242   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   244 



“Leonardo, bu ne
demek oluyor?”



“Hâkimiyetimiz
altındaki topraklarda, iki barbar ork tarafından aşağılanacak mıyız?”



Başta Heinrich olmak üzere heyetteki üç mühendis öfke ile
çıkışacaktı, tek nefeste işgalci olarak tanımlanmış, bu da yetmezmiş gibi
gözlerinin içine baka baka tehdit edilmişlerdi.



“Başka bir söz
bilmezsiniz zaten; barbar ork, vahşi ork. Lafa gelince uygar olan sizsiniz, konuğumuz
dediğiniz druidleri tecrit altında yaşatmak mı medeniyet, yoksa hiç alakanızın
olmadığı, dünyanın bir ucundaki topraklara gelip yağmalamaya çalışmanız mı?



Sinirden hop oturup hop kalkan ihtiyarlara nazaran Nafız’ın
kaşı bile kalkmamıştı, sesini dahi yükseltmeden sıralıyordu sözlerini.



“Bunun bir uzlaşma
toplantısı olmasını bekliyordum ancak biraz daha devam edersek işler çığırından
çıkacak gibi görünüyor!”



Durumu gözlemlemekle yetinen mühendislerden bir tanesi daha
söze girmişti, Üstat Leonardo’nun her iki yanında duran basit abadan cübbe
giymiş ikili hariç tüm heyet konuşmuştu.



“Anlaşma, aynı
haklara sahip iki taraf arasında gerçekleştirilirse anlamlı olur, ben burada
böyle bir manzara göremiyorum!”



Diğer taraftan Druid Kurtuluş Ordusunu temsilen sadece Nafız
konuşmaktaydı, an itibari ile beşe bir kalsa da dişi orkun altta kalmaya niyeti
yoktu.



“Ha! Ha! Ha!
Gerçekten bu sefer doğru konuştun, ben de hangi özelliklerinize nazaran
karşımızda oturma şerefine nail olduğunuzu sormak üzereydim!”



Heinrich isimli mühendis üstadın uyarısına rağmen durmaya
niyetli görünmüyordu, kısa altın sarısı saçlarının çevrelediği köşeli yüzüne
yerleştirdiği umursamazlık ifadesini bir saniye dahi değiştirmeden küstah
tavırlarına devam ediyordu.



“Herhangi bir
olağanüstü özelliğe sahip olamayan barbar orkun tekiyim, sorunun cevabını ben
veremem. Bunu, Karsak şehrinden ayaklarını kıçlarına vurarak kaçan
arkadaşlarına sorman gerekiyor!”



Kenarları saçlarının renginde altın işlemelerle süslenmiş
cübbesinin içindeki Heinrich kıpkırmızı olmuştu, bilim kulislerinde en iyi
ikinci silah tasarımcısı olarak lanse edilen adam sinirden patlayacak gibi
görünüyordu.



“Böyle bir yere
varamayacağımızı görüyorum, en iyisi iki gün sonra bir daha toplanıp bu işi
sonuca bağlayalım!”



Gidilen yerin sonu görünmeyen karanlık bir tünel olduğunu
sezinleyen Üstat, bugün ki kısa oturumu bitirme kararını açıklamıştı. Orkların
da itirazı olmadığını görünce, yanındaki mühendislerle beraber köyü terk
edecekti kısa ve tombul adam.



“Leonardo, şu iki ork
ve yanlarındaki çelimsiz druidi neden bu kadar ciddiye aldığını hiç
anlamıyorum, izin ver bu gece son nefeslerini aldıklarından emin olayım!”



Yaşadığı aşağılanmanın hırsı ile yanıp tutuşan Heinrich rahat
durmayacak gibiydi, içine çökmüş ve orada delicesine büyüyen ikinci olmanın
ezikliği yeni bir yakıt bulmuştu bugün.



“Bizler bilim
adamlarıyız sevgili meslektaşım savaşçılar değiliz, eninde sonunda orta yolu
bulacağımıza olan inancımızı yitirmeyelim lütfen.”



Aldığı cevap yeterli gelmese de susmuştu sarı saçlı
mühendis, iflah olmaz bir romantik olan Leonardo’nun fikrini değiştirmenin
mümkün olmadığını biliyordu, bunun en büyük ispatı da bugün gitmek zorunda
kaldığı Druid Köyü idi.



Zamanında ne derse desin söz geçiremediği adamı bu seferde
ikna edemeyen Heinrich, adımlarını yavaşlatıp Üstat ve yanındaki iki aba
cüppeli mühendisin gerisine geçerek, öfkesini içine atmak zorunda kalmıştı.



Gerçekler onu her koşulda Leonardo’nun gerisine atmış olsa
da, pes etmeye niyeti yoktu köşeli yüz hatlarına sahip olan adamın. Diğerleri,
onun en büyük rakibinden aşağı kaldığı söylese de, aynı dönemin öğrencileri
olmaları nedeniyle başarıları sürekli gölgelenmiş olsa da, mücadeleden kaçmaya
niyeti yoktu.



Sadece, artık ne kadar kafa kafaya vuruşurlarsa vuruşsunlar
her seferinde kendisinin mağlup taraf olmasından bıkmıştı, bugün de ispat
ediyordu ki zayıf bir lider duruşa sahip bu adamın arkasında kalamazdı.



Üstat konutunun önüne gelince yanındaki iki mühendisle beraber
gruptan ayrılacaktı, kısa süre sonra başka bir yol ayrımda, toplantı sırasında
orta yolu bulmak için söze giren diğer bir kişi de arkadaşlarına veda etmişti.



