. Sonra Aleksa’ya bakıp;
‘’Hem de hiç. Her geçen gün yavaş yavaş daha acı ödettireceğim ona bunu.’’ Dedi. Aleksa kindardı. Asla yapılanı unutmazdı. Arami’nin kampta olduğunu dinleyip öğrenmişti. Onun iyi olduğu düşüncesi ile içini rahat ettirmişti. Ama son zamanlarda hep aynı şeyi duyunca emin olmak için Kainos’u sorguya çekmişti. Aleksa sakin yapılı olmasına rağmen çok korkunç bir gençti. Ufak yaşta yaşam hayatla mücadelesi onu gaddar birisi yapmıştı. Efira şehrinin en pis insanlarını tanırdı. Fare deliklerini bilir. Akla hayale gelmez bilgiler edinirdi. Arami ile kütüphaneciyi tanıştırmasına yardımcı olan bu dedikodu kanallarıydı. Onun burada yok olup gideceğini anlayınca sınıf atlaması için bir gece onu onların kapısına götürmüştü. Kütüphanecinin kızı onu tanıyordu zaten. Aleksa çocukluktan beri bu sarışın kızın peşinde dolanırdı ve bunun gerçek sebebini herkesten o kızdan bile saklıyordu. Cohin’in karşısına dikilip Arami’nin hikâyesini anlatıp ona bakmasını istemiş karşılık olarak da bir söz vermişti. Adam olacaktı. Cohin kızının peşinde gezen bu çocuğu bilirdi. Ona arada bir iş verir para kazandırırdı. Kaç defa onu evine çağırmış ve üstünü başını temizleyip göndermişti. Bunu birazda kızı için yapmıştı. Çünkü Mari’de ona gönül vermişti. Aleksa bu sözünü o günden sonra tutup pis işlerden elini çekmişti ama zaman değişmiş ve Cohin ölmüştü. Artık koruması gereken bir ailesi vardı. Cohin bir keresinde ona kızıyla evlenmese bile onlara sahip çıkmasını söylemişti. Ve o günden sonra adam olma çabasına girse de bazen devleri yok etmek için fareler gerekirdi. Ve Aleksa yeminini bozmaya karar verdi. Dedikoduları teyit ettirmişti. Şimdi Arami'ye bunu yapan adamı bulmaya gelmişti sıra. Kim olduğu önemli değildi. Bir gece onu alıp öldürüp denize atmak kadar kolay bir şey yoktu. Arami’nin annesini de uçurumdan aşağı öldürüp atmıştı.
Kainos’a bakıp;
‘’Bana bırak. Ben o herifi alırım. Sen konumunu riske atma. Sonuç olarak mesele aile meselesi oldu.’’ Dedi. Kainos ona bakıp kaldı. Heranions gözlerini Aleksa’ya çevirdi. Onun hakkında birkaç şey bilirdi. Ama emin değildi. Çünkü oldukça sakin yapılı bir adam bu dedikoduları yakıştıramıyordu. Kainos’a bakıp;
‘’Arami’yi yalnız bırakma.’’ Dedi. Bu kibarca git demekti. Aleksa aşağı dönecekken Heranions;
‘’Senin Arami ve Kainos’un arkadaşı olduğunu bilirim ama tanıyamadım seni Aleksa!’’ dedi. Birkaç defa gördüğü bu genci iyi tanımazdı. Arami’yi ve Mariana’yi tanırdı ama onu bazen görürdü. Aleksa ona bakıp;
‘’Doğrudur! Senden ben pek haz etmem.’’ dedi. Heranions onu biraz taradı ve
‘’Bir şehir efsanesi vardır bilir misin? Senin adını taşıyan bir şehir efsanesi! Bir çocuk zamanında birçok adamı gece uyurken öldürmüş. Boğazlarını kesip onları tek tek denize atmış. Girilmez kapılardan girmiş açılmaz kilitleri açmış derler. Adı da Aleksa. Gözleri varmış kızıl yeşil.’’






Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


2.1   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   3.1 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.