“Üstat Heinrich, daha
neyi bekliyoruz!”



Yedi kişilik heyetten geriye kalan iki kişi sarı saçlı
adamın hizbiydi, başkalarının yanında yalnızca şehrin yöneticisine ait unvanı
kullanmaktan çekinseler de, kendi içlerinde Hendrich’e Üstat diye seslenmekteydiler.



“Gün bugündür,  beklediğimiz fırsat ayağımıza kadar geldi!



Diğer yancısı da gözlerinde parlayan hırsın etkisi ile
konuşurken, liderleri konumundaki adamın ay ışığında parlayan süt beyaz
suratında sinsi bir gülümseme vardı.



“Haklısınız, şehrin
içindeki adamlarınıza her an harekete geçecekmiş gibi hazır olmalarını
tembihleyin. Acilen bir mekanik şahini muhteremlere yollamanızı istiyorum, avın
kafese girdiğini yazmanız yeterli!”



Başarısız geçen oturumun ardından köyden ayrılan heyetin kaldırdığı
toz yere inmeden küçük kulübenin başka misafirleri olacaktı.



Leonardo’nun gelişi ile beraber hayatlarını sürdürebilecek
kadar iyi standartlara kavuşan ilk nesil druidlerden bir kaçı, aniden ortaya
çıkan orklarla görüşmek istiyordu.



“Ork savaşçıları,
sizlerden köyümüzü terk etmenizi istemeye geldik!”



Ömürlerinin sonbaharını yaşayan dört kişi aksak adımlarla
içeri girdikten sonra, içlerinden biri ileri çıkarak konuşacaktı. Bedeninin
durumu ve sesinin tonundaki tükenmişliğe bakarak bir kişi, bu kadının her an
ölebileceğini anlayabilirdi.



Geri kalan üçlü de onunla aynı kondisyona sahipti, belli ki
sabah yaşanan olaydan sonra gözü korkan druidler, ölüme hazırlanmış olan üyelerini
sözcü olarak seçmişlerdi.



“Ayrılmasına
ayrılırız ama bunun için bana geçerli bir neden vermeniz gerekiyor!”



Ayağına gelen sözcüleri görünce Nafız, gülse mi ağlasa mı
bilemeyecekti, üflese elinde kalacak olan ihtiyarlara karşı yumuşak
davranıyordu.



“Yüz seneden fazla
bir zaman önce, Ork Lordu Cesuryürek druidleri koruma görevinde başarısız oldu,
onun torunlarının da köyümüze felaket getirmesini istemiyoruz.



Leonardo’nun heyetinin ayrılırken takındığı tavır ve yaydığı
enerji, belli ki druidlerin en büyük korkularının hortlamasını sağlamıştı,
kendilerini koruyan hayırseverlerinin fikrini değiştirmesini hiç
istemiyorlardı.



“Kendi güçsüzlüğünüz
için biz orkları suçluyorsunuz demek, öyle olsun!”



Sözlerini insanın kanını donduracak kadar acımasız bir
kahkaha ile sonlandıran Nafız, yavaşça ayağa kalkarak kulübe benzeri evin
kapısına doğru yürüdü.



Dışarı çıktığında tüm köy halkı çoktan etrafını sarmıştı
bile, Alyon’ un arkasında belirmesini bekledikten sonra gözlerini kalabalığın
üzerinde gezdirerek konuşmaya başlayacaktı dişi ork.



“Bu soruyu sadece bir
kere soracağım, düşünmek için sabaha kadar vaktiniz var!”



“Halkınızın
bağımsızlığı için savaşan, Druid Kurtuluş Ordusuna katılmak ister misiniz?”



Dişi orkun sesi sık ağaçlarla çevrili köyün içinde eko
yaparak çınlıyordu, ölümüne şaşıran her druidin kulağından girerek arşa
yükselen sözleri, sakin gecenin böğrüne bıçak gibi saplanmıştı.



“Evet diyenler, sabah
bizimle beraber ayrılmaya hazır olsunlar!”



Kulübenin tahta kapısının sertçe vurulmasının ardından her
kafadan bir ses çıkacaktı, fısıltılar birleşerek köyün adeta dev bir arı kovanı
haline dönüşmesini sağlamıştı.



“Dağılın ulan!”



Çevreledikleri yapının kapısı bir kere daha açıldığında bu
sefer devasa bir figür belirmişti önlerinde, ağzından köpükler saçarak küfreden
Alyon gürültüden rahatsız olmuş gibiydi.



“Ne diyorsun Ainle,
içlerinden çağrıma olumlu yanıt veren çıkar mı?”



Nafız, olaylara seyirci kalarak günü tamamlayan cılız
druidin görüşünü sorduğunda inanamamazlık ile ona bakan bir suratla karşılaştı.
Daha önce dişi ork tarafından bir kere olsun adam yerine konmayan Ainle, bu
duruma nasıl tepki vereceğini bilemiyordu.



“Bunlardan bir cacık
olmaz, belki bu bile köyde kalmak isteyebilir!”



Attığı fırça ile küçük bir nebzede olsa rahatlayan Alyon,
kalan hıncını da cılız druidden çıkarmaya niyetliydi.



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Özgür mü diyorsun
kendine? Sana hükmeden düşünceni duymak isterim.



Böyle Söyledi Zerdüşt, Friedrich
Nietzsche



 



 



 



 



 



 




Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


242   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   244 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.